13. Bölüm

3827 Kelimeler
ELLİOT Ertesi gün sabahın erken saatlerinde projeksiyon ekranında Peter'ın midesinden çıkan taşların resmi vardı. Boyutları çok farklı olmasa da yedi tane çakıl taşı kan ve mide içeriğiyle kaplı halde metal tabağın içinde duruyordu. Otopsi raporuna göre taşlar henüz hayattayken yedirilmişti. Ayrıca Peter'ın vücudunda çoğu suda kalması yüzünden bozulmuş olsa da karşı koyma izleri de bulunuyordu. Dava artık intihar şüphesi ve kaza olasılığından çıkmış ve cinayet davasına dönmüştü. Masada oturanların yüzündeki endişe ve gerginlik herkesin olayın ciddiyetini kavradığını gösteriyordu. Peter'ın bedeninden yabancı bir DNA izi çıkmamış olması onları köşeye sıkıştırmış olsa da artık bazı şeyler değişmişti. Dava cinayet davasına döndüğü için daha kapsamlı bir araştırma yapılacaktı. Matthew sinirle nefes verip başını ovdu. Önündeki dosya sayfaları roman kadar kalındı. "William James Conan hala daha şüpheli yani onu göz önünden ayırmayın. Ayrıca babasına da ulaşın. Her ihtimali değerlendireceğiz." Gözleri Elliot'a döndü. "Okulundan bir şey çıktı mı ?" "Öğretmenleri ve arkadaşlarıyla konuştuk. Peter düşündüğümüz gibi okulda sevilen bir öğrenci değilmiş. Tahminimce sınıf arkadaşları tarafından dışlanıyor ve nefret alıyordu. Arkadaşları onun sürekli kavga çıkarması, bir şeyleri kırması gibi birçok sebepten suçluyorlardı. Ayrıntıları dosya şeklinde göndereceğim." "Dosya neden hazır değil ?" "O gün sınıfta olmayan bir öğrenci daha vardı. Onunla konuştuktan sonra tamamlayıp masanıza bırakacağım." Matthew başını salladı. Çatık kaşları sanki kalıcı iz bırakmış gibi derindi. "Elaine Hill'in ailesini bulun. Elaine ile William'ın telefonlarını dinlemeye alınması için savcıya gerekli raporları gönderin. Henüz hiçbir şüpheliyi listeden çıkarmayacağız." Dedi sertçe. "Peter'ın tahmini atlamış olabileceği bölgeye kim gitmişti ?" Dedi. Gözleri masada gezindi. Hannah elini kaldırdı. "Ben ve Barry gittik. Uçurum oldukça büyük olsa da hepsini yürüdük fakat herhangi bir şey bulamadık. Fırtına yüzünden bir şey varsa da gitmiş olmalı. Bıraktığımız ayak izleri on dakika içinde yok oluyordu." Dedi. "İyi, o zaman bir şey bulana dek tekrar gezeceksiniz" dedi sertçe. "Orada bir cinayet işlendi, bir kanıt olmalı. Bulmadan gelmeyin." Yapılan hızlı toplantı bittiğinde Elliot otomatın önünde kendine koyu kahve almıştı. Önceki gece uyuduğu son gecesi olduğunu fark ettiğinde nefes verdi. "Hey," Jessica hemen arkasında duvara dayanmış Elliot'a bakıyordu. "İyi misin ?" "Sanırım. Sadece işler gittikçe garip bir hal alıyor." Dedi. Peter'ın midesinden çıkan taşlar düşündü. Jessica onaylar şekilde başını salladı. "Daha önce hiç böyle bir şey duymamıştım." "Kahve ister misin ?" Jessica elini karnına koydu. "Çoktan iki kupa içtim. Sen napacaksın şimdi ?" Dedi merakla. "Mia Garcia ile konuşmam gerek. Oradan bir şey çıkacakmış gibi hissediyorum." Dedi buharı tüten kahvesine baktı. Saat on bire geliyordu. "Sen napacaksın ?" Dedi. İkisi beraber polis merkezinden çıkmış bahçede otoparka doğru yürümeye başlamışlardı. "Elaine Hill'in çalıştığı fabrikaya gideceğim ve onu tanıyanlarla konuşacağım." Sesinde biraz da olsa umut vardı. Jessica bu katili yakalamayı her ne olursa olsun istiyordu. "Nasıl gideceksin ? Araban ?" Küçük kazadan sonra Jessica arabasının çizilen kısmı için sanayiye götürmüştü. Çok uzun sürecek bir işlem değildi. Ertesi sabah almaya gidecekti. Yine de şu anlık arabasızdı. "Taksi tutacağım. Fabrikadan sonra komşularıyla da konuşmam gerek." Dedi. "Sen ne düşünüyorsun ?" Dedi merakla