Bölüm: Gelinliğin Ardındaki Kan
Nefes almak zor... Sanki ciğerlerime bıçak batıyor her seferinde... Ama zihnim… hâlâ orada. O güne dönüyor. O en mutlu sandığım güne.
Ben, Rose Wayne. Kuzey krallığının savaşçı prensesi. Kılıcımla, yeminimle yaşadım. Kalbimi yalnızca birine verdim: Zack. O gün… evet, o gün onunla evlendim.
Dağın eteklerinde çiçekler açmıştı. Kırmızı haşhaşlar, beyaz yıldız çiçekleri... Hepsi bizim için toplanmış gibiydi. Zack siyah kürklü zırhıyla önümde duruyordu. Gözleri… o zaman başka bakıyordu bana. İçinde hâlâ ben vardım.
Gelinliğim basitti ama bana yetmişti. Annemin kemerini takmıştım belime, gümüş bir kurt figürü sarkıyordu ucunda. Lyra o zaman da oradaydı. Gülümsemişti bana. O gün hiçbir karanlık yoktu gözlerinde.
Zack elimi tuttuğunda, içim ısınmıştı. “Sonsuza kadar,” demişti. “Kanımızla, yeminimizle, kalbimizle.”
Ben de aynı yeminleri tekrar ettim. “Yalnızca ölüm ayırır bizi.”
Ama ölüm… şimdi yanımda nefes alıyor. Derin ve boğuk. Sıcaklığım giderek azalıyor. Zack’in elleri hâlâ üzerimde ama ben o günkü kadar canlı değilim.
Yine de gözlerimi kapatamıyorum… Çünkü o günü son bir kez daha yaşamak istiyorum.
Müzik olmamıştı düğünümüzde. Savaş sonrasıydı, sessizdi her şey. Ama kalbimizde bir melodi vardı. Zack beni dansa kaldırdığında, ayaklarımda zırh vardı hâlâ. Güldü bana, ben de ona. “Savaşçı prenses,” dedi fısıltıyla. “Hiçbir kraliçe senin kadar cesur değil.”
O an inandım ona. Bize.
Ama şimdi... kan göğsümden sızıyor. Ellerim titriyor.
Zack’in sesi bir haykırış gibi geliyor uzaktan. "Dayan Rose!"
Keşke o günü son kez daha yaşayabilsem. Zack’in gözlerinde hâlâ beni gördüğüne emin olabilsem…
Ama artık emin değilim.
Lyra’daki gücü gördüğünden beri bakışları değişti. O gün bana söylediği “Sonsuza kadar” belki de sadece güceydi. Bana değil.
Yine de… keşke sadece o güne dönebilsem. Karanlık yokken. Zack başka hiçbir şeye bakmazken.