ELLİOT
Gecenin ilerleyen saatlerinde ikiside restoranın bar kısmına geçmiş ellerindeki şarapları yudumluyorlardı. Elliot ikinci kadehin yarısına geldiğinde durdu. İyi bir içici sayılmazdı ayrıca birinin araba kullanması gerekiyordu. Kızarmış yanakları, yamulmuş gözlüğü ve yüzünde aptal bir sırıtışla hemen yanındaki kıza gülerek baktı.
" Sonra herkes beni orda unuttuğu için küsmüştüm," dedi dudaklarından bir kıkırtı kaçarken." Ama hemen barıştım biliyor musun, lanet olsun *Jacques Torres. "derken bir kez daha kıkırdadı.
(Çikolata markası)
Elliot yeni tandığı bu kızın hallerine gülerken kafası biraz olsun dağıldığı için mutluydu. Elindeki kadehi masaya bıraktı. Barmen doldurmak için şişeyi gösterdiğinde başını iki yana salladı. Bugünlük bu kadar yeterdi yoksa ya eve gidemeyecek, buraya bir yere sızacaklardı ya da baş ağrısı yüzünden yarın işe kalkmayacaktı.
" Neden polis ? " Dedi Jessica. Bir kolunu masada başının altına almış, sarhoşluğuyla yarı baygın ona bakıyordu.
" Neden polis, hm. " Diye tekrarladı Elliot. Bu soruyu ilk defa duymuyordu, birçok kez bunu düşünmek zorunda kalmıştı çünkü o bu mesleği seçtiğinde nedenini düşünmemişti. Sadece istemişti. Ama insanlar hep bir neden istiyordu. İnsanlara göre nedensiz bir şey yoktu dünyada. Ve Elliot her seferinde önlerine bir şey sunmak zorunda kalıyordu. Yine de bunu Jessica için istemedi.
" Bilmiyorum, kesin bir cevap veremem ama sanırım başka bir meslek düşünmedim hiç. " Dedi doğruyu söyleyerek. Aynanın karşısına Cadılar Bayramı için giydiği polis kıyafeti aklına gelirken güldü. " Seçim yapmadım, başka bir seçenek olduğu hiç aklıma gelmedi. Hep belliydi, " Jessica tüm dikkatiyle - en azından toplayabildiği kadarıyla- ona bakıyordu.
" Saçmaladım değil mi ? " Dedi hiçbir zaman düşüncelerini açıklamayı becerememesine lanet okuyarak. Kendini ifade etmek onun için neden bu kadar zordu ?
Jessica olumsuz anlamda başını salladı. " Hayır, anladım. Bu güzel bir şey, aslında bazen seçeneğinin olmaması daha iyi. Böylece seçimlerinin yanında gelecek olan pişmanlıktan kurtuluyorsun, "
" Seçimler ve pişmanlıklar. " Diye tekrar etti Elliot.
Birdenbire girdikleri derin kuyular ikisinide bir süre sessiz bıraktı. İkiside kendi karanlık kuyularına dalmıştı. Kendi pişmanlıkları, geç kalmışlıkları..
İkiside merak etti birbirlerinin pişmanlıklarını, ikiside sormadı derin kuyulardaki karanlık suları.
" Ben hep ipin ortasına bağlanan bayrak oldum. İnsanlar iki tarafımda toplanmıştı ve ip çekme yarışı gibi beni iki tarafa da çekmeye çalışıyordu. " Dediğinde Elliot tanımadığı bu kızın geçmişini ilk defa merak etti. Gecenin geçen zamanını aralarındaki sessizlik, arka planda ise keman sesi eşlik etti.
" Belki de insanların suçuydu, bilmiyorum. Ya da ben pişman olduğum seçimlerin suçunu onların üzerine atıyorumdur. " Yarım yamalak omuz silkti. " Yalan yok, hiçbir zaman mükemmel olduğumu söylemedim. Bazen en basit yol en doğru yol olmuyor. "
Bir süre ikisi de arkadan çalan hoş müziğin deniz dalgalarıyla karışması sonucu oluşan melodiyi dinledi. Elliot düşüncelerini toparlamaya zorlansa da zihni oradan oraya atlayıp duruyordu. Pişmanlıklarında durduğunda göz kapaklarının ardındaki resim annesine aitti. Geçen dakikalarda Elliot bastıran uykusundan ayılmaya çalıştı.
