22. Bölümden
Sertçe çekildim. Uyku mahmuru gözlerim birbirine yapışmış gibi açılmakta zorlanıyordu ancak bedenimin sürüklendiğini anlamak için gözlerimin açık olmasına gerek yoktu. İki eli de belimden tutmuş beni dışarı sürüklerken "Ne oluyor be?" diyerek silkelendim. Ah tabii, beni prangaladığını unutmuşum.
"Buraya gel." Dişlerinin arasından soluyordu. İnadı bırakıp kelepçeyi açsa nasıl olurdu?
"Aç şunu." diye bıdırdandım. Gece sinirliydi ve kelepçenin gelişini göremediğim için engelleyememiştim ama iki saatten fazlacadır yoldaydık. Sakinleşmesi ve çocukça oyunlardan vazgeçmesi gerekiyordu.
"Kucağıma gel." diye tekrar etti.
Oldu. Arabayı bir izleme tepesine çekip öpüşürdük sonra, değil mi? Tövbe Yarabbim ya.
"Eyşan!"
Anan, diyesim geldi ama tuttum kendimi. Ne Eyşan? Tanışalı iki ay ya olmuş ya olmamıştı, Eyşan'ı öğreneli on gün bile olmamıştı. Dilinin Zoe'ye alışmış olması gerekiyordu, Eyşan'a değil.
"Zoe!" diye düzeltirken olabilecek en otoriter tavrımı takındım. Aniden hareketlenerek üzerime çıktı. Kapıyı açarken üzerime çökmüş bir karabasan gibi yukarıdan bana bakıyordu. Sözüme mi kızmıştı yoksa genel haletiruhiyesi mi buydu emin olamadım ama gözlerinde öfkesinin arkasına sakladığı bir duygu olduğuna yemin edebilirdim. Birkaç saniye olduğu noktan yüzümü inceledi, bana bir şeyler yapmak ister gibiydi. Dövmek mi istiyordu? Öldürmek mi? Gerilen dudakları kendine hakim olmaya çalıştığının en bariz belirteci gibi tam gözlerimin önünde sıyrılmıştı. Sivri dişleriyle parçalamak istiyordu belki beni.
Kendini dışarı attı ve bana temas etmeden bileğini çekiştirince peşinden sürüklendim. Dengemi bulmam zor oldu ama üzerimden kalktığı için bu sendeleme o kadar da sıkıntı değildi.
"Yavaşla." diye mırıldandım. Öylesi yorgundum ki uykum bile açılmıyordu. Daha da hızlanarak inatlaştı benimle. Merdivenlerden aşağı ve oradan da odasına soktu beni. Hiçbir şey demeden hareket ediyordu. Sessizliğine ve inatlaşmasına bakılacak olursa öfkesi hala tazeydi. Kilitli bileğimde tutarak yatağa savurdu. "Nazik ol biraz!"
"Nezaketten anlamıyorsun." diye yapıştırdı cevabı. Yatağının yanındaki komodinden küçük bir anahtar çıkarırken rahatlamıştım. Tavrına ve söylemlerine rağmen kelepçeyi açacaktı. Kendi bileğindeki kilidi açtı; sıra benimkine geldiğindeyse... Bileğimi kaldırıp yatak demirine kelepçeledi beni.
23. Bölüm
"Ne yaptığını sanıy... Harvey. Harvey!"
Arkasını dönmüş soyunuyordu. "Aç şunu." dedim tehditkar bir tonda. Cevap vermemeyi tercih etti. İlk günlere mi dönmüştük? Bana uyardı, çözüversindi elimi. "Bu şakaysa hiç komik değil."
Bana baktığında deliye dönmüş bir hali vardı. Düğmeleri açık gömleğinin arasından görünen göğüs kasları konuştukça seyriyordu. "Yaşadığın hangi felaket sana şaka gibi geliyor Eyşan?" diye soludu güçlükle. "Seni vurmaları mı? Kaçırmaya çalışmaları mı? Boğazlayarak öldürmeye teşebbüs etmeleri mi?"
"Benim için endişelenmediğini biliyorum." Diye girdim araya. Onun derdi planlarının tehlikeye girmesiydi. "Enerjini rol yapmak için harcamana hiç gerek yok."
Koyu bakışlarında hilti çalışıyormuş gibi derinleşti de derinleşti gözleri. Adım adım üzerime geliyordu. "Sabrımı zorluyorsun." Bıçak gibi girmişti sözleri aramıza. Korkmadığımı görmeliydi; ayağa kalkıp üzerime yürümesini izliyordum. Daha ne kadar yaklaşacaktı? Serbest elimle omzuna karşı bir ambargo çektim. Parmaklarım yanan göğsüne değdiği anda bileğimden yakalayıp yere indirdi. Aynı anda da diğer eliyle yanaklarımı yakalamıştı.
Bakışlarımı yakalayana kadar başımı kaldırdığında dikişlerimin zorlandığını hissettim. "Verdiğin hiçbir sözü tutmuyorsun Eyşan." diye mırıldandı. "Kalacağını söyledin; zorluk çıkartmayacaktın, kaçmayacaktın. Hiçbirini yapmıyorsun."
Gözlerimi kapattım. Burnumun dibindeki gözlerine bakmak istemiyordum nitekim. Kalbim bu yakınlıktan dolayı çarpıyordu ama onun da bu heyecanı onaylamadığını biliyordum.
"Bırak beni." dedim güçlükle. Dudaklarım parmakları arasında sıkışmış, üç yüz otuz üç dermişim gibi bir hal almıştı ve durum buyken konuşmak çok zordu. "Dokunma bana!"
"Bunu neden yapacakmışım?"
"Söz verdin." dedim umutsuzca. Benim tutmadığım sözlerimden bahsederken onun sözlerine atıfta bulunmam ahmakçaydı ama şansımı denediğim için kendime kızmıyordum. "Bana kimsenin zarar veremeyeceğini söyledin."
"Senin bile." diye tamamladı beni. "Ama buna da izin vermiyorsun." Aşağı indirdiği elimle yanaklarımı sıkan koluna tutundum. "İkimizde sözleri tutmuyorsak, tutamıyorsak kurallara uymanın manası yok." Diyerek boynumu yukarı çekti. Dudaklarından dökülen sıcak nefesleri yüzümü okşuyordu ama büyük bir sorun vardı.
"Boğazım..."
Yanaklarımı tutan parmakları gevşerken dudaklarının dudaklarıma sürttüğünü hissettim. Başımı çevirmeye çalıştım ama ağzımın içine doğru küçük bir oğlan çocuğu gibi inledi. "I-ıh."
Dudaklarımı sertçe çekip gitmek için hamle yaptığımda kelepçelendiğimi unutmuştum. "Harvey yapma." dedim. Gerçek olmadığını bilmeme rağmen dün geceki nezaketine ihtiyacım vardı. Bana saygı duymalı ve durmalıydı.
Üzerime gelmeye devam ederek beni yatağa düşürdü. "Sana yapma diyorum; uslu dur, kaçma, konuşma... Hangisini dinliyorsun?"
Hiçbirini dinlemiyordum. Ölsem dinlemezdim de!
Bacaklarımdan tutup beni yatağın ortasına çekerken gömleğinden kurtuldu.
Gözlerimi sımsıkı yumup 'Seni sattı, seni sattı, seni sattı!' diye tekrar etmeye başladım. Kendimi biliyordum; bedenimi tanıyordum ve derimin altında karıncalanan hissin ne demek olduğuna ezberdim.
İki dizini açıp bacaklarımın üstüne oturduğunda irkildim. Parmakları boğazımdaki dikişlere dokunuyordu hafifçe. Dudakları çenemin altına kaymıştı. Dilini boynuma değdirdiğini ve emdiğini hissettim.
"Harvey..."
Başını kaldırıp bana baktı. Dudaklarında kan vardı. Dikişlerim mi patlamıştı? Elimle emdiği noktaya dokundum. Salyasından olsa gerek tenim ıslaktı ama parmaklarımı kontrol ettiğimde hiçbir şey olmadığını gördüm. Bakışlarımı takip etti ve parmaklarımın temiz olduğunu gördükten sonra elimi tutup aşağıya çekti Güçsüz soluklarım hızlanmış, göğsüm inip kalkmaya başlamıştı. "Harvey," dedim heyecanla. Kendimi durduramıyordum, onu da! Birbirimizi öldürmek isterken bu noktaya nasıl gelmiştik yine?
"Efendim." diye fısıldadı gözlerime bakarak.
Efendim?
Elimi erkekliğine bastırırken iman tahtama yöneldi. Solukları bir ejderha nefesini andırıyor, değdiği yeri dağlayıp geçiyordu. Büstiyerin üzerinden göğüslerime uzandığında tuttuğu elimi bırakmıştı. Elimi üzerinden çekip düşüncelerime odaklanmaya çalıştım.
'Seni sattı... Sattı kızım seni! Sadece zevki için kullanıyor.'
Üzerimden kalktığında derin bir nefes alarak gözlerimi araladım. Kahretsin, hayır! Pantolonumun düğmesini açıyordu. İçimin fokurdadığını hissediyordum. Üstelik bu bir mecaz değildi. Tenim yanıyordu; daha bana dokunmamıştı bile ama demiştim ya, bedenimi tanıyordum. Pantolonumu bacaklarımdan sıyırınca haklı olduğumu anladım. Islanmıştım. Bacaklarımı araladığında oluşan hava akımı üçgenime üflemiş gibi ürperdim çünkü sırılsıklamdım. Bacaklarımı kapatmak istedim fakat parmakları çoktan dudaklarımı sevmeye başlamıştı.
"Harvey yapma." diye inledim. Rezaletti... Sözlerim onu ret ediyordu ama sesim oldukça davetkardı. Kaşlarını kaldırıp duraksadığında bana merhamet ettiğini düşündüm ama yanılıyordum. Yanıma uzandı; diliyle kulak mememi emmeye başlamıştı. Parmaklarını bacaklarımın arasından çekerken ıslaklığı vücuduma sürterek dudaklarıma götürdü. Konuştu. "Ama sımsıcaksın Eyşan." Başımı çevirmeye çalıştım. Tüm bunları söylüyor olmama rağmen kuzu kuzu yatıyordum ve bacaklarımı kapatamıyor, ağzıma verdiği parmakları emiyordum. "Benim için ıslanmışsın."
"Harvey..." Harvey, diyordum gerisini getirip, istemiyorum diyemiyordum.
"Söyle." dedi bu kez. Efendim yoktu. Bu sert tavrı bacaklarımdan bir elektrik akımı geçmesine sebep oldu. Günlük hayatta bana diş geçiremezdi ama yatakta? Köle olmanın müptelasıydım ve bu söz yüzünden böyle titrediysem ipleri çoktan elden bırakmışım demekti. Kalçalarımdan yakalayıp beni üzerine çekerken profesyonel bir şekilde altıma girdi. Nasıl yaptığını anlamasam da çoktan bacaklarımı birbirinden ayırmıştı. Yüzüne dökülen saçlarımı eliyle toplayıp ensemden bastırarak dudaklarımı yakaladı. Sevişirken vahşileşiyordu ama ikinci bir defa daha dudağımı hususi ısırıp kanatınca onun da bir pikarist olduğuna emin oldum. Gustavo kadar vahim bir noktada değildi ama yatakta kan olmasını seviyordu.
Kalçalarımdan tutup pantolonunun üzerindeki sertliğine bastırdığında inledim. Aramızda pantolonu olmasına rağmen sertliği kadınlığımın ağzından içeri kaymak için mücadele ediyordu sanki. Harvey alttan bastırmalarına devam etse de ellerini de kullanmaya devam ediyordu. Büstiyerimin kopçalarını hızlı hızlı açıyordu ki soludum.
"İçime girmeyecek misin?"
Sözlerim onu keyiflendirmişti. Elinde tuttuğu büstiyeri yatağın kenarından bırakırken sırtımı okşayan eli enseme çıktı. Terlemiş ve tutam tutam dökülen saçlarımı gelişigüzel yakalayarak derinden gelen bir sesle sordu. "İstiyor musun?"
Mantığım istemiyordu ama geriye kalan tüm benliğimin ona ihtiyacı olduğunu hissediyordum. Başımı belli belirsiz salladım; o kadar hafif sallamama rağmen cevabımı yakaladı.
"İstediğini söyle." diye fısıldadı. Onun sesindeki yakarmayı duymak beni sersemletmişti. "Lütfen." Son söylediğiyle omzuna tutundum. "Eyşan," dedi muhtaçlıkla. "Söyle."
"Seni içimde istiyorum." diye fısıldadım.
