10. Bölüm

3971 Kelimeler
Bölüm başı Notu: Efsane bir bölüm oldu. ? ?Özellikle sonları yine alev alev. ? Baştan uyarıyorum, Cinsellikten rahatsız olacakların bölümü okumaması tavsiyemdir :) Profilimde çok daha masum, sevimli ve komik hikayelerim var :D Daha edepli bir şeyler okumak isteyenleri oralara alabilirim :D Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum. ✌️ Önce beğenileri verelim. ? Verdiysek başlayabiliriz.??? 10. Bölüm Gelen kahvaltı tepsisindeki meyve suyunu içip pervaza tırmandım. Günlerim fotokopi makinesinde çoğaltılıyormuş gibi hissediyordum. Uyanıyordum, ölmeyecek kadar bir şeyler yiyip pencereye tırmanıyordum. O gün şanslıysam Parfe bana selam vermeye geliyordu; Harvey günde muhakkak bir kere beni ziyaret ediyor, tavrımda bir değişiklik var mı diye kontrol ediyordu. Çoğu zaman konuşmuyordu bile ama delici bakışlarının üzerimdeki etkisini yadsıyamıyordum. Genel olarak grevim devam ediyordu ama dirayetimin kırılmaya çok yakın olduğunu hissediyordum. Kafayı yemek üzereydim. Liana'dan başka düzenli gördüğüm bir tane bile yüz yoktu ve o da konuşmuyordu. Doya doya yapabildiğim tek şey telefondan müzik dinleyebilmekti. Ah bir de Natt'in aklına gelirsem onunla muhabbet edebiliyordum, ki bu da büyük lükstü doğrusu. Çünkü yine ortalardan kaybolmuştum ve bunun açıklamasını yapmaktan çekindiğim için Natt'i arayamıyordum ama bir psikopat gibi beni aramasını umuyordum. Birileriyle konuşmaya ihtiyacım vardı. İlk birkaç telefon konuşmasında nerede olduğum konusunda sorular sormasa da koca bir haftanın sonunda hala ortalarda görünmeyince artık konuşmalarımızın rengi de değişmeye başlamıştı. Yine bir akşam vakti hiç beklemezken aradığında heyecanla açtım telefonunu. "Hey," Fondaki yüksek müzik çığlıklarla yükseldi telefonda. Önce yüzümü buruşturdum ama hemen arkasından Natt'in o çocuksu sesini duymak beni keyiflendirdi. "Selam kayıp fıstık." "Selam." Yüzüme yayılan gülümsemenin keyfiyle yatakta geriye düştüm. "Yine ortalarda yoksun güzellik?" "Ağzımdan laf almaya çalışıyorsun Natt." Dedim. Fondaki müzik an be an azalıyordu. Belli ki Natt bardan çıkıyordu. "Nerede olduğuma dair bir tahminin yok mu yani?" "Demek adam çok iyi." Dedi keyifle. "Dönüp dolaşıp yanına gittiğine göre." Ya ya. Burnumdan nefes verirken gözlerimi kapadım. "Bu eve dönmeyeceğim anlamına gelmiyor." Diye altını çizdim. "Bunu aklından çıkarma Nathaniel. Odamda cigara içme ve yatağıma kız atma." "Zorsun kızım." Dedi bıkkın bir sesle. "Bir daha sütlaç yemek istiyor musun?" Bir tatlı canavarı içim sözlerim fazla gaddardı ama onu yola getirmenin az sayıdaki yöntemlerinden biriydi bu. "Ah yapma..." diye inledi. "Her defasında bunu söylüyorsun." "İşe yarıyor çünkü!" Mızmız bir oğlan çocuğu gibi ağladı. Sahte gözyaşlarıyla beni kandıramazdı. "Peki, tamam!" dedi sonunda pes edercesine. "Ama mutfak için söz veremem." ... Ne desem boştu zaten. Yirmi dokuz yaşındaki adamı bu saatten sonra eğitemezdim ya. Gülerken "Pasaklı," diye mırıldandım. Sesimden tavrımı anlamış olacak ki güldü. "Bu arada, kızım, Benjamin diye bir adam sana bir paket bıraktı." Dedi gülmesinin ardından. Omzumun çelik bir halatla yukarı çekildiğini hissettim. Benjamin... "Bu arada epey ürkütücü bir adamdı. Böyle adamları nereden buluyorsun anlamıyorum." Konuşmak için hamle yapmaya çalışıyordum ama bir buz küpü içine hapsolmuş gibiydim. Hipotermiden ölür gibi titriyordum. Pervaza tutunup nefes almaya çalıştım. "Benji," diye fısıldadım. "Evet!" dedi coşkuyla. "Yanındaki adam ona böyle seslendi." Hayretle soluklandıktan sonra devam etti. "Böyle adamlarla takılma güzellik, adamın belinde silah vardı. Ben alışkınım bu tiplere ama sen bulaşma." Nefesimin kesildiğini hissettim. Gözlerim ürpertiyle kapandı. Takip etmişlerdi. Beni takip edip kaldığım yeri öğrenmişlerdi. Göğsümü evire çevire döven kalbime gitti yumruğum. Koca bir dikenli tel yumağı boğazımı parçalayarak iniyordu sanki. Öylesi zordu yutkunmak. "Sana bir şey dedi mi?" diye sordum soluk soluğa. "Benimle tanışmaktan memnun olduğunu ve bunu sana iletmemi söyledi." Bir hıçkırık dudaklarımı yardı. Aklıma koşarak dolan tüm fikirleri ağız isali olmuş gibi kustum. "Yalnız kalma Natt. Barda takıl. Kalabalık yerlerde dur. Gerekirse odama otuz tane kız sok." dedim tek nefeste. "Tek kalma sakın." Sesimdeki panik onu afallatmıştı. Kısık bir şekilde güldü. "Kafan mı iyi kızım?" dedi umarsızca. "Benim ne zaman tek olduğumu gördün?" Aptal, neden böyle davrandığımı bile sormuyordu. Çocuktu resmen. "Natt bu önemli." Dedim telaşla. "Sakin ol güzellik; ben bu adamları nasıl idare edeceğimi iyi bilirim. Korkma." "Natt..." "Bak içeri girmem gerekiyor Zoe," dedi. "Daha sonra neden tek kalmamam gerektiğini, bu adamla ne işin olduğunu uzun uzun anlatırsın ama daha da önemlisi," dedi fonda müzik sesi yükselirken. "Gel ve paketini al. Eve gelen her kız onlar için hediye hazırladığımı sanıyor." "Natt!" bağırdım ama telefonu kapatmıştı lanet herif! Elim alnıma gitti. Derin nefesler alıp yutkundum. Bir kez daha aradım Natt'i ama açmadı. Astım krizine tutulmuş gibi nefes nefeseydim. Kalbimin sıkıştığını hissettim. Benim yüzümden biri daha ölemezdi. Elimin içiyle kalbimi ovuşturdum ama sakinleşemiyordum. Natt sinir bozucu, ahmak biri olabilirdi ama ağabeyim sayılırdı. Yerimde duramayarak odamda volta atmaya başladım. Elimde olsa atlar arabama barı basardım ama odanın kapısını bile açamıyordum ki. Pencereyi açıp aşağı sarkarak "Kapımı açın!" diye bağırdım. Kapı yanında heykel gibi duran adamlar sesime hazırlıksız yakalanmış, sıçramışlardı ama hepsi bu. Sadece bir an dehşet ifademe bakıp önlerine dönmüşlerdi. Bu beni delirtti! Haykırdım. "Açın şu kapıyı!" Nefes nefese kapıya koşup yumruklamaya başladım. "Harvey!" Yumruklarıma kan oturmuştu. Öyle ki parçalanan yerler vardı. Ceyhun, annem... Sıradaki Natt olmayacaktı! Anksiyetemin bedenimi ele geçirmişti. Kontrolsüzce titreyen bedenim şeker atmışım gibi sağa sola sallanıp duruyordu. Yaşların yanaklarımı ıslattığını hissettim. Nefeslerim kontrolsüzdü. Astımım yoktu ama şimdi bu kontrolsüz nefesler arasında boğuluyordum. "Harvey!" Kapı kilidi dönüp dehşetle açıldı. Harvey'nin yüzünde beni dövmek ister gibi bir ifade vardı ama halimi görünce duraksadı. Anında karşısında buldum kendimi. Başımı önüme eğip hıçkırıklarımı susturmaya çalıştım ama işe yaramıyordu. "Kurtar onu." Dedim hıçkırıklarımın arasından yalvararak. "Ağabeyimi kurtar." Bakışlarımı yüzüne çıkardım. Anlamaya çalışıyordu. "Benji evimi öğrenmiş, ağabeyimi..." Nefes nefese yakasından yakaladım. "Onu öldürecek." "Yordun." Dedi Harvey duygusuzca. Bir adım geri gittim. Dediklerimi anlamıyor muydu? "Senin ailen için buradayım!" diye bağırdım. "Senin kız kardeşin ve sevgilin tehlikeye girmesin diye canımı ortaya attın sen!" Umurunda değilmiş gibi başını kaldırıp uzaklara bakarken gözlerini kıstı. Ellerini cebine sokacak kadar rahattı! "Senin ailen için kendi ailemi kurban edemem!" diye yumrukladım göğsünü hiddetle. Sadece onun sevdikleri yoktu bu dünyada! Benim de kaybetmekten korktuklarım vardı. Beni koruyacağını söylemişti; sevdiklerimi korumadan beni korumuş sayılmazdı ki. "Yorma." Dedi bu kez daha intim bir sesle. Titreyen aralık dudaklarımın arasından soludum. Ne istediği gözlerinde yazıyordu sanki. Bir ağlama hissi tırmandı göğsüme. "Aşağılıksın..." Cık cıkladı. Arkasını dönüp kapıya ilerlerken konuşuyordu. "Kurallara uymazsan ben de üzerime düşeni yapmam." O kapıya yaklaştıkça durulan anksiyetem uyanmaya başladı. Derin nefesler arasında "Tamam!" dedim dişlerimin arasından. "Tamam, istediğin kadın olacağım!" Kapı kolunu iterek açtığı kapıyı kapadı. Karşıma geldi. Onu öldürmek istiyordum. Onu, onu... Boğmak... Kan gölü içinde yüzdüğünü görmek istiyordum! Çaresizliğimden yararlanacak kadar aşağılık bir herifti! "Kuralları bozduğun anda ağabeyini korumayı bırakırım." Dedi tehditkâr bir tonda. Başımı salladım itaat edercesine. "Ne dersen o," diye fısıldadım. "Natt'i kurtar sadece." Çenemde sallanan bir damla yaşı yakaladı ama ne şefkat vardı gözlerinde ne de bir acıma. Emrederken tatmin olmuş bir tını vardı sesinde. "Adresi yaz." Ceketinin iç cebinden kalem ve küçük bir not defteri çıkartıp bana uzattı. Yanaklarımı kurulayıp adresi yazdım. Yüzüme bile bakmadan defteri aldı. "Nathaniel Brux." Dedim hızlıca. "Adı bu." Elini havaya kaldırdı "Ben hallederim," dedi sözümü keserken. "Sen hazırlanmaya başla. Geldiğimde çıkacağız." Eğitimli bir köpek gibi salladım başımı. Ne istiyorsa yapmaya hazırdım. Benim yüzümden bir karıncanın bile incinmesine tahammülüm yoktu artık. Natt'i ne koruyacaksa onu yapmaya amadeydim. Ama Harvey emin olamıyormuş gibi incelemeye devam etti beni. Sözlerime ikna olmuş görünmüyordu. Gözleri önünde avans vermem gerekecekti. Dolaba yöneldim. Alışverişte ne aldıysam hepsi yerleştirilmişti. Bir hafta önce, onu delirttiğim son gece fırlattığı soluk pembe payetli mini elbiseyi çıkarttım. Dolabın iç çekmecesinden temiz bir alt çamaşır bakmaya koyuldum. Aubade de çalışan kıza sorduğum çamaşır takımı ve aynı beden bir sürü sade iç çamaşırı vardı. Rastgele bi takımı alıp dolabın kapağını kapattığımda Harvey'nin kapı çerçevesine yaslanmış bir halde beni beklediğini gördüm. Dudaklarımı birbirine bastırırken bu kez kararan gözlerini ona diken bendim. "Neden bekliyorsun?" diye tısladım tehditkâr bir tonda. "Hazırlanıyorum işte!" Burnunu çekti sertçe. İfadesizliğinden ödün vermiyor; sessizlik eşliğinde bekliyordu. Gözlerim yanmaya başlamıştı. O burada bana işkence ederken Natt'in saniye saniye ölüme yaklaştığının farkında mıydı? Neden umursamazdı? Onun ailesi aileydi de benimki değil miydi yani? Kirpiklerimin ıslandığını hissettim. Yalvarmamı mı istiyordu? Minnetle yapardım. "Ne kadar hızlı davranırsan o kadar çabuk giderim." Dedi araladığım dudaklarımı fark ederek. Arkamı dönerken yanaklarımdaki ıslaklıkları sildim. Önce üzerimdeki askılıyı çıkardım ardından sutyenimi. Yaralı omzuma rağmen olabilecek en kıvrak hareketlerle yeni sutyeni takarken acıdan inledim. Soluklarım acıdan sebep hızlanmıştı ama durmadım. Saniyeler çok önemliydi. Elbisenin sırt fermuarını açıp içine girdikten sonra eteğin altından şortumu ve iç çamaşırımı bacaklarımdan sıyırdım. Sağ omzumla fermuara ulaşmama rağmen yaralı omzum yüzünden çekemiyordum. Elbisenin göğsünden tutup ona doğru döndüm. Buğulu gözlerimin ardında görüntüsü titriyordu. Yüzünde memnun bir ifade vardı. "Sil yüzündeki ağlak ifadeyi." Dedi birkaç büyük adımda arkama geçerken. Yumruğu yumuşakça kalçamın hemen üzerine baskı uygularken ne yaptığını görmek için arkamı döndüm. Fermuarı çekiyordu. "Ağabeyine bir şey olmayacak." Yutkundum. "Sen uslu durduğun sürece." Diye altını çizdi anlaşmanın. Emin adımlarla kapıdan çıkıp arkadan kilitlerken burnumdan soluk verdim. Ölmeyecekti. Ölmeyecekti. O ahmak yaşayacaktı. Yatağımın dibine çöküp bacaklarımı kendime çektim. Kimseye benim yüzümden bir şey olmayacaktı. Üzerime düşeni yapacaktım ve Natt'e bir şey olmayacaktı. Harvey'nin düşünmeyi beceremeyen, sessiz süs bebeği olacaktım sadece ve Natt yaşayacaktı. Natt ölmeyecekti! "Toparlan, toparlan, toparlan..." Fısıltılarım bana ait değilmiş gibi hissettim. Sanki kendimi dışarıdan izliyordum. Sanki Bülent beni kollarımdan tutmuş da babam Ceyhun'un kafasına sıkarken zorla izlettirmiş gibi hissediyordum. O anı tekrar tekrar yaşıyormuş gibi... 'Kimin kızı olduğunu unutma Eyşan!' Silahın kulak yırtan o patlama sesi. Kurşunun eti deldiği o tok vuruş. Duvara dağılan kan izleri. Ceyhun'un boş zemine savrulan bedeni. Dağılan beyni. Bir hıçkırık kaçtı dudaklarımdan. 'En olmaz kişiler için babanı karşına alıyorsun. Bunu bir daha yapmak istemiyorum. Sen de istemezsin biriciğim. O yüzden kimleri hayatına aldığına dikkat et.' Bir daha olmaz sanıyordum. Bir daha kimse benim yüzümden bir namlunun ucuna gelmez, ölümle yüzleşmez sanıyordum. Ama sanırım kaderden kaçılmıyordu... Yüzümü dizlerimin arasına saklayıp içim sökülürcesine ağlamaya başladım. Haykırarak, kulak yırtarcasına, utanmadan, korkuyla, yakarışla... Bir süre sonra Natt'i aramayı denedim. Telefonu kapalıydı ve bu ağlama krizime hiç iyi gelmemişti. Derin bir nefes alıp ağlayışımı sakinleştirmeye çalıştım. Ahmak çocuk genelde şarjına dikkat etmezdi ve olur olmadık yerde telefonunun pili biterdi. Evet. Muhtemelen böyle bir şey olmuştu. Hemen en kötüsünü getirme aklına Zoe, eğer Benji Natt'i öldürmek isteseydi o an yapardı bunu. Bu bir psikolojik darbe sadece. Sakinleş kızım. Yapamıyordum! Ama yapmalıydım. Eğer Harvey geldiğinde hala böyle yere çökmüş bir halde ağlıyor olursam işte o zaman Natt'i kendi ellerimle Benji'ye teslim etmiş olacaktım. Titreyen parmaklarımla yatağa tutunup ayağa kalkmaya çalıştım. Manevi yorgunluk tüm bedenimi esareti altına almış gibi halsizdim. Yine de hazırlanmak için harekete geçmem gerekiyordu. Önce yüzümü yıkadım. Gözlerim kan çanağı gibiydi, Tanrım... Makyajdan önce gözlerimin toparlanması için önceliği saçlarıma verdim. Elbise sallanan yaka olduğu için hareketli bir dekoltesi vardı o yüzden saçlarımı dağınık bırakamazdım. Dağınık dalgalarımı ensemde toplayıp sıkı bir topuz yaptım. Perçemlerim yanaklarımda dalgalanırken makyaj masasına oturdum. Dikkat etmediğim bir şeyi fark ettim; malzemeler sıfırdı. Hepsini tek tek açıp yapabileceğimin en iyisini yaptım. Pembe tonlarında hafif bir makyaj yapmama rağmen gözlerimi ön plana çıkartan bir çalışma koydum ortaya. Sıcak kahve gözlerim kocaman olmuş, kirpiklerim kaşlarıma değene kadar uzamıştı. Kalın ama omuzlarımın üstlerine gelirken incelen askılarım ve göğüs dekoltemle çok hoş göründüğümü itiraf etmeliydim ama önemli olan ben değildim; Harvey'di. Tüm çabalarım onu memnun etmek içindi. Kendimi kremleyip güzel kokulu vücut losyonları süründüm. Çiftlik kapısına vuran far ışığıyla birlikte ise parfümledim kendimi. Harvey, Adam ve adını bilmediğim bir başka adam arabadan inerken sahibini kapıda karşılayan köpekler gibi kapıya gittim. Daha Harvey'nin bahçeden içeri girdiğini sanmıyordum ama kapım açılmıştı. Liana elinde bir ayakkabı kutusuyla karşımdaydı. "Hanımefendi." Kutuyu bana uzattı. Aldım ve kız tekrar kapıyı kapatmaya kalkınca onu durdurup, "Harvey'nin yanına ineceğim." Dedim. Kız kararsız kalmış bir şekilde kirpiklerini kırpıştırırken ayakkabıları giydim. Oldukça yüksek topuklu, siyah rugan bir bottu. Liana hala kararsızlıkla beklerken yanından geçip aşağı indim. Kız peşimden gelirken odama döneyim diye rica ediyordu ama umurumda bile değildi. Koşar adım aşağı indim; salon boştu. Evin bilmediğim kısımlarına bakınmaya başladım bu sefer de. Aşağı dönen merdivenden inip buhar dolmuş mutfağa girdim. Abella yanında tombul bir teyzeyle yemek yapıyordu. Burada da değildi. Tekrar yukarı çıkıp antrenin soluna döndüm. Bir sürü kapı vardı. Bir tanesini açıp içeri baktım. Burası üzeri kağıtlarla kaplı bir masası olan, buram buram iş kokan bir çalışma odasıydı. Bir sonraki bir kütüphane ve ah... "Ne arıyorsun?" Ses hareketlerimi böldü. Açtığım kapıyı kapatıp konuşan adama döndüm. Bu Harvey'le beraber arabadan inen, adını bilmediğim adamdı. Boğazımı temizledim nazikçe. "Harvey'i arıyorum." "Laboratuvara geçti." Kaşlarımı çattım. Çiftliğe geldiğini görmüştüm. Ne ara gitmişti? Sadece ayakkabıları giyene kadar ayırmıştım gözlerimi pencereden. Her nereye gideceksek oraya gitmediğimiz için üzüldüğümden asla değil ama barda ne olup bittiğini merak ediyordum. Natt'i bulmuş muydu? İyi miydi? Benji etrafında mıydı? Bana bir açıklama yapıp gitse ölür müydü? "Ne zaman gelir?" diye sordum adamın beni süzdüğünü fark etmeden. Gözleri dekolteme kaymıştı. Yerimde rahatsızca kıpırdanırken yanından kıyın kıyın geçerek antreye yöneldim. "Çalışmaya inmedi, Kasaya bir şey bırakacak. Hemen gelir." Dedi adam. Nasıl hemen gelecekti? Mutfaktan yukarı çıkan merdivenlerde Harvey'nin yükselen bedenini gördüm. Hani gitmişti? "Senin ne işin var burada?" Dedi bana. Hemen arkamdaki adama dönerek devam etti. "Sen mi açtın kapısını? Sana anahtar verdiğimi hatırlamıyorum Diggory." "Hayır," dedim adının Diggory olduğunu öğrendiğim adamın yanından geçerek. Harvey merdivenlerin başında durup beni incelemeye başladığında açıkladım. "Kapıyı Liana açtı. Ben yanına gelmek istedim sadece." Bakışlarını Diggory'ye çevirdiğinde adam sessizce aldığı komut üzerine antreden ayrıldı. "Benim yanıma gelmek istedin," dedi sözlerimi taklit ederek ama sesindeki hayret fark edilmeyecek gibi değildi. Haklıydı. Bir haftadır yüzüne bakmıyordum. Tabiri caizse inadımdan inletiyordum adamı. Şimdi ona koşmamın onu şaşırtması hiç de tuhaf değildi. "Natt'i buldun mu?" "O iyi." Dedi gözlerime bakarak. "Komik adam." Gözlerimi kapatırken elimi göğsüme yaslayıp nihayet nefes alıyormuşum gibi soluklandım. "Benji etrafta mıydı?" Gözlerini dışarıya çevirdi. "Onu izliyorlardı." Dedi umarsızca. "Sen ne yaptın?" Derin bir nefes aldı. "Benim adamlarım da onları izliyor." Dedi. Elime uzanırken yürümeye başlamıştı. Tutuşunda muazzam bir güç vardı. Artık zorla olmazdı, memnuniyetsiz davranışlar bile yapamazdım. Düşüncelerimde bile dile getirmekten imtina ettiğim gerçekliğe artık sırtımı dönemezdim. Özellikle inat edip kaçmamın, Harvey'nin deyimiyle yola gelmememin tek sebebi özgürlüğüm değildi. Elbet özgürlüğüm çok önemliydi; canımı kurtarmak için sığınmıştım özgürlüğümün eteklerine ama bu kez özgürlüğüme kaçmamın sebebi başkaydı. Harvey etkileyici bir adamdı. O, onu ilk gördüğümde sıraladığım o özelliklerden fazlasıydı. Karakterinden bahsetmiyorum. Bana gösterdiği kadarıyla iğrenç bir karakteri vardı ama... Adını koyamadığım bir şey daha vardı ve bu beni tehlikeli ölçüde etkiliyordu. Bana ne zaman dokunsa onu manipüle etmek için dudaklarına düştüğüm an geliyordu ve... Kayıp yapboz parçası yerine oturmuş gibi hissediyordum. Utanç vericiydi. Rezalet karakterine rağmen sadece bedeninin güzelliğine düşüyordum; liseli fangirl kızlar gibi... 'Hayır,' dedi iç sesim. 'Her tensel temasta ona çekiliyorsun çünkü bunun bir adı var; ten uyumu.' Bundan daha çok nefret ediyordum. Babam ve onun gibilerin ne denli sadist yaratıklar olduğunu biliyordum; vücudumda babamdan yadigâr bir yanık iziyle yaşıyordum ve hala bunları yapabilecek bir adama ilgi duyuyordum. Eli arasında ölü bir sebze gibi sallanan elime baktı. Bakışlarını gözlerime kaldırdığındaysa tekrar etmekten bıkmış bir hali var gibiydi. "Anlaşmamıza göre beni yormayacaksın Zoe." Dedi tane tane. "Yanımda suratsız bir kadın olarak dolaşmanı da istemiyorum. Biraz neşe Amy," Parmakları yüzümü okşayan perçemlerime gitti. "Biraz şevk." İki ateşin arasında dans ediyordum resmen. Yapmazsam Natt'i kaderine terk edecektim. Ama yaparsam da kendimi içinden çıkılmaz bir kör kuyuya atacağımdan korkuyordum. Parmaklarım ellerine dolanırken gülümsemeye çalıştım. Ben zaten yarımdım. Nefes almak bir şeydi, yaşamak bambaşka bir şey. Bir annenin kızı değildim. Bir babanın da... Sevgili değildim, kardeş ya da arkadaş da. Anne de... Ben sadece vardım ama terk edilmiş bir evdeki vazo gibi, olmasam da olurdu. Natt yaşıyordu, benim canlı cenazem var olmasa da olurdu. Tuttuğu elimi belime götürüp hep istediği gibi kanadının altına girdim. "Nasıl istersen efendim." Diye fısıldadım. Tek kaşı havaya kalktı; yüzünde memnun bir ifade vardı. "Geç," dedi beni arabaya doğru iterken. "Öne otur." Dediğini yaptım. Şoför koltuğunda yerini aldı. Çiftliğin kapısı açılırken sessizdi. "Korumaların gelmeyecek mi?" diye sordum usulca. Seyirciler önünde onun süs bebeği olacaktım ama sadece ikimizken konuşabilir miydim peki? Emin değildim; işte sesim bu yüzden kısık, bu sebeple kendine güvensizdi. "Arkamızdan takip ediyorlar." dedi. Dikiz aynasından baktım. İki araba arkamızdan bizi takip ediyordu. Soluk vererek önüme dönerken Harvey'nin dirseğini araba penceresine dayadığını gördüm. Parmakları alt dudağını okşuyordu. "Benji neden ağabeyine göründü, biliyor musun?" diye sordu hiç beklemediğim bir anda. Bakışlarımı Harvey'ye çevirsem de onun dikkati karanlık yoldaydı. "Sen ortadan kayboldun ve Benji de seni ininden çıkartmak için ağabeyine gitti." Dudağımı kemiriyordum. Hesapçı pislikler... "Onun bir suçu yok." "Benji'nin bunu umursadığını sanmıyorum." dedi. Sertçe yutkundum. Bunun üzerine bir süre sessizlik arabaya hakim oldu. "Bu iş nasıl bitecek?" Diye sordum kabullenişle. "Ne zaman?" Derin bir nefes aldı. Dudaklarını ıslatırken kararlıydı. "Biraz sürecek." "Ne kadar?" "Altı ay." dedi. "Tüm kanal ve tedarikçilerinin el değiştirmesini sağladıktan sonra kendi elimle sonunu getireceğim onun." Nedenini anlamadığım bir nefret sesinden cümlelerine akıyordu sanki. Arabası da hızlanmıştı. Kemerime tutunarak profiline baktım. Tüm yüzü bir heykeltıraşın eseri gibi, keskin virajlarla doluydu. Nizami bir şekilde çizilmiş çene kası oynarken bir an için bana baktı. "Bu sadece ailemi korumakla ilgili değil." Dedi derinden gelen, tok bir sesle. "O adam babamı öldürdü, Zoe;" dedi önüne dönmeden hemen önce. "Bir savaş başlattı. Benim ol ya da olma, himayem altındaki kimseyi ona yem etmeyeceğim." Bakışlarımı ellerime dikerken gözlerimin ısındığını hissettim. Ölmekten korkuyordum ama o kadar da değil... Ben en çok, benim yüzümden birilerinin başına bir şeyler gelmesinden korkuyordum. "Natt'i korusan yeter." Diye fısıldadım. Bakmasa da çatılan kaşlarından beni duyduğunu anladım. "Benim işlerime taş koymazsan kimseye zarar gelmez." Artık koymayacaktım. Sözüm sözdü. Araba bir gece kulübünün önünde durduğunda bana son bir kez baktı. Konuşmamı bekliyordu. "Söz." Dedim kapıyı açmadan önce. "Önünde engel değil, arkanda destekçin olacağım." Çünkü artık mesele kişiselleşmişti. Beni vurduklarında bile hala bu işlerin içine karışmamakta kararlıydım ama hayatta artık kaybedecek hiçbir şeyi olmadığını düşünen kızı bile her nasılsa tehdit etmeyi başarmışlardı ya; işti şimdi Harvey'yle aynı taraftaydım. Harvey memnuniyetle nefes verip araçtan indi. Kemerimi açıp kilit tokasına dokunduğumdaysa şaşırtıcı bir şekilde Harvey kapımı açmıştı. Elini uzattığında gülümsüyordu. Onu taklit ederek gülümsedim. Eline tutunup peşinden indim. Astra'daydık. Kendi imkanlarımla buranın kapısının önünden bile geçemezdim ama şimdi Harvey'nin sevgilisi olarak kırmızı halıların üzerinde yürüyordum. Harvey beni önden geçirirken yükselen disko müziğini dinledim. Kapıdan geçip birkaç basamak indiğimizde renkli dumanlar arasında dans eden insanları, disko topunun saniye saniye dönerek çarptığı ışıltıları fark ettim. Striptiz direkleriyle sevişen kızları fark ederek gözlerimi kaçırdım. Seks benim için tabu değildi ama kurt bakışlı bir sürü insanın önünde en kıvrak hareketleriyle sallanan seksi bedenler bana biraz fazla geliyordu doğrusu. Evde kendi direkleriyle istedikleri kadar sevişebilirlerdi bittabi. Ben daha etrafı seyrederken Harvey beni localara doğru çekiştirmeye başladı. Hayatımda ilk defa bir locaya giriyordum doğrusu. Türkiye'deyken bile gece kulüplerine sadece dans etmeye giderdim ama localarda daha illegal işlerin döndüğünü de bilirdim. Uyuşturucu kullanmak bunlardan biriydi. Ya da striptizci kızlardan özel danslar satın almak veya partnerinle heyecan dolu bir sevişme için bulunmaz bir fırsat. Belki de, dedi iç sesim. Kötü adamların toplantı yeridir localar. "Konuşmana gerek yok." Dedi Harvey içeri girmeden önce. "Diğer adamların da kızları da burada." Yani? Ne yapmam gerekiyordu? "Onlara ayak uydur." Dedi şaşkın yüz ifademden anlamadığımı fark ederek. İçeride iki adam vardı. Uzun, esmer ve kirli sakallı olanı tanımıyordum ama... Diğeri Chase'di. Uzun adam kalkıp Harvey'ye elini uzattığında gözlerimi Chase'in üzerinden çektim. Oysa onun bakışları içimi oyuyor gibiydi. Hayır yani Harvey'ye seninim, ne istersen o olurum, diyorum ve daha o an karşıma daha önce yattığım bir adam çıkıyor. Üstelik de ne? Burada olduğuna göre o da bir kötü adam, gangster. Bir kabadayı. Mafya! "Kızların yanına git Amy." Harvey'nin sesiyle kaderime olan isyanımı bastırdım. Belki de sorun bendeydi. Belki de kötü adamlar beni bulmuyordu. Ben kötü adamları çekiyordum. "Zoe." Diye mırıldandı Chase yanından geçerken. Durmadım ama ayakta birbirleriyle sevişiyorlarmış gibi dans eden kızların yanına geçtikten sonra baktığımda Chase'in yere bakıp genişçe sırıttığını fark ettim. Şimdi olmazdı. Ona bakmayı derhal kesip kızlara döndüm. Kızsal bir dürtüye kapılıp kriz yaratacak değildim. Hem zaten ne önemi vardı. Tek gecelik bir şeydi. Yatmıştık ve numaralarımızı bile almamıştık. Voah! Kızlar öpüşmeye başladı. Arkamı döndüm. Chase kızlara bakıyordu ve diğer adam da öyle. Harvey konuşuyordu. Adamların kulaklarının Harvey'de olduğuna yemin edebilirdim ama gözleri kesinlikle artık birbirine okşamaya başlayan kızlara dikmişlerdi. Ben gibi ne olduğunu anlayamayan üçüncü kızın uzun adamın yanına gittiğini gördüm. Onu taklit edebilirdim. Edemezdim! Neden herkes sevişmek için yer arıyordu?! Neden kız, adamın kucağına oturduktan sonra yavaş yavaş sürtünmeye başlamıştı ve neden kulak memesini emiyordu? Dört duvar arasında iş görme diye bir şey vardı. Swinger partisi mi yapmak istiyorlardı? Tamam, bir tanesinin evine gitselerdi ya! Neden bir gece kulübünün ortasında grup takılmaya çalışıyorlardı? Harvey'nin bakışlarını yakaladım. Bana bakıyordu ve gülmemek için kendini zor tutuyor gibiydi. Dudaklarımı ısırıp boş striptiz direğine gittim. Asla yapacağım bir şey değildi... Tamam yapmıştım ama evdeydim. Dört duvar arasında! Ve sadece tek bir erkek için yapmıştım. Bir sürüsü için değil. Erkeklere sırtımı dönerek dans etmeye başladım. Esasında iyi bir öğrenciydim ve locadan gördüğüm kadarıyla striptizci kızları taklit edebiliyordum. Ellerimle vücut hatlarımı gezdim. Belim yay gibi gerilirken kollarımı direğe dolayarak bacaklarımı kırdım. Yere çöktüm aheste bir şekilde. Başımı savurarak geri yükselirken direğe sürtünerek döndüm. Bir bacağımı direğe doladıktan sonra bir kol mesafesi uzaklaştım direkten. Kasıklarımı bir yaklaştırıp bir uzaklaştırırken başımı geriye attım. Harvey'yi tersten görmüştüm. Gözlerimi kapatıp pozisyonumu bozmadan direkte yere kaydım usulca. Usulca geri kalktım. Bir kez daha inerken aralık dudaklarımı kapatıp gözlerimi açtım. Hala bakıyordu. Lanet çekim oradaydı. Her şeyimi ortaya sermek istiyordum!... Yapabileceğim daha cesur hareketlerim vardı ve... Direği göğüslerimin arasına ortalayıp kollarımı yukarı kaldırarak direğe çaprazlarken yere kaydım. Aralık dudaklarımı ıslatmıştım. Bedenimin üzerindeki gözleri her hareketimi özenle seyrediyordu sanki. Bunları yapmamalıydım ama o beni böyle ahlaksızca izlerken durmak çok zordu. Çöktüğüm yerden kalkarken irademi son kırıntısına kadar kullanıp direkten uzaklaştım. Harvey'nin yutkunduğunu fark ettim. Bakışlarımı kaçırıp yanaklarıma tırmanan kanın verdiği sıcaklıktan kurtulmaya