“Elazia’yı ilk kucağına aldığın zamanı hatırlıyor musun?” Anna, bu soruyu neredeyse fısıltıya dönüşen sesiyle sormuştu. Gözlerini Gordan’dan ayırmadı; adam pencerenin önünde hareketsizdi, bir heykel kadar sessiz. Camın ardından süzülen loş gün ışığı odaya ince bir pus gibi doluyor, eski perdelerin arasından içeri giren zayıf parıltılar kızlarının yüzlerine hafifçe yansıyordu. Elazia ve Zoe yan yana yatıyor, bedenleri yorgunluğun ağırlığı altında göçmüş gibiydi. Solgun tenleri, kurumuş gözyaşlarının bıraktığı izlerle gölgelenmişti. Ne Anna ne de Gordan onların üstünü başını düzeltmeye cesaret edememişti. Kızlarına temas etmek, onların o kırılgan sessizliğini bozacak, belki de uyanmayacakları bir şeyleri harekete geçirecekmiş gibi hissettiriyordu. Her şey kırılgandı. O kadar sessiz, o kada