Altımda hareket ederek pantolonunu bacaklarından sıyırdı ama yere atmadı. Cebinden küçücük bir anahtar çıkartarak yukarı uzandı. Kelepçemi açıyordu. Esaretten kurtulan bileğimi özenle tutup belime bastırdı. Diğer elimi de aynı şekilde belime koyarken sertliğini bacaklarımın arasına yerleştirerek sularımla ıslatmaya başladı. "Harvey, hadi." diye fısıldadım. Gözlerime bakıyordu.
"Bir daha kaçmayacaksın." diye mırıldandı. Buna söz veremezdim. Hayattaki her şey adına yemin edebilirdim ama bu olmazdı. Eliyle erkekliğini dudaklarımın arasına kaydırırken gülümsedi. "Kaçacaksın yani." dedi sessizliğime karşılık. Yemin ediyorum ki söylediği şeyin doğru olduğunu anladığı an kara gözlerinde şiddetli bir şimşek çaktı. İçime ittirirken güçlükle devam etti. "Bunu öğrendiğim iyi oldu."
Gözlerim ekseninde döndü. Ben onun için nasıl fazlasıyla darsam o da benim için o kadar büyüktü. Bir şeylere tutunma ihtiyacı duyarak çırpındım. Belime bastırdığı kollarım müthiş bir güçle seğrirken kasılan yüzümü izledi zevk ve ciddiyetle. Her hareketim, her nidam ve çırpınışım ezbere alınması gereken bir sahneymiş gibi kayıt altındaydı gözlerince. "Bırak beni" diye yakardım çaresiz bir sesle ve söylediğim şeyin ne manaya geldiğini akıl süzgecimden geçiremeden devam ettim. "Sana dokunmak istiyorum."
Ellerimi bırakıp boydan boya belimi sevdi tırnaklarını batırarak. Acı çektirmeyi seviyordu, ısırmayı, çizmeyi, bazen soluğumu kesercesine ritim tutturmayı... İnlemeleri dinlemek çok hoşuna gidiyordu ve sanıyorum bu yüzden özellikle inletiyordu ama bir şangırtı duyunca yavaşladı. İkimizde kapıya doğru döndük; odasında bir penceresi olmadığı için biz zifiri karanlıktaydık ama aslında gün ağarmıştı. Kapının hemen ardında Abella, Liana ve Madelyn cadısı olmalıydı. Göğsüm inip kalkarken elini ağzıma siper etti.
Kapı tıklanmıştı.
"Harvey," Kapı ardından yükselen boğuk ses oldukça ihtiyatlı geliyordu. Harvey altımdan kalkacak gibi oldu ama sonra hiç beklemediğim bir hamleyle beni kucakladı.
Birkaç koca adımda kapının önünde bitmişti. Yumuşak bir şekilde beni kapıya yaslarken konuştu. "Ne var Adam?"
"Saat ondaki toplantıdan önce küçük bir kriz masası toplamak ist-"
Elini ağzıma kapayarak sertçe içime bastırdı. İnlememem imkansızdı. Dudaklarıma kapanmadan hemen önce "Toplantıları iptal et." dedi güçlü bir sesle. "Bugünkü tüm planları iptal et."
Ve inlememi dudaklarına yönlendirdi. Sıcaktı, çok çok sıcaktı. Bu sadece biyolojik miydi gerçekten? Hormonların salgılanması ve bedensel ihtiyaçların karşılanması adına verilen bir mücadele miydi? Peki niye bu kadar gerçek hissettiriyordu? Sadece ama sadece seksse boynuna tutunan parmaklarımın altındaki damarı niye saniyede üç kereden fazla atıyordu? Çok fazla partnerim olmuştu ve tamamına yakını sadece ilişkiden ibaretti ve hiçbiri seks yaparken beni izlemezdi. Penetrasyonu izlemek onları çok daha fazla heyecanlandırıyordu; mevzu zevkse ya da seks... Bana niye bakıyordu? Niye izliyordu nadide bir sanat eseriymişim gibi?
Benim lanet ellerim niye saçlarına dolanmış haldeydi? Dudaklarımın köprücük kemiğinde ne işi vardı? Niye parmaklarım kirpiklerini seviyordu? Kokusuna çekilen pervaneler gibi tenine gömülüyordum, neden?
"Çok güzelsin." diye fısıldadı zar zor. Şaşkınlığımı izlemekten büyük keyif alıyor olmalıydı. Nitekim içimdeki hareketleri yumuşamıştı.