Elliot. "Bir çocuğa canlı canlı taş yedirip ardından uçurumdan atmaları konusunda mı ?" Dedi acı bir alayla. "Dünyanın delirmiş olduğunu düşünüyorum." Cümlesini bitirdiğinde otoparkın çıkışında duran taksi korna çaldı. İkisinde bakışları o tarafa dönerken Jessica el sallayıp gelen duran doğru koşturdu. Elliot Jessica taksiye binip gittiğinde kendi arabasına yöneldi. Biner binmez motoru çalıştırdı ve elindeki adrese doğru yol almaya başladı. Eski binaların arasındaki dar sokaklara girmeye başladığında doğru gelip gelmediğini anlamak için sürekli duvar kenarlarında yazan numara ve sokak isimlerine bakıyordu. İyice yaklaştığını düşündüğünde arabayı bırakmış ve yayan olarak devam etmeye karar vermişti. Dar sokaklar sabah güneşini bile içeri almayacak kadar bitişikti. Eski ve kırık dökük evlerin arasından geçerken şehrin fakir kısımlarına geldiğini gördü Elliot. Bulunduğu yerden çok uzakta olmasa da onun bölgesi içinde değildi. Bu yüzden kendisine yabancı gelen binalarda gezindi gözleri. Aynı zamanda yabancı gören sokak sakinlerinin de gözleri üzerindeydi. Hurdalık olarak kullanılan boş arazide eski bir tabureye oturmuş yaşlı adam ona seslendiğine o tarafa döndü. "Sen yabancısın." Dedi gözleriyle Elliot'u aşağılarcasına süzerken. "Kimsin ?" Yaşlı adamın ağzında sağlam doğru düzgün diş kalmamıştı, kalanlar da içki ve sigaradan siyaha dönmüştü. Beyaz saçı ve sakalı birbirine karışacak kadar uzamışken üzerindeki eski, pis, çizgili gömleğinin düğmeleri açıktı ve bira göbeğini gözler önüne seriyordu. Altında kahverengi kumaştan bir pantolon varken ayaklarında parmak arası terlikler vardı. Elliot bir an tereddüte düşse de en sonunda arka cebinden kimliğini çıkardı. Bu adam gece gündüz buradaymış gibi görünüyordu. Oturduğu taburenin önündeki onlarca bitmiş bira şişelerinde gezindi gözleri. "Dedektif Elliot Wright," "Polissin ha ?" Dedi alayla. Oturduğu tabureden kalkarken iki kere sendelemişti. Leş gibi alkol kokusunu üç metre uzaktan alabiliyordu Elliot. "Neden geldin ?" Dedi kelimleri ağzında geveliyordu. "Narkotikten misin sen ?" "Mia Garcia'yı tanıyor musun ?" Adam kısa bir an baygın gözlerle baktıktan sonra kaşları havaya kalkmıştı. "Mia mı ? O küçük fareyle ne işin var ki senin ? Ne o, hırsızlık mı yapmış ? O küçük sürtük-" Adam konuşmasına devam ederken en sonunda Elliot göz devirip ilerlemeye devam etti. Ondan bir şey çıkmayacağı belliydi. "Hey ! Konuşuyoruz burada seni saygısız pislik !" Adamın arkasından bağırışlarını görmezden gelip sokakların arasında yürümeye devam etti. Sanki ona uzaylıymış gibi bakan gözlere aldırmadan numara otuz dört yazan eski bahçe kapısının önünde durdu. Adresi bir kez daha kontrol ettikten sonra tahta kapıyı sertçe yumrukladı. "Kimse var mı ?" Bir süre beklemiş olmasına rağmen ses gelmeyince tahta kapının uzanıp içeriden çengelini kaldırdı. Tahta kapıyı aralayıp küçük bahçeye girdiğinde etrafa göz attı. Yapraklarını dökmüş çıplak birkaç ağaç dışında pek bir şey yoktu. Tek katlı eve doğru ilerledi. Kapıyı çalmak için elini kaldırdığında esen rüzgarla birlikte kapı gıcırdayarak aralanmıştı. Elliot ister istemez kalbinin adrenalinle hızlanmasına engel olamadı. Seslenmeden önce evin içini dinledi. Kapının aralığından bile genzini pis bir rutubet kokusu doldurmuştu. İçeriden hiçbir ses gelmediğinde aralık kapıya birkaç kez vurdu. "Kimse var mı ? Mia ?!" Sessizlik gelen tek cevaptı. Elliot kapıyı biraz daha araladığında içerisinin oldukça karanlık olduğunu gördü. Kimse yok gibi görünüyordu. Çıkmak için geri adım atacaktı ki içeriden cam kırılma sesi geldiğinde olduğu yerde dondu. "Kimse var mı ?!" İster istemez elini şok tabancasına götürdü. Elini kenardaki düğmeye götürmeden önce bazı karaltıların hızla önümden geçtiğini farkederek ürperdi. Ortalık aydınlanınca gözüne kemirilmiş ayakkabı eskileri ve kâğıt parçaları çarptı. Kapının karşısında yan yana sıralanmış iki sandık vardı. Bunların içerisinde, savaşta kullanılan matara ve postallardan, bisiklet jant ve tekerleklerine, çivi, keser, duvarcı âletlerine kadar her şeyin birbirine karıştığı görülüyordu. Kapının sağ tarafındaki raf üzerinde içerisinde yiyecek maddeleri bulunan küçük teneke ve kavanozlar sıralanmıştı. Sol tarafta ise soba boruları, kırık sandalyeler, eski-püskü bir soba ile yırtık-pırtık ayakkabılar vardı. Örümcekler, tavana, özellikle köşe kısımlarına, bol bol ağlarını örmüşlerdi. İçerisi öylesine kirli, öylesine tozlu, öylesine berbattı ki içeride beş-on dakikadan fazla durulmazdı. Elliot tetikte olarak içeriye girdiğinde ne beklemesi gerektiğini bilmiyordu. Sarhoş annesi miydi ? Ya da Mia içeride zor bir durumda mıydı ? Karanlık koridordan geçerken burnuna dolan toza aldırmamaya çalıştı. Doğru adrese gelip gelmediğinden emin değildi. Karanlık koridorda tek tek boş odaları geçerken sesin nereden gelmiş olabileceğini anlamaya çalışıyordu. Koridorun sonundaki kapıya yaklaştığında kısa bir an durup dinledi. İçeriden vızıltıya benzer bir ses geliyordu. Ayağıyla aralık kapıyı açtırıp içeriye hızlıca göz attığında siyah perdelerle örtülmüş camın loş ışığında bile kocaman gözlerle ona bakan kadını fark etmemesi imkansızdı. Duvarın kenarında iki kapaklı bir dolap, ortada bacakları açılan eski bir masa vardı. Masanın üzerinde adını bilmediği düzinelerce ilaç kutusu dağınık şekilde bırakılmıştı. Odanın köşesinde ise tek kişilik bir yatak vardı ve yaşlı kadın yattığı yerden Elliot'a bakıyordu. Kadının vücudu iskeletten farksızdı. Yatağının etrafında doluca hastane makineleri yer alıyordu. Derirsi vücudunda toplanmış ve kırış kırış hale gelmişti. Saçları az ve bembeyazdı. Yanakları içe doğru çöküktü. Gözleri ise bir zamanlar sahip olduğu ışığını kaybetmiş gibiydi. Kadının olduğu tarafta, yatağın hemen kenarında kırık bardak parçaları etrafa saçılmıştı. "Ben izinsizce girdiğim için üzgünüm," dedi yaşlı kadını korkutmamaya çalışarak. Kadının gözlerindeki korku silinmemişti. Elliot arka cebinden kimliğini çıkardı. İçerisinin neredeyse karanlık olmasına rağmen görebilmesini umdu. "Ben polisim." Dedi kimliğini uzatırken. Kadının gözleri birkaç kez kırpıştı. Felçli gibi görünüyordu, elleri ve ayakları flexiyon şeklinde çevrilmiş ve o şekilde kalmıştı. Gözlerindeki korku yavaş yavaş dindiğinde yaşlar küçük küçük yanaklarını ıslatmaya başlamıştı. Elliot napacağını bilemeyerek kadına doğru küçük bir adım attı. "Polis departmanından geliyorum, adım Elliot Wright. Mia Garcia ile konuşmak istiyordum. Onu tanıyor musunuz ?" Yaşlı kadının çökmüş gözlerindeki endişe geri geldiğinde garip bir ses çıkarmaya başlamıştı. Bir şey anlatmaya çalışıyordu fakat anlamlı bir kelime söyleyememişti. "Lütfen sakin olun," dedi Elliot. Yaşlı kadın yattığı yerden kıpırdanmaya başladığında Elliot napacağını bilemedi. Yaşlı kadını durdursn dış kapının gıcırdayan sesiydi. İçeriye biri girmişti. Dikkatsizce yere vuran ayak sesleri tahta zeminde rahatça duyuluyordu. Yaşlı kadın panikle yatağının kenarındaki cam kavanozu yere attı. Kavanoz parçalanırken içeriye giren kişinin de ayak sesleri durmuştu. Kısa bir anlığına evde sessizlik hâkim oldu. Elliot hızlıca odanın kapısını açtığında dış kapının önünde duran küçük çocuk bedenini gördü. Gün ışığı dış kapıdan onun arkasına vurduğu için ayrıntılı olarak görünmüyor olsa da küçük kız bedeni, sırtına kadar açık saçları simsiyah gölge şeklinde görünüyordu. Elliot küçük kızı gördüğüne rahatlamış olsa da karşı taraf için durum böyle değildi. Her şey saniyeler içinde olurken Elliot tek kelime edemeden küçük beden geldiği yönde kapıdan çıkarak koşmaya başlamıştı. Elliot hiç beklemeden peşinden fırlarken seslenmeye çalışıyordu. "Mia ! Mia ! Ben polisim !" Sokak aralarındaki koşuşturmacaları sürerken Elliot hiç durmadan o köşeden bir diğerine dönen küçük kıza yetişmeye çalışıyordu. Polis olduğunu söylediğinde bile Mia durmaya tenezzül etmemişti. "Mia ben polisim ! Sana zarar vermeyeceğim !" Elliot nefes nefese koşarken yerdeki buzlanmalar hala daha on dört yaşındaki bir kızı yakalayamaış olmasının tek sebebiydi. Mia'nın peşinden koşarken ayağı donmuş bir yere daha basıp kaydığında burkulan bileğiyle küfür savurdu. Mia sokakların yolundan kurtulup ormana girdiğinde Elliot hala daha neler olduğunu anlamış değildi. Neden kaçıp duruyordu ? Polis olduğunu söylemişti ve Mia'nın bunu duyduğuna emindi. Polisten kaçmasının sebenini korkmasına vermek istedi. Kötü bir şey yaptığını düşünmek istemiyordu. Elliot bir süre Mia'yı görmeden ormanda ilerledi. Mia'nın ayak izleri karda rahatlıkla seçiliyordu. Elliot nefes nefese ayak izlerini görmüyormuş gibi yaparak bir süre takip etti. Küçük ayak izleri dev ağacın gövdesine geldiğinde bitiyordu. Elliot ellerini dizlerine koyarak bir süre nefeslendi. Dudaklarının arasından çıkan buhar havada dans ediyordu. Dakikalar sonra kendine gelebilmeyi başardığında sırtını ağacın gövdesine yasladı. Bu soğukta ormanda gezinen tek bir hayvan bile yoktu. Serin rüzgarın ağaç dallarını birbirine çarpması dışında her şey sessizdi. Elliot eğer dikkatlice dinlerse ağacın tepesindeki Mia'nın hızlı hızlı alıp verilen küçük nefeslerini duyabiliyordu. Elliot kendini yere bırakıp sırtını ağaca vererek karın üzerine oturdu. Bir süre ne demesi gerektiğini bilemedi. "Ben küçükken sürekli altıma yapardım." Dedi dürüstçe. "İlk okulda bana sidikli derler ve alay ederlerdi. Bütün çocuklar kitaplarımın üzerine aşağılayıcı kelimeler yazar, teneffüslerde pantalonuma su döküp altıma yaptığımı söylerlerdi." Cümlesini bitirdiğinde kısa bir an durdu. Mia hiç ses çıkarmadan dinliyordu. Ağacın tepesindeki gölgesi bembeyaz karda yere vuruyordu. "Ama en kötüsü bu değildi. Arkadaşlarımın alay etmesi, bana gülmesi ve lakap takmaları katlanabileceğim bir şeydi. Çocuğun adı Kyle'dı." Elliot neden bunu anlattığını bilmese de devam etti. "Onun yaptıkları zorbalığın da ötesindeydi. Beni spor odasındaki dolabıma kilitler ve üzerime işerdi. Okul dışında beni gördüğünde saatlerce kovalayacak olsa bile koşar ve beni yakaladığında fena halde pataklardı. Sanki benden nefret ediyordu." Mia dalların arasında kıpırdanıp yere biraz daha yaklaştı. Henüz tam olarak inmemişti. "Ona neden bunu yaptığını sorduğumda sadece hak ettiğimi söylerdi. Hiçbir zaman mantıklı bir neden söylememişti. Aradan zaman geçmeye başladığında artık daha katlanılırdı. O değişmemişti, aynı zorbalıkları devam ediyordu. Hatta bazen aşırıya kaçtığı bile oluyordu. Değişen bendim. Çünkü dediklerini kabul etmiştim. Bana bunları yapıyor çünkü hak ediyorum. Hak ettiğim için yaptıklarına katlanmalıyım diye düşünmeye başlamıştım." Elliot oturduğu yerden kalktı. Üzerindeki karı silkeledi. Başını ağacın tepesindeki Mia'ya çevirdi. "Ama bu yaptığım yanlıştı. Bunların hiçbirini hak etmiyordum ve buna katlanmak zorunda değildim." Mia'nın yeşile kaçan gözleri yaşarmıştı. Üzerinde eski beyaz bir mont vardı. Pantolon ve uzun kollu bir tişört giyiyordu. Saçları açık kahve tonlarındaydı ve küçük bir yüzü vardı. Burnu ve yanakları soğuktan kızarmıştı. "Peter'ın sana çok zor anlar yaşattığını biliyorum Mia," dedi yumuşak bir sesle. "Ve bunların hiçbiri senin suçun değildi. Bunların hiçbirini hak etmedin." Cümlesini bitirdiğinde Mia deli gibi ağlamaya başlamıştı. Kendini ağacın tepesinden Elliot'un kucağına attığında Elliot Mia'yı yakaladı. Küçük kızın ağlaması gittikçe şiddetlenirken Elliot'un tek yapabildiği onu tutmak ve sakinleşmesini beklemek olmuştu. Mia oldukça zor zamanlar geçirmiş gibi görünüyordu. Dakikalar geçerken en sonunda Mia'nın ağlaması iç çekişlere döndü. Göz yaşları yüzünden sırılsıklam olan yanaklarını koluyla sildirip burnunu çekti. Ardından Elliot'a baktı. "Sen gerçekten polis misin ?" Dedi ağladığı için çatlak çıkan sesiyle. Kendini biraz olsun toparlanmış ve ayağa kalkmıştı. "Evet, ben polisim ve sadece yardım etmek istiyorum Mia." Mia gözlerini kaçırıp ayaklarına baktı. Gerginlikle dudaklarını ısırıyordu. "Beni hapse atmaya gelmedin mi ?" Dedi çekinircesine. Elliot'un kalbi endişeyle çarpsa da bunu yüzüne yansıtmadı. "Tabiki hayır. Ben sadece sana birkaç soru sormak istiyordum." Mia rahatlamıştı. Ama temkini elden bırakmıyordu. "Ne soracaksın ?" Dedi gerginlikle. Elliot o sırada ayağa kalkıp dizlerindeki karı silkeledi. "Aslında ben çok üşüdüm ve acıktım. Neden güzel bir yere gidip yemek yemiyoruz ? O zaman konuşabiliriz." Dedi gülümseyerek. Mia'nın kaşları şaşkınlıkla kalktı. Bunu hayal etmediği kesindi. Birkaç saniye tereddütte kalsa da en sonunda başını salladı. "Peki, ama önce büyükanneme gitmem lazım. Çok korkmuştur." Beraber ormandan çıktıklarında güneş bulutların arasından iyice çıkmıştı. Gökyüzü masmavi parlıyordu ve rüzgar biraz da olsa dinmişti. Mia bahçe kapısının önüne geldiğinde durdu ve Elliot'a döndü. "Burada bekle, seni görürse korkabilir." Dediğinde Elliot nedenini sormak istese de sadece başını sallamakla yetindi. Mia içeriye girdikten sonra Elliot on beş dakika kadar dışarıda beklemişti. En sonunda Mia çıktığında üzerinde farklı bir pantolon ve tişört vardı. Saçları arkadan at kuyruğu şeklinde toplanmıştı ve gözleri ağlamaktan hafifçe şişmeye başlamıştı. "Mia, annen nerede ? Onunla da konuşabilir miyim ?" Dediği anda Mia'nın yüzü düşmüştü. Omuz silkti. "Bilmiyorum, bir haftadır eve gelmedi." Elliot başını salladı. "Gitmek istediğin bir yer var mı ?" Dedi. Kendisinin değil de çocuğun istediği yere gitmeyi tercih ederdi. Mia kısa bir an düşünüyormuş gibi yapsa da aklında bir yer olduğu belliydi. "Buradan yürüyüp ana caddeye çıkınca orada çok güzel bir kafe var. İçinde kocaman bir kafes var ve bir sürü kuş var." Dedi hevesle. "O zaman bizim için yolu gösterebilir misin ?" Dediğinde Mia gülümseyerek öne geçmiş ve yola liderlik etmeye başlamıştı. Mia önünde yürürken Elliot ona baktı. Otuz kilo var ya da yoktu. Zayıf ve güçsüzdü. Görünüşe göre maddi durumları da iyi değildi ve evde birde hasta büyükannesi vardı. Annesi neredeydi ? İletişim bilgilerini okul müdüründen almış olsa da telefon numarası artık kullanılmıyordu. Yaklaşık olarak bir kilometre yürüyüşün ardından Kafeye girdiklerinde gerçekten de Mia'nın dediği gibi dev gibi bir kafes kafenin orta yerinde duruyordu. İçindeki serçelerin ötüş sesleri dışarıdan bile duyuluyordu. Deniz kenarına bakan kafede içerisi neredeyse boştu. Dolu iki üç masadan başka kimse yoktu. Mia deniz kenarındaki masalardan birine oturduğunda Elliotta onu takip etti. Masaya oturduklarında Mia eliyle kafesi gösterdi. "Gördün mü sana söylemiştim. Kafesin içinde kuşlar var." "Evet, haklıymışsın." Elliot masadaki menüyü Mia'nın önüne ittirdi. "Ne istiyorsan sipariş edebilirsin." Dedi. Mia menüden Hamburger, patates kızartması ve kola sipariş ederken Elliot da aynısından söyledi. En sonunda garson gittiğinde Mia hevesle kuşlara bakıyordu. "Mia, Anna senin arkadaşın mıydı ?" Mia hevesle başını salladı. "Evet, o en yakın arkadaşım. Onunla mı konuştunuz ?" "Evet, geçen gün okuluna gittiğimde onunla da konuştum. Bana seni çok merak ettiğini söyledi." Mia'nın yüzü hüzünle düştü. "Geçen gün geldiğinde kapıyı açamadım." Dedi somurtarak. "Neden ?" Mia'nın gözlerine korku yeniden yerleşmişti. "Ona da zarar verir diye düşündüm." Dedi endişeyle. Küçük çocuğun panik yapmaya başladığını fark edince Elliot hızlıca konuyu değiştirdi. "Kafesteki kuşların cinsinin ne olduğunu biliyor musun ?" İşe yaramıştı. Mia ellerine indirdiği gözlerini kafenin ortasındaki dev kuş kafesine çevirdi. "Hayır, ne ?" Dedi merakla. "Serçe." Dediğinde Mia hayranlıkla küçük kahverengi kuşlara baktı. Kuşlar hiç durmadan ötüyorlardı. "Solucan ve böceklerle beslenirler." Dediğinde Mia yüzünü buruşturdu. Elliot bu haline gülümsedi. Yemekler geldiğinde Mia büyük bir mutlulukla yemeğe gömülmüştü. Elliot sadece onu izleyerek bile doyduğunu düşündü. Arada gülerek bitirdikleri yemeklerinin ardından Elliot Mia için dilim pasta sipariş etmişti. "Annen evde olmadığı zaman büyükannenle sen mi kalıyorsun ?" "Evet, ona ben bakıyorum. Felçli olduğu için kendi işini yapamıyor." "Neden o şekilde hasta ?" "Çünkü kaza geçirdi. Ben on yaşındaydım. Büyükanneme araba çarpmış." "Peki annen ?" "Annem genelde evde olmaz. Sürekli çalışıyor, bu yüzden eve çok sık gelemiyor." "Peki ne zamandır o evde yaşıyorsunuz ?" "Ben doğdum doğalı orada kalıyoruz." Nefes verdi. "Çok pis ve eski ama annem yakında daha güzel bir yere taşınacağımızı söyledi." "Hm, nereye gideceksiniz ?" "Bilmiyorum ama balkonu olan ve temiz olan bir eve gideceğiz. Bu kadar eski de olmayacak." Dedi hevesle. "Annen ne iş yapıyor Mia ?" "O bir restoranda bulaşıkçılık yapıyor." "Sormamda sakınca yoksa, babanı tanıyor musun ?" Dedi biraz endişeyle Elliot. Fakat Mia'nın keyfi yerindeydi. "Hayır, ben doğmadan önce gitmiş." Sesinde umursamazlık vardı. Garson dilim pastayla geldiğinde Mia heyecanla pastaya baktı. Zevkle bir çatal alıp yerken Elliot bir süre tadını çıkarmasını izledi. "Mia ?" "Evet ?" "Peter'a ne olduğunu biliyor musun ?" Mia gözlerini ellerine indirdi. "Evet," dedi fısıltıyla. "Böyle olsun istemedim." Alt dudağını ısırdı. "Mia, senin için oldukça zor olduğunu biliyorum, fakat neler olduğunu öğrenmem gerek. Böylece kötü adamları yakalayabilirim." Elliot'un cümlesiyle Mia çatalın bırakıp geriye yaşlanmıştı. "O zaten yapıyor." Dedi. "O dediğin kim Mia ?" "Peter'ı alan kişi." Dedi fısıltıyla. Elliot'un kalbi heyecanla atmaya başlamıştı. "Kim olduğunu biliyor musun ?" "Hayır, çok karanlıktı. Sadece uzaktan gördüm." "O ne yaptı ?" "Bana yardım edeceğini söyledi. Mutlu olmama yardım edecekmiş." "Bana en baştan sona neler olduğunu anlatabilir misin Mia ? Bildiklerin bizim için çok önemli." Mia derin bir nefes alıp konuşmaya başladı. "Bir gün okula gittiğimde Peter da oradaydı. Yeni gelmişti ve kimse ona pek yanaşmıyordu. Ben sadece Anna ile gezip oynuyordum. O geldikten birkaç hafta sonra ben okuldan eve dönerken beni takip ettiğini fark ettim. Başlarda umursamamaya çalıştım ama çok korkmuştum." Gözleri ellerine düştü. "Sonra tüm bunlar okulda da devam etmeye başladı. Sürekli beni izliyordu ve tenefüslerde hep peşimdeydi. Anna bana yardım etmeye çalışıyordu ama yapabileceğimiz bir şey yoktu. Bu bu şekilde devam ediyordu. Sonra bir gün okuldan eve dönerken yine peşimden geliyordu. Cesaretimi toplayıp ona derdinin ne olduğunu sordum." Duraksayıp ellerini sıkıca yumruk yaptı. Elliot Mia'nın ne kadar zorlandığını görebiliyordu. Uzanıp destek verircesine omzunu sıvazladı. "Sorun yok Mia, kimse sana zarar veremez. Ben yanında kalacağım tamam mı ?" Dedi. Mia Elliot'un güven veren gözlerine bakınca cesaret alıp devam etti. "Bana beni yemek istediğini söyledi." Dedi korkuyla. Elliot'un kaşları çatılmıştı. "Seni yemek istediğini mi söyledi ?" Dedi anlam vermeye çalışarak. Mia başını salladı. "Çok korktum. Koşarak eve kaçtım. Ondan sonra okula gitmedim, bana zarar verecekti." Gözlerinden yaşlar akmaya başladı. "Sorun yok Mia, korkma. Artık korkmak zorunda değilsin." "Ben okula görmediğim zamanlarda ne olduğunu bilmiyorum ama bir gün kapının önünde bir not buldum. Üzerinde büyükannemin ilaçlarının elinde olduğunu söylüyordu ve eğer almak istiyorsam onunla uçurum kenarında buluşmamı söylüyordu." Mia Elliot'un önüne koyduğu peçeteyle burnunu sildi. "Çok korktum gerçekten, napacağımı bilmiyordum." Dedi kendini savunmaya çalışarak. "Senin bir suçun yok Mia," dedi Elliot. "Korkmadan anlatabilirsin, sana bir şey olmasına izin vermem." Cümleler ağzından farkında olmadan çıkıyordu. Peter'ın nasıl öldüğünü hala daha bilmiyordu ama ne olursa olsun Mia'yı korumak istedi. "O ilaçlar büyükannem içindi. Onlar olmadan nefes alamazdı. Bu yüzden istediğini yapıp uçuruma gittim." "Saat kaçtı ?" "Akşamdı. Sanırım sekize geliyordu." Nefes verip devam etti. "Ondan ilaçları almak istedim, ileride beni beklediğini görebiliyordum. Yanına gidecektim ki o beni durdurdu." "Karanlıkta gördüğün kişi mi ?" Dedi Elliot. Mia başını salladı. "Evet." "Vücudu kadın gibi miydi yoksa erkek gibi büyük müydü ?" "Erkek gibiydi." Dedi Mia. "Kocamandı, senden bile büyüktü." Dedi Elliot'a bakarak. "Seninle konuştu mu ? Tam olarak ne dedi ?" "Bana gitmemi söyledi. Ona kim olduğunu sorsam bile söylemedi. Çok karanlıktı ve siyah kıyafetleri vardı. Benden uzakta duruyordu." "Sonra sen ne yaptın ?" "Büyükannemin ilaçlarını almam gerektiğini söyledim. Bana endişelenmememi ve hikâyenin mutlu sonla biteceğini söyledi." "Hikâyenin mutlu sonla biteceğini mi söyledi ?" Dedi şaşkınlıkla Elliot. "Hangi hikaye ?" Dediğinde Mia bilmiyorum dercesine omuz silkti. "Çok korkmuştum, sadece oradan kaçıp eve geldim." Dedi. Dudaklarını gerginlikle ısırıyordu. Ardından sandalyesinden inip Elliot'a yaklaştı. Gözleri anında yaşlarla dolmuştu. "Yemin ederim öleceğini bilmiyordum," dedi ağlayarak. Kafedeki birkaç göz onlara dönmüştü. "Ben hiçbir şey yapmadım, adamı tanımıyordum yemin ederim. Lütfen beni hapse atma." Elliot Mia'yı sakinleştirmek için tuttu. "Sorun yok Mia, seni hapse atmayacağım. Senin hiçbir suçun yok, biliyorum." Elliot'un teskinleri dakikalarca sürmüş, en sonunda Mia sakinleşmeyi başarmıştı. Mia'nın aksine kendisi fazlasıyla panik içinde olsa da yansıtmadı. Ortada bir katil vardı ve görünüşe göre Mia tanık olmuştu. Onu derhal polis merkezine götürmesi gerekiyordu. "Mia bana anlattıklarını polis merkezinde de anlatabilir misin ? O adamı yakalamamız gerekiyor ve bildiklerin bizim için çok önemli." Dediğinde Mia endişeli olsa da başını salladı. Elliot'un telefonu çaldığında hesabı ödüyordu. Arayan Jessicaydı. "Jess ?" "Elliot, buraya gelmen gerek. Elaine Hill'in arka bahçesinde gömülmüş birçok hayvan cesedi bulduk." "Hayvan cesedi mi ?" "Evet ve çok fazla var. Sanırım Peter düşündüğümüz gibi masum bir çocuk değildi. Diğerlerine de haber vereceğim, sende buray-" "Jessica bekle." Dedi Elliot. "Bit tanık var." Dediğinde karşı taraftan bir süre ses gelmedi. "Ne ?" "Mia Garcia bir tanık. Bunu yapan kişiyi görmüş gibi görünüyor. Onu merkeze getiriyorum," "Ah, tamam. Bende geliyorum. Diğerlerine haber verdin mi ?" "Henüz değil, Matthew'i arayacağım. Peki ya hayvan cesetleri ?" "Adli tıp burada. Onlar çıkartıyorlar. Mia seninle mi ?" "Evet," dedi Elliot. Cam kenarında denizi izleyen küçük kıza baktı. "Tamam, merkezde buluşuruz." Jessica telefonu kapattığında Elliot direk Matthew'i aramıştı. Olanları anlattığında Elliottaki gerginlik Matthew'in de sesine yansıyordu artık. "Hemen merkeze getir. Ben ailesine ulaşmaya çalışacağım. Ayrıca psikiyatri uzmanına da ihtiyacımız olacak." Dedi kendi kendine. "Siz derhal yola çıkın." "Tamam, geliyoruz." "Ah, Elliot." "Evet ?" "Arka kapıdan girin. Burası hamam böceği kaynıyor." Dedi sinirle. Basına bu kadar çabuk yayılmasına şaşırmıştı Elliot. Evin ardında bulunan hayvan cesetleriyle ilgili olmalıydı. "Anlaşıldı." Dedi. Telefonu kapatıp cam kenarında, her şeye tanık olan küçük kıza doğru ilerledi. Jessica hüsranla ayakkabılarına baktı. Elaine Hill'in arka bahçesi kazılırken kar toprağı çamur haline getirmişti. Balçık haline gelen toprak hem çalışmayı zorlaştırıyordu hemde sağlam kıyafet bırakmıyordu. Adli tıp ekipleri büyük bir titizlikle kar soğuğunda çalışırken çıkan her kemik parçasını özenle temizliyor ve kanıt kutularına yerleştiriyordu. Dedektiflerden birkaçı da buradaydı. Jessica olay yerinden çıkıp park yerine ilerledi. Ayaklarındaki çamurdan kurtulmak için ayağını yere sürüye sürüye ilerliyordu. Elaine Hill'in komşuları toplanmış neler olduğunu anlamaya çalışırken hiçbir fikirleri olmayan bu konu hakkında tonlarca hikâye yazıyorlardı. Jessica kalabalığın arasından çıktığında minibüslerden inen gazeteci ordusu onu bekliyordu. Geri kaçmayı düşünse de artık çok geçti. Bir anda onlarca mikrofon ona doğrultuğunda durmak zorunda kalmıştı. "Elaine Hill'in arka bahçesinde hayvan cesetleri bulunduğu doğru mu ?" "Ayrıca bebek cesetleri de varmış diyorlar." "Onları zehirleyerek öldürdüğü söyleniyor ?" "Bir şey söylemeyecek misiniz ?" "Peter'ın okulunda da zorba bir öğrenci olduğu doğru mu ?" "Elaine Hill'in her şeyden haberi varmış ?" Jessica sinirle kalabalığı yarmaya çalıştı. "Arkadaşlar soruşturma hala devam ediyor. Hiçbir şekilde röportaj vermiyoruz. Lütfen çekilin." Ardı arkası kesilmeyen sorular devam ederken Jessica arabasına ulaşmaya çalışıyordu. Otopark'a vardığında hızlıca arabasının yanına geldi. İçeriye girmek üzereydi ki yan tarafa Doktor Osborne park etti. "Dedektif Dawson," "Merhaba Doktor Osborne." Diye selam verdi. "Yorgun görünüyorsunuz." Dediğinde Jessica ciddi mi diye baktı. Adam keyifle gülümsüyordu. "Elimizde bir işlenen bir cinayet, içi taşla doldurulmuş bir beden var. Fakat henüz katile dair bir iz yok. Başınızın ağrıyor olması normaldir elbette." Dediğinde Jessica ağzı açık adama bakakalmıştı. Sinirle arabasına bindiğinde birkaç saniye nefes almak için kendisine zaman verdi. Arabayı çalıştırıp polis departmanına doğru yola koyulmadan önce dilediği tek şey Elliot'un tanığının katilin yüzünü görmüş olmasıydı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE