11. Bölüm
Bacakları arasından kalktım. Kafası an be an gidiyordu ve dakikalar içerisinde otokontrolünü kaybedeceğini de biliyordum. O andan sonra iç güdüleri ne derse onu yapacaktı ve ben zaten kendi fitilimi ateşlemiş sayılırdım. Bacakları arasında durup beni okşamasına izin verirsem işte o zaman burası tam bir grup seks partisine dönüşecekti.
Kıvrık kirpikleri altından bana baktı. Yüzünde onaylamaz bir ifade vardı. Onu arkamda bırakıp locadan ayrılırken derin bir nefes aldım. Ciğerimi yakan sigara kokusu öksürmeme sebep oluyordu. Merdivenlerden inip gürültülü müziğin içine daldım. Burasının da locadan farkı yoktu. Herkes sevişmek için bahane arıyor gibi kendilerini birbirlerinin kucağına atmış, dans ediyorlardı. Duman makinesinin sistematik salınımı yüzünden kimse net değildi ama bara gidip barmenden bir kokteyl istemeyi becerebildim.
"Harvey'nin metresi olduğunu bilmiyordum." Dedi bir ses arkamdan. Döndüğümde gördüğüm kişi Chase'di. "Cesur kızsın, buna rağmen benimle birlikte oldun."
Ne diyecektim? Doğruyu söyleyemezdim. Harvey'nin tarafı mıydı yoksa hala Benji'yle mi çalışıyordu onu bile bilmiyordum.
Gülümsedi. "Korkma," dedi umursamazca. "Herkes kaçamak yapar."
"Kaçamak değildi." Dedim. "Seninle birlikte olduğumda Harvey'yi tanımıyordum."
Tek kaşını kaldırdı. "Zoe, Amy?" Derin bir nefes aldı. "Adını bile doğru söylemediğin tek gecelik bir ilişki yaşıyorsun ve bu kaçamak değil mi yani?"
Gelen kokteylimden bir yudum alırken bakışlarımı locaya çevirdim. Tanrı'ya şükür ki Harvey orada değildi. "Doğrusu," dedi keskin bir ifadeyle bana dönüp. "Seni görmek için tekrar tekrar yarışlara gittim ama yoktun."
Yüzümü başka tarafa çevirdim.
"Yazık oldu," dedi dişlerinin arasından nefes alırken. "Nihayet bana ayak uydurabilen bir kız bulduğumu sanmıştım."
"Yukarıda lezbiyen ikizlerin var ya."
Kısık bir kahkaha attı. Vay canına. Benimle birlikte olduğu gece ekstra mı huysuzdu? Çünkü o zaman konuşmaya bile tenezzül etmiyordu. Ya da mevzu Harvey'nin birlikte olduğu kadını becermiş olması mıydı? Bu gerçek onu orgazm ediyor olabilir miydi?
"Kızlar hep var Amy," dedi umursamazca. "Ama seninle sınırları zorlayabileceğimi düşünmüştüm."
Derin bir nefes aldım. "Bunları konuşmak anlamsız." Dedim sertçe. "Artık Harvey'yle birlikteyim."
"Bir kere yaptın." Dedi bakışlarını locaya çevirerek. Bara dayanan sırtı olduğum tarafa kayarken dudaklarını da kulağıma yaklaştırmıştı. "Bir daha yapabilirsin."
Zaten fitili ateşlemiş durumdaydım, Chase! Resmen benzin atıyorsun üzerime! Kolumla bedenini itip yanından uzaklaşırken sinirlendim. Üzerimden gereksiz bir şehvet falan mı akıyordu benim? Neden erkekler şeker başına üşüşen karıncalar gibi tepemdeydi?
Locanın göz hizasından çıktığımda bir el beni yakaladı. "N'apıyorsun?" diye bağırdım Chase'e doğru. İşte şimdi tanıdığım Chase olmuştu. O geceki, ifadesiz, sessiz adam. Beni gece kulübünün unisex tuvaletine sürüklüyordu. "Bırak!"
"Sessiz ol," dedi pisuarda pantolonunu toplayan birinin önünde beni içeri savurarak. "O herifle bir alacak verecek davam var."
Gerçekten başıma çorap örmekte üstüme yoktu. Etrafıma bakındım. Bir kadın kabinden çıkıp üzerini düzelterek yanımızdan geçerken Chase yine kolumu yakalayıp beni tuvaletin duvarına doğru itti.
Özellikle bandajlı omzumdan itip tuvaletin duvarına çarptığında acıdan inledim. "Zaten bir kere sikiştik." Dedi utanmadan. "Tekrar yapmak sorun olmaz."
Dehşetle büyüyen gözlerim üzerine dikildi ama onun gözlerinde benimkinden beter bir ifade vardı. Kollarımı yakalayıp tuvalet duvarına çarptı bir kez daha; inledim. "Sesini çıkartma," diye tısladı öfkeyle.
Fısıltım bir gök gürültüsü kadar heybetliydi "Bırak beni!" ama karşısındaki fırtınanın yanında esamesi bile okunmuyordu.
"Senin Harvey'in benim Jules'umu çaldı. Ben de onun Amy 'sini çalacağım."
Kollarımı sıkan ellerinden kurtulmaya çalıştım. Çırpınmam hoşuna gidiyor gibi gülüyordu. "İnan Harvey'nin sevgilisini sikecek olma fikri şu an bana sevişmekten daha çok zevk veriyor." Dedi kulağıma doğru.
"Saçmalıyorsun Chase!" diye soludum. "Bunu başka yoldan çözmelisin!"
"Kötü adamların dünyasına hoş geldin güzelim." Dedi. Bandajlı kolumu tutan elini açıp tam yaramın üzerine bastırınca soluksuz bir çığlık attım. Eliyle ağzımı kapatırken dişlerinin arasından tısladı. "Bizim dünyamızda her hatanın bir bedeli vardır."
Benim dünyamda da öyle! Omzum her ne kadar acıyor olursa olsun, mideme saplanan kas spazmlarına rağmen kendimi toparladım ve erkeklik taslayan Chase'in bacak arasına sağlam bir tane geçirdim. Chase önümde iki büklüm olmuştu. Beni sıkıştırdığı duvardan sıyrılıp yanından geçerken tiksinti dolu bakışlarımla küfrettim.
Tecavüzcü herif!
Bir de bu adamla kendi arzum ve isteğimle birlikte olmuştum ben! Ben tam bir bela mıknatısıydım...
Sancıyan omzumu tutarken dişlerimi birbirine bastırarak tuvaletten çıktım. Tüm gücümle vurduğum için bir süre orada acıdan kasılacağına emindim ama bu kısa bir kurtuluştu. Harvey'nin yanına çıkmak istemiyordum; çünkü artık otokontrollü, mesafeli adam değildi muhtemelen. Barda da takılmak istemiyordum, Chase'in sapkın intikam arzusu sebebiyle ama bir şeyler yapmalıydım.
Belki kokodan bayılmıştı Harvey. Adımlarımı locaya çevirdim; ki düşününce başka bir alternatifim de yoktu doğrusu. Bir yandan da arkamı gözlüyordum ama neyse ki görünürde Chase yoktu. Locanın kapısını itip içeri girdim ve manzara tam da tahmin ettiğim gibiydi.
Kızlar neredeyse yarı çıplaktı; Harvey yere eğilmiş eliyle şakaklarını ovuşturuyordu ve adını öğrenemediğim adam kucağındaki kızın göğüsleriyle ilgilenmeye başlamıştı. Harvey'nin yanına gittim; ne diyeceğimi bilmiyordum ama gitmeliydik. Yine de burada, bir locada buluşacak kadar yakınlarsa arkadaşının bana yaptıklarını nasıl anlatacaktım? Daha da kötüsü, arkadaşının ondan intikam almak istediğini nasıl söyleyecektim?
Gerçi ben onun için bir şey ifade etmiyordum ama mevzunun Jules olması durumu, işi içinden çıkılmaz hale sokuyordu işte!
"Ne oldu?"
Kafasını kaldırmamıştı; beni görmemişti bile! Burada olduğumu nereden anlamıştı? Doğrulurken çatılmış kaşlarıyla bana baktı. Gözleri hülyalı duruyordu ama bilinci kaymamıştı. Sessizliğime ve kararsızlığıma tahammül edemiyormuşçasına sert bir bakış attı gözlerime.
"Gidebilir miyiz?"
"Ne oldu?" diye sordu bu kez daha ısrarcı bir şekilde.
"Sadece gitmek istiyorum."
"Titriyorsun." Dedi bu kez de. Özellikle sakin kalmak için çabalamıştım ama tacize uğramak kolay bir travma değildi. Hem de çirkin mi çirkin bir sebep yüzünden. Esasında tacizin güzel bir sebebi de olmazdı ya... Aralık dudaklarımı birbirine bastırırken gözlerimi kapatıp sıcak ritme karışan sesle mırıldandım.
"Lütfen."
Derin bir nefes alıp ayağa kalktı. Bünyesi sağlam olmalıydı; içtiği alkole ve çektiği kokaine rağmen sallanmıyordu bile. Sadece siyah gözbebekleri büyümüştü. "Eğlenmiyor musun?" diye sordu benim aksime kulağıma doğru eğilip fısıldarken.
Bu gece burada zerre eğlenmemiştim doğrusu. Gecenin ilk yarısı beni gereksiz yere ateşlemişti ve diğer yarısındaysa neredeyse... Her neyse!
Başımı yana eğerken sıcak basan gözlerimi kıstım. Lanet olsun; ağlayacaktım! Neden bu adama mecburdum? Neden bu adam yüzünden hem hayatım hem de kadınlığım tehlikedeydi?! Ve neden tüm bunlara rağmen bana eğilip dudaklarını kulaklarıma dayadığı için içimden sıcak bir şeyler akıyordu?!
Fısıldadı. "Omzun kanıyor."
Başımı omzuma doğru çevirdim ama Harvey geri çekilmemişti. Onun da bakışları omzumda olmasına rağmen üzerimden uzaklaşmamıştı. Yüzü gözlerimin hemen dibindeydi. Titreyişlerim sarsılmama sebep olacak kadar artmıştı ama sebebi yaşadığım korkunç durum muydu, omzum mu? Yoksa tamamen başka bir sebepten miydi bilmiyorum. Bir adım geriledim ve gazlı bezin üzerine yayılan kanı görerek omzumu tuttum. Harvey iç geçirirken beni belimden yakalayarak kapıya yönlendirdi. Bu sırada Chase de ıstırap dolu bir suratla locaya gelmişti.
"Nereye?" diye sordu Chase gidişimize ithafen. Bakışlarımı kapıya çevirip soruyu muhataba alamamaya çalıştım. Nihayetinde kötü adamlar onlardı; ben hesapta sadece kenar süsüydüm. Ayrıca... Chase'in ne sesini ne de yüzünü görmek istemiyordum.
Harvey'yi beklemeden kapıdan çıktım ve hemen bir kolona yaslanarak Harvey'yi beklemeye başladım. Kabul etsem de etmesem de bu karanlık, kötü yollarda onsuz dolaşmak gerçekten de tehlikeliydi. İlk başı boş yürüyüşümde yaralanmıştım, ikincisinde neredeyse tecavüze uğruyordum... Üçüncüsünü tahayyül bile etmek istemiyordum.
Biraz sonra Harvey çıktığında beni baştan sona süzdü ve "Omzuna ne yaptın?" diye sordu hafif sinirli bir şekilde.
İyiden iyiye kana bulanmış beze baktım. Gözlerimi adama çevirdiğimde gerçekten kızmış görünüyordu. "Birisi omzuma çarptı sadece." Dedim. Bu onu daha da sinirlendirdi. Acaba ne yapıp ne yapmayacağımı dikte eden bir liste hazırlayabilir miydi? Çünkü yaptığım her hareketin ardından azarlanmaktan bıkmıştım. "Sorun değil." Diye mırıldandım ve yürümesini bekleyerek onu izledim.
Gece kulübünden çıkıp arabanın gelmesini beklerken gözlerini kapamıştı.
"Sen mi kullanacaksın?"
"Evet."
"Ama uyuşturucu içtin."
"Kafam güzel mi geliyor sana?" diye sordu umursamazca. Hayır, bilinci yerinde gibiydi ama aynı zamanda kendi gibi de davranmıyordu. Genelde bir taşkına sebep olacak kadar kabarık olan öfkesi sakinleşmiş, tavırları yumuşamıştı. İlgili ve anlayışlı olduğu bile söylenebilirdi. Madde almadığı normal bir zamanda gitme isteğime kulak bile asmazdı aslında ama şimdi neredeyse isteğimi ikiletmemişti bile.
Bu Harvey eğrisinde normal değildi. O yüzden araba kullanmamalıydı. "Adamlarından biri kullansa?"
"Normalin bu senin, değil mi?" diye sordu biraz sonra. Normalim derken? Harvey'ye baktım. Arabası gelirken cebindeki elini çıkartıp valeyi beklemeye başladı. Vale arabayı önümüze çekerek indiğinde anahtarı Harvey'nin hazır bekleyen eline bıraktı. Bu kez sadece kapımı açıp binmemi bekledi. Emir yoktu ama artık o da biliyordu. Kaçamazdım, inat edemezdim; o yüzden binmemi bile beklemeden direksiyon başına geçti. Kapıları aynı anda kapatıp kemerleri takarken bana baktı yandan "İnadından değil bu hallerin. Çeneni kapatamıyorsun. İstesen de yapamıyorsun. Uslu olmayı beceremiyorsun."
Bunu yapmak istemiyordum. Hiç istemiyordum ama dudaklarım söz dinlemez afacan çocuklar gibi yukarı kıvrılmıştı. Keşke sadece kıvrılsa; bir de utanmadan kendimi anlatmıştı.
"Böyle alışmışım."
Başını yola çevirirken hafifçe devirdi gözlerini. Araba altımızda gürlediğinde dudakları arasından mırıldandı. Sessiz olmayı umsa da sözleri berrak bir sesle yankılanmıştı. "Dert oldun başıma."
Peşi sıra devirdim be de gözlerimi. Ben mi ona derttim? Onun yüzünden başıma gelmeyen kalmamıştı benim. "Tıpkı senin benim başıma olduğun gibi."
Dudaklarını birbirine bastırdı. Yol boyu sessizdi ve bu sessizlik sinirimi bozuyordu! Omzumun acısına ve düşünmek istemediğim o ana rağmen, beni tüm bu tehlikelerin göbeğine atan adamı incelemekten alamıyordum kendimi.
Kirpikleri o kadar güzeldi ki... Esmer teninde farklı bir koyuluğu vardı. Öyle ki, yüzünde insanı içine çeken iki kara kuyu gibi çevreliyordu kömür gözlerini. Sinirlendikçe genişleyen burun delikleri manasızca çok erkeksiydi...
Neden dikkatimi celb ediyordu detayları! Tanrı'm...
Oyma taş gibi duran dudakları ifadesine rağmen çok yumuşak görünüyordu ve biliyordum. Dudakları birer parça kor gibi alev alev ama pamuk şeker kadar yumuşaktı. Çenesinde minik minik çıkan sakallarının sertliği değdi anılarıma ve ürpererek dışarı çevirdim bakışlarımı. Dudaklarımdan üflerken pencereyi açtım minicik. Sıcaktı nitekim.
Yol boyu ayı takip etti gözlerim ya da ay peşimden geldi centilmen bir erkek gibi ama bu da bambaşka bir anımı tetikledi. Ceyhun'la Olympos'ta Chevrolet Stepside'ın kasasında geçirdiğimiz gece de yıldızların altında, ayın şahitliği eşliğinde uyumuştuk. O ay şimdi beni takip ediyordu. Utandım. Özledim. Kırıldım... O gece söz vermiştik. Ömrümüzce birbirimizi sevecektik. Çocukça idi ama verdiğimiz en sadık sözdü.
Onu seviyordum. Hep seviyordum. Ama onu sevmeyi hak etmiyordum... O yüzden başımı yere indirdim.
Penceremi örterken İyiden iyiye ayılmış olan Harvey'ye baktım. Şimdi ifadesi donmuştu. Buz gibiydi. Gevşeyen kasları gerilmiş, alnındaki çizgi derinleşmişti. Kaşları sebepsizce çatık, burun delikleri genişti.
Bir şeylere kızmış olmalıydı. Sebebinin ben olmadığımı umdum.
"İn," dedi mesafeli bir sesle.
Evdeydik. Sözünü emir telakki ederek çıktım arabadan. Beni beklemiyordu adımları, hızlıydı. Artık onun sadık ev hayvanı olduğuma emindi ki arkasına bile bakmıyordu. İçeri girdiği anda kükremeye başladı. "Abella!"
Kesinlikle bir şeylere kızgındı. Sessizlikte gelmiştik onca yolu. Ne kızdırmış olabilirdi ki onu?
Abella koşturarak gelirken bana döndü. Takip mesafem oldukça kısaydı ve onun bu hamlesi beni hazırlıksız yakalamıştı; yine de çarpmadan durmayı becerebilmiştim ama bu dip dibe olduğumuz gerçeğini değiştirmiyordu.
Bir şıngırtıyla bölündü zalim bakışları. Cebindeki anahtarı çıkartıp bekledi. "Aynı saçma taktiği denersen bu kez bodruma kilitlerim seni!" dedi. Birincisi artık mevzu bahis Natt'in hayatıydı; bunu yapmazdım. İkincisi;
Yine niye kızgındı bu adam?!
"Şimdi çık odana." Derken anahtarı açtığım avcuma bıraktı. Ayakkabıları ökçelerinden çıkartıp çıplak ayak merdivenlere yöneldiğimde bu kez fırtına kadar sert bir sesle konuşmaya başladı. "İlacımı hazırla Abella."
***
Omzumdaki bez kuruyan kanla birlikte kaskatı olmuştu. Üzerimdeki gecelikle odamın kapısını açıp mutfağa inmeye karar verdim. Dün gece sıra omzuma gelmemişti ama şimdi kurumuş kanlar omzumdan ve kolumdan pul pul dökülüyor, katılaşmış bez canımı yakıyordu. Liana ya da Abella'nın mutfakta olmasını ve bana biraz sıcak suyla yeni bir bez ayarlamalarını diliyordum.
Parmak uçlarımda, mümkün olan en hayalet adımlarımla mutfağa indim. Liana ortalarda görünmüyordu ama Abella ve dün gece gördüğüm o yaşlı kadın mutfakta kahvaltılıkları hazırlıyordu.
Beni görmeyi beklemedikleri ortadaydı; şaşırmışlardı. Tişörtümün altında kalan yarayı göstermek için kolu sıyırdım. "Bunu temizlemem ve yeniden sarmam gerekiyor." Diye mırıldandım. Yaşlı kadın Abella'ya izin verircesine kafasını sallarken ben de buhar üfleyen çaydanlığın önüne oturarak gülümsedim. Yaram dün geceki kadar acımıyordu elbette ama hala hassastı. Yaranın kenarlarını kaldırıp son haline baktım. Kabuk tutmuştu ama bu yeni bir kabuktu ve eski kabuk daha siyah bir şekilde hala orada bir yerdeydi.
Mide bulandırıcıydı.
Abella'nın getirdiği sıcak suya, temizleme bezine, tentürdiyot ve yeni gazlı beze minnet ederek yaramla ilgilenmeye başladım. Aslında hızlı iyileşiyordu ama muhtemel ki iyileşme sürecim dün gece fena halde sekteye uğramıştı.
Telefonum çalmaya başladı. Kim olduğuna bakmaya cüret bile etmedim.
"Natt."
"Hey tatlım," dedi enerjik bir sesle. "Dün gece gelirsin diye bekledim seni."
İç geçirdim. Dün... Zor bir geceydi.
"Dün gece biraz meşguldüm."
Sıcak bir kahkaha attı. "Bu öylesine bir ilişki olmaktan çıktı Zoe. Belli ki adamla bir ilişkin var."
Gözlerimi tavana dikerken iç geçirdim.
"Adını söyle en azından."
"De La Cour." Dedim öylesine. Madem bu cendere altı ay sürecekti o zaman bir noktada Harvey ile tanışması gerekecekti. Biz öylesine ev arkadaşları değildik; Nathaniel meraklı bir dedikoducuydu ve takıldığım adamla muhakkak tanışmak isteyecekti.
"Aimon De La Cour gibi mi?" diye sordu dalga geçer gibi. Kaşlarımı çattım.
"Aimon De La Cour da kim?"
"Babam." Dedi Harvey'nin sesi. O arkamdaydı ama kapı önümdeydi. Bana görünmeden nasıl arkama geçmişti? Nereden çıkmıştı bu adam?
"Yapma güzellik, Aimon De La Cour'u tanımıyor olamazsın. Bir süre onun yanında bile çalıştım. Hatta sana Nichole'u anlattım. Hatırla."
Hoparlörün sesinin kısık olduğunu umdum. Nichole hatırladığım kadarıyla Harvey'nin kız kardeşiydi ve belli ki Natt gerçekten de bir süre bu adamların arasında çalışmıştı.
"Gece kulüpleri var, St. Tropez'de otelleri var. Hatta basına yakında bir parfüm markası tanıttılar." Dedi Hızla. Israrla hatırlamamı istiyordu; sanki bu bilgilerin bana faydası vardı.
"Tanımıyorum Natt." Dedim umarsızca. Elbette tanıyordum ama Natt'in bunu bilmesine gerek yoktu. Natt De La Cour'ların bir mafya olduğunu bilmese de benim bir mafyanın evinde kaldığımı bilmesini istemiyordum. Hem De La Cour Fransız bir soyadıydı ve oldukça da popüler bir isimdi.
"Uyuşturucu kaçakçılığı yapıyorlar." Dedi sonunda Natt.
Gözlerimi tavana dikip burnumu boktan çıkarmaya çalıştım ama ben belli ki çoktan o boktan bataklığın içindeydim. Yo, ben kaçmayı becerememiştim. Ben sadece 11. Seviye mafya babasından 10. Seviye mafya babalarının arasına geçiş yapmıştım. Sinirlerim bozulmuştu; gülüyordum.
Çok masum işler yapmadığını bildiğim manevi abim bile De La Cour'ların ne yaptığını biliyordu ve mafyanın içindeydi.
Kafayı yemek üzereydim. Saklamanın bir manası yoktu.
"Evet," dedim. "Hatırladım. O De La Cour gibi."
Kısa bir sessizlik oldu. "Nathaniel?"
"Harvey De La Cour'la mı birliktesin?" Sesi hayret doluydu. Hatta biraz da kıskançlık. Kıskandığı Harvey değildi muhtemelen. Eğer ikimizden birisi bir De La Cour'u tavlayacaksak o kişinin kendisi ve kızın da Nichole De La Cour olmasını dilerdi; kıskandığı buydu muhtemel ki.
"Kim o?" diye sordu Harvey yanımdaki sandalyeye oturup kâseden çilek alırken.
"Natt," diye fısıldadım.
Harvey dağınık saçlarını karıştırıp kendine kahve hazırlamaya koyulduğunda bir kez daha denedim.
"Natt,"
"Benjamin'i bulmana şaşmamalı." Dedi. "Seni bunun için aramıştım ama sanırım sen konuyu biliyorsun."
Ne diyebilirdim?..
"Dikkat et prenses. İki ateş altında kalmanı istemem."
Temizlediğim yaraya kaydı gözlerim. Bu nasihat için biraz fazla geç kalmıştı.
"Sorun değil," dedim. "Beni koruyor."
Nefesini dışarı üflediğini duydum. "Eğer yaşadığınız ciddi bir şey değilse seni almaya gelebilirim Zoe, yanımda güvende olursun."
Bu bir sokak kavgası değildi. Taraflardan birisi silah tüccarlarından f16 kiralayıp evi patlatabilirdi. Nathaniel'i bu ihtimalin önüne atamazdım.
Derin bir nefes aldım. Gözlerim dolmuştu; birinin benim için endişeleniyor olması kalbimi kırıyordu. Ben önemli değildim! Önemli olan oydu.
"Çiftliktesin, değil mi? Oraya geliyorum."
"Hayır." Dedim sertçe. "Gerek yok Natt. Burada olmak istiyorum."
Sözlerim Harvey'nin dikkatini çekti. Yaslandığı mutfak bankosunun üzerinden beni izliyordu. Alnındaki çizgi belirginleşmişti.
"Hayır istemiyorsun Zoe. Bu sesi tanıyorum. Korkuyorsun."
Bakışlarımı kaçırdım. Buraya gelmemeliydi. Natt durumu tüm çıplaklığıyla bilmediği için fırtına koparmaya gelecekti ve asıl kasırga Harvey'di. Dudaklarımı ıslatırken bakışlarımı önüme çevirdim.
"Onu seviyorum." Dedim özellikle başka yöne bakarak. "Burada kalmak istiyorum Natt. Korkmuyorum."
Ahizenin ucunda küfretti. Sinirliydi. "Seni tutmuyor değil mi? Özgürsün orada."
...
"Bak güzelim, bu adamlar zorbadır. Sadece seni istiyor diye elini kolunu bağlayıp eve kilitlemedi değil mi seni?"
Yani...
"Zoe?"
"Natt yersiz endişeleniyorsun."
"Bugün eve geliyorsun." Dedi beni dinlemeden. "Evde bekliyorum seni."
Harvey'e çevirdim bakışlarımı. Bana bakmıyordu ama belli ki pür dikkat dinliyordu. Kahvesinden koca bir yudum alırken yanıma geldi.
"Konuş." Diye fısıldadı. Ahizenin ağzını kapatırken bu kez ben fısıldadım.
"Eve gitmemi istiyor."
"Gideceğini söyle."
Gözlerine baktım. Ciddi gibiydi. "Gidebilir miyim?"
"Sen sözünü tutarsan tüm kapılar açılır," dedi daha önce de söylediği gibi. Gözlerine kilitlenmiştim. Gerçekten mi? İzin mi veriyordu?
"Oraya geliyorum." Dedi Natt çileden çıkmış bir tavırla.
Koca bir nefes aldım. "Natt saçmalıyorsun," dedim kendime güvenen bir sesle. "Elbette burada tutsak değilim. Ve için rahat edecekse bugün eve geleceğim."
Kısa bir sessizlik oldu aramızda. "Bekliyorum." Dedi biraz sonra.
Harvey'ye bakmayı sürdürürken "Geleceğim." Dedim usulca ve kapattım telefonu. Gitmeme izin verdiği için mutluydum ama Natt'in tutsak olduğum düşüncesini nasıl çıkarttığını sormasını istemiyordum.
"Neden şüphelendi?"
Siktir!...
"Parçaları birleştirdi." Dedim sadece. "Sesimden anladı sanırım."
Kahvesini dikti. "Hazırlan da ağabeyine gidelim." Dedi yanımdan geçerken sakin bir şekilde.
Kızmamıştı.
Natt'i görecektim! Gülümsemeye başladım. O iyiydi ve ben onu görecektim. Omzumu hızla sarıp odaya koştum.
Bir jean ve v yaka, yetim kol crop giydim. Vurulduğum gün ayaklarımda olan spor ayakkabıları giyerken sabırsızdım. Dağınık saçlarımı makyaj masasında bulduğum bir göz kalemi ile topladıktan sonra koşar adımlarla salona indim. Harvey salonda sigarasını içip gazete okuyordu.
"Hazırım." Dedim coşkuyla.
Tepeden tırnağa beni inceledikten sonra gazetesini katlayıp kenara bıraktı. Beni önüne katarken rahat bir hali vardı. Gevşemiş ve hatta mutlu. Gece patlamaya hazır bir yanardağ gibiydi oysa. Acaba... Esas kadını Jules'la mı konuşmuştu? İtiraf etmesi utanç verici olsa da dün gece onu azdırmıştım. Belki telefonda seks yapmışlardı.
Peh... Birini teninde hissetmeden salt bir sağaltıma ulaşamazdın. Mutluluğunun sebebi bu olamazdı.
Arabaya binip telefonumdan yol tarifi açtım. Uzun bir yolumuz vardı ama eve gidiyordum! Yolun canı cehenneme. Natt'i görecektim ve daha da önemlisi, ona artık yalan söylemeyecektim. Tam olarak doğruyu da söylemeyecektim ama olsun.
"Fazla neşelisin."
Harvey'ye doğru döndüm. "Onu özledim." Dedim içten bir şekilde. "Ne kadar sinir bozucu da olsa o benim... Ağabeyim."
Tek kaşını kaldırdı. "Zoe Fontein," dedi tam adımı söyleyerek. Sırtımı dikleştirirken Harvey'ye döndüm. Ona hiçbir zaman tam adımı söylememiştim. "Nathaniel Brux."
Bir kırmızı ışıkta dururken bana çevirdi kara gözlerini. "Gerçek ağabeyin değil." Dedi otoriter bir sesle.
Nefesim soluk borumu zor zalim tırmanıyormuş gibi hissettim. "Ne fark eder?" dedim kendime güvenmeyen bir sesle. "Ağabeyim kadar seviyorum."
"Bir şey fark etmez." Dedi tekrar yola döndüğünde. "Ama neden yalan söyleme ihtiyacı duydun, onu merak ediyorum."
Yutkundum. "Ağabeyim olmasa korumazdın çünkü."
"Korurdum."
"Korur muydun?" diye sordum. "Umurunda bile olmazdı."
Dudaklarını araladı ama hemen sonra vazgeçerek mühürledi. "Bana yalan söylemenden hoşlanmadım." Dedi kısa bir süre sonra. Ne diyecektim? Çetenin başına geçmek için babasını öldüren cani bir adamın kızıyım; babam sevgilimin beynini patlatıp beni bir eroin kaçakçısına sattıktan sonra bir iç hesaplaşmada annemi kollarım arasında kaybettim ve en sonunda bir kurşun rahmimi parçalayıp anne olma ihtimalimi neredeyse sıfıra indirince o evde yaşamanın canıma kast ettiğine karar verip evden kaçtım ama kaderin cilvesi odur ki eline düştüm. Ve en nihayetinde aile gibi hissettiğim tek insanı, Natt'i korumanı istiyorum. Bunu mu diyecektim?
Beni Benji'nin önüne atsın daha iyi.
"Yalan söylemedim." Dedim düz bir sesle. "Natt benim tek ailem."
Bana yandan bir bakış attı. Gözlerinde onaylamaz bir ifade vardı. "Anlatmadığın şeyler var." Dedi biraz sonra. Evet vardı ama onlar benim özelimdi. Bana aitti. Harvey kimdi ki ona anlatacaktım?
"Bedenimle istediğini yapıyorsun zaten." dedim gaddar bir şekilde. İstediği yere sürüklüyor, biblo gibi dilediği yere koyuyordu. Daha ne verebilirdim ona? Sırlarımı mı? Onlara bakmaktan ben imtina ediyordum; nasıl anlatırdım? "Bırak da sırlarım bana kalsın."
Gözlerini kıstı. Dudaklarının hareket ettiğini gördüm ama sessizdi.
Yolun geri kalanında konuşmadı ama sabahki neşesi gitmişti. Çenesi kaskatıydı. Dudaklarını birbirine bastırmış, gözlerini yola dikmişti. Evimin olduğu banliyöye geldiğinde ufak tarifler yaparak apartmanı gösterdim. "Burası."
Apartmana bakarken burnunu çekti sertçe. "Burada mı yaşıyordun?"
Eğer izin verirse burada yaşamaya devam edeceğimin altını çizmedim. Altı ay sonra dönüp geleceğim kürkçü dükkanımdı burası. "Evet," dedim. Bu kez çıkarken yanıma aldığım anahtarımla kapıya abanırken etrafta yeni peyda olmuş serserileri görerek şaşırdım. "Bunlar senin adamın mı?"
Etrafına baktı. Belli başlı kişileri tek tek inceliyordu. Boğazını temizledikten sonra belimden itip apartmana soktu beni. Arkamı dönüp elimle adamları gösterirken kolumu tutup beni apartmanın asansörüne doğru yönlendirdi. "Yürü."
"Benji'nin adamları mı?"
İç çekti.
"Korkacak bir şey yok." Dedi umarsızca. Öyle mi? Onu içeride kriz geçiren kalbime anlatsın bakalım.
"Ortaya çıktım ya işte, hala neden takip ettiriyor Natt'i?"
Matematiği kuramıyormuşum gibi bana bakarken kaşlarını çattı. "Sen benim değerlimsin, Natt de senin çünkü." Dedi. Asansörde daire katıma basıp yükselirken parmaklarımı kütletmeye başladım. Kriz belirtilerimi o da fark etmişti ve ürkmüş görünüyordu. Ne? Ağlayan kadınlardan korkan erkeklerden miydi? Dün hiç de korkuyor gibi değildi oysa ama tabii; dün hesabı vardı. Krizimden faydalanmaya çalışan bir aşağılıktı dün! Şimdi korkudan dolan gözlerim onu şaşırtmış, korkutmuştu. Asansör açılırken gözlerimi kapatıp yanından geçtim hızla. Beni teselli edecek bir adam değildi Harvey, ağlayacaksam bunu kendi başımayken yapmalıydım.
Hem Natt iyiydi. Ağlamaya gerek yoktu. Ağlamak için isyan eden anksiyetemi bastırabilirdim.
Kapıyı çaldım. Koşuşturan adım seslerini duyduğumda elimdeki anahtarı cebime atıp Natt'in kapıyı açmasını bekledim. Kapıyı açtı ve sımsıkı sarıldı.
Sadece Natt benim ailem değildi. Ben de onun ailesiydim.
O hiç tanımadığı babası ve alkolik annesiyle yetim bir çocuktu. Sokaklarda büyümüş, sokağın kurallarını bilen bir adamdı. Beni ilk gördüğünde yuvasından düşmüş bir serçe yavrusu gibi yaklaşmıştı. Dizginlenemez libidosuna rağmen bir günden bir güne bana bir kadın olarak bakmamıştı hiç. Onun kardeşiydim. Annesi alkol komasından öldüğünde bile benim için endişelendiğinin yarısı kadar bile endişelenmemişti. O benim ağabeyimdi.
"Bebeğim," Belimi sımsıkı yakalayıp sarıldı. "Nereden buldun bu adamları!?" diye serzenişlerde bulunurken pataklamak ister gibi eliyle sırtıma vurdu.
Senin sayende buldum bok herif...
"Geç içeri."
Harvey'nin boğaz temizleme sesiyle benden ayrıldı Natt. Gözleri asansörün önünde dikilen Harvey'nin üzerindeydi.
Vay canına, gülümsüyordu. İçten gibiydi.
Beni kolumdan yakalayıp arkasına alırken bir horoz gibi kabardı Natt. Başını olduğum tarafa çevirirken soludu. "Yalnız gelmemişsin."
İç çektim. Yapma Natt, karşındaki boş bir adam değil. Deli gibi diklenme!
"O sevgilim." Dedim bana siper ettiği kolu indirmeye çalışarak.
"Seni özellikle getirip giderken götürmeyeceğini nereden bilebilirim?"
Ahmak çocuk, dünyanın gerçeklerine karşı ne kadar salaksan yeraltı dünyasına o kadar hakimsin!
"Öyle yapacağım," dedi Harvey tok bir sesle. "Zoe'yi bırakmaya hiç niyetim yok."
İki horoz ne diye dikleniyorsunuz?!.
Natt'in arkasından çıkmaya çalıştım ama izin vermiyordu. Bir noktada beline sıkıştırdığı silahı çekince sıçradım. Silahı mı vardı?
"Harvey De La Cour." Dedi saygılı bir üslup eşliğinde. "Babanızın sadık bir çalışanıydım."
"Öyle mi?" diye sordu Harvey korkusuz bir halde. "Bana namlu doğrulttuğuna göre pek de sadık sayılmazsın."
Natt güvenliği kapatırken parmağını tetiğe koydu.
"Nathaniel!" Koluna uzanmaya çalışsam da izin verecek gibi görünmüyordu. Hiç beklemediği bir şekilde sırtını ittirip ikisinin arasına girerken Harvey'nin önüne geçtim. Natt'in silahını alırken kızgın görünmeye çalışıyordum. Doğrusu kızmak bir yana, ödüm kopuyordu. Onu öldürmesi ikimizin de dımdızlak, korumasız bir şekilde ortada kalmamız anlamına geliyordu.
Ya da rakip ortadan kalktığı için belki Benji bizi rahat bırakırdı. Bir an elimdeki silaha baktım; bırakır mıydı?
"Beni kaçırdığı, zorla tuttuğu falan yok Natt!" dedim düşünce bulutlarımı dağıtırken.
"Aşağıdaki adamlar ne öyleyse?"
Fark etmişti demek. Başımı Harvey'e doğru çevirdim. "Onlar senin için." Dedi Harvey beni kenara çekip eve girerken. Natt şaşırmıştı. "Benim mi?"
"Benji düşmanımdır Natt dedi." Harvey oldukça rahat bir tavırla. Peşinden gittim. Natt de hemen arkamdaydı.
"Peşime neden adam taktın?"
"Benjamin yüzünden." Harvey ortak alanımızdaki koltuğa çökünce Natt bana bakarak sordu. "Onun düşmanı beni niye ilgilendiriyor? Zoe, neler oluyor?"
"Zoe'yle uzun süredir birlikteyiz." Diye araya girdi Harvey. "Ve bu düşmanlık ortaya çıktığında Benjamin Zoe'nin üzerine gitmeye başladı. Onu saklıyordum ama ortaya çıksın diye bu sefer de seni tehdit ettiler."
Vay canına, yalan söylemeden yalan söylemeyi becermişti.
"Bu doğru mu güzellik?"
Natt'in çelişkili bakışları ikimiz arasında mekik dokuyordu. Yapacağım herhangi bir yanlış mimik felakete sebep olabilirmiş gibi hissetmiştim o yüzden Harvey'nin yanına çöküp elini avuçlarımın arasına aldım. "Doğru."
Natt emin olamıyormuş gibi beni süzüyordu; salak. Onun bu şüphesi bizi canımızdan edecekti, haberi yoktu.
"Beni tutsak ettiği falan yok." Dedim kendime güvenen bir sesle. "Beni koruyor, hatta bizi koruyor."
Alayla güldü Natt. "Korumana ihtiyacım yok." Dedi Harvey'ye doğru
Asıl erkeklik taslamana ihtiyacın yok beyinsiz!
Harvey iç geçirdi. Sıkılıyordu.
"Bunu senin için yapmıyorum." Dedi Harvey dirseklerini dizlerine yaslayıp öne eğildiğinde. "Zoe için yapıyorum; onun için değerlisin."
Natt birkaç saniye sustu. Sözleri tartıyor gibiydi ama yine de gözlerinde dönen bir ateş topu vardı. O böylesi adamların ne kadar tehlikeli olduğunu biliyor ve beni onların vicdanına terk etmek istemiyordu.
Ben de böylesi adamları biliyordum. Böylesi adamların sınırlarının zorlanmaması gerektiğini de.
Natt Harvey'nin gözlerine diklenmişken son bir söz daha söyledim.
"İkimize de bir şey olsun istemiyorum."
"Güzellik bu adamların arasında olup da zarar görmemek mümkün mü?" dedi hırsla. "Hadi beni siktir et. Ben boka battım batacağım kadar ama sen,"
Ben de battım ağabeyciğim, ben de battım...
"Çok istiyorsan kız kardeşinin başını bekle." Dedi Harvey sonunda dayanamayarak. "Onun korumalarından biri ol. Hem bu sayede peşine adam takmaktan kurtulurum."
Benim için işe adam mı alacaktı?
Salak Zoe, dedi iç sesim. İş dediği tetikçilikti ve adam dediği de Natt. Bu daha bile tehlikeliydi. Saçma fikrini ret etmek için ağzımı açtım ama Natt benden hızlıydı.
"Zaten başka türlü nasıl koruyabilirim Zoe'yi?" diye tısladı Natt hala elimde tuttuğum silahına uzanarak. Silahı beline takıp odayı terk etti. Başımı ellerimin arasına alıp şakaklarımı sıkıştırırken Harvey'nin koltukta geriye yaslandığını fark ettim.
"Onu ateşe atıyorsun." Diye fısıldadım.
"Daha önce babamın yanında çalışmış birisi ateşten korkmuyordur." Dedi umursamazca.
Burnumdan nefes verdim. Hayatı nasıl görüyordu acaba? Tarantino filmleri kadar karamsar ve kana bulanmış mı? Ama hayata pembe gözlükler takarak da bakabilirdin! Birisi bir hata yaptı diye onu ömrünce o hatanın esiri etmek zorunda değildin. Evet, Natt korkusuz bir aptaldı; bataklığa batmaktan korkmazdı ama korkmuyor diye onu bataklığa çekmeye de gerek yoktu ki!
Başımı salladım hayal kırıklığıyla. Ben çıkmak için debelenirken şimdi bir de Natt'i sürüklemiştim balçığıma...
-
-
-
Not: ne istediğimi çok iyi biliyorsunuz hanımlar, beyler. Yorumlarınızı bekliyorum :*