ELLİOT
Mia Garcia camın ardında korkmuş görünüyordu. Elleri sürekli üzerindeki eski kazağının ucunu çekiştiriyor ve küçük parmaklarını sökülmüş deliklere sokup çıkartıyordu. Çocuk sorgusu için gelen psikiyatrist kadın Billy Marley'in aksine daha yumuşak bir görünüme sahipti. Sürekli olarak Mia ile konuşuyor ve ona yardım etmeye çalışıyor olsa da Mia'nın korkusu gözle görülürdü. Koridordaki yiyecek otomatından aldıkları çikolata ve meyve suları da pek işe yaramış gibi görünmüyordu. Matthew nefes verip odadan çıktı ve ofise doğru ilerledi. Sorgu başlamak üzereydi.
Elliot karşındaki kadına sinirle baktı. Mia'nın annesi Bayan Keith ayakta zor duruyor olmasına rağmen bir eline aldığı topuklu ayakkabısını tüm gücüyle savurmasını becerebiliyordu.
"Sizin gibi aşağılık polisleri bilmiyorum mu sanıyorsunuz ha ?! Siz- siz para için her şeyi yaparsınız ! Şimdi ise çözemediğiniz davayı benim kızımın üzerine yıkıyorsunuz ! Aşağılık şerefsizler ! O sikik ağızlarınıza sıçmadan önce kızımı getirin bana !"
Kadının koyu kahve saçları darma dumandı. Üzerinde vücudunu mükemmel bir şekilde sarmış daracık bir kırmızı elbise vardı. Mini elbise o kadar kısaydı ki Bayan Keith kolunu savurmak için her kaldırdığında iç çamaşırı görünüyordu. Gözlerine sürdüğü makyajı çenesine kadar akmıştı ve dudaklarına sürdüğü elbisesiyle aynı renk ruju ağzının etrafında dağılmıştı. Edindikleri bilgilere göre Bayan Keith sahilin oradaki Carl'ın yerinde konsomatris olarak çalışıyordu.
Elindeki siyah topukluları tekrar savurduğunda Elliot geri kaçmak için biraz geç kalmış ve topuklunun sert ucu omzuna inmişti. Acıyla geri çekildiğinde derin bir nefes aldı. Matthew o sırada sorgu odası kapısından çıktı ve içeriye girdi.
"Bayan Keith !" Gür sesi ofiste yankılandığında kadının uçmuş kafası bile ona dönmüştü.
"Kendinize gelin yoksa sizi nezarethanede ağırlamak zorunda kalacağız."
Kadın alayla güldü. Ellerini beline koydu ve sırıttı.
"Senin gibi şişko pislikleri tanımıyorum mu sanıyorsun ? O koca göbeğinin altındaki küçücük şeyi sırf verdiğiniz iki kuruş için-" memurlardan biri kadının üzerine atlayıp götürmeye çalıştığında Matthew'in sinirden yüzü kırmızıya dönüyordu. Kadın çığlık çığlığa ofisten çıkarılırken Elliot omzunu ovdu.
Jessica sorgu odasından içeriye geldiğinde ne olduğunu az çok tahmin edebiliyordu. Bayan Keith'in polis merkezine getirilişine şahit olmuştu. Küçük Mia'nın bu kadının kızı olduğuna inanmak zordu. Köşede omzunu tutan Elliot'a doğru ilerledi.
"Sorun ne ?"
"Ah, hiç. Sorgu başladı mı ?"
"Omzuna mı vurdu ?" Dedi Jessica Elliot'un konuyu değiştirme çabalarını görmezden gelerek.
"Hemde ayağındaki topukluyla."
"Off," dedi Jessica. Yüzünü buruşturmuştu. "Bir bakmak ister misin, bandajlayabiliriz ya da istersen buz getirebilirim."
"Hayır, sorun yok. Birazdan daha iyi olurum. Mia nasıl ?"
"Ah, aslında bunun için gelmiştim. Psikiyatrist sorgu sırasında Mia'nın yanında durmanın daha iyi olacağını düşünüyor."
"Benim mi ?"
"Evet, sanırım sana bizim aksimize daha çok güveniyor."
"Geliyorum." Dedi. Elindeki masasının üzerindeki dosyaları hızlıca toparlayıp sorgu odasına, korkmuş küçük kızın yanına gitti.
Mia cesurdu. Anlattıklarını dinlerken bunun tersini düşünen tek bir kişi bile olmamıştı. Peter ise hala kurbandı fakat sıradan bir kurban değildi o saatten sonra. Tüm bunların ötesinde bulmaları gereken bir katil vardı.
Elliot oturduğu sandalyede kıpırdandı. Omzundaki ağrı başına vurmaya başlamıştı. Herkes toplantı odasında toplanmıştı. Araştırmaların sonucu diğerleriyle paylaşılırken katilin kim olduğunu nedenini bulmaya çalışıyorlardı.
"Neden Peter'ı seçti ? Belki de Peter sınıfta başka bir öğrenciyi daha rahatsız etmişti ve öğrencinin ailesi bunu öğrendiyse bir ihtimal.." dedi Barry.
"Öyle bile olsa, ölüm şekli doğru değil. Katil onun midesini taşla doldurmuş. Bu canice ve belli ki zevk aldığı bir şey. Peter o taşları yutarken canlıymış."
"Peki ya Peter'ın ailesi ? Henüz bu ihtimalleri de eleyemeyiz."
"Elaine ya da William bana suçlu gibi görünmüyor. Eğer Elaine oğlunu öldürmek isteseydi neden bu şekilde, yakalanma ihtimali az olan bir yöntem seçmek yerine daha önce hiç duyulmamış bir ölüm şekli seçsin ki ?"
"Peter'ın ölüm şekline bakacak olursak kişisel bir sebep var gibi görünüyor. Bunu yapan kişi ne yaptığını biliyordu. Planlamış ve izlemişti."
"Peter'ın Mia'nın kapısına bıraktığı not adli tıbba gitti mi ?"
"Evet, sonuç bir haftada ancak çıkar. Yine de okul defterleriyle karşılaştırma yaptık. Yazı ona ait görünüyor. Katil zorla yazdırmış olabilir mi ? Belki de yanlış pencereden bakıyoruz. Katil Mia ile Peter arasındakileri biliyordu. Ya onları tanıdığı için ya da uzaktan izlediği için, her neyse bir şekilde biliyordu. Peter'ı kaçırdı, zorla not yazdırdı ve Mia'yı uçuruma getirdi. Kimliğinin tehlikeye girmesini umursamadan Mia ile konuştu. Hatta onu korudu bile diyebiliriz. Amacı en başından Mia'ydı."
"Ah, hadi ama ?! Korudu mu ?"
"Kendini Mia'nın yerine koymayı dene tamam mı ? Güçsüzsün ve berbat bir anneye sahipsin. Kimsen yok. Okula gelen yeni çocuk adeta sana kafayı takıyor ve taciz ediyor. Gidebileceğin kimse yok. Seni evine girerek çaldığı büyükannenin ilacıyla tehdit ediyor ve uçuruma çağırıyor. Ve sonra bum ! Şüpheli katilimiz ortaya çıkıyor ve seni kurtarıyor. Ya katil ortaya hiç çıkmasaydı ? Mia o gece Peter ile orada buluşsaydı ne olurdu ? Bana sorarsanız ertesi günü biz yine bir ceset bulurduk, tek fark bu Peter'ın ki olmazdı."
"Hadi ama bu kadar acımasız olma. Peter da yanlızca bir çocuktu."
"Evet, evinin arka bahçesinde onlarca hayvan cesedi bulunan bir çocuk."
"Onun yaptığına dair bir kanıt yok. Neden on dört yaşındaki bir çocuğu suçlamaya çalışıyorsun ? Hatırlatmak isterim ki vahşice öldürülen o. Peter bir kurbandı. Ve ona bunu yapan kişi kana susamış bir katil. Peter'ın ölüm şekline bakarak bile psikopat olduğunu söyleyebiliriz."
"Mia'ya onu yemek istediğini söylemiş. Bu normal mi ?!"
"Mia'nın doğruları söylediği de kesin değil, biliyorsunuz. Benim teorime göre, Peter onu rahatsız eden bir çocuktu ve söylediği gibi Peter'dan bir not almıştı. O gece onu görmek için uçuruma da gitti ama orada adam falan yoktu. Hiç olmadı. Mia ile Peter tartıştılar ve Peter Mia yüzünden ya da değil, uçurumdan düştü."
"Evet, Peter suya düştükten sonra da balıklar onu taşla beslediler."
Elliot tüm tartışmayı dinledikten sonra lafa girdi. "Asıl noktayı kaçırıyoruz bence. Bana kalırsa bu dediğiniz gibi kişisel bir şey değildi. Asıl nokta katilin Mia'ya hikayesinin mutlu sonla biteceğini söylemesi. Katilin en başından beri amacı buydu. Mia'ya mutluluğu vermek. Ve onun mutluluğu Peter'ın ölmesiydi."
Akşam güneşi uzun zaman önce batmıştı. Saat akşam yediye gelirken polis merkezinden çıkmış ve giriş merdivenlerinde derin bir nefes almıştı. Hava buz gibi soğuktu ve kesiyordu ama insana yaşadığını hissettiriyordu. İş çıkış saati olduğu için trafik oldukça yoğundu. Elliot önce eve uğradı. Sorgu sırasında Patrick'in eşi Bayan Kate'ten arama almıştı. O anda açamamış olsa da daha sonra aradığında Bayan Kate onu bu akşam için yemeğe davet ediyordu.
Eve girdiğinde hızlıca duşa girdi. Üzerinde dolabından kalın bir kazak ve pantolon çıkartırken kirli çamaşırlara bakıp iç çekti. Çamaşır yıkaması gerekiyordu. Hazırlandığında saat akşam yedi olmak üzereydi. Arabaya binip çalıştırdığında önce bir marketten içecek bir şeyler almış ardından doğruca Patrick'in evine yönelmişti.
Bayan Kate zamana karşı savaşıyor gibiydi. Elliot her gördüğünde daha iyi görünen kadının sırrını merak etti. Kate kocaman bir gülümsemeyle kapıyı açtığında Elliot sıcak ev ortamını özlediğini fark etti.
"Ah, hoşgeldin tatlım !"
"Merhaba Bayan Kate, harika görünüyorsunuz."
Bayan Kate güldü. "Çok tatlısın, nasıl oluyorda hala bekâr kalabiliyorsun. Bu zamanın kızlarının sorunu ne hiç anlamıyorum." Dediğinde Elliot güldü.
"İçeri gel, donacaksın."
Elliot elindeki pahalı içkiyi Bayan Kate'e uzattı.
"Ne gerek vardı, sağol tatlım." Elliot gülümseyip montunu çıkardı ve kenardaki askılığa astı. Kate içki şişesini mutfağa götürürken Elliot oturma odasına geçmişti.
Patrick evde oturmaktan olsa gerekti daha çok kilo almıştı. Beyaz saçları kafasının yan taraflarında daha çokken üst taraflar kelleşmeye başlıyordu. Gözlerindeki renk dahi yorgun bakıyordu.
"Elliot ! Seni zampara neden hiç uğramıyorsun !" Yine de biraz bile değişmemişti. Koltukta nedereyse uzanır haldeydi. Sırtında onu yarı oturur halde tutacak bir yastık vardı.
"O kadar yoğunuz ki," diye hayıflandı. Patrick'i özlediğini fark etti.
"Evet, sürekli haberlerden duyuyoruz. Matthew'in başı oldukça ağrıyor olmalı." Dedi gülerek. "Hıncını sizden çıkarıyor mu ?"
"Bu aralar sadece davaya odaklanmış halde, sonuçta son on yılın en ilgi çekici olayı haline geldi."
"Kesinlikle. Tam zamanında kıçımı kırmışım gibi görünüyor." Keyifle güldü. "Elinizde bir şüpheli olduğunu duydum."
"Ah, evet. Orası biraz karışık. Peter'ın sınıf arkadaşı Mia Garcia o gün uçurumun kenarındaymış."
"Yani tek tanık bir çocuk ha ? Yapanın yüzünü görmüş mü ?"
"Ne yazık ki hayır, o da oldukça korkmuş haldeydi."
"Zavallı çocuk," Patrick nefes verdi. "Ee, ofiste işler nasıl ?"
"Sürekli mesai yapiyoruz. Bugün uzun zaman sonra ilk defa erken çıktım. Dava normal bir cinayet gibi görünmüyor,"
Patrick'in dikkatini çekmişti. Sesindeki endişeyi gizleme gereği duymadı. "Cidden bir seri cinayet olabilir mi ?"
Elliot başını iki yana salladı. "Bunun için hiçbir kanıt yok. Yanlızca tek beden var ve eyalet çevresinde midesinde taş bulunarak cinayete kurban gitmiş birini soruştursak da kimseyi bulamadık."
"Bekle, midesinde taş mı bulundu ?" Dedi şaşkınlıkla. Elliot Patrick'in hiçbir şeyden haberi olmadığını hatırladı.
"Evet, oldukça korkunç. Otopside Peter'ın midesinden bir sürü çakıl taşı çıktı. Hayattayken yedirilmiş." Odanın içerisinde ısı bir anda düşmüş gibiydi. İkisininde tüyleri diken diken oldu.
"Hangi psikopat orosp-"
"Patrick !" Bayan Kate salondaki yemek masasını hazırlıyordu. Elinde bezle iki yanından tuttuğu fırında makarnayı softaya getirirken sinirle Patrick'e kızdı.
"Lütfen bu gece şu ölü bedenlerden, suçlulardan ve katillerden bahsetmesek ? Güzel bir akşam yemeği olsun istiyorum ve siz iki dedektif bu gece için iş aşkınızı bıraksanız iyi edersiniz." Diye azarladığında Elliot güldü.
"Afedersiniz Bayan Kate,"
"Hadi bakalım yemeğe."
Sofra inanılmazdı. Elliot'un karnı açlıkla guruldadı. En son ne zaman böyle bir sofraya oturduğunu bile hatırlamıyordu. Kate, fırında tavuk ve beşamel soslu makarna yapmıştı. Kızartılmış brokoli ve tatlı olarak elmalı turta vardı. Elliot hayranlıkla masaya baktı.
"Patrick'e kilo aldığı için kızamazsınız Bayan Kate, tüm bunlara dayanabilecek bir erkek yok dünyada." Dedi tabağındaki kızarmış tavuktan lokma alırken. Kate memnuniyetle güldü.
"Bolca ye, iyice zayıflamışsın zaten. Lütfen daha sık gel Elliot. Nereydese bizi unuttun."
"Üzgünüm, daha sık gelmek için elimden geleni yapacağım. " Dedi.
"Çocuğu sıkıştırma, şu anda ellerinde oldukça önemli bir dava var."
"Şu küçük çocuğun davası sizde mi tatlım ?" Dedi merakla Kate.
Elliot başını salladı. Bir yandan ağzındaki lokmayı yutmaya çalışıyordu. "Evet, şu anda o dava üzerinde çalışıyoruz."
"Ah, çok korkunç. Bu zamanlarda insanlar iyice çığrından çıktı. Bizim zamanımızda bu kadar delilik yoktu. İnsanların kalbinden kaynaklı hep. İncilde bile geçiyor; Çünkü kötü düşünceler cinayet zina cinsel ahlaksızlık hırsızlık yalan tanıklık ve iftira hep yürekten kaynaklanır, diye."
Patrick gözünü devirdi.
"Jessica ile hala çalışıyor musunuz ?" Elliot ne olduğunu anlamadan konunun buraya gelmesine şaşırmıştı. Ağzındaki lokma boğazında kaldığında öksürmeye başladı.
"Sakin ol evlat," dedi Patrick. Elliot'un sırtına vururken bir yandan gülüyordu. En sonunda bir bardak suyla kendine geldiğinde sinirle kendine sövdü. Bu kadar şaşıracak ne vardı ki ?
"Evet beraber çalışıyoruz."
"Neden bir gün onunla beraber sabah kahvaltıya gelmiyorsunuz ?"
"Çocukları rahat bırak Kate," dedi Patrick. "Bırak ne istiyorlarsa öyle yapsınlar."
"Ne dedim ki ?"
"Dava kapandığında umarım bir gün olur Bayan Kate."
Akşam yemeği oldukça güzel geçmişti. Patrick ve Kate geçmiş anılarını anlatmaya başladılarında Elliot hem gülmüş hemde hayran kalmıştı. Kendi ailesinden ziyade onlar çok farklıydı. Ne olursa olsun yan yana durmayı başarmış ve beraber yaşlanmışlardı.
Saat gece yarısına gelirken Patrick ve Elliot balkona çıkmıştı. Ellerinde Elliot'un getirdiği içki bardakları vardı. Patrick hafiften sarhoş olmaya başlamıştı. Elliot ise nerede duracağını biliyordu. Üzerindeki kabanın önünü kapattı. O sırada Patrick sigara yakmıştı.
"Ailen nasıl ?"
Elliot nefes verdi. "Annemin hastalığı gün geçtikçe ilerliyor. Yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Babamınsa umurunda bile değil." Dedi sinirle.
"Bunun tedavisi falan yok mu ? Daha büyük hastanelere götürsen ? Benim Boston'da tanıdık bir doktor arkadaşım var eğer istersen onu arayabilirim."
"Sağol Patrick fakat tedavisi yok. Boşa zaman kaybı olur. Sadece hastalık ilerlerken yanında olabileceğimizi söyledi doktor."
"Annen gelmiyor değil mi ?"
"Evet, ne kadar konuşursam konuşayım benim yanıma gelmek istemiyor. Babamın ona ne söylediğini bilmiyorum ama annem babamın yanından ayrılmak istemiyor."
"Hala babana kızgın mısın ?"
"Kızgın olmak mı ? Hayır, bu hafif kaldırdı." Sinirle gülüp bardağın dibindeki içkiyi kafasına dikti. "Anneme yaptıklarından sonra onu asla affetmeyeceğim. Biliyor musun bu hastalık babamın en büyük şansıydı çünkü annem ona yaptıklarını, ihanetini bir bir unuttu ve sanki ilk zamanlarındaki aşık evli çiftlere döndüler." Nefes verdi. "Bende lise yıllarımdaki o şımarık velete döndüm."
"Belki de böylesi daha iyidir. Yani senin için değil ama annen artık kalbinde babana olan o nefreti ve kırgınlığını hatırlamıyor. Kalbinde nefret taşımak çok ağır bir yüktür evlat."
"Ama ben hatırlıyorum. Babamın neredeyse kızı yaşındaki bir kadınla ihanetinin öğrendikten sonra annemin günlerce ağladığını, girdiği bunalımları hatırlıyorum. Yanlızca on beş yaşındaydım ve her şey mahvolmuştu. Kızın ailesi babama tacizden dava açtı ve yaşadığımız mahalleden kovulduk. İnsanların bize nasıl baktığını bile hatırlıyorum. Ve bunların hepsi o pislik yüzünden oldu. Şimdiyse annemle boşanmış olmasına rağmen hiçbir şey olmamış gibi evli çift rolünü oynuyor."
"Annenle konuştun mu hiç ?"
"Bazen geceleri beni arıyor. Lisede bir yıl yatılı okula gittiğim zamanki gibi. Sanki boş bir kutudan ibaret " dedi Elliot acıyla. Patrick yarısı dolu bardağını kafasına dikti.
"Üzgünüm evlat," elini Elliot'un omzuna koyup sıktığında Elliot oturduğu sandalyede sıçradı.
"Ah !"
"O kadar sıkmadım bile," dedi Patrick şaşkınlıkla.
"Hayır, bugün kadının biri topuklusuyla omzuma vurdu." Ağrıyan omzunu ovuşturdu. Patrick'e dokunana kadar yaralandığını bile unutmuştu.
"Ne ? Kim ?" Dedi şaşkınlıkla.
"Mia Garcia'in annesi. Olivia Garcia. Kadın tam bir deli."
"Ah, biliyorum o kadını. Reis'in yerinde çalışıyor."
Elliot tek kaşını kaldırdı. Kate'in duymasından endişelenerek içeriye baktı.
"Öyle değil be," dedi Patrick. "O kadının uyuşturucudan fazlaca vukuatlı. Narkotikten Thomas arkadaşım, oradan biliyorum. Narkotik ekibinin başının belası o kadın. İki gram toz için yapmayacağı şey yok." Dedi onun hakkında duydukları aklına gelirken. "Mia Garcia onun kızı demek."
"Görünüşe göre öyle. Devlet Mia'yı Olivia'nın elinden alacak gibi görünüyor. Bağımlı bir annenin yanında kalmasından daha iyidir sanırım."
"Hey, omzuna baktır. Güven bana çocuk, eğer yaralarını saklarsan ileride çok daha beter halde karşına çıkarlar." Dedi. İkisi arasında kısa bir sessizlik oldu.
"Olivia Matthew'e o koca göbeğinin altındaki küçücük şeyi iki kuruş için tatmin etmekten bahsetti." Dediğinde Patrick kahkaha atmaya başlamıştı.
"Tanrım ! Ciddi olamazsın !"
"Evet, Matthew'in yüzünü görmeliydin." Elliot da gülüyordu.
"Domatese dönmüştür kesin !"
"Çok daha kırmızıydı."
İkisinin kahkahaları bir süre önünde oturdukları denizde yankılandı. Balkon denize sıfır manzaralıydı. Ay bulutlardan çok fazla görünmese de yakamoz ışıkları suyun yüzeyinde dans ediyordu. Gülüşlerinden çıkan buharlar gökyüzüne karıştı. Dalgalar kıyıya vurmaya devam etti ve gökyüzü beyaz pamuklarını yeryüzüne hediye etti.
Ertesi gün Elliot merkeze geldiğinde içeriye girerken kendi kendine hayıflanıyordu. Yapacağı dolusuyla dosya işi vardı. Sabahın keskin soğuğundan sıcak ofise girdiğinde yüzüne sardığı atkısını çıkardı ve girişteki askılığa astı. Montunu çıkartırken Jessica'nın henüz gelmediğini fark etti. Kendi masasına geçmeden önce kahve otomatından koyu bir kahve doldurdu kendine. Ayılmasına ancak yardım edecekti. Dün gece Patrick'in evinden gece bir gibi ayrılmış ve sabah da altı alarmıyla uyanmıştı. Bu aralar ne kadar sık dışarıya çıktığına bakılırsa vücudu bunu kaldırmayı reddediyordu. Elliot kesinlikle sosyal biri değildi.
Masanın başına geçip önündeki yığınla dosya işine girişti. Kendini kaptırdığını Matthew içeriye girdiğinde fark etti.
"Elliot ?!"
"Ah, evet ?"
"Sana sesleniyorum sağır mı oldun ? Jessica nerde ?" Dedi sinirle. Sabah huysuzluğu henüz geçmemiş gibiydi. Elliot yan tarafındaki boş masaya baktı.
"Daha gelmemiş mi ?" Dedi şaşkınlıkla. Saat sabah dokuza geliyordu.
"Ara ve derhal gelmesini söyle ! Gerçekten böyle bir zamanda tembellik yapabileceğinizi mi sanıyorsunuz ?!" Elleri cebinde burnundan soluyarak kendi odasına girdiğinde Elliot endişeyle telefonu çıkartıp Jessica'yı aradı. O da dün gece geç mi yatmıştı acaba ? Telefon uzun uzun çalarken Elliot Jessica'nın uykudan yeni uyanmış sesini duymayı beklese de telefon açılmadı ve telesekretere yönlendirdi. Elliot ikinci kez aradığında da sonuç aynı olmuştu. Neden açmıyor ? Diye düşündü. Telefon çalıyordu.
Elliot meraklansa da yarım kalmış dosyayı hızlıca bitirmeye ve Jessica'nın evine uğramaya karar verdi. Kaçıncı kat olduğunu hatırlamıyordu ama bunu oraya gidince düşünürdü. Tekrar yarım kalmış işine giriştiğinde cebindeki telefon titremiş ve Elliot küçük bir gülümsemeyle Jessica olduğunu düşünerek açmıştı.
"Hey,"
"Elliot Wright ?" Elliot yabancı gelen sesle telefon ekranına baktı. Arayan kişi babasıydı. Şaşkınlıkla kaldı birkaç saniye.
"Alo ?"
"Benim, siz kimsiniz ?"
"Ben Atritmi Hastanesinden arıyorum. Babanız kalp krizi geçirdiği için hastanemize getirildi."
Zaman o saniye durmuş gibiydi. Elliot kendi kalp atışlarını duydu.
"Ne ? Ne zaman ? O iyi mi ?"
"Yaklaşık on dakika önce girişi yapıldı. Müdahalesi yapıldı, şu anda yoğun bakımda. Anneniz yanımda telefonu veriyorum."
"Evet, teşekkürler." Dedi. Oturduğu sandalyesinde ayağa kalktığını bile fark etmemişti.
"Elliot !"
"Anne ?! Ne oldu ?"
"O-o...kalbinin acıdığını söyledi." Annesi anlatmaya çalışırken bir yandan ağlıyordu. Elliot hızlıca montunu üzerine geçirirken Matthew'in odasına yöneldi.
"Anne, ağlama. Ben geliyorum tamam mı ?"
"Ölecek sandım, napacağım ??" Arka taraftan hemşirenin annesini sakinleştirme çabalarını duyuyordu Elliot. Matthew'in odasına girdiğinde Matthew şaşkınlıkla Elliot'a baktı.
"Babam kalp krizi geçirmiş, gitmem gerek."
"Ne ? Durumu nasıl ?"
"Yoğun bakıma alınmış."
"Çık hemen. Bizi de haberdar et." Dedi Matthew şaşkınlıkla.
Elliot aceleyle odadan dışarıya fırlamış ve park halindeki arabasına koşturmuştu.
"Anne ? Ben yoldayım tamam mı ? Sakin ol ve beni bekle. İki saate ordayım."
"Annenizi odaya aldık,"
"Teşekkürler," dedi Elliot telefonu kapatmadan önce. Arabaya binip çalıştırdığında bir yandan otoparktan çıkmaya çalışırken diğer yandan telefonla arama yapmaya çalışıyordu. Annesinin yan komşusu olan Bayan Gloria'yı aradı.
Elliot daha sekiz yaşındayken taşınmıştı Bayan Gloria. Annesiyle aralarında iki yaş fark vardı ve Gloria annesinin en yakın arkadaşlarından birisi haline gelmişti. Bayan Gloria evli ve üç çocuğu olan bir kadındı. İki kızı ve bir oğlu vardı. Elliot oğulları Lucas ile yakındı. O zamanlar tek arkadaşıydı bile diyebilirdi. Lucia ve Lerona ise tek yumurta ikizleriydi. Luca'dan altı yaş büyük ablalarıydı.
Bayan Gloria zorlu evliliğinin ardından boşanmış ve yeniden evlenmişti. Elliot annesiyle beraber geçen yaz olan düğüne katılmıştı. Bayan Gloria annesinden sonra onu büyüten kadındı ve yeni evliliğinden sonra başka bir eve tanışmış olsa da bağlarını asla koparamışlardı.
"Alo ? Elliot ?" Elliot'un kulaklarını o tanıdık ses doldurdu. Luca ile beraber gizli saklı işler yaparak başlarını belaya soktuklarında o sinirli ama daha çok endişeli olan ses, okuldan döndüğünde yemek için Elliot'u zorla eve sokan sesti.
"Benim,"
"Nasılsın ? Uzun zaman olmuştu."
"Merhaba Bayan Gloria, babam hastaneye kaldırılmış acaba yanlarına gidebilir misiniz ?" Gloria'nın evi annesinin evine biraz uzak olsa da hastaneye daha yakındı. Elliot iki saat yol gidecekti en az. Şu anda annesinin yanında birinin olması gerekiyordu.
"Ne olmuş ?!" Kadının sakin sesi anında panikle dolmuştu.
"Babam kalp krizi geçirmiş, şu anda yoğun bakımda. Yanında sadece annem var acaba yanına gidebilir-"
"Aman tanrım olana bak ! Tabiki giderim Elliot evden çıkıyorum hemen." Arka planda koşuşturma sesi geldi. "Hangi hastanedeler ?"
"Aritmi Hastanesi. Bende yoldayım iki saate yanınızda olacağım."
"Tamam, arabayı dikkatli kullan ben annenin yanında olacağım tamam mı endişelenme."
"Teşekkür ederim." Dedi telefonu kapatmadan önce.
Öğlen güneşi tepeye yükselirken hastaneyi ancak görebilmişti Elliot. Arabayı bıraktıktan sonra içeriye girdiğinde hızlıca yoğun bakım servisine ilerledi. Herhangi birine yol tarifi sormasına ihtiyacı yoktu. Annesinin hastalığını öğrendikten sonra tüm o zamanlar boyunca hastanenin içini dışını da öğrenmişti.
Yoğun bakım sevrisinin önünde oturan annesini gördüğüne ciğerlerine aldığı nefeslerin gittiğini hissetti Elliot. Bayan Elizabeth Wright oturduğu sandalyesinde başını geriye yaşlanmıştı. Gözleri ağlamaktan kızarmış ve hafif şişmişti. Ten rengi beyaz olduğu için kızarıklıklar rahatça belli oluyordu.
Siyah saçlarının arasındaki beyazlar oldukça fazlaydı. Yüzü gün geçtikçe zayıflamış ve içe çökmüştü. Kırışıklıkları çok daha belirgin hale gelmişken bal köpüğü gözlerini kapatmıştı. Üzerinde çarçabuk giydiği belli olan bir tişört ve altında eski bir eşofman vardı.
"Anne ?!"
Elizabeth gözlerini açtı. Koridorun ucundaki oğlunu gördüğünde durmuş gözyaşları yeniden akmaya başlamıştı.
"Elliot ?"
Sarıldıklarında Elizabeth'in gözyaşları hiç durmaz olmuştu. Elliot annesini sakinleştirmeye çalıştı.
"Sorun yok anne, ben burdayım. Ağlama artık."
"Elliot, baban.." Dudaklarından bir hıçkırık daha döküldü. Kollarında titreyen küçücük kadını daha sıkı sardı Elliot. O sırada elinde su şişesiyle Bayan Gloria koridoru dönmüştü.
"Ah, Elliot !" Dedi sevinçle. Elliot kısa bir an annesinden ayrılıp Bayan Gloria'ya sarıldı.
"İyi misiniz ?"
"Ben iyiyim, sadece Elizabeth'i sakinleştiremedim. İşte, biraz iç El." Dedi su şişesinin kapağını açıp uzatırken.
"İç anne." Dedi Elliot. Elizabeth sudan yudum alırken Elliot Bayan Gloria'ya döndü. "Doktor bir şey dedi mi ?"
"Hemşireler sürekli başındalar. Doktor yarın sabah normal odaya alabileceğini düşünüyor." Dedi. Elliot hemşirelerin birinden annesi için yatak istedi. Elizabeth yoğun bakım servisinin önünde yarı baygın halde duruyordu. Yatak ayarlandığında annesinin dizleri önünde yere çöktü.
"Anne ?"
"Hm," Elizabeth duvara yasaladığı başını kaldırıp oğluna baktı. "Elliot ? Dersin bitti mi ?"
Elliot hafifçe gülümsedi. "Bitti anne." Dedi. Hemen arkasında Gloria üzüntüyle başını çevirmişti.
"Anne, biraz uyumak ister misin ? Hadi gel, seni yatıracağım."
"Ya baban ? Dedi endişeyle Elizabeth.
"O iyi olacak anne. Dinlenmen gerek, hadi gel." Elizabeth oğlunun yardımıyla oturduğu sandalyeden kalkarken yoğun bakım ünitesinin kapısına bakıp duruyordu. Elliot onu yatağa götürdüğünde ayakkabılarını çıkarıp uzamasını sağladı. Gloria hemen arkasındaydı.
"Hiç yemek yedi mi ?" Dedi Elliot.
"Sen gelmeden bir saat önce bir kase çorba içirdim." Dedi. Elliot annesinin başından ayrılıp Gloria'ya bir kez daha sarıldı.
"Teşekkür ederim, sen olmasan napardım bilmiyorum." Dediğinde Gloria gülerek kollarını sardı koca oğlanın bedenine.
"Sende benim çocuğumsun. Elizabeth benim bu hayatta edindiğim tek gerçek dostum. Tabiki yanında olacaktım." Dedi. Ayrıldıklarında Gloria arkadaşının üzerini örtüp Elliot'a döndü.
"Yemek yedin mi ?"
"Henüz değil," Saat öğlene gelirken Elliot acıktığını fark etti.
"Hadi gel kafeteryadan bir şeyler ye. Annende biraz dinlensin." Dedi. Eliyle Elliot'un sırtını sıvazladı. Gloria'nın siyahi teni göz kenarları haricinde, annesinin aksine biraz bile kırışmamıştı. Annesiyle neredeyse aynı yaşta olmalarına rağmen her zaman olduğunun aksine genç gösteriyordu. Kilolu olması onu çirkin değil daha sevecen göstermişti hep. Bir şekilde insanlara kendisini bağlıyordu. Nereye giderse gitsin seviliyordu. Kısa, afrika örgüsü saçları vardı. Üzerine kazak ve hırka giymişti.
"Burada olduğun için çok mutluyum," dedi Elliot. Onu bu kadar özlediğini fark etmemişti.
"Bende öyle, kocaman olmuşsun. Ah ah şu kadarcık halini hatırlıyorum ben senin." Dedi eskiye özlemle. Elini baldır hizasında tutup boyunu göstermişti. Elliot güldü.
"Lucas ve ikizler nasıl ?" Dedi. Beraber hastanenin ilk katındaki kafeteryaya inerken.
"Lucas bu yıl üniversite sonda. Dört yıllık okulu altı yılda bitiriyor bizim eşek." Diye söylendiğinde Elliot güldü.
"Kızlarda iyiler, ikiside evli ve mutlular. Benden uzaklar ama mutlu olsunlar da ben başka bir şey istemem. Sen napıyorsun bakalım dedektif bey ?"
Gülümsedi. Kafeteryaya indikleri için Elliot hazır yapılmış sandiviç ve kahve aldı. Gloria için de sıcak papatya çayı aldı. Boş masalardan birine oturduklarında Elliot kahvesinden bir yudum aldı konuşmaya başlamadan önce.
"Genelde pek ciddi bir şey olmaz fakat şu sıralar bir cinayet davasıyla uğraşıyoruz." Dedi. Gloria başını sallamıştı. Annesinin aksine cinayetler, kanlar ve ölümler onu korkutan şeyler olmamıştı hiç. Elliot'un polis olmasında en büyük destekçilerinden ve annesini ikna etmesine yardım etmiş olan kişilerdendi Gloria.
"Sevdiğin işi yaptığını için mutluyum." Dedi.
"Evet, senin sayende."
Gloria gülümsedi. "İstemediğin bir şeyi yapmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Hiçbiriniz için bunu istemedim." Gloria'nın ilk evliliği kendi seçimi olmamıştı. Ten renginden dolayı büyük bir ırkçılığa maruz kalırken çocuk yaşta evlenmesi gerekmişti. Ancak böyle yaşayabilecekti.
"Baban için üzgünüm. Onunla konuşmuş muydun ?"
"Birkaç ay önce annem ile ilgili konuştuk." Dedi.
"Oma neden kızgın olduğunu anlıyorum. Bende kızgınım. Ama annenin yüzündeki gülümsemeyi gördüğümde kızgınlığımın bir önemi kalmıyor. Tek istediğim Elizabeth'in mutluluğu."
Elliot başını salladı. Söylemek istediği bir şey yoktu. Kendi kalbinde babasını asla affedemeyeceğini biliyordu. Şu anda yoğun bakımda yatıyor olmasına rağmen endişesinin nereydese tek sahibi annesiydi. Yine de babası ölürse nasıl hissedeceğini hiç düşünmedi.
Annesi o zamana göre oldukça geç yaşta evlenmişti. Yirmi altı yaşında evlenmiş ve bir yıl sonra hamile kalmıştı. Fakat karnındaki bebek kocasından gördüğü şiddet yüzünden düşmüştü. Elizabeth kocasının alkol problemi yüzünden çok uzun süre şiddet görmüş, en sonunda ise eşinden boşanmak ve kendi hayatını kurtarmak için gitmek istediğinde hamile olduğunu öğrenmiş ve o adama mahkûm kalmıştı. Bir işi yoktu bu yüzden eğer giderse çocuğuna bakamazdı. Elliot onu babasına mahkûm etmişti.
Elliot'un doğumunun ardından kocası Harvey yeni bir başlangıç yapmak istemiş ve tedavi almaya başlamıştı. Elliot çocukluğundan beri biliyordu ki babası hiçbir zaman tam olarak iyileşmemişti. Babasının elinde annesi de kendisi de dayak yemişti. Ta ki artık vurabileceği bir çocuk kalmayana dek.
Elliot polis okulunu bitirip mesleğe geçtiğinde tek dileği annesini yanına almaktı. Fakat Alzheimer hastalığı annesinin hatıralarını bir lanet gibi siliyordu. Yaşadığı hayatı düşünülürse bu anıların gitmesi iyi bir şey olmalıydı. Elizabeth artık ona yapılanları hatırlamıyor, Harvey ise eskiden olduğu canavarı artık yerinden çıkartamıyordu. Hem bunun için çok yaşlanmıştı hemde Elliot geçmişteki o küçük çocuk değildi. Buna asla izin vermezdi.
Hastalığın ilk zamanları Elizabeth her şeyi unutmaya geçmişten başlamıştı. Zaman ilerledikçe yaşadığı o korkunç zamanları unutmuş ve geriye sadece kocasına hissettiği o eski aşk kalmıştı. Herkesin aksine Elliot bunların hiçbirini kabul etmek istemese de annesini asla ikna etmeyi başaramadı. Elizabeth'in hayatı sanki o adama zincirlenmişti.
Kahvesinin son yudumunu başına dikti. "Annemi eve götürsem iyi olacak." Dedi.
"Bu konuda şansın olduğunu düşünüyorsan," Gloria omzunu silkti. "Elizabeth sanki yirmi yaşında. O hislere sahip bunu gözlerinde görebiliyorum. Lütfen Elliot, onu çok zorlama." Gloria'nın telefonu çaldığında izin isteyip masadan kalktı ve hastane bahçesine çıktı. Kocası arıyor gibi görünüyordu.
Elliot yukarıya annesinin yanına çıkarken napacağını bilmiyordu. O cehennemi bilen ve yaşayan iki kişi vardı. Buna tanıklık eden yanlızca annesi ve kendisiydi. Şimdi ise bu nefreti kalbinde tek başına yük edinmişti.
Annesinin kaldığı odaya girdiğinde camdan dışarıyı izlediğini fark etti. Sessizdi ve gözleri anlamsızdı. Boş bakıyordu. Zihninden neleri alıp götürüyor yine.. diye düşündü. İçeriye girdiğinde annesinin gözleri ona dönmemişti.
"Anne ?" Elizabeth anlamsızca başını oğluna çevirdi.
"Elliot ?" Dedi fısıltıyla. "Neden buradasın ?"
"Eve gitmek ister misin anne ? Seni eve götüreceğim."
"Hayır, olmaz. Baban hasta bunu biliyorsun." Dedi hafif sinirli bir tonda.
"Anne ben onun yanında kalacağım, bu yüzden sen evde kal."
"Senin okulun var ! Okulu asamazsın Elliot baban çok kızar."
"Anne ben liseyi bitirdim." Dedi belki de bininci kez. Hatırlasana anne, ben polis oldum. Mezuniyetime geldin ve benimle gurur duydun.
"Ne ?" Elizabeth yorgunlukla nefes verdi. "Lütfen Elliot, babanın ne kadar kızacağını biliyorsun. İnat etme, beni üzüyorsun."
Bu sefer nefes veren Elliottu.
"Eve git ve baban için temiz kıyafet getir. Hastane kıyafetleriyle rahat edemez o. Biliyorsun bizim için çabalıyor. Lütfen Elliot sorun çıkarma."
Hangi zamanda olduğunu anlamıştı. Babasının alkol yüzünden hastaneye yattığını dönemi hatırlıyor olmalıydı. O zamanlar Elliot beş ya da altı yaşlarındaydı.
"Ben onunla kalırım, sende gerçekten annen ve baban için temiz kıyafet getirmelisin." Dedi Gloria. Odaya girmiş kenarda duruyordu.
"Haklısın," dedi Elliot. Her ikisi içinde kastetmişti. Annesini bu gece eve götüremeyecekti ve yeni kıyafetler lazım olacaktı. Gloria cebindeki evin anahtarını uzattı. "Elizabeth kaybederdi." Dediğinde Elliot gülümsedi.
"Sağol Gloria."
Evin bahçesinde açan bin bir çeşit çiçek baharın geldiğinin habercisi olurdu. Kara kış bembeyaz örtüsünü her ne kadar sermiş olsa da üzerlerine yeşil otlar bir şekilde uçlarını çıkarmayı başarmıştı karın yüzeyine. Sanki nefes almaya çalışıyor gibiydiler.
İçeriye girdiğinde o tanıdık koku sardı etrafını. Annesi yıllardır aynı oda spreylerinden kullanıyordu. Evini hatırlaması için bu koku büyük bir etkiydi ona. Fakat aklı kokuda değildi. İçerideki mutlak sessizlikteydi. Evin içinde dalgınca gezinmeye başladı. Yazın Gloria'nın düğünü için geldiğinde ertesi günü işe gideceği için eve uğramadan ayrılmıştı. Bir önceki kış, belki ?
İçeri girdiğinde hemen karşı da salon gözüne çarpıyordu. Ahşap görünümlü mobilyalar dizilmişti. Hemen orta da cam bir sehpa bulunuyordu ve salonun girişinde ince bir halı vardı. Ortada ise daha büyük bir halı bir kısmı sehpanın altında kalmış olan kahve krem renklerinde olan bir halıydı. Yemek masası sağ köşeye konulmuştu. Üzerinde bir örtü ve içerisi annesinin en sevdiği kardelen çiçekleri ile dolu bir vazo bulunuyordu.
Hemen yan oda da ise L şeklinde bir oda vardı. Evde Elliot'un odası da dahil üç yatak odası vardı ve yerler Marley döşeme ve renkli fayanslarla döşenmişti.
Ayrıca sık sık etrafa gömme dolaplar yerleştirilmişti. Mutfak ise yine krem ve kahve renkleri hâkimdi. İki taraf mutfak dolapları ile kaplı ve orta da dört kişilik küçük bir masa vardı. Kenarda ise duvarda bir Terek üzerinde asılı olan renkli kupa bardaklar dikkat çekiyordu. Tereğin üst raflarında ise sıra sıra dizilmiş bakliyat kavanozları ve annesinin reçelleri özenle konulmuştu. Elliot evde hiçbir şeyin değişmediğini gördü. Duvardaki aile fotoğrafına baktı. Elizabeth Elliot'u dizine oturtmuştu. Harvey ise Elizabeth'in hemen yanındaydı. Annesiyle kendisinin gülen yüzlerine baktı. Onların aksine babası tüm ciddiyetiyle kameraya bakmıştı.
Elliot'un telefonu çaldığında arayanın Barry olduğunu gördü. Kısa bir an çatık kaşlarla baktı ekrana.
"Alo ?"
"Elliot ? Şey, baban için üzgünüm. Durumu nasıl ?"
"Yoğun bakımda, fakat yarın normal odaya alacaklar." Dedi. Asıl meselenin bu olmadığını bilerek bekledi.
"Ah, bu iyi. Bu arada bugün Jessica ile hiç görüştün mü ?" Elliot bir an olduğu yerde kaldı. Sabah Jessica merkeze gelmemişti.
"Hayır, sabah aradım fakat ulaşamadım. Merkeze gelmedi mi ?" Dedi endişeyle. Başını kaldırıp duvardaki saate baktı. Öğlen ikiye geliyordu.
"Hayır, bizde ulaşamıyoruz. Evine gideceğiz."
"Beni de haberdar edin." Dedi Elliot içindeki kötü hisle.