7. Bölüm

4465 Kelimeler
ELLİOT İçeriye girdiğinde beklediği dağınık yatağın aksine toplanmış bir örtü, yatağın üzerinde ise hazırlanmış bir çanta duruyordu. İçeriye girerken birini görmek için etrafa bakındı,odada kimse yoktu. Hemen arkasında Jess tuvaletin kapısını tıklatıp içeriye baktı ama lambası bile yanmıyordu. Elliot ona döndüğünde omuz silkti,onunda bir fikri yoktu. Elliot tamamen içeriye girdi ve yatağın üzerindeki çantaya baktı. Camın önünde kültablası duruyordu, içinde ise çokça içilmiş sigara, küllerin arasında ezilmişti. "Jared !" Jess koridorda durmuş el sallıyordu. Elliot Jess'in yanına geldi ve kime seslendiğine baktı. Siyah pantolon ve koyu mavi kazakla,kendi yaşlarında olan Dedektif onlara doğru yürüyordu. Aynı departmanda çalışıyorlardı, yüzü tanıdıktı ama şahsen tanımıyordu. Jess gülümseyerek ona doğru yürüdü. Anlaşılan Jess iyi tanıyordu. "Jessica, burada ne işin var ?" "Dava için buradayız. Bugün sahilde bulunan çocuk." Jared hatırlamış gibi başını salladı. "O dava sizde mi ?" Jess başını salladı."Çocuğun annesi için mi geldiniz ?"dedi Jared. Elliot'a dönerek elini uzattı."Jared Turner." "Elliot Wright." Diye kendini tanıttı. Buna zamanı yoktu. Jess'e kadını bulmak için gitmeleri gerektiğini söyleyecekti ki Jess konuştu. "Elanie Hill bu hastanedeymiş ama odası boş." "Sabah gördüm. Kadını tutabilmek için oldukça fazla sakinleştirici verdiler." Dedi başını üzgünce sallayarak." Sabahtan beri burdayım. Odasında olmalıydı." "Sen neden burdasın ?" "Marketi soymaya çalışırken omzundan vurulan salağı hatırlıyor musun ? GBT aramasında Hayalet davasında aradığımız abi olduğu ortaya çıktı." Dediğinde Jess şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı."Şansa bak."dedi heyecanla. "Ne şans ama,adam manyak. Tedavisinin ardından sorgu için götüreceğim." "Kadını görmek için kimse geldi mi ?" Diye sordu Elliot. Jared ona döndü. Kısa bir süre düşündü. "Hastaneye geldiğinde dedektiflerden birisi onunlaydı ama kadına sakinleştirici verip uyuttuklarında gitti. Onun dışında kimseyi görmedim." Haberi duyupta gelen herhangi bir aile yakını olmamasına şaşırdı Elliot. Sonuçta bir annenin çocuğu ölmüştü, bu kadın dünyada yapayalnız mıydı yani. "Çantası hala burda." Dedi Jess. Elliot hızlıca odaya girdi ve çantayı aldı. "Gidelim." Dedi heyecanla. Kadının kaçmış olmasından korkuyordu. Bir yandan çantanın içine baktı,telefon ve cüzdan içindeydi. "Pekala. Sonra görüşürüz." Dedi Jared. Eliyle selam verdikten sonra uzaklaştı. Jess Elliot'un peşinden giderken neler olduğunu çözmeye çalışıyordu,yine de sesini çıkarmadan Elliot'un peşinden asansöre bindiğinde Elliot ona döndü. "Evin adresini biliyor muyuz ?"dediğinde Jess başını salladı. Kadının nerede olduğunu öğrenmek için aradığında adresini de ne olur ne olmaz diye almıştı. "Çantasını almadan evine mi gitti yani ?" Dedi kaşlarını çatarak. "Umarım evine gitmiştir."demekle yetindi. Park yerinden arabaya vardıklarında ikiside konuşmadan Elliot'un arabasına bindi. Elliot motorun ısınmasını beklerken parmağıyla sabırsızca direksiyona vuruyordu. En fazla bir dakikanın sonunda yola koyulmuşlardı. Sessizlik gittikçe uzarken Jess bir şey söyleyip söylememesi konusunda emin olamıyordu. Elliot elleri direksiyonda dümdüz karşıya bakarken yüzünden duyguları anlaşılmıyordu. Jess ne düşündüğünü merak etti. Onları bekleyen en az bir saatlik bir yolculuk vardı ve sessizlik oldukça garip bir ortam yaratıyordu. Yirmi dakikanın sonunda pes etti. "Güvenlik kameralarına baktım."dedi en sonunda. Sesi sessizliği delip geçmişti. Elliot düşüncelerinden hızla sıyrılırken aklına gelmiş gibi başını salladı. "Ne çıktı ? Garip bir şey var mı ?" Sesindeki normal ton Jessica'yı rahatlattı. Kızgın olduğunu düşünmüştü. Arka cebinden not defterini çıkardı. "Aslında her şey normal görünüyor. Evden altı kırk'ta çıkıyor ve okul otobüsüne biniyor,okulu sabah yedide başlayıp birde bitiyor." "Kaç saat ders görüyorlar ?" "Sanırım altı saat. Biliyorsun burada okullar altı-iki-dört şeklinde." Elliot anladığını belirtir gibi başını salladı. İlk okul altı yıl,orta okul iki ve lise dört yıldı. Kendisi sekiz-altı olarak okumuştu. Peter ilkokul son olmalı diye düşündü. Bitirememişti ve hep orada kalacaktı. "Okula tam saatinde girmiş ve derslerinin hepsini görmüş. Birkaç öğretmenle de konuşacaktım ama çoğu dersteydi." Dedi üzgünce. Kameraları izlemek garip hissettirmişti,okul otobüsünün kameralarında küçük çocuk sırt çantasıyla somurtarak okul otobüsüne isteksizce binmişti. Büyük ihtimalle hiç arkadaş edinememişti ve okul ona cehennem gibi geliyor olmalıydı. Ona olacakları bilmeden okulun içinde gezmiş,derslere girmişti. Son kez okuluna gitmiş ve dönmemek üzere kapıdan dışarıya, okul bittiği için yüzünde küçük bir tebessümle hızlıca çıkmıştı. Jessica kendime gelmek için başını salladı. Duygusallığın zamanı değildi,bunu yapanı bulmaları gerekiyordu. "Okul bittiğinde servise binmeden okulun biraz aşağısındaki parka doğru ilerlemiş. O bölgede pek kamera bulamadım ama onu yakaladığım diğer yer yamaca giden yoldu." "Kendisi mi gitmiş ?" Dedi Elliot şaşkınlıkla. Kaşları çatılmıştı. Aslında çocuğun kaçırılarak oraya götürüldüğünü düşünmüştü. "Öyle görünüyor,yanında kimse yoktu." "Yani her ne olduysa okulda mı oldu dersin ? Servise isteyerek binmemiş ve oradan yamaca doğru gitmiş. Tabi o arada bir şey olmadıysa." "Sorun da bu. Belki de parka birisiyle buluşmak için gitmişti,oradan da evine gidecekti ama ne olduysa uçuruma gitti." "Sence arkadaşı var mıydı ?" "Hayır,yoktu." Dedi nefes vererek. Yalnızdı ve yalnız ölmüştü. "Belki de çok önceden planlanmış bir şeydi." Diye tahmin yürüttü. Belki de kendi ölümünü farkında olmadan günler önceden planlanmıştı. "Bilmiyorum. Daha çok bilgiye ihtiyacımız var." "Bulacağız."dedi ve gaza bastı Elliot. Kırk dakikanın sonunda neredeyse ormanlık olan,etrafta tek tük evlerin bulunduğu bir yerdeydiler. "Doğru yerde miyiz ?" Dedi Jess. İkiside camdan dışarıya bakıyor,evlerin kapılarında yazan sekiz numarayı arıyordu."Doğru yerde olmalıyız." Arabayı buzda kaydırmaya dikkat ederek gitmeye çalışırken birdenbire arabada sarılıp, aşağı çöktüklerinde Jess panikle Elliot'a döndü. "Ne oldu ?!" Elliot anlamayarak gaza yüklendi ama altlarındaki tekerlek boşa döndü. Elliot bir kez daha gaza yüklendiğinde Jess pencereden ön sol tekeri görmeye çalışıyordu. "Sanırım kara saplandı." İçinden küfürler savuruyordu. Bugün her şey ters gitmek zorunda mıydı yani. Ayağını gazdan çekip emniyet kemerini açtıktan sonra aşağı indi ve eğilip tekerin ne kadar batmış olduğuna baktı. Jess de hemen peşinden inmiş ve yanına gelmişti. İkisininde soğukta buhar olan nefesleri birbirine karışırken güneş ufukta yavaş yavaş kayboluyordu. "Sen gaza bas,ben ittireceğim." Jess ikiletmeden hızlıca arabaya bindi ve ayağını gaz pedalına koydu. Camı açmayı unutmamıştı. Elliot ise arabanın arkasına gidip ellerini yerleştirdikten sonra ayaklarını sağlamca yere bastı. "Şimdi !" Dediğinde Elliot tüm gücüyle ittirmeye başlamış,Jessica ise gaza yüklenmişti ama dakikalarca arabada hiçbir hareket olmayınca Elliot sinirle bıraktı ve nefeslendi. Jess ise aynalardan Elliot'un gergin yüzüne bakıyor, dudağını ısırıyordu. "Bir kere daha." Dedi Elliot,ayaklarını tekrardan yerde sağlamlaştırdıktan sonra tüm gücüyle ittirmeye başladığında aynı şekilde Jessica'da gaza yüklendi ama sonuç yine aynıydı. Elliot ellerini dizlerine koymuş nefeslenirken Jessica arabadan indi. "Hava kararıyor,gidip kadını bulmalıyız hem belki birinden kürek bulabiliriz." Dedi ikna etmeye çalışarak. Elliot nefes nefese başını salladı. Şu anlık başka bir yol görünmüyordu. En azından araba yolun ortasında değildi. Elliot arabadan eşyaları alırken Jessica'da kadının çantasını alıp kapıyı kapattıktan sonra Elliot arabayı kilitledi ve birlikte evlerin olduğu düzlüğe doğru yürümeye başladılar. Duyulan tek ses ayaklarının karda çıkardığı sesler ve ormandaki baykuşların gürültüsüydü. Güneş, ışıklarının son tanelerini yönlerini görmeleri için onlara yansıtırken ufukta yavaşça yok oluyordu. Jess montunun yakalarını kaldırıp boynunu örttü. Güneş batıyordu ve neredeyse bir dağın tepesindeydiler. Şu anda evinde, televizyonun karşısında kahve içiyor olmayı diledi. Soğuktan dişlerinin birbirine vurmasına az kalmıştı. "Sanırım burası." Dedi Elliot paslanmış demirden sekiz numaraya baktı. Orta düzeyde iki katlı bir evdi ama eksik kiremitli çatısından ve evin boyası çıkmış duvarlarından eski olduğu anlaşılıyordu. Yanan turuncu ışık şömine gibi görünüyordu dışarıdan. İkiside birbirine kısa bir bakış attıktan sonra Elliot kapıyı çalmak için önden ilerledi ve gıcırdayan merdivenlere adım attı. Tahta merdivenlere güneşin son turuncu ışıkları vuruyordu. Jess hem arkasından kapıya yaklaştı. Elliot kapının üzerinde duran paslanmış tokmağı tuttu ve iki kere sertçe vurdu. Yaklaşık bir dakika evden hiçbir ses gelmedi. Elliot bir kez daha kapıyı çalmak için tokmağa uzandığında kapıya yaklaşan ayak sesleri duyuldu. Birbirlerine kısa bir bakış attıklarında tahta kapı büyük bir gıcırdamayla açıldı. Elanie Hill tahmin ettiğinden de berbat bir halde görünüyordu. Üzerinde ters giyilmiş bir tişört ve altında dizleri yırtık bir pantolon vardı. Tişörtü ters giydiğinin farkında olmadığını düşündü Elliot. Hatta hiçbir şeyin farkındaymış gibi görünmüyordu. "Elanie Hill ?" Diye sordu onaylamak için. Boş bakan kırmızı gözler Elliot'u bulduğunda kadın başıyla onayladı. Eğer Elliot dikkatle kadını izlemeseydi başını salladığını fark etmezdi. Cüzdanını çıkartıp görmesi için kaldırdı. "Dedektif Elliot Wright,ve ortağım." Hemen arkasında duran Jessica'ya baktı. Jessica kimliğini güneşin vuran son ışığına tuttu."Dedektif Jessica Dawson." Kadın bir süre boş gözlerle kimliklere baktıktan sonra aralık kapıyı biraz daha açarak geri çekildi. Elliot önden içeriye girerken ateşin ışığının geldiği odaya yöneldi. Hemen arkasında Jessica'nın küçük adımlarını duyabiliyordu. Sadece şöminenin ışığıyla aydınlanan oda oldukça sade ve sessizdi,karşılıklı duvarlara yaslanmış ikili iki tane koltuk ve yerde renkli desenlerle dikilmiş kilim vardı. Odanın duvarlarında asılı yaşlı bir adam ve kadının resminden başka bir şey yoktu. Elliot pencere kenarındaki kurumuş çiçeği fark etti,ayrıca koltukların yanında,odanın köşesine yaslanmış üst üste kutular duruyordu. Bayan Hill hala daha taşınmayı bitirememişti anlaşılan. İçeriye girdiğinde koltuğun üzerindeki yastığı ve battaniyeyi gördü,burada yatıyor gibi görünüyordu. Odanın ortasına kadar geldiğinde Bayan Hill Jessica'nın arkasından odaya girmişti. Eliyle oturmalarını işaret ederken Elliot hafifçe tebessüm edip koltuğa yerleşti. Ateşin sıcaklığıyla vücudu gevşerken ısınmaya başlamıştı bile. Jessica hemen yanına yerleşirken Elaine karşı koltuğa oturup battaniyeyi dizlerine çekip örttü. "Bu kadar geç bir saatte rahatsız ettiğimiz için üzgünüm Bayan Elanie."dedi Elliot sessizliği bozarak. Ağlamaktan kızarıp şişmiş gözler baktığı halıdan ona döndü. "Kaybınız için çok üzgünüm." Dedi Jessica. Çocuğunu kaybetmiş bir anneye ne derse desin saçma ve yetersiz gelecekti. Kadının yaşadığı acıyı görürken dudaklarını ısırıp ağlamamak için kendini tutmak zorunda kaldı. "Sizin için çok zor olduğunu biliyorum ama yardımınıza ihtiyacımız var. Bizimle konuşabilir misiniz ?" Dediğinde kadın birkaç saniye duraklamanın ardından başını salladı. "Konuşabilirim."dedi fısıltıyla çıkan çatlak sesiyle. Elliot bir anlık tereddütün ardından konuştu. "Peter nasıl bir çocuktu Bayan Elaine ?" Göz bebekleri titredi ve kızarmış gözler parlamaya başladı ateşin ışığında. Elanie cevap vermeden önce küçük bir damla firar edip yavaşça süzüldü yanağından. "Mükemmel bir çocuktu,"dedi fısıltıyla. Bunu öyle bir şekilde söylemişti ki sanki bir insandan değil insan dışı bir varlıktan,bir melekten bahsediyordu. Yüzünde anlık oluşan küçük tebessüm anında yok oldu." Tanrının günahlarıma karşı beni affedip gönderdiği en güzel hediyeydi," Bir damla daha süzüldü titreyen dudaklarına."herkesin isteyeceği harika bir çocuktu,beni hiç üzmezdi. Ne dersem onu yapar,her şeyde bana yardımcı olurdu." Küçük bir kıkırtı kaçtı dudaklarından. Acı bir gülüştü." Sanki büyümüş de küçülmüş gibiydi çok zekiydi, hazır cevaptı." Ateşe bakıyor, dalgınlıkla konuşuyordu. "Sakindi, hiçbir zaman bağırıp hırçınlaştığını hatırlamam. Para biriktirip kendine oyuncak veya bilgisayar oyunu almak yerine eve yiyecek bir şeyler alırdı." Kadının mavi gözleri titriyordu. Elliot ateşin ışığında kadına bakarken bu sabah gördüğü küçük yüzün kime benzediğini görebiliyordu. Sivri bir çene ve dik burun kesinlikle annesinden aldığı bir şeydi. Acaba gözleri de annesi gibi mavi miydi ? Bir zamanlar bu şekilde parlıyor muydu ? "Sessiz bir çocuk olduğu için pek arkadaşı olmuyordu. İçine kapanıktı, arkadaş edinmekte pek iyi sayılmazdı." Kadının yüzü birdenbire acıyla buruştuğunda Elliot endişeyle kadına baktı. Elaine ellerini yüzüne kapattı ve bir hıçkırık firar etti dudaklarından. "Buraya hiç gelmek istememişti, burayı sevmiyordu ama ben ona sürekli her şeyin daha iyi olacağını söyledim !"diye acıyla feryat ettiğinde bir hıçkırık daha dudaklarından firar etti. Jessica yerinden kalkıp kadının yanına oturdu ve elleriyle kadının ağlamaktan sarsılan bedenini sardı. Elliot ellerini bağlayıp önündeki halıya bakarken biraz olsun sakinleşmesini umut ediyordu. Jessica başıyla Elliot'un fark etmediği sehpada duran sürahi ve bardağı gösterdi,Elliot hızlıca ayağa kalkıp bir bardak su doldurduktan sonra Jessica'ya uzattı. Jessica biraz olsun kadına su içirmeyi başardığında sakinleşmesi için bir süre beklediler. Elaine'nin soluksuz hıçkırıkları yavaşladığında bir süre daha bekledi Elliot. Odada çatırdayan odunların sesi ve şiddetini gittikçe arttıran kar fırtınası duyuluyordu. Cama vuran beyaz pamuk eriyerek yavaşça süzülüp yok oldu. "Üzgünüm." Dediğinde Elliot başını iki yana salladı. Jessica ise kadının sırtını sıvazlamaya devam etti, "Ben üzgünüm Bayan Elaine, bunları konuşmak için iyi bir zaman değil. Sizi rahatsız etmek istemezdik." Odaya bir süre daha sessizlik hakim oldu. "Peter'a zarar vermek isteyen birisi var mıydı ?" Sessizliği tekrar bozan Elliot'un sesi bembeyaz olmuş kadını koltukta titretti."Hayır,dediğim gibi çok sakin bir çocuktu. Kimseyle kavga etmez,sesini çıkarmazdı." Sesi daha da kısılıyordu sanki. "Son birkaç gün nasıldı ? Onda herhangi bir değişiklik sezdiniz mi ?" Elaine bir süre çatık kaşlarla düşündü. Ardından olumsuz anlamda başını salladı."Hayır, garip bir şey yoktu,her zamanki ev haliydi. Okuldan döndüğünde birlikte öğle yemeği yerken çizgi film izlerdik. Ninja kaplumbağalara bayılıyordu. Akşamleyin o ödevlerini yaparken ben fatura ödemelerini ve diğer giderleri hesaplıyordum." "Ne iş yapıyorsunuz ?" "Fabrikada iş buldum,iplik fabrikası. Burdan iki kilometre uzaklıkta." "Yürüyerek mi gidiyorsunuz ?" "Fabrikanın bizim için servisleri var." "Peter'ın okul saatiyle iş saatleriniz çakışıyor muydu ?" "Sabahları çakışmıyor,benim mesaim sekizde başlıyordu bu yüzden birlikte kahvaltı yapardık. Öğlen geldiğinde bende evde oluyordum çünkü öğle molası iki saat ve evim yakın olduğu için eve geliyordum." Gözleri bir şeyi hatırlamış gibi kısılıp doldu,titrek bir nefes aldı. "Peki kocanız ?" Elliot'a bakan maviler şöminedeki ateşe döndü. "Evli değilim."dedi kısaca. "Boşandınız mı ?" "Hiç evlenmedim." "Peter'ın babası nerde Bayan Elaine ?" Dedi en sonunda. Elaine bir süre durgunlaştı. "Peter'a hamile kaldığımda on yedi yaşındaydım. İyi bir evlat olmadım hiçbir zaman," elleriyle yüzünü ovuşturdu."Onlarda benim için iyi bir aile olmayı başaramadı, babam çok içerdi ve sürekli annemi döverdi. Benden büyük birde abim vardı ve o on sekiz yaşına basar basmaz askeri okula yazılarak gittiğinde tamamen yalnız kalmıştım," Sıkıntıyla başını sallayıp acı bir tebessüm bıraktı."altı ay sonra abimin ölüm haberi geldiğinde ailecek yıkıldık. Benim için çok büyük bir çöküş oldu çünkü yeterince güçlenip para biriktirdiğinde gelip beni alacağını söylerdi. Haftada bir telefon hakkı vardı ve her seferinde arayıp iyi olup olmadığımı sorardı, biraz daha sabretmemi söylerdi, benim tek dayanağımdı." Dudaklarını ısırıp kucağına baktı. "Abiniz nasıl..?" Elliot nasıl soracağını bilememişti ama sormak zorundaydı. Elaine anlık bakışlarını Elliot'a çevirdikten sonra tekrar kucağına döndürdü. "Mayın." Dedi fısıltıyla. "Arkadaşı mayına basmış, o da yanındaymış. Bırakıp gidebilirdi, kaçabilirdi ama.." Tekrar dolan gözlerden bir yaş daha süzüldü. Jess ve Elliot baş sağlığı diledikten sonra Elaine derin bir nefes alıp toparlanmaya çalıştı. "Abimin ölümünden sonra her şey daha da beter oldu. Babam daha çok içmeye başladı, annemde uyuşturucuya bağımlı oldu. Bende okulu bıraktım ve serseri gibi gezmeye başladım. Annem yüzünden uyuşturucuya da başlamıştım, o aralar da aşık olduğumu sandım ve Peter'a hamile kaldım. Ona, hamile olduğumu söylediğimde bana aldırmamı söyledi, bir daha karşısına çıkmamamı," Gözlerinde kuruyan yaşlar tekrar akmaya başladı."Yapamadım..onu öldüremedim ve bunun için hiçbir zaman pişman olmadım." Dedi hafifçe gülümseyerek. "Onun küçücük bedenini kucağıma aldığımda da doğru bir karar aldığımı biliyordum." "Aileniz ?" "Hamileliğimin üçüncü ayında evden kaçtım çünkü karnım gittikçe belli olmaya başlıyordu, eğer babam öğrenirse beni öldürürdü." Dedi omuz silkerek."Uzun zaman oldu, yaşayıp yaşamadıklarını bilmiyorum." Elliot başını sallarken Jessica ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu ama yanaklarındaki ıslaklık ateşin ışığında onu ele veriyordu. "Peter'ın babasının adı neydi ?" Elaine yorgunlukla soluk verdi,"William James Conan, liseyi birlikte okumuştuk." Elliot ismi aklının köşesine yazarken başını salladı. Diğer bilgileri dosyalardan bulabilirdi, ayrıca babayı da bulmaları gerekecekti. "Kaç yaşındasınız Bayan Elaine ?" "Yirmi dokuz,"dedi yüzündeki mahvolmuş ifadeyle. Çok genç, neredeyse aynı yaştayız ama o her şeyini kaybetmiş diye düşündü acıyla. Dünyada herkes iyi bir hayat yaşama şansına sahip olamıyordu, herkesin savaşı farklıydı. Odada yine sessizlik olurken birden Elliot'un telefonu çalmaya başladığında Jessica yerinde zıpladı. Elliot özür dileyerek telefona baktığında arayanın Matthew olduğunu gördü. "Özür dilerim, buna cevap vermem gerekiyor." Dediğinde Elaine başını salladı. "Tabi, yan odada konuşabilirsiniz." Elliot teşekkür ederken sıcak oturma odasından koridora çıktı ve karanlık odanın kapısını aralarken telefonu açtı. "Elliot ? Nerdesiniz siz ?!" "Bayan Hill ile konuşmak için geldik, onun evindeyiz."derken karanlık odada ışığı açmış, karşısında ona bakan bedenle şaşkınlıkla donakalmıştı. Ona bakan gözler bir saniye bile ayrılmıyordu üzerinden. Elliot yavaşça içeriye adım atarken Matthew'in söylenen sesini duymuyordu bile. Etrafa hızlıca göz gezdirirken odanın ortasına doğru yaklaşıp aynı şekilde ona bakan bedeni süzdü karşısında. Neredeyse boş olan odada duvarlara yaslanmış ve üzerleri örtülmüş aynalardan başka bir şey yoktu. Elliot örtüldüğü çarşafı yere düşmüş olan eski boy aynasına yaklaşıp kendi bedenine baktı tekrar. "Elliot ?!" Matthew telefonun diğer ucunda bağırıyordu. "Burdayım," "Kiminle konuşuyorum ben ?! Saatin kaç olduğunu biliyor musunuz ?" "Evet, ama konuşmak için gittiğimizde hastanede değildi biz-" "Kısa kes, departmana dönün artık Hannah ve Allen çoktan geldiler, ayrıca toplantıyı da kaçırdınız."dedi sinirle. Elliot bir süre suratına kapanan telefonun farkında olmadan etrafta gezinip örtülen aynalara baktı. "Elliot ? Bir sorun yok değil mi ?" Jess merakla kapıdan ona bakarken Elaine hemen arkasında endişeyle çıkmıştı. "Bir haber mi var ?" Elliot karşısındaki kadınları sakinleştirmek için hafifçe gülümsedi."Hayır, önemli bir şey yok,artık gitmeliyiz." "Matthew mi ?"diye sorduğunda başını salladı. Jessica yüzünü buruştururken odayı fark etti ve içeriyi görebileceği bir noktaya gelip örtülmüş aynalara ve kocaman boy aynasında gezdirdi gözlerini. Kaşları merakla çatılırken Elliot'a döndü. "Bunların sebebini sorabilir miyim ?" Dedi Elliot odadaki örtülü aynaları gösterirken, Elaine yüzünde acı bir ifadeyle gösterdiği odadan bakışlarını çevirip parkeye dikti. "Eve gelir gelmez tüm aynaları toplayıp örttüm," Dedi acı bir sesle. "Neden ?" "Ruhunun aynalara hapsolmasını istemedim, küçük meleğim artık cennete." Dedi örtülen aynalara bakarak. Boy aynasının önünde yere düşmüş çarşafı görünce Elliot'un yanından geçerek hızlıca odaya girdi. Girerken Elliot'un omzuna çarptığında Elaine neredeyse düşüyordu, Elliot özür dilemek için ağzını açtığında kadın umursamadan içeriye girmiş ve panikle yere düşen çarşafı aynanın hiçbir yeri görünmeyecek şekilde kapatmıştı. Jess ve Elliot 'noluyor' dercesine birbirine baktı. "Ölen bir insanın evindeki aynaların üzerleri örtülmelidir ki ruh gökyüzüne doğru olan yolculuğunda bir engelle karşılaşmasın." Kendi kendine mırıldanırken açılan her aynayı kapatıyor, örtülü aynaları bile tekrar düzeltip iyice sarıyordu. "Ruhunun hapsolacağına mı inanıyorsunuz ?" Dedi Elliot. "Hapsolacağını biliyorum ama buna izin vermeyeceğim."dedi kararlılıkla Elliot'a. "Masallarda sihirli aynalar gelecekten haber verir, uzak yerleri gösterir, insanlarla konuşur. Pamuk prenses masalındaki üvey annesi sihirli aynasında onunla konuşur ve istediği bilgileri ondan alır." Elliot'a baktı delici, mavi gözler. " Bazı gerçekler geçmiş zamanın hikayelerinde gizlidir. Sadece aptal hikayeler değil bunlar gerçek dedektif, çok çok eski zamanlardan beri bu böyle." Tanrım, bu kadın iyi değil. Masalara inanan ve çocuğunu kaybetmiş bir anne. Bu iş gittikçe garip bir hal alıyordu. Jess odaya girip Elliott baktı. O da bunu oldukça garip bulmuş olmasına rağmen sanki hayatı buna bağlıymış gibi aynaları örtmeye çalışan kadını üzüntüyle izledi. En sonunda Elaine ile birlikte açılan aynaları kapatmaya başladığında Elliot deli gibi odada her aynanın üzerini örtmeye çalışan kadınlara baktı, sanırım Jess'i de kaybetmişti. Her ayna üç kez kontrol edilip hiçbir yerinin görünmediğine emin olunduğunda Elaine nefes verip odadan çıkmış ve kapıyı yavaşça örtmüştü. "Sanırım gidiyorsunuz," dedi ona bakan dedektiflere. "Aslında konuşmak istediğim bir iki bir şey daha vardı," Elliot daha sormak istediği her şeyi soramamıştı ve öğrenmeden de gitmeyecekti. Elaine'nin akıl sağlığı normal görünmüyordu ve ortada uçurumdan düşmüş - ya da atılmış - bir çocuk vardı. Elaine yorgunca nefes verdi, gözlerinin altı ağlamaktan şişmiş ve kızarmıştı,"Odaya geçebiliriz." Dediğinde önden ilerlerken hemen arkasından Elliot ve Jessica odaya girdi. Elliot Jessica'nın merakla ona bakan bakışlarının farkındaydı ama ona bakmadan eski yerine yerleşti. "Sizi görmeye kimse geldi mi ?" Elaine kucağındaki battaniyeyi tutarken koltukta geriye yaslanmıştı, "Polis dışında mı, hayır." "Yakınınız yok mu ? Arkadaş, akraba ?" "Benim kimsem yok Dedektif." dedi keskin bir dille. Elliot ayağa kalkıp Jessica'nın koltuğun yanına koyduğu çantayı alıp kaldırdı, "Hastanede bırakmışsınız." Dediğinde Elaine'nin kaşları şaşkınlıkla kalktı, ifadesinin her detayını incelerken numara yapmadığını gördü Elliot. "Ah Tanrım, yokluğunu bile fark etmedim." Çantaya uzanıp aldığında hızlıca içindekilere baktı. En önce cüzdanını değil de küçük siyah bir defter çıkardığında Elliot ne yaptığını izledi. Elaine çıkardığı defterin arasını açtığında bir fotoğraf sayfanın arasından kayarak yere düştü. Jessica ve Elliot'un gözleri yerdeki fotoğrafa kaydığında Elaine ile Peter'ı gördüler. Elaine yeni doğum yapmış olmalıydı, üzerinde hastane elbisesi vardı. Yüzü gözyaşları ve terle ıslanmıştı. Yanakları ve boynu kıpkırmızı olmuşken Peter küçücük bedeniyle Elaine'nin sıcak kollarında huzurla gözlerini kapatmıştı. Elaine düşen resmi alıp önce öptü ardından kalbine bastırdı. Ardından kalan diğer eşyalara hızlıca göz attığında Elliot hayal kırıklığına uğrayıp uğramaması gerektiğini bilmiyordu ama görünen o ki anneden bir şey çıkmayacaktı. "Bay Williamla da konuşmak istiyoruz, daha önce sizi aramış mıydı ?" Dedi konu değiştirerek. "William mı ? Hayır, bebeği aldırmamı söylediği günden sonra hiç konuşmadık." Elaine şaşırmıştı. Bunu beklemediği açıktı. "Aldırmadığınızdan haberi var mı ? Belki ortak arkadaş veya tanıdık biri sayesinde öğrenmiştir ?" Elaine kararsızlıkla bir süre düşündü. Kaşları çatılmıştı. Elliot'un neden sorduğunu anlamış gibiydi. "Uzun zamandır tanıdık kimseyi görmedim, o şehirden ayrıldığımda her şeyi arkamda bıraktım ve sanmıyorum." Bir an duraksayıp tekrardan derince kaşlarını çattı. "William'ın şüpheli olduğunu mu düşünüyorsunuz ?" "Sizce şüpheli olmalı mı ?" "Eğer William aldırmadığımı öğrenseydi bile bunun için hiçbir şey yapmazdı. Hamile olduğumu söylediğimde sadece korkmuştu çünkü ikimizde lisedeydik ve çocuktuk." Yüzündeki üzüntü ve hüzün yaşadıklarını ayrıca anlatıyordu. "William'ın babası çok katı ve disiplinli bir adamdı, eğer çocuğu öğrenseydi William o adamın elinden sağ çıkamazdı, bu yüzden korktu ve gitti." "Sizde çocuktunuz ve korkuyordunuz ama yine de aldırmayıp o yaşınızda yeni bir başlangıç yaptınız." Dedi Jessica Elaine'nin William'ı savunmasına daha fazla dayanamayarak. Ortamda sessizlik olurken bu sefer Jessica'nın telefonu çalmaya başladığında ikiside aynı anda ayaklandı. "Sizinle kalacak kimseniz var mı ? Yan komşu veya iş yerinizden bir arkadaşınız ?" Elliot, kadın için endişeleniyordu yalnız kalması iyi olmayabilirdi. "Halamı aradım," dedi dalgınca. "Hiçbir şeyden haberi yoktu. Öğrendiğinde şoka girdi. Sanırım en yakın zamana uçak bileti alacaktı." Elliot'a baktı. "Sanırım çocukluğumdan geriye güvenebileceğim bir tek o kaldı." Yorgunca baktı. Ayakta sallanıyordu. Elliot neden başta bahsetmediğini soracaktı ama kadın her an yığılacak gibiydi, bugün çocuğunun ölüm haberini almıştı. Bu kadar ısrarcı olduğu için kendine kızdı. "Pekala, eğer herhangi bir şeye ihtiyacınız olursa, aklınıza unuttuğunuz bir ayrıntı gelirse lütfen arayın." Dedi Elliot kapıya yönelirken. Oturma odasından çıkarken koltuğun üzerindeki battaniyenin detaylarını fark etti. Koyu mavi renkli örtünün üzerinde küçük yarış arabaları vardı. "Teşekkürler," dedi halsizce Elaine. Jessica dış kapıya vardığında Elliot hemen arkasındaydı. "Tekrar gelebiliriz," dedi ihtimalleri göz önünde bulundurarak. Daha Peter'ın odasını görmemişti ve konu insanlar olunca hiçbir şeyin garantisi olmuyordu. Elaine başını salladı. İkisi de dışarıya çıktığında başlamış olan kar fırtınası onları onlar daha hazırlanmadan çarptı. Jessica ani ıslak rüzgarın yüzüne çarpmasıyla sessiz bir çığlık attı. Elliot montunun şapkasını kafasına geçirirken aralık kapıdan onlara bakan kadına dönüp hafifçe gülümsedi. Elaine aynı şekilde karşılık verirken ikisininde sahte gülümsemesi kar fırtınasıyla silinip gitti ve Elaine kapıyı kapattı. "Soğuk soğuk soğuk !" Jess yerinde zıplarken soğuktan dişleri birbirine vuruyordu. Ellerini cebine sokmuş, kabanının şapkasını takmıştı. Merdivenlerin son basamağında panikle Elliot'a döndü. "Kürek !" "Ah !" Dedi Elliot aniden hatırlayıp bugünkü şansına bir kez daha küfrederek. Küreği tamamen unutmuştu ayrıca bu fırtınada araba çoktan kar altında kalmış olmalıydı. Fırtınaya arkaları dönük evin önünde dururken soğuktan donuyorlardı. Kısa bir an eve baktı Elliot. Onca açılmamış kutunun arasında bir kürek olup olmadığı şüpheliydi. Sinirle nefes verdi. "Yan komşudan isteyelim, baksana ışıkları yanıyor." Dedi Jessica başıyla birkaç metre ilerideki evi göstererek. Elliot onu onayladığında yan eve doğru yürümeye başladılar. Kapıyı çaldıklarında açılması için geçen saniyeler işkence gibiydi onlar için. En sonunda kapı yavaşça aralandığında yaşlı kadın onlara merak ve korkuyla bakıyordu. Bu fırtınada kimse misafir beklemezdi tabi. Elliot hızlıca kimliğini çıkartıp gösterdi. "Polisiz. Dedektif Elliot Wright." Aslında polis olduğunu söylemeyi planlamıyordu ama yaşlı kadın gerçekten korkmuş görünüyordu. Kapının tam açılmasını engelleyen ince, eski bir zincir vardı. Tek bir tekmeyle kolayca kopartabileceğini düşündü, ayrıca paslanmış zincire bakarak uzun zamandır burada yaşadığı varsayımını çıkardı Elliot. Sonradan taşınmış da olabilirdi ama elli yaş üstü insanlar için alıştıkları evlerinden taşınmak, zorunda olmadıkça kesinlikle yapacakları bir şey değildi. Buna en büyük örneği kendi ailesinde yaşıyordu. "Ne istiyorsunuz ?" "Arabamız kara saplandı ve küreğinizin olup olmadığını soracaktık ?" Dedi Jessica tatlı ses ama titreyen bir çeneyle. Yaşlı kadın bir süre durakladı. "Arka bahçede ambar var, orada olması lazım." Dediğinde Elliot başını sallayıp teşekkür etti. Jessica da teşekkür ederken geri yerine koyacaklarını söylüyordu. Yaşlı kadın kapıyı kapatmadan kararsızlıkla durdu. "Ölen çocuk için mi geldiniz ?" Elliot basamakların sonunda sokağa adım atmak üzereydi. Jessica başını onaylar şekilde salladı kadına. "Bir şey biliyor musunuz ?" Jessica'nın sorusu kadının huzursuzca yerinde kıpırdanmasına neden oldu. "Yeni taşındılar, sanırım çocuk intihar etmiş." Dedi üzgünce, "Öyle diyorlar yani." "Tanıyor muydunuz, sonuçta yan komşunuz." Dedi Elliot yaşlı kadının huzursuz ifadesine bakarak. Kadın kapıyı kapatıp kapatmamak arasında kısa bir tereddüt yaşadı, Elliot'un ona bakan delici gözleri vazgeçmesini sağladı. Genç polis tam baş belası gibi görünüyordu, eğer kapatırsa peşini bırakmayacaktı. "Kadın fabrikada çalışıyor, buradan biraz uzakta. Pek kimseyle konuşma fırsatı olmuyordu sürekli çalışıyordu. Yalnız bir kadın, çok normal aslında." "Hiç konuştunuz mu ?" "Sadece birkaç kez arka bahçeyi sularken gördüm. Selamlaşıyorduk o kadar." Sesindeki farklı tınıyı yakaladı Elliot. "Sizi huzursuz eden ne ?" Yaşlı kadın sıcacık evinin aralık kapısından konuşurken onlar fırtınaya karşı duruyorlardı. Elliot daha fazla oyalanmayacaktı. "Normal birisi gibi ama," Aralık kapıya daha çok yaklaşıp fısıltıyla konuşmaya başladı." Bir keresinde onu evinden çöp atmaya çıkarken gördüm, çöpü atarken poşet yırtıldı ve içinden doluca oyuncak yerlere saçıldı." Dedi heyecanla. Jessica Elliot'un sormak üzere olduğu soruyu dillendirdi. "Bunda garip olan nedir ?" Elliot daha kaba bir şekilde soracaktı ama bu da iş görürdü. Yaşlı kadın kapının zincirini çıkarttı. Aralık kapıyı daha da açıp dışarıya adım attı ama vuran sert rüzgar onun anında içeriye kaçmasına neden oldu. Ayrıca Elaine'nin oyuncakları atması Peter büyüdüğü için olabilirdi. Bunda garip olan neydi ? "Oyuncaklar normal görünmüyordu,hepsi pislenmişti ve bazı oyuncakların kolları eksikti." Dediğinde Elliot sinirle saçlarını yolmamak için zor durdu. "Eskimiş oldukları için olabilir." Dedi Jessica göz devirmemek için kendini zor tutarken. "Anlamıyorsunuz, kız çocuğu oyuncaklarıydı." "Bunu nasıl anladınız ? Oyuncaklar unisex olabilir." "Benimde torunlarım ve gözlerim var memur bey. Çöpteki oyuncakların hepsi Barbie bebekler ve oyuncak makyaj aletleriydi. Bende oğlu değil de kızı olduğunu sandım ilk gördüğümde." İkna etmeye çalışarak iki polisin gözlerine baktı. Henüz bunamadığını kanıtlamaya çalışıyor gibiydi. "Bir sabah gazeteyi almak için çıktığımda gördüm çocuğu daha yakından. Okul otobüsüne biniyordu ve kesinlikle erkekti. Evinde küçük bir kızı olabileceğini düşündüm ama bir sabah kadına sorduğumda sadece oğlu ve kendisi olduğunu söyledi." Elliot yaşlı kadının sadece düşünmekten öteye gidemediğini gördü. Bir kez olsun yanlarına gidip bir sorunları olup olmadığını sormak yerine sadece çöplerini karıştırıp gözetlemişti yani. "Pekala, yardımınız için teşekkürler. Küreği yerine bırakacağız." Dedi hızlıca. Yaşlı kadın kapıyı kapattığında Elliot çoktan ambarın girişine varmıştı. Küçük eşya kulübesine girerken bir eliyle ışığı arıyordu. Bulduğunda küçük kulübeye aydınlandı. Ona saatler gibi gelen dakikaların sonunda küreği bulmuştu. Arabaya vardıklarında Elliot'un tam da tahmin ettiği gibi kar arabayı neredeyse kendi parçası gibi içine almıştı. Jess yanında gördüğü manzara karşısında inlediğinde Elliot nefes verip kürekle kazmaya başladı. Araba bir türlü ısınmazken Jessica koltukla bütün olmaya çalışır gibi daha çok gömülüyordu. Elliot yoğun karda önünü görmek için uzunlarla giderken herhangi bir buzlanmada arabayı kaydırmamak için direksiyonu farkında olmadan daha çok sıkıyordu. "Ne düşünüyorsun ?" Jessica'nın ince sesi fısıltıyla çıkmıştı. Konuşurken ağzından buhar çıkıyor, arabanın ön camına çarparak havaya karışıyordu. "Havada uçan şeylerin kuş olduğunu," dedi kaşlarını çatarak. Jessica neredeyse yatar pozisyona geldiği koltukta dikelip camdan ay'ın aydınlattığı gökyüzüne baktı. Hızla geçen yarasaları gördüğünde küçük bir kahkaha attı. "Yarasalardan korkuyor musun ?" "Hayır, sadece sevmiyorum." Dedi umursamazca. "Bence tatlılar. Küçük,boncuk gibi siyah gözleri ve küçük yüzleri var." "Evet, çok tatlılar." dedi alayla. Geçen birkaç dakika sessizliğin ardından Jessica tekrar konuştu. "Halayla da konuşmalıyız." Elliot düşüncelere dalmışken düşündüğü için kaşları iyice çatılmıştı. Jess Elliot'un düşünürken hep böyle olduğunu anladığında gülümsememek için dudağını ısırdı. "Yaşlı kadının söyledikleri hakkında ne düşünüyorsun ?" Dedi merakla. Nedense Elliot'un düşünceleri ilgisini çekiyordu. Fikirlerini merak etti. Elliot yarı çatık kaşlarla bir süre sessiz kaldı. "Belki de ilgisi vardır. Yani sonuçta bu tür çocuklar olabiliyor. Ayrıca henüz Peter'ın odasını da görmedik." Belki buna dair daha çok ip ucu bulabilirlerdi orada. Jessica bir süre sessizlikte düşündü. Elliot tekrar konuştu. "Sence William'ın babası yapmış olabilir mi ? Çocuktan bir şekilde haberi olmuştur ve oğlunun geçmişini temizlemek istemiştir." Diye teori attı ortaya. Bir hikâyesi olması gerekiyordu tüm bunların. "Bir çocuğu öldürmeyi göze alır mısın kendi oğlunu kurtarmak için ? Hem sıradan bir çocuk da değil, kendi öz torunu. Adam da ünlü biriyse eğer bunu yapmak biraz tehlikeli olmaz mı ?" Dedi Jessica Elliot'un söylediği gibi olmamasını dileyerek. "İnsanlar tehlikeyi umursamazlar, neden biliyor musun ? Çünkü hiçbir zaman gerçek tehlikenin sonuçlarına katlanmamışlardır. Bu yüzden aptalca şeyler yaparlar. Bunun bedelini ödediklerindeyse cesetlerini toplamak ve adaleti sağlamak da bize düşer."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE