ELLİOT
Okul yüksek binaların arasında sıkışıp kalmış bir vaziyetteydi. Öyle ki hemen güneyinde yükselen sekiz katlı binalardan dolayı güneşi göremeyecek haldeydi. Küçük bir bahçesi vardı ve bahçenin yaklaşık dörtte biri spor alanı için tahsis edilmiş, geri kalan alan da bir kısmı çocuk parkına ayrılmıştı. Okul binasına giriş kısmı ise öğrencilerin teneffüslerini harcayabileceği alan olarak belirlenmişti. Üç katlı okulun dış duvarları solmuş bir mavi renge boyanmışken duvar etekleri de öğrenci ayak izleri ile kararmış bir turuncu renge sahipti.
Öğrenciler ilk ders tenefüsüyle bahçede kartopu savaşına başlamışlardı. Heyecanla atılan çığlıklar, kahkahalar ve koşuşturmacaları gören Jessica heyecanla gülümsediğinde Elliot ona deliymiş gibi baktı. Her ne kadar dışarıdan öyle görünmese de çocuk insanı değildi.
"Öğretmenlerinin listesi elimizde mi ?" Dediğinde Jessica başını sallayıp kağıtta yazan isimleri gösterdi. Bir yandan okulun bahçesinde içeriye girmek için giriş kapısına yürüyorlardı. Bahçede ciddi bir kartopu savaşı olmasına rağmen bazı öğrencilerin dikkatini çekmeyi başarmışlardı.
İçeriye girdiklerinde okul müdürünün odasının yolunu gösterdi Jessica. Kapının önüne geldilerinde Elliot kapıya bir kez vurup araladı.
" Müdür Bey ?"
"Merhaba. Buyrun içeri girin lütfen." Bay Harrison uzun boylu ve kilolu bir insandı. Ancak kiloları onu şişman değil heybetli göstermişti; zira kiloları sadece göbeğe değil tüm vücuduna dağılmış durumdaydı. Saçları siyah ve hafif dalgalıydı. Şakakları az da olsa kırlaşmaya başlamış ve bu kırlaşma ona farklı bir hava katmıştı.
"Hoşgeldiniz." Bay Harrison her iki dedektifle de tokalaştıktan sonra masasına geçmiş ve koca sandalyesinde eski yerini almıştı. Öğrencilerin fazlaca korkacağı tipte bir görünüşü vardı.
"Öğretmen ve öğrencilerle konuşmak istiyorduk." Elliot kağıttaki isimleri masanın üzerine görebileceği şekilde bıraktı.
"Öğretmenlerin hepsi bugün burada mı ?"
Bay Harrison isimlere hızlıca göz atarken bir yandan bilgisayarda bir şeylere bakıyor, elleri klavyenin üzerinde hızlıca hareket ediyordu. Gözlüklerinin ardından baktığı ekranda kaşları hafifçe çatılmıştı.
"Bayan Megan'ın dersi öğleden sonra başlıyor. Onun dışında öğretmenlerimizin hepsi okulda." Elliot bir şeyler bulma umuduyla başını salladı.
"Bay Harrison, Peter'ı tanıyor muydunuz ?" Dedi şansını denemek için.
Harrison nefes vererek başını iki yana salladı. "Ne yazık ki öğrencileri ayrı ayrı tanıma şansım olmuyor. Böyle bir şeyin bizim okulumuzda olması çok büyük bir talihsizlik." Aklına bir şey gelmiş gibi başını kaldırdı. "Fakat hatırlatmak isterim ki okul dışında olan bir şeydi. Bu yüzden bu konuda okulumuzun bir yükümlülüğü yoktur."
"Sizi suçlayan yok Bay Harrison." Dedi Elliot göz devirmemek için kendini tutarken.
Müdürün odasından çıkarken Elliot yanlarından geçtikleri sınıflara göz gezdiriyordu.
Sınıf tahtalarının rengi beyazdı. Sınıfın girişinde bir bilgisayar masası ve bilgisayar kasası duruyordu. Tavana projeksiyonlar koyulmuştu. Mor renginde perdeler asılmıştı, belli ki yıllardır aynı perdeler kullanılmıştı çünkü rengi soluk ve kumaşları delik içindeydi. Diğer sınıfların da çok farklı olmayacağını düşündü.
Öğretmenler odası her okulda olanın aynısıydı. Ortada uzun bir masa, köşede küçük bir mutfak, duvar kenarında birçok gözü olan bir dolap bulunuyordu. Tüm gözler üzerlerine döndüğünde Elliot kendini yaramazlık yapmış çocuk gibi hissetmeden edemedi.
Boğazını temizleyip içeriye girdiğinde şişman, çarpık bacaklı, uçları aşağı doğru kıvrık bıyıklı, avuçları nasır bağlamış dört köşe elleri olan bir adam onlara doğru yaklaştı. Su rengindeki gözlerinde düşünceli bir ifade vardı. Şapkasını altından fırlayan saçları dik dik ve dağınıktı. Aradan geçen yıllar zarfında göbeğinin ne derece fark ettiğini kemerindeki yıpranmış deliklerden anlamak mümkündü. Elini sıkmak için uzattığında Elliot adamın nasırlı ellerini tuttu.
"Hoşgeldiniz, ben Sosyal Hizmetlerden Billy Marley. Öğrenci sorgusu sırasında yanınızda bulunacağım."
"Dedektif Elliot Wright, bu da partnerim Jessica Dawson." Dedi iki adam el sıkışırken.
"Peter'ın öğretmenleriyle öncelik vermek istiyorduk." Dedi Jessica. Billy başını salladı.
"Lütfen buyrun,"
İçeriye girdiklerinde oturan birkaç öğretmen ayağa kalkmıştı. Peter'ın öğretmenleri olduğunu anlamak zor değildi. Elliot yüzlerine baktığında buradan da bir şey çıkmayacağı üzerine içinde kötü bir his oluştu. Kadın öğretmenlerden biri gelip selam verdiğinde ikisi de aynı şekilde karşılık verdi.
"Ben Peter'ın matematik derslerine girmiştim. Adım Sarah Jones. İsterseniz temizlik odasına geçelim ve öğretmen arkadaşlarımla sırasıyla rahatça konuşabilin."
"Harika olur, teşekkürler."
Jessica ve Elliot öğretmenin arkasından koridor boyunca yürürken onları izleyen gözlerden Peter'ı tanıyan olup olmadığını merak etti. Bayan Lee tahta mavi bir kapıyı açtığında içerisi beklediğinin aksine fazlasıyla genişti. Eksi ama kullanışlı çekyat ve karşında iki tane tekli koltuk vardı. Ortada kenarı kırık bir sehpa bulunuyordu. Odanın bir köşesi büyük dolaplarla kaplıydı ve içi temizlik malzemeleriyle doluydu. Nispeten karanlık odayı yalnızca iki tane tekli cam aydınlatıyordu.
"Kusura bakmayın sınıflarımızın hepsi dolu."
"Önemli değil, teşekkürler." Elliot ve Jessica tekli koltuklara yerleşirken Bayan Jones çekyata oturdu. Sarı, soluk saçları vardı. Kırk ila elli yaş aralığında görünüyordu. Fazlaca zayıftı ama bir şekilde insanın dikkatini çeken bir güzelliği vardı. Elliot onda neyden etkilendiğini çözememişti.
"Bayan Jones Peter'ı ne kadar tanıyordunuz ?"
"Çok değil," kadının gözleri önünde bağladığı ellerine kaydı. Suçluluk belirtisiydi. "Okula yeni transfer olmuş bir öğrenciydi. Derslerine yanlızca birkaç hafta girdim."
"O gün size dersi var mıydı ?"
"Hayır. Benim o gün sabahtan dişçi randevum vardı bu yüzden okulda değildim. Öğrendiğimde de şok oldum zaten."
"Nasıl öğrendiniz ?"
"Müdür Bey aradı. Çoğu öğretmenimizin o şekilde haberi oldu zaten."
"Peter'ın sizin derslerinizi hiç ektiği olmuş muydu ?" Dedi Jessica.
Bayan Jones başını iki yana salladı. "Hayır, derslerden kaçan bir çocuk değildi."
"Hiç arkadaşı var mıydı ?"
Sarah bir süre düşündü. "Sanırım yoktu, üzgünüm hatırlamıyorum. Yeni geldiği için dışlanmış olabilir."
"Okulunuzda öğrenciye karşı zorbalık var mı ? İlla bir öğrenci olmak zorunda değil, bunu yapan bir öğretmen de olabilir."
Sarah başını salladı. "Katı öğretmenlerimiz vardır fakat zorbalığa kadar yoktur. Öğrenciler içinse; bazen oldukça acımasız olabiliyorlar. Ne yazık ki birkaç vaka yaşamıştık daha önce."
"Okulda ona zorbalık eden biri ya da birileri var mıydı ?"
"Sanırım yoktu, varsa da ben hiç görmedim." Düşündü, nefes verdi. "Bir gün okulda etkinlik düzenlendi. Yeşil haftasıydı bu yüzden öğrenciler için öğleden sonra ders yoktu. Peter'ı sınıfın köşesinde tek başına otururken gördüm ve onu diğerlerine katılmasını teklif ettim." Gerginlikle parmaklarını sıktı. "Peter bana biraz farklı baktı. Ne olduğunu anlamamıştım ama sanki bir sıkıntısı var gibiydi. Bu yüzden zorbalık için bile olsa öğrenciler ona pek yaklaşmazdı."
Elliot kaşlarını çattı. "Farklı derken ne demek istediniz ?"
"Biraz korkutucu." Dedi açıklamaya çalışarak. Doğru kelimeyi bulamıyor gibiydi. "Her zaman sessizdi ve gözleri şiddetle bakardı. Bilirsiniz biri suratınıza yumruk indirmeden önceki bakış gibiydi."
"Kızgın mıydı ?"
"Evet, sürekli." Dedi anlaşılabildiği için memnuniyetle baktı. "Üzgünüm, onun sadece bir çocuk olduğunu biliyorum, kötü konuşmak istemiyorum."
"Hayır, gözlemlediğiniz her şeyi dürüstçe anlatmanız bize yardımcı olacaktır."
"Teşekkürler," Hafifçe gülümsediğinde Elliot onda neyin etkileyici olduğunu anlamıştı. Yanağında oluşan küçük ama derin gamze farklı bir hava veriyordu.
Jessica kadının elini destek verircesine sıktı.
"Size göre Peter nasıl bir çocuktu Bayan Jones ?" Dedi Elliot. Kadın birkaç saniye düşündü. Sürekli ince, uzun parmaklarıyla oynuyordu. Gergin olduğu zaman yaptığı bir şey miydi ?
"Sessizdi." Gözlerini ellerinden çekip Elliot'un gözlerine sabitledi. "Sürekli hayallere dalardı. Dersimi hiç kaçırmazdı ama sanki sadece bedeniyle orada otururdu. Gözleri nefret dolu olmadığı tek zamanlardı." Cümlesini bitirdiğinde Elliot ve Jessica arasında kısa bir bakışma geçti.
"Annesini tanıyor muydunuz ?"
"Sanırım birkaç kez okul çıkışı Peter'ı almaya gelmişti." Dedi çatık kaşlarla.
"O gün nereye gitmiş olabileceğini bilmiyorsunuzdur herhalde ?" Dediğinde Sarah başını iki yana salladı.
"Gerçekten yardımcı olmak isterdim fakat öğrencilerle kişisel olarak pek ilişkimiz olmaz. Okulumuzda derslik sistemi karma olduğu için öğrencileri takip etmek çok daha zordur."
"Bizimle konuştuğunuz için teşekkürler," dedi Elliot kadının elini sıkarken. Sarah Jones Jessica'nın da elini sıktıktan sonra yüzünde hüzünlü bir gülümsemeyle odadan çıkmıştı.
"Ne düşünüyorsun ?" Dedi Jessica Elliot'a bakarak.
"Ne düşüneceğimi bilmiyorum aslında."
Peter'ın kalan dört öğretmeniyle de konuştuklarında saat öğlene geliyordu. Bay Brown odadan çıktığında Elliot yorgunlukla saçlarını karıştırdı. Hala geceden kalma baş ağrısı vardı ve geçen üç saatte elde edebildikleri elle tutulur doğru düzgün bir şey yoktu. Tekrarda öğretmenler odasına döndüklerinde Billy Marley cam kenarında sigarasını içiyordu.
"Üzgünüm beklemiş olmasınız." Dedi Jessica.
"Ah, sorun yok." Elindeki sigarayı hızlıca söndürüp atarken şapkasını düzeltti. "Peter'ın sınıfına gidebiliriz isterseniz." Dediğinde Jessica ve Elliot başını salladı.
Boş koridorlarda yürürken Elliot koridor panolarındaki resimlere göz attı. Edebiyat kulübünün düzenlediği şiir ve kompozisyonlar, resim kulübünün bu haftaki temizlik konulu resimleri ve sadece öğrencilere ayrılmış üzeri karalamalarla ve yazılarla dolu panolarda Peter'a dair bir iz aradı.
"Sen mi konuşmak istersin yoksa-"
"Lütfen sen hallet." Dedi Elliot. Kendi beceriksizliğinin yanı sıra Jessica iyi ve sıcak kanlıydı. İnsanların ona kolayca güvenmesini sağlıyordu. Ayrıca çocuklarla da arası iyiydi.
"Tamamdır." Dediğinde Elliot hafifçe gülümsedi. Eğer yanında Patrick olsaydı kesinlikle bu konuşmayı yapacak olan kendisi olurdu.
Sınıfa girdiklerinde yaklaşık yirmi beş kişilik sınıf onlara dönmüştü. Dersleri müzik olmalıydı çünkü tahtada sıra sıra çizilmiş porte vardı ve portreyi farklı farklı notalar süslemişti. Kısacık, uçları maviye boyanmış saçları ve kıyafeti için ilginç renk seçimleriyle müzik öğretmeni elindeki batonla arkada çalan müziğin temposunu takip ediyordu. Kapıyı tıklatıp içeriye girdiklerinde müzik öğretmeni müziği durdurmuştu. Dedektifleri selamlarken sınıfta gürültü başladı. Öğrenciler kendi aralarında fısıldaşmaya başlamıştı.
"Çocuklar ! Hey, sessizlik !" Sınıftaki sükuneti sağladığında kenara çekildi.
"Merhaba çocuklar, ben sosyal hizmetlerden Billy Marley. Çocuk psikiyatrisi uzmanıyım. Hepinizin bildiği üzere bir arkadaşınızın başına oldukça kötü bir şey geldi." Sınıf pür dikkat dinlerken Elliot öğrencilerin ifadelerini izliyordu. Kız öğrencilerden biri ona göz kırptığında şaşkınlıkla baktı.
"Bunun için dedektifler sizelere birkaç soru soracaklar. Lütfen dürüstçe cevaplandırın." Billy sahneyi dedektiflere bıraktığında Jessica bir adım öne attı. Yüzünde oldukça barışçıl bir ifade vardı.
"Merhaba çocuklar, ben Dedektif Jessica Dawson. Bu da partnerim Dedektif Elliot Wright." Dediğinde Elliot başıyla sınıfı selamladı. Adı söylendiğinde meraklı gözlerin hepsi ona dönmüştü.
"Peter'ın uzun zamandır bu okulda okumadığını biliyorsunuz. Dönemin ortasında gelmişti ve yabancı olduğu için de zorluk çekiyor olmalıydı." Jessica sınıfa dönük anlatırken Elliot alaycı bakan arka sıralardaki erkek grubuna baktı. Aralarında Evan'ın da olduğunu gördüğünda kaşları kalkmıştı. Olay günü Bay Mandela'nın oyun salonunda konuştuğu çocuktu. Evan Elliot'un gözlerinden kaçınarak Jessica'da bakıyordu.
"Onunla arkadaş olan biri var mıydı ?" Jessica sınıfa göz gezdirdi. Öğrenciler birbirlerine kaçamak bakışlar atıyordu.
Billy Marley bir adım öne atıp konuştu. "Çocuklar dedektifler burada bir suçlu aramıyor. Kimse sizi bir şey ile suçlamayacak. Sadece Peter'ın başına ne geldiğini çözmeye çalışıyorlar. Bu yüzden lütfen korkmadan ne biliyorsanız anlatın." Cümlesi bittiğinde öğrencilerden biri elini kaldırmıştı. Herkes merakla ona döndü.
Yaşına göre boyu uzun ve yapılıydı. Düz, kahve saçları beline kadar uzanıyordu. Yüzünde kendinden emin ama bir o kadar da umursamaz bir ifade vardı. "Ben onunla konuşmayı denemiştim. Sadece arkadaş olmak için kibarlık yaptım ama o bana kötü söz söyledi ve aşağıladı." Kollarını sinirle önünde birbirine bağladı.
"Sana ne dedi ?"
Çekingen gözlerle Jessica'ya baktı. "Size özel olarak söyleyeceğim ama o gerçekten pisliğin tekiydi !"
"Anna !" Öğretmenin uyarısıyla sinirle sırasına oturdu. Tüm bu olanların haksızlık olduğunu düşünüyor olmalıydı.
"Anna gibi düşünen var mı ?" Dedi Elliot. Sınıfta hiç beklemediği bir şekilde eller havaya kalkarken neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ellerini kaldıran çocuklardan birine döndü.
"Neden bu şekilde düşünüyorsun ?"
"O geldiğinden beri hep kötü şeyler oluyor. Herkese karşı kabaydı ve sürekli bizi rahatsız ediyordu." Arkadaşının konuşmasıyla diğerleri de cesaret bulup konuşmaya başlamıştı.
"Bir keresinde benim kitabımı ve kalemlerimi çöpe atmıştı."
"Benim sıramı devirmişti."
"Bize de küfür etti !"
"O geldikten sonra sınıf hayvanımız öldü !"
"Evet kesin o yaptı ! Bir keresinde Palyaço'nun kafesine vurduğunu gördüm. Onu sürekli korkutmaya çalışırdı !"
"Palyaço mu ?" Dedi Elliot.
"Evet, o bir hamster. Sırayla hafta sonları evimize götürürdük ama kesin o öldürdü !"
"Peki Peter'ın Palyaço'yu öldürüldüğünü göreniniz var mı ?" Dediğinde sınıf sessizleşmişti. Hepsi birbirine baksa da kimseden ses çıkmadı. En sonunda Anna söze atılmıştı.
"Yine de onun yaptığına eminim ! O gelene kadar hiçbir şey olmamıştı ! Bu yüzden o ölünce de kimse üzülmedi !"
"Anna yeter !" Dedi öğretmen sinirle.
Billy Marley ellerini kaldırıp araya girdi. "Lütfen herkes sakinleşsin. Sorun yok Bayan Martin. Çocuklar lütfen bildiğiniz şeyleri Dedektiflere anlatın. Daha sonra özel olarak konuşmak isteyenler elini kaldırsın bende isimlerini yazacağım. Böylece kimse söylediğini duymamış olacak." Billy Marley elini kaldıran birkaç öğrencinin ismini yazarken diğerleri Peter hakkındaki şikayetlerine devam ediyordu.
"Bir keresinde çöp kovasına tekme attı !"
"Çantasını da fırlatmıştı !"
Jessica ve Elliot ne düşüneceklerine karar veremeden tüm sınıfı dinlemiş ve zil çaldığında derin bir nefes almışlardı. Jessica öğrencilerin hepsine yardımları için teşekkür ederken öğretmen sınıfı boşaltıyordu.
"Pekala çocuklar, özel olarak konuşmak isteyenler lütfen hangi dedektif ile konuşmak istediğini seçsin ve kapının önünde beklesin." Geriye kalan sekiz öğrenci dışarıya çıkarken Billy dedektiflerin yanına geldi. "Ayrı ayrı konuşmanız onları daha iyi hissettirecektir. Teneffüs olduğu için yan sınıfta boş. Eğer biriniz oraya geçerse öğrenciler sırayla yanınıza gelecektir."
Jessica başını sallayıp Billy Marley ile yan sınıfta geçerken Elliot orta sıralardan birine oturdu. Dakikalar geçerken öğrencilerin hiçbirinin onu seçmediğini düşünmeye başlıyordu ki sınıf kapısı aralandı. Anna çekingen şekilde içeriye girdiğinde Elliot onun kendisini seçmesine şaşırmıştı.
"Merhaba Anna,"
"Merhaba,"
"Buraya oturmak ister misin ?" Dedi yanındaki sırayı işaret ederek. Anna ayaklarını yere sürterek gelip oturduğunda tişörtünün ucuyla oynuyordu.
"Kızgın mısın ?" Diye tahminde bulundu Elliot. Anna'nın yüzü daha da asılmıştı.
"Evet çünkü bu haksızlık." Sinirle Elliot'a baktı. "Neden kötü ben oluyorum ? Doğruları söylüyorum !"
"Buna eminim, sadece nedenini merak ediyorum."
"O ilk geldiğinde onunla ilk arkadaş olmaya çalışan bendim. Kibar davrandım ama o bana kötü söz söyledi." Dedi ağlamaklı bir sesle. Elliot bir an Billy Marley'i çağırmayı düşünse de Anna hemen kendini toparlanmıştı. İstediğini alan bir çocuğa benziyordu.
"Sana ne söyledi ?"
"Bunu söyleyebilir miyim ?" Dedi Anna kuşkuyla.
"Bunu söyleyebilir miyim ?" Dedi Anna kuşkuyla.
"İkimizin arasında sır olarak kalacak." Dedi Elliot fısıldayarak.
Anna hafifçe gülümsedi. "Şey ben ona eğer isterse okulu gösterebileceğimi söyledim. Ama o bana -sesini bir ton kıstı- siktir olup gitmemi söyledi. Sen diğeri kadar güzel değilsin dedi."
"Diğerinden kastı neydi ?"
"Sürekli Mia'yı izliyordu. Dediğine göre onun kadar güzel değilmişim." Dedi burun kıvırarak.
"Mia bugün sınıfta mıydı ?"
Anna başını olumsuz anlamda salladı. "Hayır, aslında Peter'ın öldüğü günden beri gelmiyor." Elliot çatık kaşlarla düşündü.
"Mia senin arkadaşın mıydı ?"
"Evet, arkadaşım. Bazen evlerine oynamaya giderim."
"Peki Mia Peter'ın onu izlediğini biliyor muydu ?"
"Evet fark etmişti. Derslerde sürekli onu izliyordu. Tam bir sapıktı. Bu yüzden bende derste öyle söyledim !" Diye kendini savundu.
"Mia bu konu hakkında ne düşünüyordu ?"
"Rahatsız olmuştu tabiki. Tenefüste bile sürekli ondan kaçıp duruyorduk."
"Bunu bir yetişkine söylediniz mi ? Mia kendi ailesine bahsetmiş olabilir mi ?"
"Hayır söylemedi. Annesi sürekli içki içtiği için sarhoş olur. Babası da uzun zaman önce gitmiş." Cümlesini bitirdiğinde Elliot'a yaklaştı. "Ama bunu kimseye söyleme tamam mı ? Bu Mia ile benim aramda sırdı. Kimse bilmiyor."
"Söylemem." Dedi Elliot. "Mia'nın neden okula gelmediğini biliyor musun ?"
Anna hüzünle omuz silkti. "Bilmiyorum, dün oynamak için evlerine gittim ama kapıyı açan olmadı." Anna sözünü bitirdiğinde içeriye Billy Marley girmişti.
"Üzgünüm, diğeri biraz uzun sürdü. Bir sorun yoktur umarım burada."
Anna başını salladı. "Hayır yok, diğerlerinin aksine o bana inanıyor." Dedi ellerini kavuşturarak. Elliot'a döndü. "Lütfen Mia'yı görürseniz onu merak ettiğimi söyleyin."
Anna sınıftan çıkarken Elliot ayağa kalktı.
"Sanırım bu kadar, diğerleriyle Dedektif Jessica konuştu." Elliot sınıftan çıkarken yardımları için teşekkür etti. Jessica onu okulun bahçesinde bekliyordu. Elliot bahçeye çıkmadan önce Müdür yardımcısının odasına girdi.
Dünyanın yükünü sırtında taşıyormuşçasına iki büklüm, yer yer kırlaşmış sakalları yüzünün zayıflığını gizleyen sakalı ve hayata meydan okurcasına yuvasına sıkıştırılmış iki vahşi hayvana benzeyen gözleriyle etrafı süzen orta yaşlı bir adam; etrafı buza kesen kışın soğuğundan kendisini ayıran pencereye bakıyordu.
Elliot içeriye girdiğinde vahşi gözler ona döndü.
"Buyrun ?"
Elliot kimliğini çıkardı. "Dedektif Elliot Wright,"
"Ah, merhaba. Harry Roy. Elliot'un elini sıktı. "Oturmak ister misiniz ?"
"Aslında Peter'ın sınıfındaki öğrencilerle konuştuk bugün."
"Evet haberim var, sosyal hizmetlerden Billy Marley gelmişti bugün. Bir sorun olmadı umarım."
"Sorun yok, soruşturma sürecinde yardımcı olduğunuz için teşekkürler. Fakat Peter'ın sınıfında bugün gelmeyen bir öğrenci varmış. Mia ?"
"Ah, hemen bir bakayım."
Önündeki bilgisayarda hızlıca tuşlara bastı. Karşısına çıkan ekranda gerekli bilgiler yazıyordu.
"Mia Garcia. Evet, Peter'ın sınıfında. Üç gündür devamsızlık yapıyormuş. Görüşmek mi istiyordunuz ?"
"Onunla da konuşsam iyi olacak. Gerekli bilgileri alabilir miyim ?"
"Tabii,"
Müdür yardımcısı Harry Roy hızlıca boş bir kağıda gerekli bilgileri karaladı. Elliot'a uzatırken gözleri kederliydi.
"Çocuğun başına ne geldiğini biliyor musunuz ?"
"Henüz soruşturuyoruz." Dedi Elliot. Harry anlarcasına başını salladı.
"Böyle bir şey yaşandığı için üzgünüz." Dedi Harry.
"Hepimiz öyleyiz."
Elliot odadan çıktığında Mia Garcia'nın adresine göz attı. Uzun bir mesafe gitmeyeceğini gördüğünde rahatlamıştı. Jessica bahçede kendine boş bir bank bulmuştu. Elinde otomattan aldığı sıcak kahveyi tutuyordu. Elliot yanına geldiğinde ayağa kalktı.
"Hey."
"Üzgünüm, beklettim."
"Sorun yok, kahve içer misin ?"
"Sanırım öğle yemeğinde alacağım. Ne yemek istersin ?" Dedi beraber arabaya doğru yürümeye başladıklarında. Jessica omuz silkti.
"Her şey uyar,"
Arabaya bindiklerinde Elliot hareket etmeden önce Jessica'ya döndü.
"Öğle yemeğinden sonra işin var mı ?"
Jessica merakla baktı. "Hayır, ofise dönecektim. Neden ?"
"Sanırım dönmeden önce uğramamız gereken bir yer daha var."
Kitap Restoran & Cafe, ahşap kapısı buzlu camlarla kaplıydı ve sağa doğru açılıyordu. İçeri girdiklerinde hemen yan duvarında boydan boya çok raflı devasa bir kütüphane onlara bakıyordu. Katlanır dev pencerenin tek kanadı açıktı ve içeriye küçük kar taneleri izinsizce süzülüyordu. Pencerenin önünde kırmızı uzun ve geniş bir koltuk bulunuyordu. Koltuğa uygun renkler iki tane etajer kütüphanenin tam karşısındaydı.
Etajerlerin ortasında zigon sehpalar ve sehpaların üstünde vazo vardı. Boş duvarlarda levhalar asılıydı. Birden yere bakıldığında halı desenleri gözleri kamaştırıyordu. Masalar ise rengarenk tablolarla süslendirilmiş duvarın kenarında sıralıydı. Masalardan birine geçtiklerinde Elliot kar yüzünden ıslanan montunu çıkartıp sandalyenin arkasına astı.
İkiside gelen garsona kahvaltı menüsünü sipariş ettiğinde Jessica elleriyle saçını geriye atıp sandalyesinde geriye yaslandı.
"Mia Garcia da kim tam olarak ?" Dedi merakla.
"Bugün sınıfta olmayan bir kız. Peter'ın ölümünden beri okula gelmiyormuş ve görünüşe göre aralarında bir şeyler de olmuş."
"Bu da ne demek ?"
"Anna'nın anlattığına göre, yine de ne kadar güvenilir olduğu tartışılır fakat Peter Mia'ya kafayı takmış. Sürekli olarak rahatsız ediyormuş ve izleyip duruyormuş." Elliot'un cümlesi bittiğinde Jessica bir süre düşündü.
"Annesinin bir melek olarak tabir ettiği çocuk diğerlerine göre bir şeytan mı yani ? Hangisi gerçek olan ?"
Elliot nefes verdi. Onunda tam olarak çözemediği noktaydı bu. "Çocukların dediklerine körü körüne inanmak doğru gelmiyor. Hiç kimsenin görmediği halde sınıf hayvanlarını öldürmekle kolayca suçladılar. Çocuklar bir şeyi sevmediklerinde onu kolayca karalayabilirler. Gerçek olup olmamasının önemi olmaz."
"Haklısın, peki ya öğretmeni, Sarah Jones ? O da korkmuş görünüyordu."
"Bilmiyorum," Elliot gözlerini ovaladı. "Sana gelen çocuklar ne söyledi ?"
"Genel olarak sınıfta söylenenlerin aynısıydı. Peter'ın eşyaları kırması, çalması.. . Kayda değer bir şey söylenmedi. Hatta biraz abartılmış uçarı şeylerdi."
Kahvaltı tabakları geldiğinde ikiside önündeki yiyeceklere odaklandı bir süre. Elliot neredeyse doyduğunda kahve kupasından son yudumlarını alıyordu. Karşısındaki kıza baktığında Jessica'nın sol çenesindeki morluğu zor da olsa saçlarının ardından fark etmişti.
"Yüzüne noldu ?"
Jessica kısa bir an anlamayarak baktı. Ardından utanırcasına çenesindeki morluğa dokundu. "Ah, önemli bir şey değil. Dün bir yere vurdum sanırım."
"Doğru, nasıl hissediyorsun ? Baş ağrın var mı ?"
"İyiyim, yemek yiyince daha iyi oldu."
"Üzgünüm daha erken yemeğe gelmeliydik."
"Hayır sorun yok gerçekten. Ayrıca dün içinde teşekkür ederim. Sadece kahve sözü vermiştin ama.." Cümlesini bitirmeden başını başka tarafa çevirdi. Elliot sadece güldü.
"Hayır güzel bir geceydi."
"Sen kaç yaşındasın Elliot ?" Dedi merakla Jessica.
"Yirmi altı."
"Ah..benden iki yaş büyüksün."
Elliot gülümsedi. "Sende cinayet davalarına bu kadar içli dışlı olmak için biraz fazla küçüksün. Stajyerlik yaşatmadılar mı sana ?"
"Hah ?!" Dedi Jessica alayla. "Kurtların ininde hayatta kalmaya çalışan bir tazı gibi hissediyorum. Sadece cinsiyet farkı yüzünden bile çektiğim çileleri tahmin edemezsin."
Elliot karşı çıkacak bir şeyi olmadığı için hak verircesine başını salladı. Kendisi bile bu mesleğin ilk dönemlerinde zorbalığa uğramıştı. Polis okulunda az dayak yememişti. Bir kadın olmayı hayal bile edemiyordu. O an ilk defa Jessica'yı merak etti. Aklına ilk gelen soruyu ona yöneltmek üzereydi ki Jessica'nın telefonu çaldı.
Jessica'nın arayan kişiyi gördüğünde kısa bir anlığına düşen yüzünü fark etmişti. Merakla baksa da Jessica özür dileyip masadan kalktı. Elliot erkek arkadaşı olup olmadığını merak etti. Farklı düşünceler zihninde sinsince yayılmaya başladığında başını sallayıp kendine gelmeye çalıştı. Saçmalama Elliot.
Jessica geldiğinde hesabı ödemek için kalkmışlar ve küçük ama kitap kokan kafeden çıkmışlardı. Güneş diğer günlere nazaran bugün kendini daha fazla gösteriyordu. Bulutlar her ne kadar önüne geçmiş olsa da ışık huzmeleri her seferinde çıkacak bir yer bulmuştu.
Jessica sıkıntıyla nefes verdiğinde Elliot'un aklına yine kovduğu düşünceler ilişmişti. "Sorun ne ?" Dedi arkadaşça davranmaya çalışarak.
"Büyükannem," burukça gülümsedi. "Ölüm yıldönümü yaklaşıyor bu yüzden akrabalarım beni çağırıyorlar."
"Gitmelisin. Sadece rapor al."
"Davanın ortasındayken gidemem,"
"Matthew için endişeleniyorsan-" Elliot'un cümlesini kesen çalan telefonu olmuştu. Ekranda müdürünün adını görünce Jessica'ya gösterdi.
"Ne diyordum.." dedi alayla. Jessica gülerken Elliot telefonu açtı.
"Matthew ?"
"Peter'ın babası William James Conan yarım saat içinde uçaktan inecek. Havaalanından alıp derhal karakola getirin." Matthew'in gergin sesi Elliot'u anında yerinden kaldırmıştı. Jessica da merakla Elliot'a bakıyordu.
"Çıkıyoruz hemen,"
"Gerekli bilgileri mesaj olarak yolladım." Telefon kapandığında Elliot sandalyenin arkasına astığı ceketini giyiyordu.
"William James Conan uçaktan inmek üzereymiş, sorgu için karakola götüreceğiz."
Arabaya bindiklerinde Elliot trafiğe ve yerdeki buzlanmalara rağmen tam zamanında havaalanına varmayı başarmıştı. Jessicayla beraber havaalanı güvenliğinden geçerken Elliot'un sabırsızlığı artıyordu.
DL318 sefer sayılı uçuşun giriş kapısına geldiklerinde Elliot uçaktan inen yolcuların yüzlerine bakıyordu. Telefon ekranında Matthew'in gönderdiği William James'in kimlik resmine bir kez daha baktı.
Simsiyah saçları ve belirgin yüz hatları olan adamın sağ gözünün altında fark edilir bir ben vardı. Mavi gözleri Peter'ın gözlerine renk seçeneği bırakmamış gibiydi. Sakalları bir iş adamına göre uzundu. Yine de bu onu yaşlı göstermemiş; göründüğünden daha olgun hale getirmişti.
"Onu gördün mü ?" Dedi Jessica.
"Hayır,"
Çıkan yolcular arasında takım elbiseli, sakalsız adamı gözünün altındaki benden tanımıştı Elliot. Siyah küçük bavuluyla hızlı adımlar atıyor ve çıkış kapısına ulaşmaya çalışıyordu. Yolcuların arasından geçerken çıkış kapısına varan adama yetişmeye çalışıyordu.
Havaalanından soğuk beyaza çıktığında taksinin kapısını açan adamı yakalamak için koştu. William James arka koltuğun kapısını açtığında bir el kapıyı geri kapatmıştı. Sinirle arkasına döndüğünde karşısındaki adama baktı.
"Naptığınızı sanıyorsunuz siz ?!"
"Dedektif Elliot Wright, " dedi kimliğini adamın yüzüne tutarken. "Bizimle karakola kadar gelmenizi rica ediyoruz." Jessica hemen ardından çıkış kapısından çıkmış ve yanlarına gelmişti.
"Lütfen bizimle gelin Bay Conan."
William bir süre sinirle bakmış olsa da en sonunda pes ederek taksinin kapısını bırakmıştı. Sinirle iki dedektife döndü.
"Kaçmaya çalışmıyorum, uçaktan henüz indim ve Elaine ile görüşmek istiyorum." Elliot adamın sert iradesine aldırmadı.
"Görüşeceksiniz Bay Conan." Dedi onun için arabanın arka kapısını açarken.
Willam Elliot'un beklediğinin aksine hiçbir sorun çıkarmamıştı. Yolculuk boyunca sessiz ve düşünceliydi. Yüzü resimdeki haline kıyasla zayıftı. Şişkin yanakları içe göçmüştü ve normalde de belirgin olan elmacık kemikleri daha çok gün yüzüne çıkmıştı. Göz altları torba torba olmuşken uzun süredir uykusuzluk çektiği belliydi. Çatık kaşlarının arasındaki kırışıklıklar sanki kalıcıymış gibi orada yer edinmişti.
Ofise vardıklarında Willam James Conan sorgu odasında demir sandalyede oturuyordu. Önünde karton beyaz bardakta su vardı. Ellerini masanın üzerinde birleştirmişti. Camın arkasında Elliot kollarını birinine dolamış camın diğer tarafında gergince bacağını sallayan adamı izliyordu.
"Zorluk çıkardı mı ?" Dedi Matthew odaya girdiğinde.
"Hayır ama uçaktan iner inmez Bayan Elaine'ye gitmek için koşuşturuyordu."
Matthew nefes verdi.
"Pekala, başlayalım o zaman. Bu davayı ne kadar çabuk çözersek o kadar iyi."
Matthew sorgu odasına girdiğinde Elliot da ardından girdi. Demir masanın diğer tarafına oturduklarında William'ın yorgun ama iki ateş parçası gibi parlayan gözleri onları buldu.
"Beni burada tutmaya hakkınız olduğunu mu sanıyorsunuz ?" Dedi sinirle. "Avukatımı aramadım diye üzerime gelebileceğinizi sanıyorsanız-"
"Sizi herhangi bir şeyle suçlamıyoruz Bay Conan." Dedi Matthew. Elliot William'ın açılması için söylediğini anlayınca kendisi de ayak uydurdu.
"Başınıza böyle bir şey geldiği için çok üzgünüz,"
Adamın savunmacı gözleri kısa bir anlığına titredi. Elliot ondaki bu tükenmişliğin sebebini çalışmaktan olmadığını, yaşadığı kaybı yüzünden olmasına verdi.
"Hiçbir şey bilmiyordum," Karşılarındaki adam elleriyle burun kemerini sıktı. Tehdit altında hissetmemiş olması çözülmesine neden olmuştu.
Gözlerinden yaşlar akmaya başladığında Elliot ve Matthew sessizce bekledi. Bay Conan'ın kendini toparlaması uzun sürmemişti. Gözlerindeki yaşı hızlıca silerken önündeki karton bardaktan su içti.
"Bu nasıl oldu ?" Dedi çatlak sesiyle. "Cinayet mi yani ?"
"Bunun için hiçbir kanıt yok Bay Conan." Dedi Matthew. "Peter'ın bedeni suda bulundu. Uçurumdan düşmüş gibi görünüyor. Yine de soruşturma başlattık ve adli tıp raporlarını bekliyoruz."
William titreyen elleriyle yüzünü sıvazladı. Önündeki suyu tek dikişte bitirdi. Boğazını temizleyip masanın üzerinde birleştirdiği ellerine baktı.
"Hala daha bunları yaşadığıma inanamıyorum." Nefes verdi. "Sadece birkaç saat öncesine kadar evimde oturmuş bilardo oynuyordum ve şimdi sorgu odasında kürtajla alındı sandığım çocuğumun yaşadığını ama öldüğünü öğreniyorum." Bay Conan sandalyesinde geriye yaslandı. Elliot dikkatlice izlediği gözlerde yalan izlerine rastlamadı.
Bu sırada odaya Barry girmiş ve boş su bardağını alıp dolu olanla değiştirmişti. Barry çıktığında Matthew söze girdi.
"Elaine'nin çocuğu aldırmadığını gerçekten bilmiyor muydunuz ?"
"Ah, Tanrı şahidim olsun ki bilmiyordum !" Yaş gelen gözlerine yumruklarını bastırdı. "Eğer bilseydim böyle olmazdı. Ben artık o on yedi yaşındaki çocuk değilim. Yine de her ne olursa olsun onu korumalıydım. " dedi acıyla.
"Elaine Hill ile son görüşmeniz ne zamandı ?"
Yüzünü acıyla buruşturdu. Sanki cevabı vermek istemiyor gibiydi. Yine de elleriyle yanaklarındaki yaşları sildikten sonra derin bir nefes aldı.
"Onu telefonla aradım ve çocuğu aldırmasını söyledim. O da tamam dedi. Ondan sonra ondan hiç haber alamadım."
"Peki ya babanız ? Emin olmak için bu işin peşine düşmüş olamaz mı ?"
William başını salladı. "Elaine ile ayrıldıktan bir ay sonra babam inme geçirdi. Yurt dışına tedavi için gittiğinde beni de yanına almıştı. Uzun yıllarca ameliyatlar ve fizik tedavileriyle uğraştık." Utançla önüne baktı. "İkimizde onları unutmuştuk."
"Bayan Elaine ile nasıl tanıştınız Bay Conan ?"
"Neden böyle bir şey yaptı ? Neden bana söylemedi ?" Diye sordu kendine kendine. Ardından bakışlarını Matthew'e çevirdi.
"Lisede tanıştık. İkimizde çocuktuk ve ikimizinde hayatında eksik çok şey vardı. Ben babamın şiddetine maruz kalıyordum, neredeyse her gün dayak yerdim. Elaine de aynı şekildeydi. Ailesi sorunluydu ve babası alkolikti." Gözleri geçmişin izlerini taşıyordu. Buruk ve kırıktı.
"Ne zaman onu okulda görsem vücudunda yeni morluklar oluyordu. Sürekli vücudunda bandajlar olurdu. Benim aksime o saklama gereği duymuyordu hiç. Ben utanırken, yediğim dayakların izlerini örtmeye çalışırken o okulda alay edilmesine rağmen hiç saklamaya çalışmamıştı. Cesur ve umursamazdı. Ona hayran olmadan edemiyordum. Bizi birbirimize çeken de buydu sanırım. Benzer korkunç hayatları yaşamış liseli, aptal iki genç." Eliyle yüzünü sıvazladı.
"Gençken her şeyi yapabilirmişim gibi geliyor tabi." Alayla kendine güldü. " Ben sandım ki kendi küçük ailemizi kurabilirdik. Geçmişimizden kaçabileceğimizi sanmıştım. Halbuki on altı yaşında aptal bir çocuktan fazlası değildim. Yine de aşık olduğunuzda gerçekten kör oluyorsunuz. Elaine ile çıkmaya başladığımda her şey daha güzeldi. Karanlık hayatımda ışığı bulmuş gibiydim. Her şeyin bir sebebi vardı artık. Neden nefes aldığımı, neden yaşadığımı biliyordum." Gözlerindeki aşk hala duruyordu. Onlarca yıla rağmen zaman silmeyi başaramamıştı.
"Elaine ile her şey güzel gidiyordu. Tabii ailelerimiz hala daha bir sorundu. Benim babamın baskısı, onun ailesinin şiddeti hep üzerimizdeydi. Beraber kaçmayı hayal etsek de bu kolayca cesaret edebildiğimiz bir şey değildi. Paramız yoktu ve hiçbir şeye sahip değildik. Ona liseden mezun olmamı beklemesini söyledim. Böylece şirkette çalışmaya başlayacaktım ve ikimize de bakabilecektim. Fakat Peter," boğazındaki yumruyu yutkunmaya çalıştı.
"O hiç planlamadığımız bir şeydi. O sıralar babam bir şeyleri anlamaya başlamıştı. Bir gece evden kaçıp Elaine'nin yanına gittiğimde beni takip ettirmiş. Fakir sokak kenarlarından bir kıza kalbimi kaptırdığımı anladığında deliye döndü. Sabaha karşı eve girdiğimde beni, elinde bir kemerle odamda bekliyordu." Gözlerindeki nefret tek bir kişiye aitti.
"O sıralarda, Elaine hamile olduğunu öğrenmeden önce abisinin ölüm haberi gelmişti. Abisi askerdeydi ve sanırım bir mayına basmıştı. Elaine enkaza dönmüştü ve babam beni onu görmekten alıkoyuyordu. Çok geçmeden Elaine'nin hamile olduğunu da öğrendi zaten. Torununun böyle bir kızdan olacağını duyunca gözleri hiçbir şey görmez oldu. Beni onun hayatıyla tehdit etmeye başladı ve çocuğu aldırması için ikna etmemi istedi. Çok korkmuştum." Diye itiraf etti.
"Napacağımı bilmiyordum ama bir şey yapmazsam eğer babamın yapacağını biliyordum. Bu yüzden onun dediğini yaptım. Elaine'den çocuğu aldırmasını istedim." O anın hatırasıyla farkında olmadan dudağı yukarıya kıvrıldı. "Ama Elaine bu hayatta tanıdığım en cesur insandı. Dediğim gibi benden çok daha cesur ve güçlüydü. O gece ona çocuğu aldırması için ettiğim onca tehdit ve kustuğum nefret onu durdurmadı. Hayır, biraz bile korkutmamıştı. Her şeye rağmen hayatında olan herkesi sildi ve yeni baştan başladı. Hiçbir şeyi yoktu, üstelik hamileydi." Gözlerindeki hayranlık elle tutulur gibiydi.
"Bay Conan, babanız Elaine'nin çocuğu aldırmadığını öğrenmiş olabilir mi ?"
William'ın kaşları çatıldı. Neyi kast ettiklerini anlamıştı yine de karşı çıkmadı. "Babam şu anda Hawaii'de emekliliğini yaşıyor. Elaine'nin her şeyini alıp ortadan kaybolmasının ardından bu işin peşini bırakmıştı. Tek derdi beni ondan kurtarmaktı ve başarmıştı da."
"Yine de Elaine'nin çocuğu aldırmadığını öğrenip çocuğun gelecekte varis olmak için ortaya çıkabileceğinden şüphelenmiş olamaz mı ?"
William çatık kaşlarla düşündü. "Hayır, sanmıyorum." Dedi başını iki yana sallayarak. "Babam kötü bir insandı. Yine de kendi torununu öldürmeyi denemezdi. O ne kadar korkunç bir insan olursa olsun bir katil değil. Eğer yaşadığını öğrenseydi öldürmekten ziyade başka yöntemler kullanmaya çalışırdı."
"Mesela ?"
"Satın almak." Dedi basitçe. "Elaine'yi satın almaya çalışırdı. Parayla çözemeyeceği hiçbir şey yoktu." William'ın cümlesi bittiğinde Jessica sorgu odasının kapısını tıklatıp içeriye girmişti.
"Elaine Hill burda." Dediğinde William heyecanla karışık gerginlikle başını kaldırdı.
Matthew ve Elliot oturduğu yerden kalkarken William da demir sandalyeden kalkmıştı. Elaine kapı kenarında göründüğünde Elliot ve Matthew kenara çekildi.
Aynı anda William'ın gözlerinden hiç durmadan yaşlar akmaya başladığında Elaine de ağlamaya başladı. Sorgu odasındaki duygusallık dolup taşıyordu. Camın ardında izleyenler bile anın büyüsüne kapılmıştı. William Elaine'nin önünde dizlerinin üzerine çöktüğünde hiç durmadan ağlıyor ve yalvarıyordu.
"Üzgünüm, çok üzgünüm. Hepsi benim hatam, çok çok üzgünüm Elaine." İkiside odanın bir köşesinde yere çöktüklerinde Elliot ve Matthew odadan çıktı. Geriye pişmanlıklar, gözyaşları ve geçmişin bedelleri kalmıştı.
Herkes yaşananlara birer tanık olurken Hannah heyecanla ofise girdi. Gözlerin hepsi ona dönerken elinde dosyaları tutuyordu.
"Otopsi sonuçları çıktı !" Dedi nefes nefese.
Matthew elindeki dosyaları alıp açtı. Kısa bir süre inceledi.
"Ölüm nedeni boğulma." Dedi Matthew.
Elliot başını salladı. Bedende herhangi bir bıçak ya da silah yaralanması olmadığına sevinse de bazı şeylerin önemi olmuyordu artık. Elbette soruşturma, sebebi çözülene kadar devam edecekti. Boğulmuş olması öldürülme ihtimalini yok etmiyordu.
"İç muayene raporuna bak." Dedi Hannah. Gözlerindeki heyecan diğerlerinin aksine gitmemişti. Matthew anlamayarak iç muayeneyi okumaya başladı. Gözlerinin takılı kaldığı yerde yüzündeki kan çekildi. Elliot ve diğerleri merakla ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
"Noluyor ?" Dedi Jessica.
"Midesinde fazla miktarda taş bulunmuş."