RUHSUZLAR CEMİYETİ

2206 Kelimeler
Öğlen saat tam on iki olduğunda sınavım bitmişti, karnım çok acıkmıştı hemen bir şeyler yemek istiyordum. Harun Bey kendisini aramam için verdiği numarasını arayıp aramamak arasında kararsızlığa düşmüştüm ama kendisi ve dün ağlayan oğlunun gözleri bir türlü gözümün önünden gitmiyordu, yemek yemek için vardığım kafenin bir masasına oturarak yemeğimi aldım. Yerken hala düşünüyordum kısa süreli olarak kabul ettiğim bu iş için tam net bir gün belirlememiştim ama bana göre en fazla bir ay bence yeterdi. Yemeğim bitene kadar düşüncelerim birbirini kovalarken sonunda ortak bir noktada buluşmuştuk. Bir buçuk ay devam ettirecektim bu işi ve sonrasında bırakacaktım, bir daha onlar beni veya ben onları görmemek üzere ayrılacaktı yollarımız bu benim için tek taraflı bir iyilik olarak kalacaktı sadece. Kafeden çıkarken Harun Beyi aradım. İlk çalışta açmıştı. Galiba aramamı bekliyordu. “Efendim Alya” “Sınavım bitti Harun Bey neredesiniz geleyim yanınıza” “Soğukta yürümene gerek yok Alya nerede isen ben seni almaya geleyim.” “Bugün oturduğumuz kafedeyim, o zaman bekliyorum görüşmek üzere.” Harun Beyin cevap vermesini beklemeden telefonu adamın suratına kapatmıştım. Bazen böyle patavatsız olabiliyordum, hızlıca kapattığım için umarım yanlış anlamazdı. Hala bu iş için tedirginlik hissediyordum ama bu olay bir yandan zihnimi yaşadığım o iğrenç duyguları bir nebze unutmam için bana yardımcı oluyordu, Begüm ve Ömer’i bu sayede zamanla sadece bir gece çektiğim acı hisler ile tarihe gömecektim, Harun Beyi beklerken kötüyü çağır kötü şeyler olsun adlı felsefem yine yerini bulmuştu. Oturduğum kafenin girişinden düşüncelerimin hayat bularak içeri girmesini seyretmiştim. Begüm ve Ömer el ele içeri girdiklerinde midem onları bu halde görmenin etkisi ile bir kez daha bulanmaya başlamıştı, hiç utanmamaları olduğuna şaşırmıştım. Begüm’ün her zaman geldiğimiz bu kafeye geleceğini tahmin etmeliydim ama belki onlarında benim geleceğimi tahmin edip utanarak gelmeyeceklerini düşünmüştüm. Tabii ki yanılmıştım çünkü ahlak, utanç bile gerçekten bu devirde herkese nasip olan bir şey değildi maalesef. Gözlerimiz birleştiğinde birkaç saniye bana baktı utanmadan ve Ömer’in de Begüm’ün baktığı yön ilgi çekmiş olacak ki o da bana baktığında ikisine de nefret dolu bakışlarımı gönderiyordum. Ömer’in beni gördüğünde anında bakışlarını başka çevirmesi, Begüm’ü tutan elleri benim görüş açımın dışında olacak bir yöne çevirmesi kalbimi acıtmıştı. Onlara beni üzme fırsatı verdiğim için kendime kızıyordum. Halbuki kendime bir söz vermiştim ve bu sözü tutmak için güçlü olacağıma da söz vermiştim ama daha ilk görmemde kalbimin acımasına engel olamamıştım. Belki de daha bir gün önce yaşadığımız içindi ama ikisini daha dün bana arkadaşlığımız için diyerek bugün elini tutan Begüm’ü, bana umut veren Ömer’in bugün sanki bir yıl boyunca hiçbir şey yaşanmamış gibi mutlu görmek en çok da bu his beni sinirlendirmişti. Ayağa kalkıp ikisini de duvarlarda sürüme isteğine bir türlü engel olamıyordum. Görüş açımdan tamamen çıktıklarında sakin olmaya çalıştım. Derin ve büyük nefesler içime çekiyordum, zamanla kimsenin yıkamayacağı biri olacaktım, onlara bu fırsatı vermemeliydim. Sen güçlüsün Alya gibi telkinlerde bulunarak rahatlamaya çalıştığım sırada Harun beyde bana doğru ilerlemeye başlamıştı. Geldiğini fark edemeyecek kadar sinirlenmiştim, Harun bey karşı sandalyeme oturmadı, ayakta bekleyerek hafif ama kişiliğinin bir parçası gibi görünen bir ifade ile selamladı beni. Begüm ve Ömer’in düşüncelerini tamamen zihnimden kovarak bende ayağa kalkıp selamlaştık. Geri oturmak üzere iken Harun Bey’in sözleri ile tekrar ayaklandım. “Alya, lütfen kusura bakma ama oturmak için fazla vaktimiz yok. Seni eve götürüp Murat ile tanıştırdıktan sonra Kliniğe gitmem gerek. Hastalarımdan biri şu an krizin eşiğinde. Gidebilir miyiz?” “Tabii ki, özür dilerim bir an işinizin olabileceğini düşünemedim. Gidelim.” “Hiç önemli değil, bu tarafta arabam.” Beraber kafenin zemin katından dışarıya çıkarak hemen girişe park edilmiş siyah jeep arabasına doğru ilerledik. Her saniyemde olası bir aksiliğe karşı çantamdaki göz yaşartıcı spreyimi hazır bekletiyordum. Bursa’nın soğuk havası arabaya bindiğimiz anda kesilmişti. Kafenin içerisinde de çok fazla üşümesem de şu anki gibi ısınmam mümkün değildi. Harun bey de şoför koltuğuna geçtiğinde karlı yolların arasından diğer arabaların bulunduğu trafiğe karıştık. Nereye gideceğimizi tam olarak bilmiyordum bu yüzden tedirgin ve heyecanlı idim ama hayatımda ilk kez yaşadığım bu deneyim benim için şaşırtıcı seviye de kendimi dinamik hissetmeme sebep oluyordu. Harun bey arabasındaki ekranın birkaç tuşuna dokunarak geri çekildiğinde arabanın içini bir keman sesi kaplamaya başlamıştı. Klasik bir eser olduğu belliydi ama kime ait olduğunu bilmiyordum. Yalan söylemekte asla istemezdim sonuçta klasik müzik seven biri değildim genelde kitap okumak her zaman ilk tercihim olurdu. Her ne kadar bana hitap etmese de çok hafif ve zarif bir tonu vardı kemanın. Otobana çıktığımızda az olan araçlardan dolayı seri bir şekilde ilerleyebiliyorduk. Etrafımızdaki evler hızla gerimizde kalıyordu. Ben bildiğimiz yollardan gittiğimizi gördüğümde içimdeki endişenin azda olsa azaldığını fark ediyordum. “Müzik seni rahatsız etmiyor değil mi Alya? İstersen kapatabilirim” Kafamı rahatsız olmadığımı belirtir bir şekilde salladım. Gerçekten rahatsız etmek yerine insanı dinginleştiren bir tonu vardı. “Hayır gerçekten sakinleştirici bir tonu var” “Başlarda kemandan veya klasik müzikten hiç hoşlanmazdım ama eşim çok severdi. Sürekli opera dinlemeye giderdik. Yüzünde dinlerken ki oluşturduğu hayranlık ifadesini izlemek için neredeyse hiçbir operayı kaçırmazdım. O dinlerdi ben ise onu izlerdim tüm gece. Ah Alya! Keşke Beril ile tanışma fırsatın olsaydı. İsminin anlamı zümrüt demek, tıpkı kendisi gibi değerli ve paha biçilmez bir isim ancak bir insana bu kadar yakışabilirdi. Onun ölümünden sonra her klasik müzik dinlemem de sanki o da şu an senin oturduğun yerde oturuyormuş gibi ruhunu hissediyormuşum gibi geliyor.” “Eşinize çok mu aşıktınız?” “Aşk mı? O benim her saniye ruhumu hayatta tutan bir kaynak misaliydi. Her saniye ona olan sevgim büyüyordu. Onu karşı olan hislerimi hiçbir zaman bir şekle sığdırmadım çünkü sanki ona olan sevgimi bir şeye benzetsem o şeyin en güzele layık olmama korkusu sarardı içimi. Beril benim için her şeyden öte ruhumun, kalbimin, duygularımın kısacası beni ben yapan her şeyin diğer yarısı idi. Murat ondan bana kalan en değerli hazinemin son parçası ve onu da kaybetme korkusu bile beni dehşete düşürüyor.” Hayatta gerçekten böyle gerçek aşkların hala kaldığını zannetmiyordum. Benim de anne ve babam birbirilerini çok severlerdi ama yanımdaki bu adam sanki zaman geçtikçe yaşamasa bile eşinin ruhuna olan sevgisini hiç azaltmamıştı. Gerçekten çok etkileyici biriydi. Onun eşine olan sevgisinden etkilenip saygı duymuştum. Eşini bu şekilde güzel seven bir adam ondan bir parça ile dünyaya gelen oğlu için neler hissetmezdi ki? Bir süre söylediklerine sessizlik ile karşılık verdim. Harun bey de hiç konuşmam için ısrar etmedi ama daha sonra birkaç kelime söyleme zorunluluğu hissettim. Hayatımda hiçbir zaman bu şekilde sevilemeyeceğimi düşündüm ve biraz hayal kırıklığı yaşadım o an. Güzel sevilebilen kadınlar gerçekten çok şanslı idiler ama her güzel şeyin bir sonu olmasından ötürü belki de mutluluklar sanki uzun sürerse diğer insanlara kalmayacakmış gibi belirli bir süreden sonra uzaklaşıp gidiyordu bizden geride acı ve tatmamızı istediği diğer duyguları bırakarak. “Eşiniz gerçekten çok şanslı bir kadınmış. Eminim ruhu şu an bile sizin sevginizi hissediyordur.” Dudakları yana doğru tek taraflı olacak şekilde kırıldı. “Bende eminim Alya, hala ona olan sevgimi hissettiğine.” Sonrasında ikimizde susarak birçok anıyı içinde barındıran keman sesinin arabanın içine dolmasını dinledik. Otobanın kenarlarındaki binaları geride bırakarak Gemlik ilçesine doğru olan yola girdiğimizde hala bildiğim yollarda olmanın rahatlığı ile etrafı izlemeye devam ettim. Karın ağaçların üzerini kaplaması çok güzel bir görüntü oluşturmuştu, kış gerçekten bambaşka bir büyüye sahipti, hepimizin içini soğuttuğunu düşünebilirdik ama aslında kar gerçekten manzarası ile bile içimizi ısıtan bir mevsim olmalı idi. “Alya, Gemlik ilçesini biliyor musun? Daha önce hiç gittin mi?” Sorduğu soru ile bakışlarımı Harun beye çevirdim birkaç kez arkadaşlarım ile gitmiştim çok şirin bir ilçe idi ama fazla ayrıntılı gezmediğimi hatırlıyordum aradan baya uzun zaman geçtiği için sadece şirin bir yer olarak aklımda idi. “Birkaç kez gittim üç yıl önce ilk senemde ama çok fazla gezme fırsatım olmadı oraya mı yaşıyorsunuz?” “Evet, küçük ama gerçekten çok güzel bir yer sakin ve kalabalıksız bir ortam Murat için daha iyi. Bir arazim var orada yaptırdığım bir evde yaşıyoruz, her şeyi Murat’a göre ayarladığım bir hayat yaşıyoruz ama ben yine de çok mutluyum. En azından onun hayatta olmasını bilmek bana yetiyor, beni hatırlamasa da. Seni her gün şoförüm getirip götürecek Alya zaten evdeki hiçbir hizmetli yatılı kalmıyor.” Evde hizmetlilerin yatılı kalmaması biraz garibime gitmişti ve sebebini sormadan edememiştim. “Neden? Haddim değil özür dilerim sadece merak etmiştim, cevaplamak zorunda değilsiniz.” Harun Bey’in kahkahası arabanın içindeki keman sesine karıştı. Kahkaha atarken kısılan mavi gözlerini bana çevirerek hala gülmeye devam ediyordu. “Alya, tabii ki sorabilirsin evimde yatılı kalmıyorlar çünkü hemen evimin yanında yaptırdığım küçük dairelerde aileleri ile kalıyorlar. Sonuçta onlarında bir hayatı var ve insanların zamanlarını sadece bizimle ilgilenmelerini isteyerek onlarında hayatlarını esir edemeyiz. Bir ihtiyacımız olduğu durumda direk iletişim halinde olabiliyoruz. Vardığımızda sende göreceksin zaten.” Sebepsizce utanmıştım, beni alakadar etmemesine rağmen merakıma yenik düşmüştüm ve gerçekten her saniye Harun bey hakkındaki düşüncelerim değişiyordu. Çok düşünceli ve mantıklı cümleleri kuruyordu, az ama gerektiği kadar konuşuyordu gerçekten doktor olmak için doğmuş gibiydi. Yanımızdaki yollar artık artık yumuşak kumlar ile kaplı bir kıyıya dönüştüğünde yarım saatin sonunda Gemlik ilçesine girmiştik. Gerçekten hafızamdaki gibi çok şirin ve masallardan kalan bir yanı vardı. Kış olmasına rağmen güzelliğinden bir şey kaybetmemişti asla. Bir süre sonra yanımızdaki müstakil evleri de arkamızda bırakarak ana yolun kenarında bulunan bir yola girdik. Yol ağaçlık bir yoldu ve ormanlık bir alana doğru devam ediyordu. Yaklaşık on dakikanın sonunda açık bir araziye vardık. Etraf kar ile kaplı olmasa kocaman bir çimenlik arazi olacağından şüphem yoktu, tam karşımızda tamamı taştan olan iki katlı bir eve doğru yaklaşmaya başladık, eve yaklaştıkça hemen elli metre sağında tek katlı üç daire ve iki tane de solunda kulübeyi andıran yapılar vardı. Evin önünde durduğumuzda Harun bey benden önce indi ve bende arkasından inerek etrafımı incelemeye başladım. Hemen bizi karşılamaya gelen takım elbiseli bir adam gördüğümde Harun Bey’in karşısında durdu. “Hoş geldiniz efendim. Sizde hoş geldi...” Bana bakması ile bakışları şaşkınlık içerisinde öylece bakmaya devam edince yüzümde bir şey mi var acaba? Diyerek telefonumun ekranından yüzüme baktım. Yüzümde hiçbir şey olmamasına rağmen bu kadar şaşırmasının sebebini sorar gibi bakmaya başladım. Karşımda otuzlu yaşlarında siyah sacları, koyu kahverengi gözleri ve yuvarlak yüzlü, orta boylarda bir adam duruyordu. Harun Bey şoför olduğunu tahmin ettiğim kişinin bana olan bakışlarına hiç şaşırmış görünmüyordu. Elindeki anahtarı şaşkınlık içerisinde konuşamayan adamın eline bıraktı ve hafifçe omzumu sıktı “Hayır Furkan o Beril değil, ismi Alya Murat’ın yeni bakıcısı. Neler hissettiğinin farkındayım bende ilk başta çok şaşırdım ama ne kadar benzeseler de Beril değil. Şimdi arabayı park et.” “Emredersiniz efendim, özür dilerim lütfen kabalığımı affedin” Önemli olmadığını belirten bir şekilde kafamı salladım, şoför indiğimiz arabaya binerek evin girişinin yanındaki ahşap garajın olduğu tarafa sürmeye başladı ben ise beni girişteki basamakta bekleyen Harun Bey’in yanına ilerledim. Bir yandan ise etrafımı incelemeye devam ediyordum, evin yolu boyunca yıl boyu yeşil kalabilen çam ağaçlarının farklı türü ile donatılmıştı, yerler taş karo ve evde onunla aynı şekilde taş döşeme idi. Giriş iki kapılı ve büyüktü, hemen yanımızda da boydan bir pencere yer alıyordu. Kapıya vardığımızda hemen hemen benim yaşlarımda bir kız kapıyı açtı, bizi güler yüzle karşılayarak içeri girmemiz için kenara çekildi. Gerçekten çok sevimli bir kıza benziyordu. Evin içerisi de en az dışarısı kadar otantik ve güzeldi, bizi karşılamak için orta yaşlarda hafif kilolu bir kadın bir kaç adımda yanımıza vardı, önümde duran Harun Bey’i görünce mutlu olduğu belli idi “Hoş geldiniz Harun Bey yemek hazır buyurun” Harun beyin köşeye çekilmesi ile kadın beni görünce o da az önceki adam gibi şaşkınlıkla bir kaç adım geriledi. Önünde bağlı olan önlüğünün uçlarını tutarak sıkmaya ve dolan gözlerini zapt etmeye çalışıyordu. “Beril Hanım” Harun bey anında Beril ismini duyduğu anda kadına döndü. “Hayır Zeliha, karşındaki kişi Beril değil ona benzeyen ama tamamen farklı bir kişi olan yeni bakıcımız Alya. Bneim kliniğe gitmem gerek ama önce Murat’ı Alya ile tanıştırıp geleceğim, yemeği bensiz sadece Murat ve Alya için hazırlayın lütfen." “Tabii ki Harun Bey, özür dilerim. Kızım sende kusuruma bakma ama çok benzediğiniz için bir anda düşünmeden konuştum. Hoş geldin” Gerçekten bu şekilde karşılanmak biraz garip hissettirmişti ama onlara haksızlık yapamazdım gerçekten ben bile fotoğrafı gördüğümde bir an o kadını kendim sanmıştım. Aynı hareketler ile önemli olmadığını belirterek gülümsedim. Harun beyin arkasından ilerlemeye başladım. Koridorun ortasında yukarı katan çıkan merdivenlerden çıkmaya başladığı sırada bende tam arkasında idim. Yaklaşık on beş basamaktan sonda karşımda dört odaya açılan koridor ile karşılaştım. Harun bey hemen ilk solda bulunan odanın kapısını hafifçe araladı ve içeriye bir göz atarak kapıyı temelli açtı. Attığı adımdan sonra benim adımlarımda onu takip ediyordu, odaya girdiğimde çok sade bir düzen ile karşılaştım. Koyu gri ve açık bej renginin uyumu ile döşenmiş bir odaydı. Tavan, yer ve bahçeye bakan boydan pencerelerin perdeleri bej, yatak, arka duvarı ve ön duvarı ise koyu gri idi. Tavanda LED aydınlatmalar vardı ve hemen yatağın karşısında duvarın tamamını kaplayan bir çalışma masası bulunuyordu üzerinde ise duvara monte edilmiş bir televizyon vardı. Yatağın yanında iki komodin ve hemen yanında bir kapı daha bulunuyordu ama nereye açıldığını bilmiyordum, son oalrak yerde de yatak ile uyumlu koyu gri bir halı vardı bu kadardı başka hiçbir şey yoktu. Pencerenin tam önünde sırtı bize dönük bir şekilde oturan ve dışarıyı seyreden Murat’ın turuncu saçlarını gördüm. Üzerinde siyah bir kazak içine giydiği gömleğin yakalarını dışarı çıkarmıştı, altında ise siyah kot pantolon vardı. Hiç hareket etmeden öylece dışarıyı izliyordu. Babası Harun bey Murat’ın yanına doğru ilerleyerek ona sarıldı ama Murat hiç tepki vermemişti bile. Sadece dışarıyı izliyordu ne garipti uyuyan, nefes alıyordu canlıydı ama ruhu kaybolmuştu. Hayatımda ilk kez kalbi atan bir heykel ile karşılaşıyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE