Yeni bölüm için yorum sınırı +10 (Nütfen sınırı geçelim :'))
43. Bölümden
Elim Harvey'nin omuzlarına sürtündü.
Bana bakmamasına ve konuşmamasına rağmen açtığı kolunun altına gelmemi emretti hareketleriyle. Ne de olsa herkes çok rahat hareket ediyordu.
Kucağına yerleşip sırtımı masaya döndüm. Yanak yanağa bir pozisyondayken "Ferruh Canatan." diye fısıldadım kulağına. "Cezayirli bir maden zengini. Tamina onun yanında."
44. Bölüm
Etrafıma doladığı kolları hareketlendi. "Fold."
"De La Cour, floshu yere mi savurdun sen?" Diye sordu ellilerinin sonunda olmasına rağmen halen zift karası saçlara sahip olan adam. Şaşkın bakışlarına kuşkucu tavrı eşlik ediyordu.
"Güzel bir kadın floshtan daha cazip bay Ferdinand." Harvey beni kucağından itip ayaklanırken Bellamy'ye baktı çok kısa. "Hem uzun zamandır craps oynamıyordum ve bu güzel kadın bana meydan okuyor."
Ferruh'un craps masasında olduğunu varsaydım. Harvey'nin kendinden emin hareketlerine baktığımda öyle olmalıydı!
Dizlerimi kırıp referansla masaya doğru eğilerek gülümsedim. "Şeytanınız bol olsun."
Bellamy başını salladı; kadın ve eskortu tamamen birbirleriyle ve masayla meşguldü ve diğerlerini göremedim. Harvey beni kanadının altına çekip hızla çıkışa yönlendirirken sordu. "Emin misin?"
Tamina'dan emin değildim ama Mina'dan emindim. "Evet."
Dudaklarını ıslatarak garsondan bir viski istemek için duraksadı. "İçki içemezsin!" Diye öfkelendim. Yani... Bir operasyonun ortasındaydık. Sarh- Son enlemdeki mavi cep mendilli adamı fark edip hızla öne atıldı; adamın omzunu sıkarak tısladı. "Bell'e craps masası açması gerektiğini ilet."
Harvey'ye baktım. "Sen açamaz mısın?"
Beni beraberinde çekiştirerek ilerlerken "Elbette açarım." Dedi. Bu arada garsonun getirdiği viskiyi dudaklarına götürmeden bir başka garsonun tepsisine bırakıvermişti. Bu sayede viskiyi Bell'in adamlarından birini bulana kadar bahane olarak kullandığını anladım. "Ama Ferruh benim masama gelmez."
Harvey hep bana kocaman kocaman bir mafya gibi geliyordu oysa o daha ligin başında bir oyuncuydu. "Buraya gel," Diyerek beni slot makinelerinin olduğu koridora soktu. Bilardo masalarının olduğu salondan geçtik ve bir kat daha aşağı inerek crops ve barbut oynayanların arasına girdik. Barbut oyununun mantığını biraz da olsa anlıyordum; karmaşık değildi ama craps barbutun apdate edilmiş, daha karmaşık bir versiyonu gibiydi. Girişin hemen yanında barbut atan üç küçük masa vardı bir sonraki sırada bir krupiye blackjack oynayanları yönetiyordu. En arkada ise birisi boş, iki craps masası vardı.
"Hangisi?" Diye sordum heyecanımı bastırmaya çalışarak. Balığım neredeyse oltanın ucunda salınıyormuş gibi hissediyordum. Zaferimin kanlı kokusu burnuma sürünüyordu resmen.
Beni blackjack oynayanların yanına çekip burnunun ucunu kaşıdı. "Barbut oynayanların arasında." Diye fısıldadı. Harvey'ye sokulup göğsüne yaslanırken yakalarıyla oynadım. "Hangi masa?"
"Ortadaki." Dedi. Aslında elbette merakımı cezbeden kişi Mina'ydı; bakmam gerekenler kadınlardı ama adamın kasırga gibi esen tarzına kayıtsız kalamadım. Adı Ferruh olan, Cezayirli bir adamın bu kadar sıra dışı bir tarzla barbut oynaması inanılmazdı. Adamın zincirli kıkırdak küpesi, uzun, sivri ve ojeli tırnakları, kırmızı pigmentli lipbalmı ve minik topuklu kösele ayakkabıları gerçekten de dikkat çekiciydi. Adamın Cezayirli olduğuna dair tek somut kanıtı esmer teni ve koyu gözlerine çektiği siyah sürmeleriydi.
Adamın çekici olduğunu kabul etmek zorundaydım. Derken bizim girdiğimiz kapı açıldı ve Bellamy yanında Juliet'le içeri girdi. Küçük bir kalp çarpıntısı ile Juliet'e baktım. Bu kadar kısa süre içerisinde Diane'i çıkartabilmiş miydi yoksa Bellamy tarafından sinsi planlarımız suya mı düşürülmüştü? Beklenti dolu gözlerim Juliet'e döndü.
Sevgilisinin elini tutmuş gülümseyerek bize yaklaşıyordu. Bellamy'ye baktı ve gülen gözlerini bana çevirirken sımsıkı yumup tek bir sefer olmak üzere başını onay hareketi ile indirip kaldırdı.
"Ne oldu?" Diye sordu Harvey bana dönerek.
Ne? Ne olmuştu?
"Sendeledin." Diye üsteledi.
Rahatladığım için elim ayağım boşalmıştı muhtemelen.
Oradaydı! Açılan kapının ardından Nikolai ve Marianne ile birlikte içeri girmişti Van kedisi. "Tamina," Diye soludum. "Geldi."
Kendine hakim olamadı. Her zaman kontrollü olan tavrı ona ihanet etmişti. Bakışları kadınla buluşurken zar zor yutkundum. Doğrusunu söylemek gerekirse çarpıcı bir kadın değildi. Güzeldi ama büyüleyici olduğunu söyleyemezdim; saçlarını kestirmişti ve Diane'in söylediği gibi gözlerinin biri mavi diğeri elaydı. Esmer teninin üzerine giydiği çiğ beyaz elbise, rengarenk gözleri, boynunun uzunluğunu ortaya koyan dekoltesi ve kısa saçlarıyla sıra dışı bir kadındı.
Ama en fenası... Kadın benden büyük görünmüyordu. En fazla otuzunda gibiydi. Buraya çok küçükken getirildiğini varsaydım.
Harvey'nin belimdeki eli etimi sıkıştırırken ona döndüm. "Korkut bize kızın gözleri hakkında bir şey söylememişti." Sesindeki soru tınısını duydum. Diane'in söylediklerini bilmiyor olsaydım bu ikilem konusunda Harvey'e katılırdım ama bu sıra dışı güzelliğin sebebi doğal değildi. "İnan bana," Diye fısıldarken etrafımızdaki oyun hararetlendi. "bu muhtemelen Tamina."
Dudaklarını ıslatıp hareket edince bana güvendiğini anladım. Aynı anda da Ferruh Marriane'i görerek arkasına bakındı. Elini kıza beklentiyle uzatınca ise emin oldum. Tamina değilse bile Mina'yı bulmuştum.
Harvey blackjacki bitiren krupiyere craps oynayacağımızı söyleyerek beni arka masaya çekerken beklentiyle Bell ve Juliet'e baktım.
Nikolai bakışlarımı yakaladı. Gerçekten ama... Hayatımın rolünü oynadığım şu sahnede Nikolai için kıvırmak istemiyordum.
Fakat belli ki o beni dans ettirmek istiyordu. Krupiye henüz masayı hazırlarken Nikolai diğer herkesi arkasında bırakıp yanımıza geldi. Harvey'nin göğsüne damgalanmış o kanat dövmesi şahlanıp açılmış gibi hissettim. Kelimenin tam anlamıyla beni kolunun altına saklamış gibiydi nitekim. "Bay De La Cour." Dedi adam samimiyetle. Aslında Harvey'le ilk defa konuşuyordu. Bell ve Nikolai'ın arasındaki alışverişin ne olduğunu bilmesem de beni talep eden Bellamy'ydi. Müşteri asla Harvey olmamıştı ve ilk karşılaşma olmasına rağmen Nikolai'ın bu yersiz samimiyeti beni biraz ürkütmüştü. "Eğleniyor musunuz?"
Harvey gülerek cebinden paketini çıkarttı. "Tahmin edeceğinizden çok." Derken zipposu havayı aleve boğmuştu. Dumanı kendiyle Nikolai arasında gri bir set oluştururken bana bakıp masa altından tuttuğu elimi sıktı. "Bu turnuvaya daha önce katılmadığıma pişmanım desem, ne kadar eğlendiğime bir referans olur mu bilmem."
Nikolai resmiyetle gülerken beni süzdü baştan aşağı. Gözlerimi çekmedim ve rahat rahat gülümsedim. "Umarım dün geceden memnun kalmışsınızdır?"
Harvey'nin parmaklarımı tutan eli yumruk oldu. "Özelim hakkında ulu orta konuşmaktan hoşlanmam Nikolai." Dedi resmi bir ses ve mesafe ile. Harvey bu konuda yalan söylemiyordu; mahremiyetin ihlali Harvey için kutsal topraklara ihanet gibiydi ama bahsedilen mahremin ben olması, durumu olduğundan da fazla hassaslaştırıyordu sanırım.
Yumruğuna hapsedilmiş parmaklarımı oynatarak rahatlaması için ona sinyal gönderdim. Benim bir fahişe olduğumu sanıyorlardı nihayetinde. Nikolai için benim bir mahremim yoktu.
"Annie dün gece bazı tatsızlıkların yaşandığından bahsetti de..." Diye konuştu Nikolai mahcup bir ifadeyle. "Tuvaletteki durumun size yansıyıp yansımadığını merak ettim sadece."
Yutkundum. Bunu ben halledecektim! Harvey'yi kıllandırmaya ne gerek vardı?!
"Hangi durum?" Diye sordu Harvey bana dönerek. Dudaklarımı ısırıp gülümserken Nikolai'a doğru el salladım.
"Elbette ona yansıtmadım." Diye kıkırdarken parmaklarımla mücadele eden Harvey'nin elinden kurtulmaya çalışıyordum. "Küçük bir kaçamak. Hem Marianne haklıydı."
Nikolai gülümseyip tek kaşını kaldırırken "Böyle düşünmene sevindim Larissa." dedi. "O güzel vücudunda iz kalsın istemiyorum çünkü."
Canına susuyordu.
Bunlar benim için cidden sorun değildi. Ben zamana, mekana ve şartlara bakardım. Şu an için Rus mafyasının bir fahişesi miydim? Öyleydim! O yüzden Nikolai'den nefret dahi etsem adam haklıydı. Dün gece o adamın sermayesi olarak küçük çalışanını zıvanadan çıkartmış mıydım? Evet. O zaman dilediğince bana göz dağı verebilirdi. Bunu sineye çekmezdim; Eyşan olsaydım... Ama ben Larissa'ydım.
Fakat! Ben Harvey için dün, bugün ve yarın, yani her an ve her zaman Eyşan'dım ve onun sevgilisiydim. İşte bu yüzden canına susuyordu Nikolai.
"İtaatkarsızlık edecek kadar aptal değilim." Derken Marianne'e el sallayıp rahat bir tavır takınmaya çalıştım.
Dudaklarını sımsıkı yummuştu. Bakışlarındaki ay ışığı sönmüş gibi kararırken gözlerimi kapadım içtenlikle. Ona söylemediğim için kızacaktı!... Ama ben kendi işimi kendim halledebilirdim. Her küçük tökezlemede ondan yardım mı isteyecektim hem!
'O yüzden Eyşan, bir şey olduğunda söyle. Saklama, kendi başına halletmeye çalışma.'
Vicdanım benimle dalga geçmekten büyük bir haz falan alıyordu herhalde! Elbette unutmamıştım! Ama bu ondan yardım almazsan öleceğim bir durum değildi ki!
'Düzgün dur yoksa şuracıkta Sergei'ye boynunu kırdırırım, De La Cour denen adam da sayemde gerçek bir ölü siker.'
İnlememek için zor tuttum kendimi. Tehlikeli bir iş yaptığımın farkındaydım!... Sadece... Eski alışkanlıklar kolay bırakılmıyordu.
"Craps mı? Blackjacke geçmeyi planlıyordum." Dedi Ferruh İngilizce. Harvey'nin elinden kurtulup kenara kaymayı planladım ama izin vermedi. Öyle ki beni önüne katarken kulağıma fısıldadı tehlikeli bir şekilde. "Planın bundan sonraki kısmı bende."
Bok ondaydı! Kodu bilmiyordu. Üstelik Marianne'i öldürürken yalnız olmayı planlıyordum. Belki sadece bir mavi cep mendilli eskortla birlikte. Ama asla Harvey'le değil!
İzin vermezdi çünkü.
"Bir tur oynayalım en azından." Dedi Bell şüphe çekmeyecek bir centilmenlikle. Canı craps çekmiş gibi davranıyordu gerçekten de. "Sevgilim, sen?" Diye sordu Juliet'e dönerek. Arsız arsız sırıtırken Harvey ve masa arasından çıkmaya çalıştım.
"Harvey lütfen," Diye fısıldadım. Eli belimi kavrayıp beni göğsüne çektiğinde krupiyer masadan ayrıldı. Yerine oyunun moderatörü ve çipleri kontrol eden bir boxman, ödemeleri yapan iki dealer ve zarları yönlendiren bir stickman gelince Harvey "Başlıyorum." Dedi beni görmezden gelerek. Şu an ki kimliğim yüzünden beni çok daha rahat yönlendirebiliyordu ne yazık ki. Oysa daha biraz önce fahişe olduğum için mahremiyetimin olmaması sinirlerini oynatmıştı.
İki yüzlü!...
Come out roll yaptı ve oyuna başladı.
Dediğim gibi bu benim için fazlasıyla karmaşık bir oyundu. Zarlar bazen büyük geliyor ama yine de üzülüyorlardı. Bazen ortalama bir sayı hepsini ütüyordu. Oyunu anlamaya çalışmaktan vazgeçtim. Zaten önceliğim de değildi; ben sadece her seferinde etrafı kontrol edip Mina'nın hareketlerini izliyor ve savunmasız bir anını bekliyordum. Savunmasız andan kastım ise duvarlarının en ince olduğu zaman dilimleriydi. Süha dediğimde oskarlık bir performansla duygularını saklarsa tüm çabam boşa giderdi çünkü.
Ve aslında buldum. Fahişe olsun ya da olmasın Mina Ferruh'tan gerçekten hoşlanıyordu ve Ferruh işe yarar bir zar attığında samimiyetle seviniyordu. Yani duygularını engellemiyordu. Harvey'nin kulağına eğilirken bugün anlattıklarına binaen sordum. "Ferruh bu el kazanır mı?"
Başını olumsuz bir şekilde sallayarak bana baktı.
Ona cevap verip dikkatleri üzerime çekmek istemedim. O yüzden hızlı bir soru daha sorup dudaklarını okşadım şehvetle. Yersiz bir hareket gibiydi ama Marianne orospusu ve Nikolai pezevenginin gözü üzerimdeydi.
"Kaç tur sonra?"
Burnu boynuma sürtünüp beni kokladı derin derin. Ezberinden yardım mı alıyordu yoksa cevabına kılıf mı dikiyordu bilmiyorum ama kasıklarıma inen sızlama yüzünden neredeyse inleyecektim. "Dört el sonra." Diye mırıldandı iştahla.
Hareketlerimiz fazlasıyla yersizdi. Sadece ona kızamazdım! Muhtemelen ben de onun fitilini ateşlemiştim.
"Son el zarı bana attır." Diye karşılık verip çok hızlı bir şekilde öptüm onu.
Nikolai ve Marianne'in radarlarını üzerimde hissediyordum ama Juliet'in bir kamera gibi beni takip ettiğinin farkında değildim. Utançla başımı yere eğerken kaşlarımı çatmıştım. Ona bir şeyler açıklamak zorunda değildim elbette ama bu durum onun soru sormasına engel olmayacaktı muhtemelen.
Gözlerimi kaçırıp en azından şimdilik onun yargılayıcı bakışlarından kurtulmaya çalıştım.
Nichole ile birlikte fena sıkıştıracaklardı beni...
"Sen atmak ister misin Larissa?" Harvey'ye bakarak zarları elinden aldım. Yumruğumun içinde salınan zarların çarpışan kemik seslerinin üzerinden yumruğumu öptü nazikçe ve üfleyerek bileğimi savurdu.
"Üçe iki!" Dişlerinin arasından keskin bir nefes aldı Ferruh, epey neşelenmiş görünüyordu. "Zarları fıstığa attırmak şans getirmedi, De La Cour."
Harvey çapraz gülüşünün ardından başını eğip, "Belki benim şanssızlığım senin şansın olur Canatan." Dedi. Bellamy ve Juliet bizim aksimize zarları birlikte sallayıp atarken Ferruh, "Belki." Deyip Mina'nın omzunu öptü.
"Dört üç." Dedi Marianne. "Ferruh da yediyi tutturursa fena ütüldün sayılır Harvey."
Harvey'yi ham yapmak ister bakışlar atıyordu kaltak! Nezarette geçirdiği gecenin ardından bile aklının fikrinin sekste oluşuna inanamıyordum!
"Altı bir!" Diye bağırdı kız ve odağımı topladım hemen. Mina'nın en ama en zayıf anında Marianne'e küfretmekle meşgul olmayacaktım.
"Süha." Dedim net ama kısık bir sesle. Bir nida gibiydi. Aslında bu yüzden ulu orta söylemekten çekinmemiştim. Kimse bu galibiyet kahkahalarının arasında ne dediğimi sorgulamadı bile.
Mina hariç. O rengarenk gözlerini dudaklarıma dikmiş, bana bakıyordu. Göz bebekleri titreşiyordu ve yüzündeki sevincin an be an solduğunu fark ettim.
Yakalamıştım! Mina aslında Tamina'ydı.
"Ne dedin sen?" Diye sordu tehditkar bir sesle.
Umursamazca omuz silkip yan çizdim. "Oha," Dedim kahkahayla Harvey'ye dönerek. "Gerçekten de fena ütüldük."
Gergin gergin güldü Harvey. Ama yani... Gerçekten mi? Bir amaç uğruna bile olsa yenilmekten bu kadar mı nefret ediyordu? Gülümsememi bastırırken büyük büyük hareketlerle kollarını üzerimden attım.
"Zarı ben salladım diye üzerime gelmeyeceksin, değil mi?"
Gözlerini kıstı.
Gerçekten de sinirlenmişti. "Ben onurumu temizlerken sen de makyajını tazele." Diyerek beni başından savdı. Beni gerçekten de görmek istemiyordu. Kahkahamı bastıramadım. Bana eşlik eden gülüşmeler durumu daha da komik hale getiriyordu doğrusu. Sabah söylediği cümleleri hatırlayınca bu yenilginin ona ağır gelmesi normaldi tabii.
"Hırsın beni ürküttü De La Cour." Diye dalga geçti Ferruh; ona katıldım. Onuru derken... Muhtemel Harvey onu müthiş ütene kadar oyuna devam edecekti bu kez.
Bellamy oyundan el çekerken yerine Nikolai girdi ve Mina'nın bakışları hala üzerimdeydi... Beni bir ördek yavrusu gibi takip edeceğine emindim. "O halde ben de efendimin sözünü dinleyeyim." Diyerek nereye gideceğimi herkesin duymasını sağladım.
Mina zaten peşime takılacaktı ve Tamina vakti zamanında Diana kadar asi bir kız idiyse Marianne onun teklifsizce peşimden gelmesine izin vermeyeceğini sanıyordum.
Juliet'e baktım ısrarla. Bellamy beni gerçekten de öldürecekti ama ondan başkasına an itibariyle ulaşamazdım... Natt burada olsaydı iyiydi de... Ona da Diane'i emanet etmiştim.
"Ben de geliyorum." Dedi Juliet odayı çınlatan bir sesle. Bell'in buna onay vermediği bakışlarından belliydi. Öyle ki Nikolai'ı umursamadan Juliet'in peşine adam taktı; minnet ettim. Bellamy şu an kahramanım sayılırdı.
Arkama bakındım. Gelen giden yoktu tuhaf bir şekilde.
"O mu?" Diye sordu Juliet merakla. Başımı salladım. Oydu! Ama neden gelmiyordu?...
"Diane'i ne yaptın?" Diye sordum fırsattan istifade.
"Çıkarttım." Arkasını kontrol ederken fısıldıyordu.
Tamam ama nasıl? Başımı sallayışımdan sorumu anlasa da cevap vermedi; bakışları korumadaydı. Anladım. O da Bell'in arkasından iş çevirmişti. Korkmuyordum ama endişeleniyordum. Moskova defterini kapattığımızda esaslı bir sopa bizi bekliyor gibiydi.
Dayak yiyeceğimi sanmıyordum ama çetin bir mücadele yaşayacak gibi hissediyordum.
Lavaboya girdik ve beklemeye başladık. "Gelecek mi?"
"Gelmesi lazımdı." Diye dudaklarımı ısırdım. İsmi duyduğunda boşu boşuna yüzü allak bullak olmuş olamazdı. Peki ama neden gelmiyordu? Belki de Juliet'ten çekiniyordu. Nihayetinde onun özgür bir kadın olduğunu biliyordu. "Sen gitsene," dedim aniden. Ateşe benzin attığımın farkındaydım. Tamamen tek başına olmak benim için bile tehlikeliydi ama Tamina gelmiyorsa...
Yüzüme baktı ve kabul etti. "Adamı içeri al." Diyerek beni orada bırakırken korumayı içeri gönderdi.
"Kabinde bekle." Dedim içeri gelen adama. En azından tek başına değildim.
Biraz bekledim. Juliet'in içeri geçip benim tek olduğumun altını çizmesi ve Tamina'nın bir bahaneyle buraya gelmesi zaman alabilirdi.
Tahmin ettiğim gibi oldu; bu yüzden gerildim çünkü neredeyse beş dakikadan fazlaca bir zamandır buradaydım ve Tamina şimdi gelse bile vaktimiz fazlasıyla kısıtlıydı. Daha fazla oyalanamazdım; kabindeki adama çıkacağımızın haberini veriyordum ki içeri girdi. Tuvaletten yeni çıkmış gibi yaptım.
Beni pür dikkat inceliyordu.
Oynayacağını düşünmüştüm. Ağzımdan laf almak için çeşitli denemeler falan yapacağını sanıyordum ancak hayır. Merakını dümdüz soracak kadar korkusuzdu.
"Kimsin sen?"
"Sen kimsin?" Diye sordum. Tüm ipuçlarım birleşip doğruyu işaret etmiş gibi görünse dahi Mina hala Tamina olmayabilirdi. Bu kuşkumun üzerine gittim. "Mina?" Diye sordum bir küçük adım yaklaşarak. "Tamina?"
Nefesinin ortasında durup yutkunarak bana baktı.
"Tamina." Dedim bu kez karşılık olarak.
"Ne istiyorsun?" Vay canına, Diane'in anlattıkları ve gördüklerim birbirine tamamen zıttı. Diane'in anlattığı Mina'nın ruhunda öfke vardı, tiksinti ve yaşam arzusu. Fakat şimdi karşımda duran kadın kafesine alışmış gibiydi.
"Korkut gönderdi beni." Dedim yekten. Dananın kuyruğu mu kalmıştı? O benim fahişe olmadığımı Süha, diye soluduğum anda anlamıştı. İster şimdi gammazlardı, ister dinler ve kendine bir iyilik yapardı.
"Aklına mı gelmişim?" Diye tısladı. "Beni o herife verirken..." Yutkundu. "Git efendine söyle, başka bir çocuk bulsun kendine!"
Emin olamadım. Korkut pedofil değildi ki! Yani... Olamazdı. Öldürdüğü onca pedofil sapık neydi peki? Tiksindiği bir şeyi yapıyor olamazdı ki!
"Oğlun peki?" Diye soludum. Aralarındaki ilişki her neyse beni yerden yere çalacakmış gibi hissediyordum ve bu yüzden öğrenme niyetinde değildim ama Tamina'yı bulmuştum madem, Serdar elimde demekti. Onu bırakmaya hiç niyetim yoktu. "Onu görmek istemiyor musun?"
Dişlerini sıkarak tıkanmış burnundan nefes almaya çalıştı. Bir fahişeyi kıskanacağım hiç aklıma gelmezdi... Ama o bir anneydi.
Benim asla olamayacağım bir kadındı o.
"O çocuk," Dedi zar zor. "benim tecavüzlerimin bir kanıtı!" Hiç beklemediğim bir anda yumruk yemişim gibi irkildim. "Ne Korkut'u ne de üzerime binip bana tecavüz eden adamların piçini görmek istemiyorum!"
Yer çatlıyor gibi geldi; magmanın fokurdayan nefesi yüzüme üflüyordu sanki. Neye daha çok şaşırdığıma emin olamıyordum. Korkut'un babamı avlamaya sebep cinsel takıntısının bir benzeriyle Tamina'ya dokunmasına mı yoksa bir annenin kendi çocuğuna piç demesine mi?...
"Nikolai'ın fahişesi olmaya devam mı edeceksin?" Diye sordum Tamina çıkmaya yeltenirken. "Bedenine ve ruhuna tecavüz eden adama para kazandırmaya devam mı edeceksin? Gözüne bunu yapan adama?"
Sinirden sarsılıyor gibiydi. Tuttuğu kapı kolunu savururken üzerime yürüdü korkunç bir öfkeyle. "Sen ne bilirsin be?!" Diye bağırdı. "Zevkine orospuluk yapıp bana ahkam kesebileceğini mi sanıyorsun?"
Elbette bunu sanmıyordum. Şansımı deniyordum yalnızca...
"İki gram kokoya ya da bir bardak biraya bar köşelerinde sikişmek eğlenceli geliyordur sana!" Diye hırladı omuzlarımdan iterken. "İçeride sana bebek gibi bakan adamın gerçek olduğunu da sanıyorsundur şimdi sen! Korkut da söz vermiştir; Tamina'yı getir, seni içeride bırakmayacağız falan demiştir sana!
Nasıl bir boka battığından haberin var mı senin?" Konuşurken dudaklarından tükürükler saçıyordu kuduz bir köpek gibi. Sakin görünen, sevimli ifadesinin altında yatan fırtına aramıza dökülmüştü belli ki. Zayıflığını hissettim.
"Sen, ben onlar için tek kalemde harcanacak orospularız!" Diye inlerken esaslı bir tokat geçirdim yüzüne. Deli gibi ağlamak; yaşadıklarının hıncını benden çıkarmak istiyordu. Kendiyle duyguları arasındaki duvarın saydam bir perde kadar inceldiğini hissettim. Şimdi zihnine ekeceğim tohumlar çok daha hızlı yeşillenirdi.
"Kendine iyilik yapmak istersen Ferruh'u kırk ikinci kattaki odalardan birine çıkar. Ve saat sabah dörtte tetikte ol." Dedim çok net bir şekilde. O bir hesaplaşma istiyordu ama poker resepsiyonunun tuvaleti bunun için en doğru yer değildi. "Al," Diyerek jartiyerime sıkıştırdığım yedek telefonu verdim hala şaşkınlıktan yanağını tutup yere bakan kıza. "Korkut'u bilmem ama ben sana istediğin o özgürlüğü verebilirim."
"Nikolai'a senden emin olmadığımı söylediğimde bana kızmıştı." Buz gibi, dar ağızlı bir namlu enseme bastırıyordu. Sesin sahibi ise gelmesini dört gözle beklediğim Marianne'den başkası değildi. "Bu itirafı duyduğum iyi oldu."
Silahının güvenliğini kapattı ve namlusunu enseme bastırırken son bir kez fısıldadı. "Önce Diane şimdi Mina, senin benim küçük kadınlarımla derdin ne kızım?"
Yakın dövüşte hiç iyi değildim ama puma patilerimden fırlayacak tırnakların Marianne orospusunun yüzünde nasıl eserler bırakacağını merak ettim.
Üstelik, bu cani kadın tek bir kurşunla rahatça ölmeyi de hiç hak etmiyordu. Ve hayır, bu kez bıçaklarıma da güvenmiyordum.
Benden hiç beklemediği bir çeviklikle arkamı dönüp dirseğimle kolunu ittirdim. Elindeki silah ateş alıp duvardaki aynayı parçalarken Tamina yeri çöküp kulaklarını kapattı. Aynı anda kabindeki adam dışarı fırlamış ve bu hareket davetsiz misafir Marianne'i kısa bir an sarsmıştı. "Karışma!" Diye bağırdım adama. Marianne ile aramızda çok kısa bir mazi vardı ama buna rağmen bana ödemesi gereken bir sürü borç yapmıştı. Kendi ellerimle tahsil etmek istiyordum onu.
Beni şaşırttı. Marianne eğilerek kolumun altından belime hücum ettiğinde hareketine mana vermem biraz sürmüştü. O yüzden gücü ve ivmesi beni yere çaldığında çok kısa bir süreliğine beni alt etmesine izin verdim.
Başım sert semine çarpıp içeride çığlıkvari bir çınlamaya sebep oldu.
İşte bu yüzden yakın dövüşü sevmiyordum; arada mesafe varken adamları çok daha kolay haklıyordum... Ama pes etmek yoktu. Marianne beni koltuğumun altına girerek yere düşürdüğü için o çok daha dezavantajlı durumdaydı ve ben de bunu kullandım. Kalkmaya çalıştığı sırada boynunu kolumla belim arasına sıkıştırıp nefesini kestim. Debeleniyordu.
Hayır, bu fazlasıyla kolay bir ölüm olurdu. Debelenmeleri yumuşarken açtım kollarımı.
Benim gırtlaklandıktan sonra uyandığımda aldığım ilk nefes gibi öksürük dolu ve bir düdük gibi incecik ötüşlerin eşlik ettiği bir nefes aldı. Kendini benden uzağa atarken gözlerinde korkuyu gördüm. Silahını bile aramıyordu. Beni Nikolai'a devretmeye karar verdiğini düşündüm.
Ama fırsatı olmayacaktı. Kolundan yakalayıp onu arkalardaki bir tuvalet kabinine savururken adama emrettim. "Tamina'yı getir!"
Marianne benimle giriştiği mücadelede hızla korkuya teslim olduğundan debelenmeleri saniye saniye güçsüzleşiyordu. Benim serbest takılan bir fahişe olmam onun gözünde bu piyasanın yemi olmam anlamına geliyordu. Onun perspektifinden hiç mücadele etmemiş, erkeklerle dövüşsem de hiç kadınlarla karşı karşıya gelmemiştim. Onun saldırısı beni korkutacaktı onun hesabına göre.
Kolundan savurup kabinin önüne ittim. "Sana merhametli davranmayacağım." Diye tısladım bir yılan gibi. O uzun, dalgalı saçlarını ellerimin arasına dolayıp arkamda kıpırdanan gölgelere baktım kısa bir an. Adam kapıya bakıyordu birisi girerse diye. Tamina ise eli ağzına siper olmuş bir halde bizi izliyordu.
Kavradığım saçlarından geriye asılıp kulağına fısıldarken Tamina'ya baktım. Az önce söylediklerim onun için laftı ama onun gözlerini ve hayatını mahveden kadını öldürürsem onun gözünde dinlemeye değer bir ihtimal olacağımı düşünüyordum. "Kime bulaştığın hakkında bir fikrin var mı Marianne?" Diye sordum sempatik bir sesle. Gözlerindeki sivrilikten korkacağımı mı sanıyordu? Saçlarına doladığım elimle kadının başını tuvalet kabinin üçgenine bastırdım sertçe. Alnından burnuna açılan yaradan kan sızıyordu. Acıyacak yerlerim müsait değildi, kusura bakmasın; ona değil acımak, bir minik üzülemiyordum bile. O bir mağdur değil, ortaktı! Nikolai'ın partneri sayılırdı. Du Pond'u ve Gürsoy'u tanıdığına da emindim. "Eyşan Gürsoy'a tokat attın sen." Diye fısıldadım buz gibi bir sesle.
Elimin altındaki bir palamut gibi çırpınışları bıçak gibi kesildi. Evet, babamı tanıyordu.
"Nikolai seni gebertir!" Diye inledi. Elimi jartiyerime götürüp silahımı çekerken gülümsedim.
Namlumun ucuyla başımın yere çarpan kısmını kaşıdım yumuşak yumuşak. Fena şişmişti... "Nikolai senin gibi basit bir orospu için Kenan gibi birini karşısına almaz." Dedim rahat rahat. Sonra duyduğu son kelimeler kendi tehditleri olsun diye iyice kulağına eğilip tehditlerini üfledim. "İstersen o deliğine Nikolai'ın eşrafını sok Annie," Derken baldırına sert bir tekme atıp dizlerinin üzerine düşmesini sağladım. "Yine de dümdüz bir ölüsün." Başını klozete sokup üstünden sıktım.
-
-
-
NOT: Selllaaaammm... Çok kısa açıklamalarımı yapıp kaçıyorum. Bölüm gecikti çünkü bilgisayarım bozuldu. En geç iki hafta içerisinde geri gelecek... Umarım o kadar gecikmez ve yine umarım bu kez yapılmış olarak geri gelir.
Bu arada uzun bölümleri ne kadar çok seversem seveyim yazması hiç de kısa olmuyor ve bölümü yazarken araya giren süre yüzünden okuyucu kaybediyorum. O yüzden 10.000 kelimelik bölümler yerine. 1.500-2.000 kelimelik bölümler yazıp paylaşacağım artık. Bu sayede koca bir hafta beklemeyecek, iki üç güne bir bölüm okuyabileceksiniz.
Duyurular bu şekildeydi. Pekala, sizin bölüm hakkındaki düşünceleriniz neler? Yorum, fikir ve teorilerinizi bekliyorum !
Gelelim yabancı kelimelere;
Barbut: Ortaya para konup, konulan paraya zar atılarak oynanan bir kumar.
Blackjack: Diğer adı Yirmi Bir olan, şans ve taktiğe dayalı bir iskambil oyunu.
Craps: Çift zarla oynanan bir kumar oyunu.
Boxman: Craps oyununda chiplerin başında duran ve oyunu kontrol eden moderatörlerden biri.
Dealer: Craps oyununda ödemeleri yapan casino çalışanı. (Oyunda en az iki Dealer olmalıdır.)
Stickman: Craps oyununda zarları yönlendiren casino çalışanı.
Come Out Roll: Craps oyununu başlatan ilk atışın adı.