"Harvey-"
Gözlerini sımsıkı yumup "Adam meşgulüm." diye bağırdı. "Tüm gün meşgul olacağım! Kapıyı dahi çalmayın."
Yüzüme dökülen saçlarımı parmaklarının ucuyla severken başımı boynunun altına sakladım. Çok çok iyi oynuyordu; şefkatliymiş gibi davranmayı, nazik taklidi yapmayı... Ama biliyor muydu ki beni sattığını bilerek ve bu davranışlara tav olmayı dileyerek karşısında olmak ne kadar zor?
Benim ölü bedenim hiç aklına geliyor muydu? Geliyorsa bile bunu onun durdurmadığı ortadaydı...
Yumuşakça soludu. "Bana bak,"
İstemiyordum... André'nin yanındayken keşfettiği tikime dokunarak istediğini elde ederken yüksek perdeden inledim. "Ne?"
Kaşları çatılmıştı ama gülümsüyordu. "Bana bakmanı istiyorum."
İstemiyordum!.. Kalbim bile Harvey'ye sırtını döndüyse hormonlarımın ağzına sıçmak gerekirdi ama onun bakışı, teması, varlığı bedenimi ele geçiriyordu. Bakışlarını görmek istemiyordum!
"Bana bunu niye yaptın?" diye fısıldadım. Bildiğimi bilmemesi gerekiyordu ama canım o kadar yanıyordu ki dilim kendine hakim olamamıştı. Kirpiklerimden sallanan yaşlarla istediğini yaptım. Yüzüne bakarken nefesimi kesen kelimeleri tekrar tekrar soluyordum. "Söz vermiştin, koruyacağım demiştin..."
Çatık kaşlarının altındaki gülümsemesi silinmişti. Söylediklerime mana yükleyemiyordu ama esasında Harvey zeki bir adamdı. Her erkek gibi gözyaşlarının varlığı yüzünden salaklaştığına emindim. Kucağından inmek istedim. Kaldı ki artık hareket etmiyordu. O hala bir demir kadar sert olmasına ve ben hala lav çukurundaymış gibi hissediyor olmama rağmen içimde kocaman bir set vardı. Harvey bu seti kırmayı başarmıştı ama kökünden büyüyen bir gövde gibi yine yükselmişti o kocaman ambargo. İçimden çıkması için pelvik kaslarımdan güç olarak onu ittirmeye çalıştım.
"Yapma." Gözleri yuvalarında hareket etmişti. Kasılmalarımı hissediyordu muhtemelen. O kadar bir bütündük ki hissetmemesi bir mucize olurdu zaten.
"Üzerimden kalk," diye fısıldadım. Niyetim ona zevk vermek falan değildi ama çok güçlüydü ve beni kendi isteğiyle bırakacak gibi görünmüyordu; onu ciddi bir şekilde ret edemiyordum, o da cılız yakarışlarımı ciddiye almıyordu. Nasıl alsındı ki zaten? Sözlerim git diyordu ama bedenim emrine amadeydi... Onu sadece pelvik kaslarımla itebiliyordum ve bu da dar olan içimi daha da daraltıyor, erkekliğini sımsıkı sarıyordu.
"Eyşan yapma."
Kasılmalar... Kasılmalar, geçen sefer de böyle söylemişti. O kadar çok boşaldın ki kendimi tutamadım, demişti.
Bunu içselleştirmeyecektim. Gözlerimi kapatıp başka bir adamın kollarında olduğumu hayal ettim. Niyetim zevk almak değildi, değil mi? Mevzu kendimi cezalandırmaksa, olabilecek en doğru adamla cezalandırıyordum. Celladımın kucağındaydım. Boynuna tutunarak kucağında yükseldim ve ağlamaktan titreyen sesimle konuştum. "Boşal artık." Aşağı kayarken kendimi kasabildiğim kadar kasıyordum. Hareketlerimi usul ama ritmik bir şekilde sürdürürken gözyaşlarımı boynuna sakladım. Hırıltılara dönüşen nefesleri kesik kesikti. Ani bir hamleyle içime ittirirken sarsılmaya başladığını hissettim. Geliyordu.
Tuttuğu omuzlarımdan aşağı bastırdı inanılmaz bir güçle. Aşağıdan erkekliği, yukarıdan kolları presliyordu ve dibime dayandığını hissedebiliyordum. İçime çarpan tohumları yüzünden omzuna tutunan parmaklarım kasıldı. Gelmiş olmasına rağmen son bir kez daha itti kendini bana. Bunu yaparken ellerinden birini kalçamdan çekmiş, omzumu kapıya itmişti.
Meraklı ifadesi ciddiydi. "Niye ağlıyorsun?"
Tümüyle üzerimden ittim onu. Bu kez bizi kilitleyen hiçbir şey olmadığı için beni durduramadı da. Konuşmak istemiyordum.
"Canını mı yaktım Eyşan?" Ciddi ciddi sormuyordu bunu, değil mi? "Niye her seviştiğimizde kahroluyorsun?"
Hepsinin sebeplerini tek tek sayamayacaktım ama belli başlı unsurlar şunlardı; beni kullanıyordu, satacaktı ayrıca nişanlıydı ve sevgilisini benimle aldatıyordu... Yani beni metresi yapmıştı...
"Seni istemiyorum çünkü." diye mırıldandım. Dolabından düz siyah bir tişörtü üzerime geçirirken banyoya gidiyordum. Bacaklarımdan akan menilerini temizleyip birkaç saniye peçeteye baktım. Salaklıktı yaptığım. Harvey'den hamile kalmaya korkuyordum; kendimi temizlemeye çalışıyordum. Neden? Nefretimi doğurmak istemiyordum güya! Doğurabilecekmişim gibi...
Peçeteyi çöp kutusuna atarak net tavırlarla odaya geçtim. Kapıda beni bekliyordu. "Ne oldu?" diye sordu ısrarla gelişimi görür görmez.
Bir kalbinin olduğunu sanmıyordum ama bir şeylerin kırılması gerekiyordu ki bana küssün. Kalbi, gururu ya da onuru.
"Bana dokunmandan hoşlanmıyorum." dedim duygusuzca. "Midemi bulandırıyor hatta."
Yalandı...
Başını yana eğip ciddi olup olmadığımı anlamaya çalışıyordu. İfademi bozmadım. Dümdüz yüzüne bakarken aynı duygusuz sesle devam ettim. "Alternatif cevaplar arama," dedim. "Seninle birlikte olmaktan keyif almıyorum ve bunun üçüncüsü olmayacak."
Kaşlarının ortasındaki çizgi içine göçtü. Gözlerindeki karartıda bir fırtına kopuyor gibiydi. Sözlerime inanıp inanmadığını bilemiyordum ama içinde esip gürleyen duygulara bakılacak olursa öfkelenmişti. Bileğimden tutup beni yatağa sürükleyene kadar ona daldığımı fark etmedim. Pençeleri bileğime saplanmış gibi yakalamıştı. Yere düşen kelepçeyi aldı ve bileklerimi başımın yukarısına sabitleyerek beni yatak başlığına kelepçeledi. Gıkımı bile çıkartmadım. Yorganı üzerime gelişi güzel bir şekilde savurduktan sonra odadan rüzgar gibi eserek çıktı.
Kapıyı da üzerime kilitlemişti.
Küsmüştük. Ne güzel.
...
Burnumun içi ıslaktı, gözlerim yanıyordu ve kalbim susmuş olmasına rağmen içim haykırıyordu. Bunu bana niye yapmıştı? Beni niye satmıştı?...
***
Kaç gece uyuduğumdan emin değildim ama yirmi dört saati geçtiğine yemin edebilirdim. Çok nadir uyumaktan başım ağrırdı ve ağrıdığına göre uykumu aldığımı varsayabilirdim. Yine de basık, karanlık odasında saatin kaç olduğunu bilemiyordum. Başımı yukarı kaldırarak uyuşan parmaklarımı oynatmaya çalıştım. Kan dolaşımım eğimli yüzeyden tırmanıp parmaklarıma ulaşamamıştı muhtemelen. Beynimin gönderdiği hareket et sinyallerine bile karşılık veremiyorlardı zavallı serçe parmaklarım. Rahatsız bir şekilde kıpırdandım ve yatakta doğrulmaya çalıştım. Mümkünatı yoktu.
Celladı bekleyecektik, mecbur. Kirpiklerimi kırpıştırdım ve karanlığa hipnotize olan gözlerime itaat ederek tekrar uykuya daldım.
Biri karanlıkta beni izliyor gibiydi. Sanki tepeme dikilmiş ve kirpiklerini dahi kırpmadan bakıyordu. Karabasan diye tabir edilen gece terörü olmadığına emindim. Göğsüme çökmüş bir ağırlık hissetmiyordum nitekim ama beni izleyen neydi peki?
Kapı sertçe kapandı. Işık açılıp göz kapaklarıma sert bir dalış yapınca yüz yıllar sonra güneş gören bir vampir gibi yüzümü saklama ihtiyacı duydum.
Kapı tekrar açılırken bu kez sesini duydum.
"Bir kahvaltı tepsisi hazırlayın."
Gözlerimi açmak için debelenirken yatağın bir kısmının göçtü. Bileklerim düşen yapraklar gibi başıma yığıldığında burnuma kokan sigara ve parfüm kokusundan başımı çevirdim. "Ne zamandır uyuyorum ben?"
"Yirmi sekiz saat oldu." Dedi yüzüme bakmadan. Başımın ağrımasına şaşmamalıydım. Kapıya doğru sürünürken ani kan akışından uyuşan kollarıma masaj yapmaya çalıştım. Ne yazık ki parmaklarım da uyuşmuştu...
"İç çamaşırın yok." diye uyardı düz bir sesle. Bunu unutmuştum... Başımı kaşırken "Ama ağrı kesiciye ihtiyacım var." diye mırıldandım.
"Çekmecede var." dedi. Yüzüme bakmıyordu. Geçen sefer olduğu gibi çıplaklığım yüzünden esip gürlemiyordu. Konuşmuyordu gereksiz yere... Dudağımın içini ısırıp komodine gittim. Bir ağrı kesiciyi yutarken yutkunmanın bu denli zor olacağını tahmin etmemiştim. "Saat kaç peki?"
"Öğlenin ikisi." dedi. Geçen gece zulasından çıkardığı tabakasını yine peyda etmiş, oturduğu yerde sigara sarıyordu. "Kahvaltını yap sonra hazırlan." dedi sigarasını yakarken. "Katılmam gereken bir toplantı var."
"Evde beklerim." dedim.
"Gözümün önünden kaybolmayacaksın." Diye konuştu otoriter bir sesle. Sesini yükseltmemiş olmasına rağmen ürpermiştim. "Bir daha peşinden koşmak istemiyorum."
Niye ağlamamak için dudağımın içini ısırıyordum?
Kapı tıklanıp açıldığında kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum ama pek mümkün gibi görünmüyordu. Liana kahvaltı tepsimi konsola bırakmak için eğildiğinde kapı aralığından Madelyn cadısının merakla içeri baktığını gördüm. Meraklı cadı!
Kapıyı çarpmak için kalkmıştım ki sendeledim. Açlıktan olsa gerek yer altımdan kaymış gibi hissetmiştim. "Çıkarken kapıyı kapat Liana." diye söylendim. Ne görmeyi umuyordu ki?
Kül tablasında ezilen izmariti duyarak olduğu tarafa döndüm. Kapıya gidiyordu. "Bekliyorum." Derken duraksamadı bile. Çıktı.
Olması gerekeni başarmıştım. Ağlamayacaktım.
Kahvaltımın ortasına doğru kapı tekrar çaldı. Liana bu kez elinde kıyafetlerle kapımdaydı. Ütülü kıyafetleri yatağa sererken koşar adım çıktı ve neredeyse aynı anda içeri girerek ayakkabı kutusunu bıraktı.
Kapı aralığından mutfak bankosuna dayanmış poposunu ve profilden görünen ifadesini seçebiliyordum. Çayını içiyordu.
Bütün iştahım kesilmişti.
Kapıyı kapatarak elimi yüzümü yıkadım; dişlerimi fırçaladım, saçlarımı başımın üzerinde özensiz bir topuz yaparak içeri geçtim. Zümrüt yeşili bir takım elbiseydi bu. Gerçi takım elbisenin gerekliliklerini tam karşılıyor muydu emin değilim ama oldukça güzel bir takım olduğunu söyleyebilirdim. Askılı, dar bir yeşil büstüyer üzerine crop ceketi vardı. Yüksek bel pantolonuyla büstiyerimle bütünleşmiş gibi görünüyordu.
Ayakkabı kutusunun içinden saçlarımın renginde bir stiletto çıktı. Ayakkabıları giydim ve çıktım. Boynumda en azından yarayı örtecek bir fular olsa güzel olurdu ama ne ondan bir şey istemek istiyordum ne de onunla konuşmak.
"Hazırım." dedim. Yaşlı cadı memnuniyetsiz bir ifadeyle beni inceliyordu. Liana her zamanki gibi mesafeli ve seviyeli samimiyetini bozmadan gülümserken Abella hayranlığını belli edercesine parmaklarını birleştirmiş, bana bakarak sallıyordu.
Bankoya yaslı poposundan destek alarak harekete geçti. Arkasına dahi bakmadan merdivenleri tırmanıyordu. Gel dememişti ama sanıyorum artık bana olan tavrı ilk günlerdeki gibi olacaktı.
'Sana bir şey diyorsam yap ama senle konuşmamışsam bu demek oluyor ki hiçbir şey yapma!'
Güzel...
Peşinden yukarı çıktım. Kapıda arabasının gelmesini bekliyordu. Yolcu kapısını açıp binmemi beklerken göz ucuyla yüzüme baktı. Hissederek ona döndüğümdeyse çoktan kapıyı kapatmıştı.
"Bugün bizi arkadan takip edin." dedi Thayer'a her zamanki ses tonuyla. Yanıma bindi ve hiçbir şey söylemeden yola koyuldu. Bu kez parfüm laboratuvarına gitmiyorduk anlaşılan. Başka bir yola girmiştik; yollar ilerledikçe binalar yükseliyordu. Bir noktadan sonra kendimi İstanbul'da gibi hissetmeye başladım. Yan yana dizilmiş yüksek plazaların arasından geçiyorduk nitekim. Bir tanesinin otoparkına girişte durduk. Kapıya yeltendiğimde "Dur Zoe," dedi. Kulaklarımın tırmalandığını hissettim. Zoe demişti, değil mi? Uçurumdan yuvarlanmak gibi bir histi bu... Zoe, Zoe... "İnme." Dedi otoriter bir sesle. Adımdan sonra bir de arabaya mı kilitleyecekti beni? Yuh artık! Tüm gün bir arabanın içinde kilitli bir halde onu mu bekleyecektim?! Zoe olarak...
Şükür ki kapımı açtı. Elinde bluetooth kulaklık ve bir telefon vardı. "Bunları tak." dedi. "Toplantıyı dinlemeni istemiyorum."
Güvenmiyordu, haliyle.
Sonra elime uzanınca yüzümü buruşturdum. Yanındaydım ya işte, kelepçeye ihtiyacı var mıydı? "Ceketini çıkar,"
"Yanından kaçacak değilim." dedim. Tokat gibi bir cevapla karşılık verdi.
"Geçen gün kaçtığın yer tam olarak yanım değil miydi?"
Evet... O konuda... Dudağımı ısırdım; çıkarttığım ceketin altından bileklerimizi kelepçelerken çıkmam için önümden çekildi. Ayağımı arabadan sarkıtmış ama asfalta çıkmamıştım bile.
Çok uzun boylu bir şey değildi; esasında çıtı pıtı bile sayılabilirdi ama beyaza yakın sarı saçları ve bir gök kadar berrak mavi gözleriyle büyüleyiciydi. "Harvey," dedi. Kendinden emin adımlarla Harvey'ye doğru geliyordu. "sevgilim," diyerek sarıldı.
Harvey afallamıştı. "Jules," diye soludu. Bileğini prangaladığı elini yumruk yaptığını gördüm ama öbür eli ne yapacağını iyi biliyordu. Jules'un beline sarıldı ve kadın dudaklarına uzanırken rahatça erişebilsin diye ayaklarını yerden kesti.
-
-
-
Not: Nasıl buldunuz beyler bayanlar? Şifa niyetine fikirlerinizi birkaç cümlecikle belirtirseniz bu yazar kulunuzu ihya edersiniz. Amin :D :D :D ???
Bu arada Jules yenge de kütür kütürmüş ha, erik gibi ?
Gelecek bölümlerde neler olacak dersiniz? Jules geldi, Chase'in ikili oynadığı ortaya çıktı, Serdar'lar Fransa'ya gelecek... İşler biraz fazla mı karışıyor, ne? :D Sizin fikirleriniz neler? Biraz da siz anlatın bakalım :D
Unutmadan, bilmediğiniz kelimeler varsa sormaktan çekinmeyin ???