"Jessica ? " Dedi Elliot gittikçe gözleri kapanan kıza baktı.
" Hm, "
" Seni evine bırakayım. " Dedi masanın üzerinde araba anahtarını alırken. Jessica yüzünü buruşturup homurdandı.
" Niye...madı... neden yaptı. "
"Jessica ? " Elliot dediklerini anlayamasa da kalkmasına yardım etmek için kolundan yakaladığında Jessica ittirip masaya koyduğu kafasını kaldırdı. Gözleri Elliot'u hedeflese de vücudundaki aşırı miktarda alkol buna engel oluyordu. Bayık gözlerle baktı.
" Neden ?! Neden öldü ? " Dedi sinirle.
" Kim ? "
" Küçük çocuk, " dedi hüzünle. Gözleri yaşlarla dolmaya başlamıştı. Elliot Jessica'nın nasıl olmuş da bir cinayet dedektifi olmayı seçmeyi başardığını anlayamıyordu. Daha çok öğretmen izlenimi veriyordu. Bunun ardındaki hikâyeyi merak etti.
"Jessica seni evine bırakacağım. Oldukça sarhoşsun. "
" Değilim. " Yüzünde yayık bir gülümseme oluştu. " Neden olayım ki ? " Kıkırtı kaçtı dudaklarından.
Elliot onun bu haline gülmek istese de yarın onu bunun utandıracağını düşünüp boğazını temizledi. Jessicayı kollarından tutup kalkmasına yardım ederken bir yandan montuna kollarını geçirmesine yardım ediyordu. Jessica montunu giydiğinde Elliot onu soğuk havanın ayıltacağını umut ederek masadan kaldırdı.
Gecenin ilerleyen saatlerinde soğuk bıçak gibi keskin bir hale gelmişti. Elliot hesabı ödedikten sonra Jessica'nın bir kolunu omzuna atmış ve yükünün çoğunu üstlenmişti. Jessica kar soğuğuna çıktığında cıyaklayıp yeniden içeriye girmeye çalıştı. Elliot onu tutup arabaya çekiştirirken gülmeden edemiyordu. Alkolün etkisi henüz vücudundaydı ve ertesi sabah uyanıncaya dek tam olarak ayılamayacağını biliyordu.
Hızlıca arabaya yerleştiklerinde arabayı çalıştırıp akünün ısınmasını beklerken ısıtıcıyı son seviyeye getirdi. Jessica yan koltukta gözleri kapanırken bir şeyler mırıldanıyordu. Elliot bir süre sıcak arabanın içinde düşüncelerini toparlamaya çalıştı. Akü ısınırken kendini koltuğa bırakıp derin nefesler almaya başladı. Yine de alkolün verdiği o mahoşluk ve içeride sürekli artan sıcaklığın onu bir zamanlar yaşadığı küçük, eski eve götürmesine engel olamamıştı.
Elliot çocukken yaşadığı evde babası hep garajda çalışırdı. Arabalar ve düzeltebilceği her türlü makine onun en büyük tutkusuydu. Elliot da tüm bu zamanlarda hemen yanında onun çırağı olur ve açık garaj kapısında yağan yağmuru ve gök gürültüsünü dinlerdi. Babasına göre gök gürültüsü tıpkı bir arabanın gazına basmasına benzerdi. Ve bir araba ne kadar güçlüyse o kadar ses çıkartırdı.
Makineler onun ne kadar tutkusuysa bir o kadar zayıf yanıydı. En büyük sorunu insanları tamir edebileceği bir makineyle karıştırmasıydı. Belki de bu yüzden kopmuştu bağları Elliot daha ergenliğe bile girmeden önce. Onun bozuk olduğuma emindi. Düzeltmeyi denedi, olmadı. Ve hurdalığa gönderildi.
Geçmişin eski ama bir o kadar derin izleri yavaş yavaş yüzeye çıkmak için beklerken başını iki yana salladı. Alkol hiçbir zaman arkadaşı olmamıştı. Nefes almak için arabadan çıktığında ayılmaya çalışıyordu. Eğer araba kullanacaksa iki gözünün de tek bir yere odaklanabilmesi gerekiyordu. Birkaç derin nefes alırken zihnini örtmüş olan sis bulutları dağılmaya başlıyordu. Aşırı alkollü değildi, en azından araba kullanamayacak kadar sarhoş olmamıştı. Yine de trafik polislerine yakalanırsa alkol promil oranının kaç çıkacağından emin değildi. Matthew ikisini de ölmüşten beter ederdi. Trafik ekibinin bu hafta nerede çalıştığını bildiğinden o bölgelerden uzak kalmayı aklına not etti. Arabanın yan tarafından bir şişe su alıp içti. Eğer yarın sabah korkunç bir mideyle uyanmak istemiyorsa Jessica da içmeliydi.
Arabaya girmek için hamle yaptığı sırada Jessica kendi tarafındaki kapıyı açıp arabadan hızlıca kendini dışarı attı. Elliot ilk başta ne olduğunu anlamasa da yanına gittiğinde Jessica'nın yüzünün etrafına düşen saçlarını arkasında toparladı.
Jessica küçük öğürmelerle midesindekileri boşaltırken Elliot elindeki şişe suyu hazırda tuttu. Jessica midesindekilerin de çıkmasıyla kendine gelirken şişedeki suyla ağzını yıkayıp biraz içti. Birkaç öksürükten sonra daha iyi görünüyordu.
" Teşekkür ederim. " Dedi derin nefesler alırken.
" Daha iyi misin ? Nasıl hissediyorsun ? "
" İyiyim, " Jessica kızarmaya başlayan yanaklarıyla yüzünü diğer tarafa çevirdiğinde Elliot tek kaşını kaldırıp baktı. Kelimeleri şimdi daha net ve yüksek çıkmasına rağmen hala daha tam olarak dengede durabiliyor sayılmazdı.
" Soğuktan donuyor olmasın, arabaya girelim. " Dedi onun için kapısını açarken. Jessica anlamadığı gözlerle kısa bir an baksa da gülümseyip eski yerini aldı.
" Evin nerdeydi ? " Dedi. Jessica'nın gözleri şimdi daha bilinçli görünüyordu. Akünün de ısınmasıyla vitesi bire aldı. Jessica kabaca tarif ettiğinde hiç beklemeden, trafik polislerinin de uzağından yola koyulmuşlardı.
Dışarıyı seyrederken utancından oturduğu koltuğa gömülmek istiyordu Jessica. Gözleri istemsizce Elliot'a kayarken tam bir centilmen olduğunu düşündü. Eski ekibindeyken yalnızca bir kez sarhoş olmuştu ve hafta boyunca alay edilmişti. Erkekler gerçekten acımasız olabiliyordu. Hele ki onların ininde çalışıyorsanız.
İstemsizce tekrar baktığında kıyafetlerini inceledi. Kusarken Elliot'un üzerine gelmemiş olmasını diliyordu. Elliot üzerinde onda oldukça iyi duran gri bir kazak ve pantolonuyla otururken ondan adını bilmediği bir parfüm kokusu alıyordu. Hiç beklemediği bir anda Elliot'un gözleri onunkileri yakalandığında kan yüzüne hücum etmişti.
" Patrick nasıl oldu ? " Ağzından farkında olmadan çıkan cümlelerle başını camdan dışarıya çevirdi. Güneşin uzun zaman önce gitmiş olmasına şükretti. Karanlığın parlak kırmızı yanaklarını ötmesini umut ediyordu.
Elliot hafifçe gülümsedi. " İyileşiyor ama yaşı biraz fazla olduğu için zaman alacak. " Aklına bir şey gelmiş gibi Jessica'ya baktı. " Neden ? Gitmek mi istiyorsun ? " Dedi merakla. Elliot'un aklına Jessica'nın daha biraz önce Peter için döktüğü gözyaşları geldi. Belki de cinayetler onu gösterdiğinin aksine çok daha fazla etkiliyordu.
Jessica beklemediği bu soru karşısında sessiz kaldığında Elliot şakaya vurmaya çalışarak devam etti.
" Aslında burası hiç böyle olmazdı. Yani kimliği belirsiz cesetler ve nedensiz ölümler.. Senin şansına son beş yılın ben hareketli zamanlarındayız. " Cümlesini bitirdiğinde saçmaladığının farkına varıp sinirle kendine sövüyordu.
" Yarınki plan ne ? " Dedi konuyu değiştirerek. Gitmek istemiyordu aslında ama bunu ona nasıl bir cümleyle dile getirebileceğini düşünememişti.
" Öncelikle sabah uyanmak ve güçlü bir ağrı kesici almak olacak. " Gözleri Jessica'ya kaydı tekrardan.
" Korkunç bir sabah seni bekliyor. "
" Oldukça deneyimlisin sanırım. " Dedi alayla.
Elliot güldü. " Pek sayılmaz, iyi bir içici değilim. "
" Üzgünüm, kahve için gelmiştik. " Dedi Jessica mahcubiyetle. Elliot tekrardan güldü. Jessica onun her zaman bu şekilde gülüp gülmediğini merak etti. Hep mi böyleydi ya da alkolün verdiği bir etki miydi ? "Bugün için teşekkürler."
" Yıllardır buradayım ama böyle bir yer olduğunu bilmiyordum bile. Asıl teşekkür eden ben olmalıyım. "
Dakikaların ardından Jessica çantasını koluna takıp doğruldu. " Burası. "
Elliot arabayı kenara çekerken camdan dışarıdaki üç katlı binaya baktı. Çok eski olmamasına rağmen boyası solmuş ve çatısında eksik kiremitler vardı. Bahçe demirleri paslı görünmesine rağmen sağlam ve yüksekti.
" Teşekkürler. "
" İçeriye girdiğinde ışığı yak. O şekilde gideceğim." Dediğinde Jessica hızlanan kalbine engel olamadı. Hayatı boyunca tek çocuktu ve okulunda da gözlüklü bir inek olduğu için erkeklerle arası hiçbir zaman iyi olmamıştı. Yetişkin olduğunda bunun değişeceğini sanmış olsa da erkeklerin hiçbir zaman büyümediğini polis okuluna girdiğinde görmüştü.
Polislik bir kadın mesleği olarak görülmüyordu ve centilmenlik bekleyebileceğiniz en son yer tüm gün katil ve cesetlere zaman geçirmiş olan dedektiflerdi. Sadece centilmenlik yapıyor, kendine gel Jess ! Liseli gibi davranma !
" Tamam. " Kapıyı açıp soğuk havaya çıktığında ceketine iyice sarıldı. Bahçe kapısını açarken sıcaklığın ani düşüşünden vücudu titremeye başlamıştı bile. Apartmanın giriş kapısına geldiğinde çantasından çıkardığı anahtarı sokup kapıyı açarken dönüp Elliot'a baktı. Aldığı hafif gülümseme farkında olmadan aynı şekilde karşılık vermesine neden olmuştu. İçeriye girerken kalbi engel olamadığı ve olmak istendiği bir şekilde hızlı atıyordu.
Elliot eve girdiğinde saat gece yarısını geçiyordu. Arabasını yer bulamadığı için birkaç sokak öteye kadar gitmek zorunda kaldığında kendi kendine söylenmeye başlamıştı.
Evinin sokağına döndüğü anda boynundaki tüyler diken diken oldu. Elliot arkasını dönüp etrafına göz gezdirdi. Kar fırtınası durmuş olsa da koca pamuklar gökyüzünden hiç durmadan usulca dökülüyordu.
Gözlerini ışıkları sönmüş evlerde gezdirdi. Turuncu sokak lambası sokağı aydınlatan tek ışıktı. Paranoyak gibi davranmak istemiyordu ama izleniyor hissine kapılmadan da edemiyordu. Karda tekrar yürümeye başladığında etrafı dikkatlice dinliyordu. Ayağının kara batıp çıkarkenki sesi ve sokak lambasının cızırtısı dışında bir ses duymayı bekledi. Kapısının önüne kadar geldiğinde içeriye girmeden önce bir kez daha bomboş sokağa baktı. Kar bıraktığı ayak izlerini yeryüzünden silmeye başlamıştı bile.
Üzerindeki ceketi çıkartıp asarken geniş salondaki koltuğa yerleşti. Kolunu başına koyup başını geriye yasladı. Bir süre sessizliği dinledi. Midesi hafif bulanıyor olsa da alkolün etkisi geçiyordu. Kalkıp duşa girdiğinde tam olarak kendine gelmeyi başarmıştı. Oturma odasına geri döndüğünde telefonundaki bildirim ışığını gördü. Açtığında annesinden gelen cevapsız çağrı ancak sakinleşmiş kalbinin tekrar adrenalin ile dolmasını sağlamıştı.
Geri aramaya bastığında aklından kötü şeyler geçirmemeye çalışıyordu. Saat gece bire gelirken telefon son çalışta açıldığında Elliot farkında olmadan tuttuğu nefesi verdi.
" Anne ? "
" Elliot. "
" Aramışsın, duymadım. Bir sorun mu var ? "
" Ah.. hayır. "
Bir süre sessizlik oldu.
" Anne babam orda mı ? "
" Evet, uyuyor. "
" Sen neden uyumadın ? Saat oldukça geç. "
" Evet, sanırım öyle. Uyumalıyım bende. "
Alzheimer başlangıcı olduğunu biliyordu. Babası ona haftalar önce haber vermişti ve annesinin gece yarısı babasından gizli saklı aramaları başlamıştı. Elliot önemli bir şey olmadığını anladığında sakinleşmeye çalışıp koltukta geriye yaslandı. Kalbindeki hançer geri dönmüş gibiydi.
" Anne ? "
" Hm, "
İstemeden de olsa daha ne kadar bu şekilde geri cevap alıp almayacağını düşünmeden edemedi.
" Anne. "
" Evet ? "
" Seni özledim. "
" Bende. " Annesinin hiç durmadan konuşan ve sürekli bir şeyler anlatmayı seven biri olduğunu düşünmek zordu. Günler geçtikçe sessizliğe bürünmeye başlıyordu. En sonunda geriye hiçbir şey kalmayana dek gidecekti.
Hançer kalbinde daha derine ilerledi.
" Neler yapıyorsun ? Günlerin nasıl geçiyor ? Yemeğini atlamadan yiyor musun ? "
" Yiyorum. " Kısa bir sessizlik. " Bugün bir resim buldum. "
" Öyle mi ? " Elliot gülümsedi. " Ne resmi buldun ?"
" Senin resmini. Çocukken yüzme havuzunda düşüp bileğini kırmıştın. "
Elliot hatıralarında geçmişe dönerken acıyla güldü. " Evet, oldukça zor bir çocuktum değil mi ?"
" Seni tutamadığım için üzgünüm. " Dediğinde Elliot dolan gözlerini kapattı.
" Hayır anne. Senin suçun değildi asla böyle hissetme. "
Sessizlik oluştu. Elliot annesine zaman verse bile sessizlik süregeliyordu.
" Anne ? "
Elliot nefes verip telefonu kapattığında boğazında dikenli bir tel sarılıydı ve öyle çok sıkıyordu ki Elliot'un gözleri acıya yaşarıyordu. Annesi gün be gün kayboluyordu. Bedeni ve ruhu buradaydı ama olduğu kişi siliniyordu. Onu o yapan anılar artık yoktu sanki. Elliot annesinin gece yarısı babasından gizli saklı aramalarını en başında endişeyle karşılamıştı. Babası ona bir şey yapıyor olabilirdi, yoksa neden gece yarısı telefonda fısıldayarak Elliot'u arasındı ki ?
Alzheimer tehşisi konduktan sonra annesinden gelen ilk gece aramasını hatırlıyordu. Annesinin fısıldayan ve titreyen sesini. Elliot gece üç gibi annesinden telefon almış ve panikle cevaplamıştı. Telefonu açana kadar geçen saniyelerde Elliot hayal gücünün bu denli güçlü olduğunu o zaman anlamıştı. Aklına binbir türlü korkunç olay sırasıyla oynarken annesinin korkmuş sesini duyduğunda yattığı yerde dikelmişti. Aklında oynayan korkunç senaryolarda baş kahramanlardan biri de babasıydı sonuçta. Annesinin her gece yanına yattığı, Elliot'un ve annesinin hayatını mahveden o adamın yanındaydı.
Annesi onu hiçbir sorun olamadığına ve yanlızca sesini duymak için aradığına bir saat boyunca ancak ikna etmişti Elliot'u. O sıralarda annesinin bu davranışlarına anlam veremese de ancak anlayabilmişti. Annesi hastalığının ve yavaş yavaş her şeyin gideceğinin farkındaydı. Elliot'u arıyordu çünkü ertesi sabah kendi oğlunu hatırlıyor olacağının hiçbir garantisi yoktu. Annesi her gece oğluna veda ediyordu.
Elliot annesiyle babasının nasıl tanıştığını hatırladı. Annesi Elliot henüz küçükken, babasından bu kadar çok nefret etmemesi için Elliot'a anlatmıştı. Sözde babası annesinin kurtarıcısıydı. Çünkü annesi ailesinden çok şiddet görüyordu. Babasıyla evlendiğinde hayatında çok bir şey değişmiş gibi anlatmıştı Elliot'a tanışma hikayelerini. Babası henüz gençken filmlerde oynuyordu. Oyuncuydu.
Klimanın verdiği o nahoş sıcaklık bedenini daha da gevşetirken sessizliğin olabildiğince tadını çıkarıyordu. Yine de koltukta kendini bırakmış bedenine karşın zihni düşüncelerle dolu ve taptazeydi. Sabah menejeriyle ettiği küçük kavga hala sinirine dokunurken inadına olayı en ince ayrıntısına kadar düşünüyordu sanki. Sinirle bir nefes daha verip gözlerini açtı. Sahne hazırlanır hazırlanmaz bir sonraki çekime başlayacaklardı.
Oturduğu deri koltuğun yanında uyumak için kullandığı göz bandını takmayı düşünse de vazgeçti. Siyah minibüsün dışında sahne hazırlığı insanların koşuşturmasıyla devam ediyordu. Yapım koordinatörü elinde telefon bağırarak telefondakini haşlarken kostümcü kızlar ellerinde bir dolu poşet ve kıyafet askılarıyla koşturup duruyordu. Ve daha birçok kişi bir sonraki sahne çekimi için hazırlanıyordu.
Minibüsün içine soğuk hava dolduğunda başını camdan çevirip binen şoförüne baktı Harvey. Yirmili yaşlarda, tıknaz ve sessiz bir çocuktu. En iyi yanı sessiz olmasıydı sanırım ama yaşına göre iyi bir şofördü de.
"Bir sonraki sahne başlamak üzere, sahne bittikten sonra eve mi gitmek istersin yoksa-"
"Eve gideceğim." Dedi kısaca. Bugün ayrıca bir uzun ve yoğundu sanki. Bitmek bilmiyorken günü geceye kadar uzatmaya hiç niyeti yoktu.
"Peki."
Arabanın içi yine sessizliğe gömülürken Harvey koktuğunu iyice geriye yatırıp kollarını bağladı. Uyandığından beri geçmek bilmeyen baş ağrısı şiddetini arttırırken en küçük bir sese karşı bile duyarlıydı.
"Bana ağrı kesici bulabilir misin ?" Dedi en sonunda pes ederek. Eğer böyle devam ederse sıradaki sahneyi bırak arabadan bile çıkamayacaktı.
"Başın mı ağrıyor ?" Akın başını hafifçe sallamakla yetinirken Şoförü Edward arabadan çıkmak için hazırlandı. "Bekle, Amy'e sorayım." Dedi kapıyı kapatmadan önce.
Amy adını duyar duymaz yine sinirlenen Harvey sinirli bir nefes daha alıp verdi. Küçücük boyuna ve gücüne rağmen sesi ve kişiliğiyle kavgacı bücür nasıl olmuş da onun menejeri olmuştu. Gözlerini tekrar kapatıp başka bir şeye odaklanmaya çalıştı.
İki gün sonra ailesiyle beraber yemek yiyeceklerdi. Babasının doğum günü olduğu için yılda bir bu şekilde buluşur ve basına karşı lüks bir lokantada yemek yerlerdi. Babası, Travis Hunt. Ünlü şarkıcı ve oyuncu, bir zamanların en büyük yıldızı. Manken Vanessa Carlos ile evlenmiş ve dünyaya üç çocuk getirmişlerdi. Mutlu son.
Siktir.
Mutlu sonmuş.
Hah.
Kapı tekrar açıldığında Edward elinde ağrı kesici ve bir bardak suyu ona uzatıyordu. Harvey hızlıca hapı midesine gönderirken yönetmen çekim için her şeyin hazır olduğunu söyledi. Boş bardağı Edward'a izatıp rolüne girmeden önce her zaman yaptığı gibi o ismi geçirdi içinden. Minibüsün kapısını açıp sahneye adım attı ve rolüne büründü.
Tüm ekip sessizliğe bürünmüş sahneyi izliyordu. Harvey elinde tuttuğu silahı boş gözlerle yere bıraktı. Silah boş depoda gürültüyle yere düştü. Gözünden akan bir damla yaşla başını yavaşça kaldırdı. Elleri durmaksızın titrerken inatla ayakta duruyordu. Dudağının kenarından yavaşça kan süzüldü.
Karşısındaki kadın onun aksine daha dik ve güçlü bir görüntüye sahipti. Adama doğru bir adım attı. Başını hafifçe eğip gülümsedi.
"Sonunda seniz kurmayı başardığım hayatı yine sana muhtaç kılamazsın." Dedi sertçe. Gözleri kızarmış, duruşu değişmemişti. "Buna izin vermem. Yine olmaz." Kamera kadının yüzüne odaklandı. Gözlerindeki nefreti ve acıyı yansıttı ekrana.
"Beni kandırdın." Adamın sesi sertti bu sefer. Gözlerindeki boşluğun yerini ihanete uğramışlık ardından nefret aldı.
Kadın alayla güldü. Omuzlarına dökülen kıvırcık saçları kendi gibi asi bir görünüme sahipti.
"İhanet, güvendiğin kişi tarafından sırtından vurulmaktır. Sen bana bir kez bile güvenmedin."
"Seni sevdim."
"Beni sevdin." Küçük bir gülüş bıraktı. "Sen sevdiğin herkesi arkanda bırakıp kaçar mısın ?" Bu cümle adamı olduğu yerde sarstı. Gözleri acıyla kısıldı.
"Gitmek istemedim." Dedi fısıltıyla.
"Ama gittin !" Atılan acı çığlık depoda yankılandı, boş duvarlardan sekip tekrar tekrar adamı vurdu.
Kadının dik duruşu bozulmuştu. Titriyor ve gözleri yaşlarla doluyordu. Elindeki silahı daha sıkı kavramış, nefreti gözle görülür bir hâl almıştı.
"Kaçtın ! Ben kanlar içinde yatarken sen kaçtın ! O beni-" sözleri kısa bir anlığına durdu. Boğazındaki yumruyu yutmaya çalıştı kadın. "O bedenimi yok ederken sen izledin !"
Adam artık kadının gözlerine değil parmaklarından kayıp düşürdüğü silaha bakıyordu. Kadının her sözü hançer gibi kalbine saplanıyordu.
"Özür dilerim."
"Özür diliyorsun." Gülümseyerek başını salladı kadın." Üzgünüm, bunun için on yıl kadar geç kaldın." Kadının elindeki silah adamın tam kalbini nişan aldı.
"Seni asla affetmeyeceğim."
"Affetme."
Ekranda silahın ucu göründü kısa bir an. Ardından silah sesi boş depoda yankılandı. Kamera yavaş çekimde yere düşen adamın dizlerini çekti. Birkaç damla kan düştü betona.
"Kestik !"
Sihirli sözle beraber ortamın yoğun havası anında dağıldı. Yardımcılar oyuncuların yanına gelip yardım ederken yönetmen çektiği bölümü kontrol ediyordu. Yüzündeki tatmin olmuş gülümseme sahneyi tekrarlamıyacaklarının kanıtı gibiydi. Harvey yerden kalkarken etrafında çoğunun adını bile bilmediği insanlar ona su isteyip istemediğini soruyor, üzerindeki tozu silkeliyor ve havanın soğuğuna karşı mont uzatıyordu.
Uzatılan her yardımı kabul etti. Yönetmen ayağa kalkıp bugünlük bu kadar olduğunu söylediğinde herkesle bir o da nefes vermiş ve yorgunlukla minibüse doğru yürümüştü.
Toplanmaya başlayan kalabalığın arasından sıyrılarak sıcak minibüste yerini aldı tekrar. Edward'ın gelmesini beklerken geçen dakikalar daha da sinirini bozuyordu. Normalde zaten güleç biri değildi Harvey. Bu gibi zamanlardaysa hiç çekilmezdi.
Geçen beş dakikanın ardından Edward ellerini ovuşturarak minibüse bindiğinde Akın sinirle nefes verdi. Emir anında anlamıştı. Harvey'i geçen birkaç ayda tanımıştı. İnsanlara çile çektiren biri değildi ama her gün yanında kalmak isteyeceğiniz biri de sayılmazdı. Kalmak isteseniz bile ikinci gün o kovardı.
"Afedersiniz, ekip toplanıyordu yardım ettim. Hava çok soğuk olduğu içi-"
"Senin işin değil." Demekle yetindi Harvey. Sert sesi biraz daha gitmezlerse birazdan olacakları yansıtıyordu.
"Özür dilerim efendim." Dedi Edward. Yarın daha iyi bir gününde olacağını umarak arabayı çalıştırdığında Harvey aklına gelenle sordu;
"Amy ?" Dedi sesini umursamaz tutarak.
"Bugün ekip yemeği var. Onlarla birlikte gidecekti."
Gelip benim günümü mahvediyor ama ekip yemeğinde kendine eğlence ayarlıyor hanfendi diye düşündü. Kollarını birbirine bağlayarak arkasına yaslandı. Edward arabayı çalıştırıp ezberlediği yol güzergahında gitmeye başladığındaysa bilinci yavaş yavaş kaymaya başlamıştı.
Uyandığında hala arabadaydı. Aslında uyandırıldığında demek daha doğru olurdu. Gözlerini tıkırtı seslerine açtığında kalbi neredeyse korkudan duracaktı. Bir kadın onun oturduğu taraftaki camın ardında durmuş saçlarını düzeltiyordu. Anlık korkuyla öylece kaldıktan sonra sinirle nefes aldı. Uykusu sayesinde geçmeye başlayan baş ağrısı ani korkusuyla zonklamayla baş göstermişti.
Etrafa baktığında yol kenarındaki bir benzinlikte olduklarını gördü. Edward'ı görmek için bakındığında benzinlik marketinde alışveriş yapıyordu. Sinirle hala camın diğer tarafında olan kadına döndü. Camlar dışarıdan içeriyi göstermeyecek şekilde yüzde doksan iki filmliydi. Birkaç saniye çattığı kaşlarıyla, umursamazca elleriyle saçlarını tarayan kadını süzdü.
Uzun, dağınık saçlarını elleriyle tarıyordu. Elleri saçlarının arasında o kadar çok takılıyordu ki ellerini saçlarından çıkartmıyordu bile. Gür saçları yüzünün bir yarısını saklıyordu. Harvey, kadınların tüm hayatını güzellik ve moda ile harcaması gerektiğini düşünen biri değildi, aksine okumuş kadınlar oldukça hoşuna giderdi. Yine de bu kadar bakımsız ve sefalet görünümdeki kadına yüzünü buruşturarak baktı.
Sinirleri gittikçe bozulurken bir yandan Edward'a saydırıyordu. Kadın siyaha kaçan saçlarını en sonunda pes ederek taramayı bıraktığında doğruca kendi yansımasına baktı. Hafif çekik gözleri ve küçük bir ağzı vardı. Yüzünde makyaja dair tek bir iz yokken temizliğe dair de bir şey olmadığını düşündü Harvey. Dilenci miydi yoksa evsiz mi ? Önemi de yoktu, sinirle kapıyı açmak için eli kapı koluna gitti. Aynı anda kadın elini kaldırıp yüzünün yarısını kapatan saçlarını çekti.
Dev morluk gözler önüne serildiğinde Harvey'in eli kapı kolunda kalmıştı. Kadının alnından başlayarak yanağına kadar inmiş morluk kadının yüzünün yarısını şişirmişti. Sağ gözü kapanmak üzereydi ve gözünün beyazı kırmızıyla boyanmıştı. Korkunç görünüyordu.
Ama o an Harvey'in kalbinde bir şeyler değişmişti. Bunu zamanla anlayacak ve ikisinin birleştiği kaderlerine doğru yola çıkacaklardı.