14. Bölüm

4115 Kelimeler
Not: -Bölümde ağır cinsellik içeren sahneler olacaktır. ? -Bu sahneler pornografik bir dille anlatılacaktır. ? -Önemli Not: -Cinsel eylemin türü hardcore olacaktır. -Bunlardan rahatsız olacakların bölümü okumamasını, eğer okuyacaklarsa da bu riski göze alacaklarını bildirmek isterim. ?? 13. Bölümden Harvey kollarını göğsünde kavuşturmuş gayet ciddi bir ifadeyle beni izliyordu. Ayrılmış bölüme geçerken yanımda geldi. "Salih Yurdakulu." Dedi daha ben şarjörümü kontrol ederken. Bu babamın adamlarından birinin adıydı. "Baban," Dudaklarımı ıslattım. Gerçeğin nasıl çarpıtıldığı hakkında zerre fikrim yoktu. Bu sebeple ilk konuşanın Harvey olması lehime olurdu. Sustum. Harvey silahını çekip sağ yanımızdaki hedef tahtasına ateş etmeye başlayınca gözlerimi kapattım. Göz dağı veriyordu. "Sevgilini öldürmekten müebbet almış." Şaşırdım dersem yalan söylemiş olurdum. Bu tür adamların değişik bir sadakat anlayışı vardı. Efendileri için özgürlüklerini feda ediyorlardı. Başımı salladım hüzünle. Şarjörü takıp emniyet kemerini kapattım. Hedef dahi almamıştım. Sürgüyü çekerek ateş ettim ardı ardına. Karşımdaki bir tahta değildi; babamdı adeta. Hiçbir zaman, hayatının hiçbir evresinde yaptıklarının sorumluluklarını almayan, bu sebeple kendini güçlü zanneden şımarık adamın tekine iki kurban vermiştim. Üçüncüsü elindeydi ve dördüncüsünden geriye de sadece bedeni kalmıştı. Kirpiklerimin arasından bir damla yuvarlanırken burnumu çektim sertçe. Hedef tahtası kayarak önümüze kadar gelirken Harvey alayla tahtaya baktı. Kurşun delikleri dağınıktı. Umursamadım. Yedek şarjörü takarken Harvey'ye döndüm. "Emin oldun mu şimdi?" "Kenan Gürsoy'un adamıymış baban." Gerildiğimi hissettim. "Babam hiçbir zaman tekin adamlarla çalışmadı." Dedim sürgüyü çekerken. "Benden sakladığın başka bir şey var mı?" "Evet." Dedim yekten. "Ama sırlarımın senle uzaktan yakından alakası yok." Ağzını açtı ama bu kez konuşmasına izin vermedim. Namlumu Harvey'nin çenesinin altına bastırırken "Ve bilmen gereken her şey bu kadar Harvey De La Cour." diye fısıldadım. "Bir mecburiyetten doğdu birlikteliğimiz ama unutma ki birbirimize ait değiliz." "Haddini aşıyorsun." Diye fısıldadı. "Tıpkı dün gece enseme namlunu bastırırken senin de aştığın gibi." Dudaklarını birbirine bastırdı. Gözlerinden taşan öfke sadece cüretimi besliyordu doğrusu. "Ayağına takılmayacağım Harvey, seni yormayacağım da ama..." Güldüm. "Benden kartonet olmamı bekleme." Onun namlusu da bana dokunuyordu şimdi; kalbimin üzerindeydi. "Bundan vazgeçeli çok oluyor." "İyi," Namlumu çenesinin altından çekip çok hızlı bir şekilde yenilenmiş hedeflere baktım. Tertemiz yüzeylerinin tam ortasına birer kurşun sıktım. Sağımdaki, solumdaki ve önümdeki hedef tahtalarının tam ortasına iz bıraktıktan sonra silahı belime takarak Harvey'nin yanından geçtim. Duvarı kaplayan aynadan Harvey'nin hedef tahtalarını incelediğini fark ettim. Aynadaki yansıması saniye saniye şaşkına dönüyordu. Bakışları hedeflerden bana dönerken dikkatimi üzerinden çektim. Kim olduğumu değil belki ama ne kadar tehlikeli olduğumu öğrenmesi gerekiyordu artık... Derin bir nefes alarak Juliet'in yanına geçerken sarsılan özgüvenimi bir arada tutmaya çalıştım. İçimdeki bir taraf dik duruşlu, karalı ve güçlü bir kadın gibi görünse de başka bir taraf topuklarını kıçına vura vura kaçmak istiyordu. Kaçacağım kadar kaçmıştım; artık meydan okuma zamanıydı. En büyük kabusum babamdı ve Harvey'nin yapacaklarının potansiyelini bilmeme rağmen ondan o kadar da korkmuyordum. Arkama son bir kez baktım. O da beni izliyordu. En fazla öldürürdü. Dudaklarımın arasından titrek bir nefes verirken Juliet'e döndüm. Belimdeki silahı önündeki tezgaha bıraktım. "Sıkıldın mı?" diye sordu ardı ardına patlatırken. "Doydum diyelim." Dedim tatminkar bir sesle. Bana baktı merakla. Omuzlarımı silktim yumuşak bir ifadeyle. "Haddini bildirdim de." Kahkaha atarken bana sarıldı. "Kayıp kız kardeşim misin be kızım?" Karşılık olarak kahkaha attım ben de. "Beni sürekli hafife alıyordu." "O zaman doğru taktiği kullanmışsın." Dedi tezgaha koyduğum şarjörlüyü bana uzatırken. "Dedim ya, doydum ben." Bana bakarken alınmış gibiydi. "Bunu bana açıklamak zorunda bıraktığına inanamıyorum." Dedi. "Senin bu, al." Silahı Harvey'den söke söke alırım sanıyordum ama elbette hayır demeyecektim. "Mekan sahibi fark etmeyecek mi?" "Buranın sahibi Bellamy." Göz kırptı bir şey anlatır gibi. Oh... Bellamy silah kaçakçısıydı demek. Ne kadar sempatik olurlarsa olsunlar hepsi de katildi. Ben de dahil olmak üzere... Silahın emniyetini açarak belime takarken "Gitsem sorun olmaz, değil mi?" dedim. "Zor bir geceydi ve beklenmedik bir planla buraya geldik." Söylerken utandığım gerçeğimi itiraf ederken gülüyordum. "Ve doğrusu ben oldukça uykucu birisiyimdir. " "Esasında buraya gelmek benim de planlarımı alt üst etti biraz." Toplu tabancayı kürsüye bırakarak beni çıkışa doğru yönlendirdi. Harvey çoktan poligondan çıkmıştı. Adımlarımı hızlandırırken bugün için Juliet'te teşekkür ettim. Poligonun önüne park ettiği motoruna atlamadan önce göz kırptı son bir kez daha ve arkama doğru bağırdı. "Çiftlik henüz tam anlamıyla toparlanmamıştır; akşama yine gelin." Harvey hiçbir şey demeden başını sallarken beni bekliyordu. Kapımı açtı ve üzerime diktiği bakışlarıyla sessiz tehditler savurarak arabaya binmemi izledi. *** 14. Bölüm Akşam yemeği oldukça sakin geçmişti doğrusu. Bunun sebeplerinden birisi de Juliet'in Harvey'yi ne kadar kışkırtmaya çalışırsa çalışsın Harvey'nin Buda kadar sakin kalmasından kaynaklanıyordu ama gözlerinden o kadar belliydi ki; Harvey cevap vermemek için dudaklarını ısırıyordu. Fena eğleniyordum. Bellamy'ye gelince; o sevgilisine alışmıştı. Sevgilisinin bir çocuk gibi etrafına sataşıp durmasını sevimli buluyordu sanki. Ben... Sadece etrafı seyrediyordum. Derken o azılı ancak sempatik mafya çifti hafif alkolün ve müziğinin etkisiyle dans etmeye başladılar. Kahvaltı yaptığımız terasta olduğumuzdan duruma itiraz eden kimse de yoktu; Bell ve Juliet şiir gibi dans ediyordu. "Neden söz dinlemiyorsun?" Tüm gece sessizdi ve tek sebebi Juliet'e karşılık sessiz olması da değildi. Sessizlik yemini etmiş gibi; suskun ve sakindi. Tartıyordu gözleri beni. Üzerimde uzun uzun düşünüyor gibiydi. Artısını eksisini, önünü ardını yeniden keşfediyordu sanki. Fevri değildi; emir veren o kaba, eril adam da değildi. Konuşurken niyeti azarlamak değil sanki merakını dindirmekti. Beni ilk defa görüyormuş gibi, ilk defa kim olduğumu, neden söz dinlemediğimi gerçekten merak ediyormuş gibi eğildi olduğum tarafa. Kulakları sesime meraklı gibiydi sanki. "Çünkü sürekli hedef yükseltiyorsun." Dedim Harvey'ye dönerek. "Seninle gelmem yetmedi. İtaat etmem de. İstediğin kadın gibi davranmamı istedin. O da yetmedi. Süs bebeğin, salak kızın olayım istedin." Ağzını açtı ama konuşturmadım. "Ama eğer benim ne istediğini sorsaydın-" "Özgür olmak isterdin." Dedi bilirmişçesine. Evet ve hayır. İlk başta; daha o yemeği bastığım gece istediğim kaçıp gitmekti, evet ama bataklığa saplandıkça artık kaçmanın kurtuluş olmadığını biliyordum. Bataklıkta boğulmak istemiyordum yıllar önce olduğu gibi; şimdi lotus olup açmanın zamanıydı. Onun olduğumu sandığı kadın değildim sadece. Daha derin biriydim. Bir lotus çiçeğiydim. "Evet ama kaçıp gitmek için değil." Masada oturduğum yerden ona döndüm. Dizlerimiz birbirine değene kadar eğildim ikimizin ortasına. "Benim kim olduğumu bilseydin; korunmaya ihtiyacım olmadığını da bilirdin. Öyle ki, bana sırtını bile yaslayabilirdin." dedim. Hayır, abartmıyordum. Eğer resti çekip imkanlarımdan vazgeçmeseydim; silahımı bırakmasaydım mesela ya da Ninja bıçaklarımı, hasar da alsak sevdiklerimi kurtarırdım ama ben tehlikeyle cephanesiz karşılaşmıştım. Şimdi bu altın kafeste özgürlük istiyorsam sebebi hayatımdı, silahlı adamlara özenmek falan değil. "Sadece kurallara uy." Dedi. Bu kez emir vermiyordu. Rica da etmiyordu. Sanki tepki ölçmekti bu kez yaptığı. Güldüm. "Hayır." Dedim inatla. "Ben salak biri değilim. Muhtaç da." Masada duran telefonuma uzanıp ayağa kalkarken bileğimden yakaladı. Karşımda yükseldi boyu. "Ne yaptığının farkında değilsin." Kelimeleri solurken zorlanıyordu sanki. "Beni sınıra çekiyorsun." "Öyle mi?" dedim usulca. Onun kurallarından sıkılmıştım. Benim dediklerimin olması için sınırı geçmesi gerekiyorsa... O zaman o sınırdan onu kendi ellerimle itecektim. "Belki sınırdan geçmen gerekiyordur." Kaşını kaldırdı. Yanından geçip gidiyordum ki fısıldadı. "Pişman olacaksın." Geçmişi hatırlamamak için verdiğim onca mücadeleye rağmen içimdeki Eyşan'ı çıkartmam için elinden geleni yapmıştı; beni daha nasıl pişman edebilirdi ki? Kolumu yakaladı. Benim adımlarıma inat hızlıydı. "Ne yapıyorsun?" diye tısladım. Kolumdan silkelemeye çalıştım onu ama bana sivrisinekmişim gibi muamele ediyordu. Kapıyı açıp süitten çıkmaya çalıştığımda kapıyı itti sertçe; tüm gücümle çırpındım. "Ne yapıyorsun?!" diye bağırdım bir kez daha. "Sınırı geçiyorum." Gözlerinin karası ürkütüyordu beni. Hareketleri niyetini açık ediyordu şimdiye kadar ama şu an o kadar belirsizdi ki... Yanından geçip gitmeye karar verdim ancak hazırlıklıydı. Kollarıyla beni yakalayıp süitin duvarına itti. Bir eli saçlarımı tutan tokaya gitmişti. Gözlerini yüzüme çevirmiyordu ama parmakları nazikçe bedenimi seviyordu. Tokayı saçlarımdan kurtarırken burnumu boydan boya okşayan parmakları çeneme indi. Parmağı çenemi yukarı iterken o da başını kaldırmıştı. Düşünmeyi dahi ret etsem de bedenim tüm sinyalleri okumuştu. Ve daha da kötüsü, karşılık veriyordu. Dudakları üzerime kapanırken beklentiyle aralamıştım dudaklarımı. Sınır dediği... Kendini tuttuğu bu muydu? Silah kullanarak mı tahrik etmiştim onu? Sevgilisinin aksine dört boyutlu davranmam, asi tavırlarım... Ah Tanrı'm... Elleri boynumdan enseme kayarken teslim olmamaya çalıştım. O katildi. Kötüydü. Çete lideriydi. Babam gibi, mafyaydı... Beni ensemden kendine doğru çekerken ılık nefesi aralık dudaklarımdan içeri kaydı. Dudaklarım beklentiyle kapanıyordu ki tüm irademi topladım. Yumruk yaptığım ellerimi göğsüne bastırıp ittirdim. Onu sarsmıştım ama benden uzaklaşacağına daha sert bastırmıştı kendini bana. Başımı çevirmeye çalıştım ama buna da ben izin vermiyordum. Beynim yanıp sönen kırmızı alarmlarla kaç oradan, diye siren öttürüyordu; bedenimse... Siktir, kollarımı doluyordum. Belimden yakalayıp beni kucağına aldı. "Bana itaat edilmesine alışığım lilla kittan." Diye fısıldadı. "Senin bu hallerin beni delirtiyor." "Bırak beni." Diye fısıldadım sözcüklerimin aksine beklentiyle. Beni yatağa taşıdı. "Çok garip bir kadınsın." Dedi tok bir sesle. "Ve seni keşfetmeden bırakmayacağım." Kirpiklerim haddinden fazla kırpılıyordu. Bunu yapamazdı... Yatağın ucundayken ayaklarımı yere bastı. "Ve bakalım arakamı yaslayabileceğim bir kadın mısın?" Elleri arkamdan şortumun fermuarını açarken kollarını yakaladım. Onunla sevişmek istemiyordum. Enerjilerimiz birbirine bulanmamalıydı. "İstemiyorum." Fermuar santim santim aşağı kayarken gözlerime baktı. "Yapabiliyorsan sen durdur." Dedi. "Çünkü beni çoktan sınıra ittin ve ben yapamıyorum." Şort aşağı kayarken küçük bir parmak hareketiyle beni yatağa düşürdü. Gözlerime bakarak çorabı bacaklarımdan sıyırıyordu. O da ben de kendimize hakim olamıyor, sanki otomatik pilotta hareket ediyorduk. Beni yatakta çevirip kalçalarımı yukarı çekerken eliyle belimden bastırarak göğsümü yatağa itiyordu. İç çamaşırımı dişleriyle sıyırmaya başladığında kendime lanet ettim! Beynim Harvey'nin kollarına teslim olmamak adına bir sürü gerçeği ardı ardına sıralasa da bedenim onun olmak için deliriyordu. İç çamaşırımı ayaklarımın dibine bırakarak dizlerimin hemen üstünden beni yalamaya başladı. Başımı yatağa bastırıp kıvrandım. Elleri kalçamdaydı ve güçlü tutuşlarıyla kalçamı ikiye ayırmıştı. Bir süre sessizlik içinde kalınca ne olduğunu anlamak için arkaya baktım. Gözleri araladığı kalçalarımın ortasındaydı ve kapkaraydı. Avına saldırmaya hazır bir aslan gibi kadınlığımı izliyordu. Ona baktığımı fark edince gözlerini kilitledi bakışlarıma. Nefesimin kesildiğini hissettim. Loş ışığın altında, aralık dudaklarının ardında sivri vampir dişleri parlıyordu. Yüzü kalçalarımın arasındaydı neredeyse. Sıcak solukları nemli kadınlığımın ağzına çarpıyordu. Bu zevkle titrememe sebep oldu. Ses çıkarmamak adına dudaklarımı birbirine bastırırken yüzümün aldığı şekli fark eden Harvey bacaklarımın arasındaki dudakları gözlerime bakarak ağzına aldı. Artık gözlerimi açık tutamıyordum. Sıcak ve nemli ağzında dudaklarımı emerken istemeden de olsa inledim. Bu zevki ilk defa tatmıyordum ama dişlerini olaya dahil edeni de görmemiştim. Isırmıyordu ama bunun ihtimali ile korkuyordum ve bu korku beni tahmin edemeyeceğim kadar heyecanlandırıyordu... Dili dudaklarımı araladı ve içeri kaydı hafifçe. Ben çok kaygandım o ise fena derecede sıcaktı. Beynimi siktir et! Bu gece her türlü onun olmak istiyordum...İşini kolaylaştırmak için bacaklarımı araladım. Bacaklarımın arasında yer açılınca parmakları da dahil oldu bu sefer. Kısa bir an dudaklarını ayırıp parmaklarını tükürükledi. Parmaklarından biri yumuşakça klitorisimi okşamaya başlarken baş parmağıysa dilinin hareket ritmiyle kadınlığımın ağzına sürtmeye başladı. Arzu, şehvet ve yakarışla inledim. Daha fazlasını istiyordum ama onun hızıyla gitmek beni deli gibi azdırıyordu. Ve bu çok hoşuma gitmişti. Yine de kendimi tutamıyordum. Biraz onun kurallarıyla oynayacaktık, biraz benim... O beni yalarken ağzımdaki parmağı içime alabilmek için kıvranmaya başladım. Derin soluklarım arasında arkama bakıyor, beni emen adamın bakışları altında parmağında kıvranıyordum. Kaygan sıvılarım bacaklarımın içini ıslatmaya başlamıştı. Ona daha fazla bakamazdım; şiddetli arzudan kararan bakışları, kadınlığımdaki dili ve maharetli bakışları sayesinde neredeyse boşalacaktım. Bu kadar erken olmasını istemiyordum. Başımı öne eğdim; gözlerimi kapatıp dudaklarımı ısırıyordum ki boştaki eli dağınık saçlarımın arasına karıştı. Dilini içimden çıkarmıştı ama açılan yer sayesinde şimdi parmağı daha derindeydi. Ağırlığını üzerime verdiğinde dudaklarını kulağıma dayamıştı. Derin solukları içime işliyordu. Sıvılarıma bulanmış parmağımı içimden çıkarırken "Sakin ol." dedi fısıltıyla. Ne için sakin olmam gerektiğini düşündüğüm sırada kayan parmağıyla neden sakin olmamı istediğini anladım. Kaygan parmağını arkama sürmeye başladı nazikçe. Göğsüm korkuyla şişti. "Ben hiç-" diyecek oldum ama diğer iki parmağını içime itti. "Fark ettim." diye fısıldadı ama buna rağmen ıslak parmağı arkamı okşamaya devam ediyordu. "Arkama dokunmanı istemiyorum." diye mırıldandım. Arkama girmesini istemiyordum ama ortamı da mahvetmeyecektim. Saçlarımdaki elini açıp kolunu boynuma sardı. "Dokunmayacağım." Dedi sertçe. Tam o anda parmağı kapımı zorladı. Bana yapacaklarının heyecanıyla titredim. Arkama girmemiş olmasına rağmen içimdeki parmakları nazik ama hızlı bir şekilde içimde kayıyorlardı. Bir daha zorladı kapımı. "Yapma," dedim güç bela. Şehvet sesimde vücut bulmuş gibi, inleyerek dökülmüştü dudaklarımdan. Hızlandıkça kıvranmaya başladım altında. Boynuma değen dudakları sert bir şekilde emiyordu tenimi. Çok tuhaf sevişiyordu. Beni zorluyordu ama nazikti. Canımı yakıyordu ama bu mazoşist bir düşünceyle hoşuma gidiyordu. Arkamdaki parmağı milim milim içime kayıyordu. "Dur..." dedim soluk soluğa. Durmasını istemiyordum ama durmalıydı. "Sen dur." dedi. Sesi keyifliydi. İkimiz de durmadık. O beni okşamaya ben ise parmakları altında dans etmeye devam ettim. Santim santim içimdeydi. Bir süre beni alıştırmak için yavaş yavaş arkamla oynadı. Parmağının yarısı bile içimde değildi ama acıdan kasılıyordum; buna karşılık ise içimde kayan iki parmağı acımı gölgeleyen bir zevkle beni inletiyordu. Saniye saniye bu ikili penetrasyona alıştım. İçimde gezinen üç parmak tuhaf bir zevkin içine çekmişti beni. Artık yüzüm acıdan kasılmıyor; acı nidalarım kısık inlemelere dönüşüyordu. Başımı olduğu tarafa çevirdim; yüzümdeki çaresiz zevki tatminkarlıkla izledi. Biraz daha ileri itti parmağını ama artık canım yanmaya başlamıştı. Kaşlarımı çatıp yüzümü yatağa saklarken dayanamayıp dişlerimi koluna geçirdim. İşaretimi almasıyla arkamdaki parmağını durdurması bir oldu ama buna karşılık içimdeki parmakları hoyratlaşmıştı. İçime parmaklarını sokuyor sonra da içimdeyken elini döndürmeye çalışıyordu. Tuhaf bir acı zevkimi şiddetlendiriyordu. Dudaklarımdan birkaç kez ahlama çıktı fütursuzca. Nefes nefese başımı geriye atıp inlemeye başladım. Artık sadece sok çıkar yapıyordu ama zevk suyumun parmaklarıyla çarpışma sesi, kulaklarımı uğuldatıyordu. Fena sulanmıştım... Kahretsin! Çok yakındım... Parmaklarım çarşafları yakalarken kesik kesik "Hadi," diye yalvarmaya başladım. Tekrar tekrar yakarıyordum. "Hadi! Hadi!..." Harvey gücünü ve hızını arttırırken o da bana eşlik etti. "Hadi güzelim! Boşal parmaklarıma." Nefesim kesiliyordu; daha ciğerimdeki nefesi boşaltmadan tekrar soluklanmaya çalışıyordum ama bu beni boğuyordu... Yaşattığı zevkin altında ölüyordum! Çığlıklarım göğsümü yırtarcasına çıkarken son kez içime bastırdı parmaklarını; hemen sonra ise içimden çıkıp klitorisimi ve dudaklarımı okşamaya devam etti sertçe. Hayatımda çok defa boşalmıştım ama daha önce hiç fışkırmamıştım. Üstelik... İçime dahi girmemişti. Derken, ben daha zevkten titrerken üzerimden kalkıp yatağın ucuna geçti. Bileklerimden tutup beni kasıklarına doğru çekerken tek ve basit bir hamleyle beni döndürdü. Bana bakarak pantolonunun kemerini açıyordu. Önündeki iştah açıcı çıkıntı hala boşalmaktan seyriyen kadınlığımı heyecanlandırmış; üçgenim nabız gibi atmaya başlamıştı... Harvey bana bakıp çoktan sertleşen erkekliğini okşarken ciğerlerimde birikmiş havayı son molekülüne kadar tükettim. Büyük ve kalındı. Üstelik oldukça fazla sertleşmişti. Bacaklarımı sertçe ittirip birbirinden ayırırken kollarını dizlerimin altından geçirip bedenimi büyük bir kuvvetle kasıklarına yasladı. Bir kor parçası üçgenimin çizgisine boydan boya yaslanmıştı. Güçlükle yutkunup Harvey'nin sert ifadesine baktım. Bu işten ne kadar zevk aldığını bilmiyordum ama yüzündeki ciddi ifadeye bakılacak olursa sevişmek onun için bir sanat eseri yaratmakla eş değer olmalıydı. Üzerime eğilip beni bacaklarımdan ikiye katlamıştı; heybetli erkekliği çizgimin üzerinde kayarken dili dudaklarımın arasından içeri sızdı. Üzerimde kaydıkça kadınlığım susamış bir ağız gibi açılıyor, kayan erkekliği içine almak için salyalarını akıtıyordu. "İçime gir..." diye yalvardım fısıltıyla. Karşılık olarak sadece dudağımı ısırdı ama sertti; dilime metalik bir tat değince dudaklarımın üzerinde gülümsedi. Yaramı emiyordu... "Sapıksın sen..." dedim inlememeye çalışarak. Minicik bir an geri çekildi, "Sense bu sapığın geyşası oldun." dedikten sonra ise bir kolunu dizimin altından çekip erkekliğini kadınlığımın ağzına yasladı. Dudaklarımı esir aldı bir kez daha. Erkekliği kadınlığımın ağzında oyalandıkça daha fazla ıslanıyordum ama lanet olası bir türlü sokmuyordu... "Geyşaların en iyi yaptığı şey nedir biliyor musun?" Kendimi ona doğru ittirmeye çalışıyordum ama beni kilitlemişti. Beni yalvartmadan sikmeyecekti. "Sevişmek?..." Diye fikir yürüttüm. Sesimde muazzam bir arzu ve çaresizlik vardı. Ne utanç verici... İçime kaydı yavaşça... Tanrı'm... İçimde ilerledikçe kuyumun en dibine iniyordu ve kalınlığıyla duvarlarımı yırtıyordu. Pençelerimi saplar gibi boynuna tutunup bedenine sarıldım. Geri çıkarken tuttuğum nefesi kesik kesik vermeye başladım. Dudakları aralandı ve bu kez acıması olmayan bir düşman askeri gibi beni yatağa çivilerken "Bilemedin." dedi tatminkâr bir şekilde ve sanki bilinmesi gereken bir bilgiymiş de bilmediğim için beni cezalandırıyormuş gibi, tam da istediğim şekilde, beni sikmeye başladı. Sertçe ve acımadan Baştan beri yaptığı şey beni şu ana hazırlamaktı demek; çıldırtmak ve dayanamayacak hale gelsem de onu durduramamak... Boynuna sarılıp başımı saklarken hıçkırık ve inlemeler döküldü dudaklarımdan. Yavaş ve nazikken hızlı ve sert olmasını diliyordum ama onun erkekliği ile bu can yakıcı bir hal almıştı. "Yavaş." diye fısıldadım. Başını salladı kesin bir ifadeyle. "Sabret biraz." diye mırıldandı. Hızını kesmemiş üstelik tavırları giderek sertleşmişti. Ona tutundukça tırnaklarım tenine gömülüyordu; İçimden gelen bir 'Ah'lama kulağına aktığında iki dizimin de altından tutup beni kucağına aldı. Git-gelleri durmuştu dolayısıyla ama şimdi de yer çekimine karşı koyamıyordum ve yer çekimine yenik düştükçe de dibime dayanıyordu erkekliği; içimde gezintiye çıkmış gibi kalçalarını kıvırıyor ve penisi duvarlarıma aheste aheste sürtünüyordu. Bu daha zevkliydi; daha erotik ve daha güzel... Göğüslerimiz arasında kıvrılmış kollarım çenesine doğru uzandığında beline doladığım bacaklarımdan kuvvet alarak kendimi yukarı ittim. Parmaklarım elmacık kemiklerini, dudaklarını ve çenesini okşarken başımı alnına yaslayıp gözlerine baktım. Ciddiyetle izliyordu ifademi. Onu tekrar içime almak tam bir cesaret işiydi ya da deli gibi azmış bir kadının karşı konulamaz arzusu... Oldukça kontrollü bir şekilde geri kaydım sularımla ıslanmış penisinde. Şuursuzca döküldü dudaklarımdan sözler. "Çok büyüksün Harvey..." Bir şey demedi ama söylediklerim onu tatmin etmişti. Ben dibine indiğimde bile bacaklarımı gevşeterek aşağı kaymamı sağladı. Orada durdu ve beklemediğim bir anda içimdeki penisini yukarı zorladı. Bu hamlesi üzerine sıçrayarak omzuna sarıldım. Yüzümü boynuna saklayarak inlemelerimi bastırmaya çalışıyordum ki hareketlerini tekrar etmeye başladı. Bazen deli gibi hızlanıyor bazense bir anda ritmi düşürüyordu ama bu süreçte beni defalarca kez boşaltmıştı. "Yapma," diye tısladı öfkeyle. Asıl o yapmamalıydı... En azından ben boşalıyorken dursaydı sekse susamış fahişeler gibi yine ve yine ve yine altında kıvranmazdım ama durmuyordu!... Ve ben daha rahatlayamadan tekrar içimde kaymasını istiyordum onun. "Yapma," dedi tekrar. Alnında biriken ter damlacıkları saçları arasından şakağına süzülüyordu. Ne yapmayacaktım? "Neyi?" diye soludum. Konuşan dudaklarıma tahammülü yokmuş gibi beni üzerine alıp belimi göğsüne yaslarken dudaklarıma kapandı. Anlamıştım, geliyordu; durulamaz bir güç ve hırsla hareket ediyordu. Ağzımın içine doğru nefes nefese solurken sertçe dibimi buldu. "Ah Tanrı'm!" diye kükredi. Gerçekten de durum tam da böyleydi. Beni bedenine yasladığı yerde kıvrılan kollarım, ondan uzaklaşmak ister gibi çırpındı; kontrol edemediğim yumruklarım göğsünü iterken çıldırmış gibi attım başımı arkaya. Alnını göğüs kafesime yaslamışken bir kez daha itti kendini "Dur lütfen..." diye fısıldadım nefessiz kalarak. O geliyordu; ben de geliyordum. "Siktir!" Göğsüme sıcak nefesini üfledi. Ahlamaları içimi yangına boğuyordu... Belimdeki elleri şimdi daha da sıkıydı. Ardı ardına kasıklarıma çarpmaya başladığındaysa kasılmaya başladım. "Kasılma!" dedi güç bela. Hayır, bunu yapamazdım. Bacaklarım titreyerek boşalırken bunu durduramazdım. "Harvey..." diye inledim çığlıklarımı bastıramayarak. Bununla birlikte ağzıma kapandı bir eli ve o da saniye saniye kasılarak içime lav fışkırtmaya başladı. Birkaç saniye içimde kasılmasını bekledim. Spermleri içimdeydi... Uyluklarımdaki ıslaklık bacaklarımdan yatağa akarken Harvey'nin dudaklarıma kapanan elini çekerek kuruyan dudaklarımı ıslattım. Sakinleşmiş ifadesinde gülümsemesi çok çekiciydi. Parmaklarım dudaklarına dokunmak istedi ama tuttum kendimi. Seks yapmak bir şeydi; seks ertesi şefkatli davranmak ise durumu romantize eden bir klişe. Klişeleri ne kadar seversem seveyim durum ikimiz için de romantik olamayacak bir noktadaydı. Bu sebeple tuttum kendimi. O sınırdaydı bense sınırı aş diyen aptaldım... Sadece kendimize hâkim olamamış, arzularımızın esiri olmuştuk. Hepsi buydu; derinlemesine düşünülecek bir şey değildi yaşadığımız. Üzerinden kalkmak için göğsünden destek almaya çalıştığımda ise beni yatakta döndürdü; altına almıştı ama hareket etmiyordu. Harvey durumu çok daha romantik bir seviyeye taşımıştı. İçimden çıkarken parmağıyla yüzümü takip ederek nazikçe dudaklarımı öpmeye başladı. "Hiç uslu değilsin." diye mırıldandı ağzımın içine doğru. Çatılan kaşlarımı fark ederek dudaklarımdan ayrılırken elleri girinti çıkıntılarımı okşuyordu nazikçe. "Neden yapmaya devam ettin?" "Neyi?" dedim. Sevişirken pek çok şey söylerdim; ses çıkarırdım. İnlerdim ama çoğu zaman bunların bir anlamı olmazdı. Oysa sanırım onun dudaklarından dökülenlerin hepsinin aklı başındaydı. "Çok fazla boşaldın." dedi sessizce. Vay canına, Harvey utangaçtı! "O kadar çok kasıldın ki kendimi tutamadım." Ah... Dediğim gibi, seks benim için tabu değildi. Üstelik çok çabuk tahrik olurdum ve libidosu yüksek bir kadındım. Ayrıca Harvey gibi sevişmesini bilen maharetli eller arasında boşalmam işten bile değildi. Bakışlarımı kaçırırken "Bunu engelleyemiyorum." dedim usulca. En fazla erteleyebiliyordum ama o da çok uzun sürmüyordu. "Üzgünüm." "Sayende hayatım da ilk defa bu kadar erken geldim." Erken? Saate baktım. Neredeyse gecenin ikisiydi ve beni yatağa ittiğinde saat on ikiyi biraz geçiyordu. Tamam, benim de rekorlarım vardı. Mesela üç saat aralıksız seviştiğim partnerlerim olmuştu ama hiçbiri iki saate yakın bir performansa erken demezdi. "Harvey neredeyse iki saattir yataktayız," dedim konun altını çizercesine. Güldü. "Ve bu başarı." dedi. Manasızca baktım yüzüne. Kulağımın altına eğilip boynuma şehvetli bir öpücük kondururken "Beni bu kadar hızlı boşaltabilen ilk kadınsın." diye fısıldadı arzuyla. Sanıyorum bu bir iltifattı. Omzuna tutunan elim aşağı kaymaya başladı. Bu belli belirsiz iltifat fitilimi ateşlemişti. Sadece sevişmiştik oysa; hiçbir gizli silahımı kullanmamıştım. Feminist düşüncelerim olsa da; Harvey'ye bin defa köle olmadığımı söylesem de yatakta bambaşka bir varlığa dönüşmeyi seviyordum. Yeni boşalmış olan erkekliğine dokunurken "Memnun değil misin?" diye sordum şehvetle. "Daha mı uzun sürmesini isterdin?" "Seni ilk gördüğümden beri sikmek istiyorum." dedi tok bir sesle. "Elbette daha uzun sürmesini isterdim." Hmmm... Beni gördüğünden beri. Ciddi miydi? Parmaklarım uyanmaya hazır erkekliğini kavrarken bacaklarımı araladım. Altındaki hareketliliği fark ederek keyifle gülümsedi. "Pişman olursun." diye fısıldadı parmakları boynuma dolanırken. Pişman mı olacaktım? Bu pişmanlıktan memnun olurdum. Gözlerine bakarak dudaklarımı yaladım. İşaretim açık bir çek gibiydi. Bakışlarını kaçırıp gülümserken konuştu. "Durmam için yalvaracaksın." Meydan okudum. "Yalvart beni o zaman." Birkaç saniye için beni izledi. Gözlerinde harlanan ateşi görmeme rağmen kendini hala tutmaya çalışıyordu. "Zoe sana karşı çok naziktim." dedi yavaşça. "Beni azdırırsan bu kez kendimi tutamam." Bir pikaristin elinden canlı kurtulmuştum. Eğer nekrofili değilse ona rahatlıkla ayak uydurabilirdim. "Elinden geleni arkana koyma." Gözlerime bakarken burnundan nefes vererek güldü. "Yalvart beni." diye yalvardım ironiyle. Niyetimi anlayarak erkekliğine dolanan elime itti kendini. Gülümsedim. Gözlerine kilitlenerek elimi yaladım. Doğrusunu söylemek gerekirse önce parmaklarımı ağzıma aldım, kendimi zorlayarak parmaklarımı boğazıma kadar itip ıslattım. Elimin içi tükürüğe bulanmıştı. Her bir hareketimi inceliyordu. Salyaya bulanmış elimi tekrar aşağı indirdiğimde avcı bakışlarının sebebini anladım. Demir gibi sertti. Parmaklarımı doladım etrafına; yanaklarımı yakaladı. Dudakları elmacık kemiklerime yaslanmıştı sertçe. "Çok tehlikeli bir oyuna başladın Zoe," diye tısladı avcumun içinde kayarken. "Sikilmedik yerini bırakmayacağım senin." Fısıldadım. "Arzum tam olarak bu." Sözlerim beklediğini vermiş gibi üzerimden kalktı. Yerdeki pantolonuna uzanıp kemerini aldı. Tekrar üzerime geldiğinde kemeri önce yatak başlığından geçirip ardından birleştirdiği bileklerimin etrafına dolamaya başladı. Telefonu çaldı. Üzerimden kalkarak pantolonunun cebinden telefonunu çıkardığında "Jules." Diye mırıldandı; kaşları çatılmıştı. Öyle ya, ben metresi dahi değildim. Ki olsaydım da bu etik değildi; tıpkı şimdi olduğu gibi. Ne bok yemiştim ben? Kendini kandırarak vicdanını temizleyemezsin, dedi iç sesim. Adamın yatağına girdin ve bundan çok zevk adın. Ayrıca; Jules başından beri vardı. Unutmuş gibi yapman bunu bildiğin gerçeğini değiştirmez. Bileklerimi çekiştirdim. Sımsıkı bağlamıştı gereksiz yere. "Çöz beni!" diye tısladım telefon ekranına bakmaya devam eden adama karşı. Bir anlık zafiyetti; tamam, iki saatlik bir zafiyetti ama adam karşımda sevgilisiyle konuşurken ben burada sere serpe uzanıp beni becermesini bekleyemezdim ya. "Bekle," dedi. Bekle beklerdim! Kollarımı çekiştirmeye başladım. Her kimin süitiyse üzgündüm ama yatak başını kırmaya meyilliydim. Olduğum yerde döndüm ama yaralı omzum yüzünden bu oldukça can yakıcıydı. Yine de kurbanlık koyun değildim bekleyecek. İp falan olsaydı en azından dişlerimle sökmeye çalışırdım ama kemer... "Sevgilim meşgulüm," dedi debelenmelerimi izlerken. Adi herif ya! Burada sevgilisini aldatıyordu bir de üstüne sevgilisiyle konuşuyordu. Hem bana, hem Jules'a ayıp değil miydi bu? Aşağılık herif! Tüm gücümle çektim kendimi. Yatak yerinden kıpırdamamıştı ama başlıktan keskin bir gıcırtı yükselmişti. Harvey sesi duymasıyla gözlerini kocaman açarken bir parmağını dudaklarına bastırdı. Susmayacaktım. Bir kez daha asıldım ve aynı ses bir daha çıktı. Bir daha. Harvey üzerime gelirken "Jules ben de seni seviyorum ama gerçekten hayatım, " dedi. Omurgasız! Üzerime çıkıp oturmuştu; kollarımı tutuyordu ve bir de sevgilisiyle konuşuyordu. "Bırakmazsan çığlık atarım." diye fısıldadım. Bileklerimi bırakıp elini ağzıma kapamaya kalktı ama son nefesimle bir daha fısıldadım. "Ağzımı kaparsan da inlerim." Yanaklarımı sıkıştırarak kapadı ağzımı. "Hiç müsait değilim. Yarın konuşalım sevgilim." İnledim. Hem de iyi bir seksin ortasında orgazm oluyormuşum gibi deli gibi inlerken telefonunu yere attı. "Geç kaldın." dedi elini ağzımdan çekerken. "Çoktan kapadım telefonu ama orgazm taklidi yapmana gerek yok lilla kittan." "Bırak beni!" diye bağırdım. "Çok erken yalvarmaya başladın." Altında çırpındım. "Sen sevgilisini aldatan sadakatsiz adamın tekisin!" "Sınırı aşmamı söyleyen sen değil miydin?" Diye soludu. Dudaklarımı okşarken fısıldıyordu. "Bu sınırdan dönemem artık kadın, alışsan iyi edersin." - - - Notlar: Öncelikle umarım beğenmişsinizdir. ? Benim diyecek bir şeyim yok ancak dileyecek çok şeyim var. Örneğin beğenilerinizi hikayeden eksik etmemek ve yorum yapmak gibi. Yani, beğeniyorsanız yıldızı turuncuya boyamak sorun olmamalı ve en azından bir iki kelime de olsa yorumlarınızı merak etmiyor değilim. Velhasıl kelam, beklenti içindeyim. Bu arada bölümün sayfa uzunluğu 26 buçuk. (bu hikaye wattpadde 7. Bölümünde, nitekim dreamein bölümlerde kelime sınırlaması var. 5000 kelimenin üzerinde bölüm paylaşılamıyor... w*****d de ise böyle bir sınırlama olmadığı için 26 sayfaya kadar çıkabiliyorum.) Bu uzunluklar fazla geliyor mu diye merak etmiyor değilim açıkçası. Okurken sıkılıyor musunuz? Ona göre bölümleri kısaltabilirim hem bu sayede daha hızlı gelir bölümler ama benim şahsi fikrimi soracak olursanız ben memnunum. Bir de şunu merak ediyorum. Juliet'i nasıl buldunuz? ? Ben yazarken çok eğlendim açıkçası! ? Daha bile çok görmek isterim onu yani. Ki sanırım bu gidişle onu yazmaya da devam edeceğim??? Gelelim yabancı kelimelere; Nekrofili; cinsel olarak sadece ölü bedenler tarafından tahrik olan parafili kimseleri tanımlamak için kullanılan bir kelimedir. İkili Penetrasyon: Kelime doğası gereği ikili deliş anlamına gelir. Bu eylem için en az bir kadın ve iki erkek gerekmektedir. Bu eylemde erkeklerin beraber oldukları kadını hem anal hem de vajinal yoldan becermeleri gerekir. (İnternet tanımıdır. Hiçbir ekleme yapılmamıştır.) Gamboç: Kıyafet taşıma aparatı Lotus Çiçeği, bir diğer adıyla Nilüfer: Bataklık çiçeğidir, çamurda açar Bench: yatak ucu koltuğu Bilmediğiniz kelimeler varsa sormaktan çekinmeyin lütfen. ???
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE