11. Bölümden;
"Beni koruyor, hatta bizi koruyor."
Alayla güldü Natt. "Korumana ihtiyacım yok." Dedi Harvey'ye doğru
Asıl erkeklik taslamana ihtiyacın yok beyinsiz!
Harvey iç geçirdi. Sıkılıyordu.
"Bunu senin için yapmıyorum." Dedi Harvey dirseklerini dizlerine yaslayıp öne eğildiğinde. "Zoe için yapıyorum; onun için değerlisin."
Natt birkaç saniye sustu. Sözleri tartıyor gibiydi ama yine de gözlerinde dönen bir ateş topu vardı. O böylesi adamların ne kadar tehlikeli olduğunu biliyor ve beni onların vicdanına terk etmek istemiyordu.
Ben de böylesi adamları biliyordum. Böylesi adamların sınırlarının zorlanmaması gerektiğini de.
Natt Harvey'nin gözlerine diklenmişken son bir söz daha söyledim.
"İkimize de bir şey olsun istemiyorum."
"Güzellik bu adamların arasında olup da zarar görmemek mümkün mü?" dedi hırsla. "Hadi beni siktir et. Ben boka battım batacağım kadar ama sen,"
Ben de battım ağabeyciğim, ben de battım...
"Çok istiyorsan kız kardeşinin başını bekle." Dedi Harvey sonunda dayanamayarak. "Onun korumalarından biri ol. Hem bu sayede peşine adam takmaktan kurtulurum."
Benim için işe adam mı alacaktı?
Salak Zoe, dedi iç sesim. İş dediği tetikçilikti ve adam dediği de Natt. Bu daha bile tehlikeliydi. Saçma fikrini ret etmek için ağzımı açtım ama Natt benden hızlıydı.
"Zaten başka türlü nasıl koruyabilirim Zoe'yi?" diye tısladı Natt hala elimde tuttuğum silahına uzanarak. Silahı beline takıp odayı terk etti. Başımı ellerimin arasına alıp şakaklarımı sıkıştırırken Harvey'nin koltukta geriye yaslandığını fark ettim.
"Onu ateşe atıyorsun." Diye fısıldadım.
"Daha önce babamın yanında çalışmış birisi ateşten korkmuyordur." Dedi umursamazca.
Burnumdan nefes verdim. Hayatı nasıl görüyordu acaba? Tarantino filmleri kadar karamsar ve kana bulanmış mı? Ama hayata pembe gözlükler takarak da bakabilirdin! Birisi bir hata yaptı diye onu ömrünce o hatanın esiri etmek zorunda değildin. Evet, Natt korkusuz bir aptaldı; bataklığa batmaktan korkmazdı ama korkmuyor diye onu bataklığa çekmeye de gerek yoktu ki!
Başımı salladım hayal kırıklığıyla. Ben çıkmak için debelenirken şimdi bir de Natt'i sürüklemiştim balçığıma...
12. Bölüm
Yanından kalkıp odama geçtim. Artık cüret etmeye cesaretim de yoktu ya, yine de parkelerin altına sakladığım sahte kimliği ve pasaportu çıkartıp arka cebime soktum.
O benim can simidimdi.
Odamdan çıkmış ortak alana geçiyordum ki aralık dolabımın kıyısından beyaz bir paket fark ettim. Bu Benji'nin ürkütücü hediyesi olmalıydı. Kötü adamlar ve hediye anlayışları... İçinden çıkacak şeyin sevimli bir biblo olmayacağını biliyordum; açmasam çok daha makbuldü ya... Yine de açtım.
Çığlığımı tutamadım. Kutu elimden fırlarken zangır zangır titriyordum. Midem bulanmaya başlamıştı. Kanlar içinde bir yavru tavşan kutudan dışarı yuvarlanmış şekilde odamın ortasında duruyordu.
Yatağımın kenarına düşüp ellerimle ağzımı kapattım. Kutu ne zaman gelmişti bilmiyorum ama yavru tavşanın kaskatı bedenine bakılacak olursa en az üç – dört günlük bir cesetti. Bir elimle burnumu kaparken diğer elimle mideme bastırdım. Muhtemel ki psikolojikti ama sanki her yer çürümüş ceset kokuyordu. Ayağa kalkmaya çalışırken bir çift elin beni kollarımdan tutarak kaldırdığını hissettim. Gözlerimi ölü yavrudan alamıyordum. Bir el başımı göğsüne doğru çevirirken "Bakma," dedi.
Harvey'di. Diğer eliyle telefonundan birini arıyordu. "Dördüncü kata birini gönder." Dedi hızla. Beni kendine bastırıp özellikle görüş alanımı kapatarak odadan çıkartırken Natt'in de geldiğini fark ettim. Titrek ellerimle Harvey'nin göğsüne tutunup ağlamaya başladım. O tavşanı neden öldürdü, diye soracak kadar aptal değildim. Belli ki niyeti göz dağı vermekti. Yüzümü göğsüne saklayıp sarsılmaya başladım. Bedenimi saran elleri şimdi sakinleşmem için beni okşuyordu ancak doğrusu işe yaramıyordu. İlk şoku atlatırken hıçkırıklarımı yutup odama bakmak istedim ama Harvey bedenimi kontrol ediyordu. Başımı özellikle göğsüne yaslarken ona baktım. Bana bakıyordu ama yüzümle karşılaşınca başını arkaya çevirip giren adamlara yer vermek adına beni beraberinde salona doğru çekti. Natt odama giren adamlarla birlikteydi. Beni koltuğa oturturken mutfaktan bir bardak su getirdi.
Ellerimin titremesinden bardaktaki su yerlere saçılıyordu ama bunun önemi yoktu.
"Psikopat," diye mırıldandım nefeslerimin arasından. Harvey tek kaşını kaldırırken dudak büktü. Onun için normal bir şey olmalıydı bu. Ölü bedenlerle göz dağı verme... Psikopatçaydı ama işte! Chase'in de dediği gibi; kötü adamların dünyasına hoş gelmiştim.
Parmaklarımı bardağa batırıp ıslattıktan sonra gerdanıma sürdüm. Bu küçük ferahlığa tutunarak sakinleşmeye çalışıyordum ki Harvey'nin adamları kutuyu dışarı taşımaya başladı. Tavşan içinde olmalıydı; bakışlarımı kaçırıp nefeslerime odaklanmaya çalıştım.
O kutu dün geceden beri odamdaydı ya! Midem kalkmıştı. Yüzümü buruştururken pencereye gidip açtım. Harvey'nin adamları buradaydı, peki aşağıdakiler kimindi? Benji bu kadar yakın takip yapıyor olamazdı.
"Benim adamlarım." Dedi Harvey. Hemen arkamdaydı. Etrafta sayamayacağım kadar çok yabancı serseri vardı. Karşı apartmanın önüne çöreklenmiş, ot içen iki genci tanıyordum ama diğer altı kişiyi tanımıyordum. Apartmanımdan çıkan, birinin elinde kutu olan diğer iki korumayı görünce iç geçirdim.
"Sen neden hamle yapmıyorsun?" diye sordum çaresizce. "Bu adam seni tehdit ediyor, belki ben paravanım ama ben olmasam bu adam sevgilini ve kız kardeşini hedef alacaktı. Bu ölü hayvan gönderme işi, beni yaralaması falan...
Sen hiçbir şey yapmıyorsun."
"Üç gece önce otelini patlattık." Dedi güven dolu bir sesle. "Bir hafta önce uyuşturucu deposunu tespit ettik ve polise ihbar ettik.
Anlaşma yaptığı taşıyıcı tırların şoförleriyle yeni bir anlaşmaya vardık ve lojistik kanadını kapattık." Diye sıraladı elleri cebinde dışarıyı izlerken.
"Ama karşılık vermiyorsun." Dedim hırsla. "Beni vurdu o adam, ağabeyimi tehdit ediyor. Evime ölü hayvan gönderiyor. Beni gündüz vakti Paris sokaklarından kaçırmaya kalkıyor... Senin yaptığın onun itibarını zedelemek, piyasadan silmek ama asla karşılık vermek değil."
Havadan koca bir yudum içti. "Ben Benji değilim." Dedi. "Aimon De La Cour da."
Ne fark ederdi? O da bir çete lideri değil miydi sonuçta?
"Ben kimseyi canıyla tehdit etmem."
Güldüm. Bu o kadar ani ve beklenmedik ki ben bile kendime şaşırdım. "Poker gecesi beni yolun kenarında indirip 'Yol kenarında cesedini bulurlar, Zoe' dediğini unutmuş gibisin." Dedim bozulmuş bir sinirle. "Ya da beni ikinci kez eve getirip istediğin gibi davranmam için beni zorlarken 'Cehennemi yaşatacağım sana,' dediğini."
"Unutmadım." Dedi. "Ama yola gelmen gerekiyordu."
"Yöntemin bu yani?"
"Senin üzerinde ancak bu işliyor." Dedi düz bir sesle.
"Sanki başka türlü davranıyorsun da."
Bana baktı kirpiklerinin altından. Gülümsüyordu. "Benim acıması olmayan, gaddar bir mafya olduğumu sanıyorsun." Dedi tok bir sesle.
Sorgulamadım bile. "Öylesin çünkü." Dedim yekten.
Göğsü kıpırdadı; kısık ama neşeli bir kahkaha atmıştı. "Öyle olsun." Dedi arkasına döndüğünde.
Natt kapıdan giriyordu.
"Gidebiliriz." Dedi Natt kendinden emin bir şekilde. Gerçekten gelmesine gerek yoktu. Benim yüzümden tetikçi olmasını istemiyordum.
Yani en azından tekrar olmasını istemiyordum.
"Nathaniel." Dedim parmaklarımla şakaklarıma bastırırken. "Bu iyi bir fikir değil."
"Evet," dedi. "İki mafyanın arasına sıkışman hiç iyi bir fikir değil ama olmuş bir kere."
Üzerine kot ceketini geçirirken yüzünde kararlı bir ifade vardı. Harvey'ye döndüğünde gözlerindeki cesareti görerek titredim.
Harvey nefesini dışarı üflerken beni belimden kapıya doğru itti. "Hemen arkamızdaki arabaya bin." Dedi Natt'e dönerek. Natt bir şey demeden evimizin kapısını kilitlediğinde, İşte dedim. Artık en son bıraktığım yerdeydim.
Bir mafyanın elinde, kardeşimle esirdim.
***
Bir laboratuvardaydık. Neyin ne olduğunu anlamadığım bir sürü tüp ve mikroskopun arasından geçerken hepsini merakla izliyor ama özellikle dokunmamaya özen gösteriyordum. Gerçi zaten etraftaki birçok kimyager de malzemelere dokunmama izin vermeyecek gibi çalışıyordu. Harvey beni koridorun sonundaki kapıdan geçirip bir ofise soktuğunda aklıma Natt'in söyledikleri geldi; Yakında bir parfüm markası tanıttılar.
Parfüm markasının laboratuvarındaydık. Ben masasının önündeki koltuklardan birine otururken o masa dolabının kilitli kapağını açtı.
Masasında duran birkaç parfüm şişesini alıp incelemeye koyuldum. Fazla tatlı bir kokuydu. Ve dolu dolu kiraz çiçeği kokuyordu.
Hapşırdım.
Parmağımla burnumu okşarken sordu. "Alerjin mi var?"
"Aslında yok." Dedim diğer şişeye uzanarak. "Ama biraz fazla tatlı geldi."
"Evet." Diye mırıldandı. Gülüyordu. "Kardeşim için yaptım onu; senin karakterine uygun değil."
Kaşlarımı çattım. Kardeşi için parfüm mü yapmıştı. Bir mafya?... Dudak bükerken kaşlarımı kaldırdım. Parfüm yapmayı nereden biliyordu?
Hem... Kokuların karakterle ne ilgisi vardı ki? Başımı salladım onaylamazca. Megolamanyak. Her şeyin en iyisini o bilirdi. Her şeyin en iyisini o yapardı ve her şeyin sahibiydi. Boşuna konuşmaya gerek yoktu.
O başını dolaba doğru eğildiğinde diğer şişeye uzandım; şişedeki lilyum kokusunu aldım direk. Çok keskin bir kokusu vardı ve esasen ben sevmezdim. Burnumu memnuniyetsiz bir şekilde kırıştırıp kapağını kapattım direk.
Cidden hoş değildi.
Harvey elinde formüller bulunan birkaç kağıtla doğrulduğunda şişeyi aldığım yere bıraktım hemen. Yanımdan fırtına gibi geçmişti. Arkasından dudaklarımı bastırarak bakakaldım. Bir süre gelmedi. Biraz uslu bir şekilde beklesem de üçüncü şişeye uzandığım sırada üzerinde beyaz bir önlükle girdi içeri.
Elinde erlen şişesi vardı. Uzandığım parfüm şişesini elimden alarak kapağını açtı. Erlendeki sıvıyı şişeye doldururken odaya dağılan yeni bahar kokusunu aldım. Belki biraz da hibiscus çiçeği ve...
Bayağı güzel bir kokuydu.
Şişenin içindeki sandal ağacı ve miskle birleşen çiçek kokuları enfes bir dilim pasta gibi kokmaya başlamıştı. Kokunun rengi olsa tatlı bir pudra pembesi havayı sardı derdim neredeyse.
Bayılmıştım.
Harvey şişeyi kapatıp havaya bir fıs sıktı. Büyülenmiş gibiydim.
"Senin kokun bu." Dedi yüzüme bile bakmadan. Şişeyi masanın üzerinden bana itti.
Donakaldım. Benim kokum derken? Bu kokuya bayılmam bir yana, benim için parfüm mü yapmıştı? Aralık dudaklarım bir şey demeleri gerekiyormuş gibi bir açıldı; bir kapandı. Titredi. Bir an teşekkür etmek için aralandı. Durdurdum kendimi.
Derken masanın arkasındaki kitaplık yana kaydı. Pürüzsüz duvardan keskin bir dikdörtgen içeri doğru kayarken Harvey koltuğuna yığılıp içeriden çıkan önlüklü adamı beklemeye başladı. Adamın elinde petri kabı ve kabın içinde de kristal pirinçler vardı.
"Verdiğiniz formülle yaptık." Dedi adam kabı Harvey'nin önündeki masaya bırakarak. Harvey pirinçlerden birini alıp cam masanın üzerine koydu. Kalemliğin yanında duran yuvarlak, kase şeklindeki bibloyu alıp pirincin üzerine bastırdı sertçe. Dağılan tozu parmaklarıyla alırken kokladı hafifçe. Başını onayla salladı. "Önümüzdeki sevkiyata istediğim miktar hazır olsun." Dedi sertçe. Adam başını sallayıp geri dönüyordu ki konuştu bir kez daha. "Benzoylemetil ekgoni ne alemde?"
"Henüz sorumlu kimyagerler gelmedi efendim." Dedi adam çekinerek. "Ama sevkiyata yetişmesini istiyorsanız başka bir çalışma düzeni oluşturabiliriz."
Harvey derin bir nefes alırken ayağa kalktı. "Öyle yapın." Dedi önlüğünü çıkartıp. Ceketi üzerinde değildi ve doğal olarak omzuna taktığı, koltuk altı tabanca kılıfını gördüm. Ve tabii Glock 17 tabancasının kabzasını da.
Beni Benji'nin önünden aldığında kollarına yığılmam geldi aklıma, Natt'i koruması için yalvarırken nasıl güvendiğimi, az önce tavşan yavrusunun cesedi yüzünden tir tir titrerken nasıl göğsüne saklandığımı düşündüm. Hayret ettim.
Bu adam ölümcüldü.
Gözlerimi kaçırarak aramıza örmeye çalıştığım duvarlara tutunmak istedim ama kağıt gibiydiler. Kendime kızıyordum! Her şeyi böyle açık görürken ondan nasıl etkilenebiliyordum?!
Kapıya giderek onu beklemeden çıktım. Bakmama gerek yoktu. Sert ifadeleriyle emirler yağdırmaya devam ederken arkamdan gelen adım seslerini duyabiliyordum.
Adımları ritmimi yakalarken hiçbir şey demeden çıktık laboratuvardan. Zorlayıcı bir gün olmuştu. Özellikle erken uyanmam, Natt ve sonra ölü tavşan yavrusu, muhtemel ki gizli uyuşturucu laboratuvarı beni yormuştu doğrusu.
Ve parfümü, dedi iç sesim fısıltıyla.
Ve parfümü...
Arabası kapı önünde durduğunda kaçarcasına attım kendimi dışarı. Ciğerlerimdeki tüm oksijeni dışarı üflerken karşıma geldi aynı aceleci tavırlarla.
"Akşama dostlarım geliyor." Dedi kadife gibi bir sesle. "Yemeğe katılmanı istiyorum."
Emir yok muydu? Rica mı ediyordu?
Ben onun kurallarına uyuyorum diye bana imtiyaz göstermesini istemiyordum. Efendi gibi davranıyorken ondan nefret etmek daha kolaydı!
Göğsümü doldururken dudaklarımı ıslattım. "Hayır deme lüksüm var sanki." Dedim onu kışkırtırcasına.
Dudaklarını birbirine bastırırken çene kasları onayladı. İyi, kızmıştı. İçindeki canavarı görmek istiyordum. Mazoşist olduğumdan değil ama bana güven vermeye çalıştığını görebiliyordum ve bu beni etkiliyordu. Artık konu sadece görüntüsü değildi. Benim için parfüm yapmıştı! Güzel ve Çirkin'deki Çirkin gibi, korkunç yüzü onu bir noktaya kadar itici yapıyordu ama... Bana parfüm yapmıştı. Bana parfüm yapabilmesi için tenimin kokusunu bilmesi gerekirdi. Beni incelemesi, beni duyumsaması gerekirdi.
Bu etkileyiciydi....
"Var." Dedi tane tane. "Onlar dostlarım ve onlara bir şey kanıtlamak zorunda değilim. Gelmek istemiyorsan, gelmezsin."
Thayer yanımızdan geçerken dudaklarımı ısırdım. Arabayı çekiyordu. Birkaç saniye düşündüm ve omuz silkerken
"Gelmeyeceğim." Diye mırıldandım.
Gözlerini uzaklara dikip burnundan nefes verdi. Oynayan çene kaslarından dişlerini sıktığını anlıyordum ama onun tanışmaya hiç hevesli olmadığım centilmen bir tarafı vardı ve etkilenmeye çok hazır benliğim için bu tehlikeliydi. Dostlarıyla intim bir akşam mı geçirmek istiyordu? Muhtemel ki kendisi gibi davranacak, samimi bir adama dönüşecekti. Bunu yaşamak istemiyordum.
Beni odaya kilitleyen, çıkarcı, aşağılık adam olarak kalmasını istiyordum zihnimde.
Bahçe kapısı açılırken Harvey kolumdan yakalayıp beni kenara çekti usulca. 2022 model, petrol yeşili bir Passat Highline içeri girerken Harvey gülümsemeye başladı. Araç önümüzde durduğunda Harvey benden uzaklaşarak sürücü tarafına geçti. İnen sarışın, uzun adam geniş gülümsemesiyle Harvey'ye sarılırken benim olduğum taraftaki kapıdan siyah saçlı, kaküllü, minyon bir kız indi. Kız önce Harvey ve Harvey'nin yanındaki adama baktı; hemen sonra ise Fransızların o bilindik soğuk tavrının aksine gayet samimi bir şekilde gelip beni kucakladı.
"Merhaba," dedi neşeyle.
Merhaba?.. Tereddütle sarıldım kıza. Daha tanıştırılmadan nasıl olurdu bu işler? "Juliet ben." Dedi geri çekilip elini uzatarak.
Harvey'ye baktım. Dostunu kanadının altına almış bize yaklaşırken konuştu. "Tanışma işini içeride yapalım Juliet."
Juliet havadaki elini hiç gocunmadan geri indiriyordu ki Harvey'nin yanındaki dalgalı saçlı, uzun yüzlü adam kızın belinden tutup kendine yasladı.
"Daha vaktimiz var sevgilim, kızı rahat bırak."
Juliet beline sarılan adamın dudağının kenarına bir buse kondurdu; "O sevimsizden sonra..." dedi gözlerini kocaman açarak. "Harvey'yi heyecanlandıran kadını merak ettim, ne var?"
İç geçirdim. Onu heyecanlandırmamıştım.
Patlayan cam sesiyle sıçradım. Arka arkaya patlayan kurşun seslerinden abandone olmuştum. Tam karşımda duran kapı görevlisi silahına uzandığı anda kanlar içinde yere yığıldı. Ortada öylece kalakalmıştım. Ne yapacağımı bilemeden etrafıma bakınırken birinin beni belimden yakalayıp passatın önüne çektiğini fark ettim. Ardı arkası kesilmeyen patlamalara karşılık vermeye başlayan adamlar yüzünden şimdi iki ateş arasındaydık. Kaşdığım odanın patlayan penceresi üzerimize dökülürken Harvey'nin üzerimden eğilip ateş etmeye başladığını fark ettim. Evin girişinin yanına diz çökmüş sarışın adam, bahçenin önünde kayarak geçip duran araçlara hedef almış ateş ediyor, açık kapı ardına siperlenen kız, Juliet, doğrudan şoförleri hedef alıyordu.
Harvey'nin kolu altında kulaklarımı tıkayarak ateş hattının durulmasını bekledim ama bu iş giderek tehlikeli bir hal almaya başlamıştı. Hemen önümüzdeki duvara bir kurşun saplanınca Harvey'nin üzerime dökülen ceketini yakalayıp yanıma çektim. Gücümü hissetmemiş gibiydi. Yanıma çöküp yedek şarjörü takmaya başlarken nefes nefeseydi. Tekrar siper almıştı ki eline uzandım. Beni sinek silkeler gibi üzerinden silkeledi.
Ama aptal herif, sana bir şey olacak!
"Kafanı çıkartma!" diye bağırdım patlayan silah seslerinin arasında. Sesim ya da sözlerim onu şaşırtmış gibi bana doğru eğdi kafasını. O kısa an her ne fark etti, bilmiyorum ama tam kafamın üzerinde patlayan silahıyla yüzüme kan damlalarının sıçradığını hissederek soluk soluğa Harvey'nin göğsüne saklandım.
Ve bir kez daha onun kanadı altındaydım. Katilin kolları arasında...
-
-
-
Not: öncelikle umarım beğenmişsinizdir ? oy ve yorumlarınızı bekliyorum ???
- Benzoylemetil ekgoni: kokainin bilimsel adı.
-Harvey'nin masada ezdiği pirinç: kristal metamfetamin
- Bilmediğiniz kelimeler varsa sormaktan çekinmeyin lütfen ?