çalıştım. Yüzümü yelpazelerken kızların işleri ilerlettiklerini fark ettim. Birbirlerinin baldırlarını ve göğüslerini okşuyorlardı. Uzun, Chase ve Harvey konuşmaya devam etseler de önlerinde dönen canlı pornoya alakasız kalmadıklarını görebiliyordum. Gerçi Harvey beni izliyordu ama yine de kayıtsız değildi. Bana baksa da arada gözleri kızlara kayıyordu. Sinirlendim. Bakışlarımı çevirdiğimde uzunun kucağında oturan kızın hala adama sürtündüğünü fark ettim ve şimdi artık bir eli adamın gömleğinin içindeydi. Harvey'nin bakışları kızların üzerindeydi. Kapı açılıp içeri bikinili bir kız elinde kokain tepsisiyle girdiğinde bile dikkati dağılmamıştı. Müzik seksi bir şekilde yükselirken tekrar direğe döndüm. Kolumu aşağıdan başlatarak yukarı doğru direği okşarken etrafında dönmeye başladım. "Amy," Göğsüm direğe dayanmış durumdaydı. Pozisyonumu bozmadan döndüm. Harvey'nin genişleyen burun deliklerine ve kasılan çenesine bakılacak olursa gördüklerinden memnun değildi. "Buraya gel sevgilim." dedi tok bir sesle. Derin bir nefes aldım. Memnun olmaması için bir sebep yoktu. Bana kızları taklit etmemi söylemişti ve ben sadece ayak uydurmuştum. Yanına oturmaya yeltendiğimde iki elimden yakalayıp beni önüne çekti. Aralık bacaklarının ortasına dizlerimi yasladım. Baldırlarımın üzerine otururken gülümsedi; dudaklarını kulağıma yaklaştırdığında. "Yeterli." Dedi sadece. Gülümseyen dudaklarından böylesi sert bir sesin keskin bir kelimeyle kulaklarıma akması içimi ürpertmişti. Kaşlarımı kaldırdım. Yeterli. Ne demekti bu? Kötümü dans etmiştim? Rezilliğime bir dur mu demişti? Sesindeki memnuniyetsiz tını ve bakışlarındaki öfke sinirimi bozmuştu. "Kötü mü dans ettim?" Dedim kendimi tutamayarak. "Lezbiyen pornonuza mı katılmamı isterdin?" "Fazla iyiydin." Dedi. Yüzüne bakmak için başımı kaldırdım ama sanki bunları dememiş gibi kokain sunan kızın tepsisine eğilmişti. Kızın yanımızda olduğunu bile fark etmemiştim. Burnunu sertçe çekti ve başını geriye atarken elleriyle belimi yakaladı. Başını yasladığı yerden, kirpiklerinin altından bana bakıyordu. Fazla iyiydin. Bu iltifat mıydı şimdi? Uyuşan bacaklarımı açmak için dizlerimin üzerinde yükselirken yattığı yerden doğruldu. Belimdeki parmakları benimle birlikte yükseliyordu. Karnım tam yüzünün hizasına yükseldiğinde başını yüzüme doğru kaldırdı. Kucak dansı müziği çalmaya başlamıştı. Yanımızdaki uzunun kucağındaki kız artık alenen kucak dansı yapmaya başlamıştı ama yumuşak müzik yüzünden o kadar yavaş hareket ediyordu ki adamın saniye saniye ereksiyon oluşuna şahit oldum. "Yapma," dedi Harvey yumuşak müziğin içinde. Dediklerini anlamak için yavaşça eğiliyordum ki belimdeki elleri beni hoyratça kendine çekti. "Chase seni izliyor." "Ne olmuş?" diye sordum anlamayarak. "Kızlara ayak uydur, dedin." Kulağına eğildim. "Kızların ikisi sevişiyor, diğeriyse adama kucak dansı yapıyor. Bense-" "Fazla tahrik edicisin." Dedi. Gözlerine baktım. "Tahrik mi oluyorsun?" Belimdeki elleriyle dizlerimi kasıklarına çekti. Pantolonundan taşan sertlik dizlerime değiyordu. Dudaklarımı ıslatırken heyecandan karnımın karıncalandığını hissettim. Yapma Zoe, bu sadece tensel bir çekim. Harvey'le birlikte olmak istemezsin. Kokainden kayan gözleri kapanırken parmakları yaramaz oğlan çocukları gibi belimden kalçalarıma doğru iniyordu. Kapılma Zoe!... Ellerini yakalayıp ikimizin arasına getirdim. İrademle çetin bir savaş veriyordum ama ona karşı nettim. Fısıldadım. "Bana dokunman şart mı?" "Hayır." Dedi dürüstçe. "Ama yapmak istiyorum." - - - Not: Hikaye nasıl gidiyor? Beğenmediğiniz yerleri varsa lütfen söylemekten çekinmeyin. Güzel bir hikaye olsun, öyle alalade yazılıp geçmiş olsun istemiyorum. Benim yazar gözüyle göremediklerimi siz okuyucu gözüyle yorumlayabilirsiniz ?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE