5.BÖLÜM

3660 Kelimeler
''Ben..... kocamı.... öldürdüm .....İhsan Bey'' İhsan Bey duyduklarını idrak etmeye çalışıyordu. Karşısındaki ürkek kızı korkutmadan anlayıp öyle yol çizecekti. ''Ne demek bu Hasret?'' ''Eğer dinlemek isterseniz size hayat hikayemi anlatmak isterim.'' Yaşlı adam bakışını devirdi karşısında titreyerek duran kıza. Merak ediyordu bu hayat hikayesini. Kocasını öldürecek kadar ne olmuştu… Ama evinde bir katili de bulundurup bulundurmama arasında gidip geliyordu. Hele ki, bunu Savaş öğrendiği an kötü şeyler olurdu adı gibi de emindi. ''Peki anlat.'' ''Annemi 12 yaşında kaybettim ben. Babam ile beraber kaldık ortada. Babam...'' dedi yutkundu genç kadın. Anlatması zor olan bir hikayeye başlayacaktı Hasret. Ellerini sıkıyordu. Yaşlı adamı da üzmek istemiyordu. ''Bana çocuk yaşta sokaklarda mendil sattırdı. Bu şekilde geçimizi sağladık.'' Yaşlı adam gözlerini kocaman açtı. Bu kısımda bile böyle tepki verirken ilerisini duymaktan korkuyordu. ''Sonra yaşım ilerleyince evlere temizliğe gittim... Avukat bir çift vardı beni hep onlar korurdu. Bir gün evde sofrayı kurduğumda babam, hazırlan yarın Rıfat ile evleneceksin dedi.'' Hasret gözlerinden yaşları süzdürdü. Anlatırken hep soluk alıp veriyordu. Hikayesi derin ama içinden de acılar çıkıyordu. Ve her acı dudaklarını kemirmesine neden oluyordu. ''Rıfat dediği adam 40 yaşındaydı.'' İhsan Bey o an gözlerini yumdu. İlerisi duyup duymama arasında gidip geliyordu. Ama yine de hikayeyi dinleyecekti. Dinleyip bazı şeylere öyle karar verecekti. ''Ben istemedim... Hiç istemedim... 20 yaşında.... İstemediğim o adama... Babamın içki parasına gitmiştim... Yemin ederim hiç istemedim…'' Hasret anlatırken dudakları titriyordu. Devam etti genç kadın. Hikayesini, geçmişindeki en DERİN YARASINI anlatacaktı... ''Sonra?'' dedi İhsan Bey, sesi cılız; bir o kadar acı çıkmıştı. ''İlk gün tecavüzüne uğradım. Sonraki günler istemediğim için defalarca tekrarlandı bu tecavüz, hem dövdü hem saldırdı. Kimseye sığınamadım. Yine çalıştım. Yine dayak yedim. Sonra hamile kaldım. Evladım beni ayakta tutan tek varlık oldu. Cinsiyetini bile bilmediğim evladıma daha karnımdayken bağlanmıştım. Yaram derindi ama pansumanım evladım olmuştu. Doğum için gittiğim hastanede...'' durdu genç kadın. Burası en ağır yarasıydı. Nefesini aldı, ardından yutkundu. Sesi hem titrek hem de kısık çıkıyordu. ''Öldü dedi... Hemşire yanıma geldi öldü dedi… O an ölsem yerin dibine girsem dedim. O hiç yanımda olmadı... Benim acım en derinde yanarken onun acısı yokmuş gibi devam etti.'' ''Bu yüzden mi yaptın?'' İhsan Bey bir anda bu sözleri söylemişti. Sonrasının bu olduğunu düşünerek pattadan söylemişti genç kadının yüzüne. Hasret indirdiği bakışları yerden kaldırıp İhsan Bey’e sundu... Güldü o an. Acısını kalbinde hissedip güldü. Genç kadın: ''Hayır…'' dedi bakışlarını sürdürerek. ''Neden yaptın?'' ''Evladımı öldü olarak gösterip… Zengin bir aileye sattığını öğrendiğimde yaptım.'' İhsan Bey o an durmuştu. Duyduğu şeyi anlamaya, idrak etmeye çalışıyordu. Hasretin gözlerinden yaş süzülürken… Yaşlı adam gözlerini sıkıca kapatıp açtı. Derin nefes aldı. Demin duyduğu şeyin doğru olmamasını ümit etti. ''Neee!'' ''Ben evladımın acısıyla yanarken, diğer odada evladımı sattığı aile ile pazarlık yaparken yakaladım…'' Yutkundu Hasret: ''Kime verdin evladımı dedim. Yine dayak yedim. Allah var belki sonuna kadar dayanırdım. Ama bana kullandığı kelime... Bir boğazı daha doyuramam… Unut o p.çi'' dedi. O kadar dayak değil de bu sözler canımı yakmıştı. Evladımın yerini söylemeyince o an gözüm kararmış ben de-‘’ ''Susssss!'' İhsan Bey yutkundu. Hasret başını yere eğdi. ''Ben bilin istedim. Oğlunuz Savaş Bey, benden temiz kağıdı istiyor. Yalvarırım en azından bir süre beni idare edin biraz para kazanayım sonra size yük olmadan giderim. Ben sigorta falan istemiyorum. Sadece bu durumum karşısında anlayış istiyorum. Size sığınıyorum.'' ''Hasret bunu düşüneceğim. Sen işine kaldığın yerden devam et olur mu?'' ''Peki.'' Diyerek odadan çıkmıştı Hasret. İhsan Bey ise dinlediği bu acı hikayeyi sindirmeye çalışıyordu. ** Selçuk, Savaş'ın odasında koltukta otururken arkaşına baktı. ''Neden ihaleye sunduğumuz teklifi değiştirdiğini Aslı'ya söylemedin.'' ''Gerek duymuyorum… Bilmesine.'' ''Bir sorun mu var?'' ''Şuan iş ciddi Selçuk, Aslı da babamın kızı değil. Gerekli görmedikçe Aslı bu tarz özel bilgileri bilmeyecek. İşini iyi yapabilir ama, şuan karşımızdaki kişileri Aslı bile bulamadı. Ne olacağını bilmiyoruz.'' ''İyi düşünmüşsün. Yalnız Aslı bunu öğrenince iyi bozulacak.'' Savaş kaşını kaldırıp arkadaşına baktı. ''Bozulsun, belki biraz işine adapte olur. Babasının hayrına almadık onu. İşinde iyi olabilir ama hala sunumlar gecikiyor. Bu durum canımı sıkmaya başladı.'' ''Haklısın, biraz ağırdan alıyor. İstersen ben konuşayım.'' ''Gerek yok. Ben zamanı gelince iyi konuşacağım.'' ** Aslı, kapıda Hasret'i görmüştü. Kızın duru güzelliğinden rahatsız olmaya o an başlamıştı genç kadın. Üstündeki ceketini çıkartıp verdi Hasret'in eline. Tepeden bakmaya da devam ediyordu genç kadın. Ama seviye farkını da düşündükçe küçümsemesine devam etti. ''Zeynep Hanım nerede?'' ''Üst katta, kim geldi diyeyim?'' ''Beni iyi ezberle canım, bu evin olmazsa olmazıyım. Yüzümü iyi ezberle ki, her geldiğimde soru sorma, yoksa canının iyi sıkılır.'' Hasret bu uyarı karşısında kadının gözlerine baktı. Nefret ediyordu bu kendini yukarıda gören kadınlardan. Ama sabredecekti. Sabır onun en büyük silahıydı. Zeynep Hanım merdivenlerden inerek Aslı'ya kollarını açtı: ''Hayatım hoş geldin!'' ''Aman tanrım Zeynep Hanım ışıl ışıl parlıyorsunuz!'' İki kadın da yüzlerini yaklaştırmadan, sosyete öpücüğünü yapmıştı. ''Senin kadar olamam hayatım. İçeri geçmeden söyle bakalım ne içersin?'' ''Sade kahve kâfi olur.'' Zeynep Hanım, Hasret'e dönerek: ''Bize iki sade kahve. Acele et.'' Zeynep Hanım uyarısını geçmişti Hasret'e. Hasret ise mutfağa geçip kahveleri hazırlamaya koyuldu. Zeynep ve Aslı ise sohbetlerine devam etti. ''Size Paris yaramış.'' ''Hayatım Paris yaradı da evin durumu göründüğü gibi ahır olmuş.'' ''Nasıl yani?'' dedi şaşkınca Aslı. ''Şu kız, benim devrelerimi yaktı. Paris’ten aldıklarıma bile mutlu olamıyorum. Bu kızı bu evde istemiyorum.'' Aslı kendinden emin bir şekilde gülümsedi: ''Kovun gitsin.'' ''Keşke dediğin kadar kolay olsa. İhsan sağ olsun laf söyletmiyor. Damarıma basıyor bu kız.'' ''Üzüldüğünüz şeye bakın. Hallederiz sıkmayın canınızı.'' Hasret kahveleri getirmişti. Aslı ve Zeynep Hanım kahvelerini aldı. Aslı kahvesinden bir yudum aldığında Hasret'i durdurarak: ''Heyyy sana diyorum bu kahve olmamış, git değiştir!'' Hasret yüzünü dönerek baktı Aslı'ya. ''Anlamadım nesi olmamış?'' Aslı, cevap veren bu kadına sinir olmuştu. ''Filtresi fazla olmuş. Filtre ne biliyorsun değil mi? Git değiştir!'' Zeynep Hanım bu durum karşısında gülümsemişti. Hasret sabır çekti yine içinden. Aslı'nın elinden kahveyi alıp odadan çıktı. ''Mükemmelsin canım.'' ''Sizi üzeni ben de üzerim. Bu daha iyi günleri…'' ** Fadime, Hasret'in yanına gelerek: ''İhsan Bey seni çağırıyor Hasret, çalışma odasında.'' Hasret gözlerini devirdi bu cümleden sonra. İçinde oluşan korku tüm bedenini sarmıştı. Derin bir nefes aldı, çalışma odasına kadar yavaş adımlarla gidiyordu. Elini sıktı genç kadın. Bildiği bütün hayalleri yaşadı. İhsan Bey iyi bir adamdı, ama onun iyiliğini de suistimal etmeyecekti. Ne derse kabulü olacaktı. Ama yine de gitmek istemiyordu bu evden. Bir şeyler onu burada tutmaya yetiyordu. Kapıyı çaldı genç kadın. İçeriden ''Gel'' cevabı gelince girdi yavaşça içeri. Yaşlı adam pencere kenarından elleri arkasında düğümlü duruyordu. Hasret'in geldiğini biliyordu. Uzun bir düşünceden sonra sakince döndü genç kadına doğru: ''Bir şey sormak istiyorum sana Hasret.'' ''Buyurun.'' Bu soruyu çok merak ediyordu Hasret. Yaşlı adam yerine doğru ilerleyerek oturdu koltuğuna, genç kadına da oturması için işaret etti. Hasret de oturdu koltuğa. ''Evladını arıyor musun?'' Bu soru karşısında yutkundu... Acısı depreşti Hasret'in… ''Ufak ufak bilgiler alacağım. Avukat amcam bu durumun üstünde duruyor.'' ''Tamam, sen ne olduğunu, hangi hastane olduğunu bana söylüyorsun. Artık bu işe ben de el atıyorum.'' Genç kadın gözleri dolarak baktı. Gülümsemesine engel olamıyordu. ''Neee!'' ''Evet kızım, sen benim hayatımı kurtardın. Ben de sana evladını bulacağım.'' ''Gerçek mi bu?'' Hasret gözyaşlarını bol bol akıtıyordu. Elini ağzına götürdü. Hemen ayağa kalkıp İhsan Bey'in elini öpmeye yeltendi. Öpmeyi de başarmıştı. İhsan Bey genç kızın omzunu sıvazlayarak: ''Şimdi, senden bir şey isteyeceğim.'' ''Ne isterseniz, canım feda size.'' İhsan Bey gülümsedi. ''Sakın, bir daha o lafları duymayayım. Bildiğim kadarıyla Fadime'nin de bu durumdan haberi yok.'' ''Yok, yani komşusunun kızı değil arkadaşıyım.'' Gülümsedi yaşlı adam. Dürüst insanları seviyordu. ''Bu durum ikimizin arasında sır olarak kalacak. Evde kimse bilmeyecek bu gerçeği. Sigorta kısmına gelince... Seni ben mağdur etmem. Ona bulacağız bir kılıf. Bizim oğlan biraz fena, üstünde durur bu konunun ama sen merak etme, o benim oğlum. Onun aklı varsa benim de zekam var.'' Diyerek teselli ediyordu İhsan Bey Hasret'i. ''Allah ne muradınız varsa versin.'' ''Allah senden de razı olsun güzel kızım. Ben bugün hayattaysam sana borçluyum bu durumu. O yüzden ne pahasına olursa olsun seni evladına kavuşturacağım.'' Hasret gülerek baktı yaşlı adama. İlk kez içi rahatlamıştı. İlk kez gözlerinden mutluluk akıyordu. Gece odasında mutlulukla dönüyordu Hasret. Elinde telefon Suzan ile gıybet yapıyordu deyim yerinde. ''Abla bir görsen. Bulurum dedi. Evladını sana bulur getiririm dedi.'' Suzan, televizyonun sesini kısmış battaniye altından konuşuyordu kızı gibi sevdiği Hasret ile… ''Yavrum… Bak muradına ereceksin sonunda. Eee bu sigorta ne olacak?'' ''Vallahi abla, normalde ben istemedim ama. Beni zor durumda bırakmak istemediği için yine de bir şekilde yaptıracakmış.'' ''Yaa ne iyi adamlar var kız. Hep iyilerle kavuştursun Allah seni.'' ''Seni de canım ablam.'' ''Kız izin günlerin ne zaman?'' ''Suzan abla, yani burada çok izin kullanılmıyormuş. Acil durumlar dışında. Hafta içi kullanabilirmişiz.'' ''Ama neden kız? Pazar günü olaydı ya iznin.'' ''İşte bunlar hafta sonları hep beraber olurlarmış. Ondan çalışanlar da hafta içi kullanıyormuş. Fadime abla bir hafta ben bir hafta sen kullanırsın dedi.'' ''Neyse hiç yoktan iyidir. Bak izin gününde bendesin anlaştık mı?'' ''Anlaştık anlaştık. Beraber avukat amcamlara da gideriz.'' ''Ay sonra gerzek kız. Sen yokken ben evden dışarı bile çıkmıyorum. Bir elektrik ile suyu açtırmak için çıktım. İnsan onca sene içeride kalınca korkuyor tek başına çıkmaya.'' ''Öyle tabi. Kolay değil. İçeriyi bilince. Dışarıya alışmak…'' ''Bak sen bu hafta gel, Fadime ile biz konuşuruz izin kullan kız, bizim evin yakınında lunapark vardı. Tamam, en azından ben içeri girmeden önce vardı. Eğer hala açıksa oraya gideriz. Bir günde biz çocuklaşalım ne dersin?'' ''Harika olur abla ya. Yemek de yeriz dışarıda.'' ''Ay hemen izin kullan sen.'' İki kadın da gülmüştü bu sohbet aralığında. ''Kız bana bak, o adam sana bir şey diyor mu? Savaş mıdır neyse.'' ''Aman yok abla, ağzından yel alsın. Dün rahatsızlığımdan beridir uğraşmıyor benimle.'' ''Anam bunlar ne fenalar ya. Zengin olunca kendilerini bir şey sanıyor, Allah bunu alacak karıya sabır versin.'' ''Kim alır bunu ya... Bencil öküzün teki.'' Hasret söylediklerine şaşırırken Suzan ise kahkaha atmıştı battaniye altından. ''Yakışıklı mı bari?'' ''Kim?'' ''Aman o işte. Ayarsız ayalı adam.'' ''O ne ya öyle? Ayrıca da tipsizin biri. Kıl işte ne olacak! Hem yakışıklı olsa ne olacak abla… Bir kadın var, bugün kendini gösterdi. Adını hep duymuştum bugün gördüm kendisini. Tam onun gibi hık demiş burnundan düşmüş resmen. Sevgililermiş. Tam birbirlerine layıklar anlayacağın. Neyse ya bize ne. Ben çocuğuma kavuşunca gideceğim bu evden de bu şehirden de. Sen de gelirsin. Küçük sahil kasabasına yerleşiriz, kendimize sıfırdan bir hayat kurarız.'' ''Kurarız kız. Benim bu evi satarız. Onun parasıyla alırız oralardan bir ev. Sen bakma bizim ezik mahalleye. Şöyle bir baktım aşağılara nasıl güzel ev yapmışlar. Değerlenmiş bizim buralar. Vallahi iyi paraya okuturuz.'' ''Aman abla. Hadi sen de yat uyu.'' ''İyi geceler kızım.'' ''İyi geceler.'' Hasret telefonu kapadığı an gülümsedi. ''Kavuşacağım çocuğuma az kaldı hissediyorum.'' Yine masada suyun bittiğini görmüştü. Saatine baktı 2'ye geliyordu. ''Çıkmasam mı ya… Yine o adamla karşılaşırsam. Offf niye su içmeden duramıyorum ben? Kazan koyacağım buraya kazan!'' Hasret, öfkeden solumuştu kendisine. O adam ile karşılaşmadan mutfağa hızla çıkıp, suyunu da alıp tek derdi odasına kaçmaktı. Yavaş adımlarla çıktı merdivenden. Mutfağa geçti hemen. Suyunu doldurdu içti genç kadın. Bir bardak daha doldurup çıktı mutfaktan. O an salondaki karartı dikkatini çekti. Karanlıkta kanepede uyuyan o adam. Savaş'tı. Uzaktan baktı yutkundu genç kadın. Suyunu da alıp gitmek istiyordu ama. O an Suzan'ın sözleri geldi. ''Yakışıklı mı bari?'' O an baktı Hasret, Savaş'a… Uyuyan yüzüne baktı.. Evet yiğidi öldür hakkını yeme demişler. Gerçekten de çok yakışıklıydı. Kumral, sert vücudu vardı. Yüzünde kirli sakal, onu daha da karizmatik hale sokuyordu. Yutkundu Hasret. 25 yaşındaydı genç kadın. Bu yaşına kadar aşkı hiç tatmamış, aşka yaklaşmasına kimse izin vermemişti. Ve şimdi bu adama bakarken, dizlerinin titrediğini kalbinin çarptığını hissediyordu. ''Saçmalıyorsun!'' Dedi kendince içinden. Hızla bardağını da alıp odasına indi genç kadın. Odasına geldiğinde bolca lıkır lıkır suyunu yudumladı. Kalbinin sakinleşmesini, dizlerinin durmasını bekledi. ** Aslı, sabahın erken saatlerinde golf sahasına gelmişti. Giydiği topuklu ayakkabılar yüzünden çimenlerde yürümekte zorluk çekse de… Karşısında duran gece karası adama baktı. Elindeki golf sopasıyla topa vurdu. Uzaktan bakıyordu bu adama. Yanındaki adam konuşuyor, o ise sessiz sakin dinliyordu. ''Keyfi yerinde.'' dedi kendinden emin bir şekilde. Adamı süzmeye devam etti. Tam gülmesine devam ederken karşısında duran adamın ani hareketi ile şaşkına uğraşmıştı. ''Baran Bey çok üzgünüm.'' Genç adam gülümseyerek döndü karşısında titreyerek duran adama. Elinde ki golf sopasına baktı. Sakin olacaktı, güneşin yakıcı sıcaklığına rağmen bugün çok sinirlenmeyecek, sakin kalacaktı. ''Demek çok üzgünsün?'' ''Baran Bey, ben… ben…'' Adam her konuşmasında etrafına bakarak yardım ister gibi gözlerini çeviriyordu. Kurtulmak istiyordu. Daha kelimeleri toparlayamazken neredeyse altına edecek kıvama gelmişti. Ölüm onun için en iyi kurtuluş olurdu. Ama bu adam öldürmez, süründürürdü. Baran son topu da attığı an, daha kimse ne olduğunu anlamadan elindeki demirli sopayı adamın bacağında parçalamıştı. Bu normal bir vuruş değildi ve adamın dizi belki de bir daha eskisi gibi olmayacaktı. Adamın bağırışını sessizleştirmek için korumalardan birisi adamın ağzını kapamıştı. Yerde çırpınan adama aldırış etmeden yeni golf sopası aldı eline. Ve hiç bir şey olmamış gibi topun önüne gelmesini bekledi. ''Götür şunu.'' Adamlar Baran'ın sözünü dinleyerek adamın ağzını kapatarak taşımışlardı. Aslı gördüğü manzara karşısında baya baya korkmuştu. Çimenlerin ıslak olması da canını sıkmıştı. Paris'ten geçen sene aldığı topuklu ayakkabısı bu berbat yerde batmıştı. Yaklaştı Baran'a Aslı... Baran onun geldiğini biliyordu ama umurunda bile değildi genç adamın. ''Bugün nasılsınız Baran Bey?'' ''Senin getireceğin habere bağlı.'' Aslı yutkundu… Konuşmakta zorluk çekiyordu Aslı. Demin gördüğü manzara keyfini kaçırmıştı genç kadının. Ama onun üzüldüğü tek nokta ayakkabıları olmuştu. Çimenler ıslaktı ve ayakları kötü duruma gelmişti. ''İhale için verilen fiyat.. Bu dosyada.'' Baran o dosyayı eline almadı. Adamlarına işaret vererek o dosyaları almalarını emretti. ''Başka?'' ''Dediğim gibi, bu teklifle çıkacağız. Artık gerisi sizde.'' Genç adam güldü. İlk kez kaşını kaldırıp karşısında duran kadına baktı. Güzel kadındı. Hatta oldukça güzel bir kadındı. Sarı saçları düzgün vücudu, bacakları. Tam onluk bir kadın. Ama sadece haftalık kullanacağı kadınlar arasındaydı. Bir de boya güzeli duruyordu karşısında. O an karşısında kadının kırılacağını umursamadan: ''Çok güzelsin.'' Aslı o an duyduklarıyla mutlu olmuş; amacına ulaştığı, zaferi kazandığı gülüşünü sergilemişti: ''Teşekkür ederim.'' Genç adam gülümsedi. Ve devam etti ''Ama makyajla... Merak ediyorum o boyalar çıkınca neye benzediğini.'' Aslı o an burnundan solumuştu. Diyecek söz bulamıyordu. Baran'ın yanındaki koruma da belli etmeden gülümsedi. Aslı bozulmuş ama kendini de salmak istemiyordu: ''Çok merak ediyorsanız, bir gün gösterebilirim. Yeter ki siz isteyin.'' ''Ben görmek istersem görürüm Aslı. Senden izin almam.'' İkinci golü de yemişti Aslı. Elindeki sopayı adamına vererek yürümeye başladı Baran. ''İşine bak Aslı. Ben işimi riske atmayı sevmem. Ve sakın... Sakın bir hata yapayım deme.'' ''Hiç merak etmeyin.'' Baran bugün sabırlı olacaktı. Sabırlı... Bugün ne pahasına olursa olsun sinirlenmeyecekti genç adam. ''Sana daha önce dedim Aslı. Ben merak etmem. Benim işim riske girerse tek merak eden sen olursun. Ama canını…'' Genç adam arkasında, tehdit ettiği kadını umursamadan, onun için gelen özel aracına binerek gitmişti. ''Allah kahretsin! Umarım her şey benim istediğim gibi gider. Yoksa işim var bunlarla.'' ** Fadime'nin de iznini alarak Hasret izin günü kullanmıştı. İlk işinde ilk izin günü. Koşarak Suzan ablasına gitmişti. Cebinde, avans aldığı para da vardı. İhsan Bey izin kullanacağını bildiği için önden biraz avans vermişti. Suzan ve ikisi birlik olarak önce avukat Kadri amcanın ve Emine annelerinin evine gelmiş, sohbet muhabbet derken iki kadın da çıkmıştı o evden. Hemen planlarında olduğu gibi lunaparka gitmişlerdi. İkisi de çocuklar gibi eğlenmiş, bütün oyuncaklara, tehlikeli olmayan bütün oyuncaklara binmişti. İki kadının da mutlulukları yüzünden okunuyordu. En sonunda bir lokantaya girip döner ekmek söylemişlerdi. Ve sonunda sohbetlerine başlamıştı. ''Kız ne eğlendik ama, vallahi çocuk olasım geldi.'' Hasret o an gözlerini devirdi. Çocukluğunu dahi yaşayamayan birisiydi. O an merak etti: ''Sen çocukluğunu yaşadın mı abla?'' Suzan biliyordu Hasret'in hikayesini. Ama madem soruldu yalan da söylemek istemiyordu. ''Yaşadım vallahi. Hem de ne yaşama. Biz çocukken, gecenin bir yarısına kadar sokakta oynardık. Mahalleden arkadaşlar zaten herkes sokakta. Öyle yok evlere kurulmak. Sonra o karanlık havada bir de üstüne saklambaç. Ohhh misti vallahi… Ama şimdi yok öyle bir hava. Baksana millet dışarı çıkmaya korkuyor. Çocuklar çocukluğunu yaşayamıyor. Anneler korkuyor. Kız bizim mahallede bile artık kimse dışarıda oturmuyor. Ekmek almaya çıkıyorum düzgün çocuk yok sokakta. Eve tıkmışlar çocukları.'' ''Öyle herhalde. Ben yaşamadım hiç çocukluğumu. Acaba benim çocuğum yaşıyor mudur?'' ''Yaşıyordur tabi. Kesin yaşıyordur. Sen demedin mi zengin aileye verilmiş diye? Bir dediği iki olmuyordur onun şimdi.'' ''Öyledir değil mi abla, üzmezler değil mi onu?'' Suzan, saçını okşadı Hasret'in. Bir anne gibi şefkat sundu genç kadına. ''Üzmezler sen hiç merak etme.'' **************** Suzan ile geçirdiği güzel saatlerden sonra akşam evde olmak şartıyla yanından ayılmıştı Hasret. Odasına geçti genç kadın, odasında bulunan küçük banyosunda bir duş aldı. Saçlarını da örüp uykuya daldı. ** Sabah'ın ilk ışıklarında kocaman odasında açtı gözlerini Savaş. Güneşin sert yüzü gözlerini kamaştırmaya yetmişti. Kendini toparlayıp kalktı yataktan. Penceresine geldi genç adam. Uykuyu zaten hiç sevmezdi. Küçük bir çıt sesine bile hemen uyanırdı. Aşağıda duran koruma ordusuna baktı genç adam. Ailesi onun servetiydi. Ve Serveti bu aşağıda bulunan orduya emanetti. Göz aşinalığı yaptı. Hisleri kuvvetli olduğu için yeni olan adamlarına baktı. O sırada dışarı havuz kenarına duran Can ilişti gözüne. Yeğeni onun için en değerli varlıktı. Kendi evladı olsa bu kadar sever miydi bilinmez ama Can onun enlerindeydi. Üstünü giyinmek üzere, giyinme odasına geçti genç adam. ** Zeynep Hanım yine her zamanki gibi kendini gösteren kıyafetlerinden birini giymek için yerini almıştı. Eylül de aynı şekilde sade takılıyordu. Bu evin bir saat kuralı vardı. O saatte kim ne olursa olsun kahvaltıda bulunurdu. Savaş gazetesini okuyordu bahçede. Hasret ise kahvaltı için gerekli her şeyi teker teker getiriyordu. Artık herkes yavaş yavaş inmeye başlamıştı bahçeye. Bugün bahçede kahvaltı yapılacaktı. Hasret bütün düzeni hazırlamıştı Fadime ile beraber. İhsan Bey de başköşeye geçti. Can'ın o anki dikkatsizliği ile beraber dengesini kaybedip havuza düşmesi bir olmuştu. Bunu ilk fark eden ise Hasret olmuştu. Elindeki sıcak demliği yere fırlattığı gibi sonunu düşünmeden havuza atlamıştı kurtarmak için. Korumalardan birisi daha atlamıştı. İhsan Bey telaşla gelmesine rağmen çocuğu kucağına ilk alan da Savaş olmuştu. Neyse ki ciddi bir durum yoktu. Koruma da çıkmıştı havuzdan. ''İyi misin aslanım?'' ''İyiyim dayıcığım.'' diyerek sarılmıştı Can. O sırada havuzun içinde hareketsiz duran Hasret gözüne çarpmıştı. Eylül'ün de ''HASRETT'' diyerek bağırmasıyla yeğenini kucağından indirip havuza atlaması bir olmuştu Savaş'ın. Genç kadını havuzdan çıkartıp zemine yatırıp suni teneffüs yapmıştı. O dakika dudakları birbirlerine temas etse de kimse bu durumu umursamadan Hasret'in gözlerini açmasını bekliyordu. Hasret uzun bir müdahaleden sonra gözlerini açmıştı. Öksürerek kendine geldi. Savaş o kan beynine sıçrayarak kükredi: ''Sen geri zekalı mısın madem yüzme bilmiyorsun ne b.ka atlıyorsun!'' Hasret’i korku ile beraber üşüme de sarmıştı. Eylül abisinin bu tutumuna kızarak tepki verdi: ''Abi bağırmayı keser misin?'' O an içi de belli olmaya başlamıştı Hasret'in. Korumaların bakışları Hasret'i olduğu kadar Savaş'ı da rahatsız etmişti. Genç adam o an düşünmeden üstündeki ceketi çıkartıp genç kadını sarmıştı. ''Git odana.'' Hasret ikiletmeden ayağa kalkıp içeri girmişti. Olanları ise uzaktan izleyen Aslı’ydı. Dişlerini sıkarken ellerini de yumruk yapmıştı: ''Bu kadın kaşınıyor resmen. Sen fazla oluyorsun hizmetçi parçası!'' İhsan Bey oğlunun bu tavrı karşısında şaşkına uğramıştı. Bugüne kadar bırak üstündeki ceketi vermeyi mendil dahi vermeyen adam. Şimdi nefret ettiği kadına ceketini vermişti. Şaşkındı ama oğlunun bu iyiliğini sevmişti. Demek ki hala içinde nefretini kaybetmediği tarafı vardı. ''Hadi geçelim kahvaltıya.'' Can'ı kucağına aldı Eylül. Odaya götürüp üstünü değiştirdi. ''Anne o abla nasıl atladı ama! '' Eylül çok korkmuştu Can'a bir şey olacak diye. Ama neyse ki rahatlamıştı da. Kendi canını bile ortaya koyan kadın oğlu için canını hiçse saymıştı. Eylül sıkıca sarıldı oğluna. Hasret'e de bir teşekkür borçluydu. Bunu da es geçmeyecekti tabi ki. ** Aslı, bahçeye geldiğinde herkesin yüzündeki gerginliği anlamıştı. Zeynep Hanım sosyete öpücüğü sunarak Fadime'ye bakıp: ''Bir servis getir.'' Savaş hiç umursamıyordu kadını. Ama Zeynep Hanım bu kızı çok seviyordu. Oğlu ile arasındaki uyumu da fark etmesi tabi ki geç değildi. Bunu anladığı an gülümsemesine engel olamadı. Kahvesinden bir yudum çekerken bile süzmekten geri kalmıyordu Aslı. Zeynep, oğlunun Aslı gibi kültürlü bir kadın ile olmasını istiyordu. Üstelik Aslı tam aradığı gelin imajındaydı. İstediği şekilde alışveriş yapabileceği, istediği şekilde yurtdışı planı yapacağı kişiydi. Kızı Eylül'ü istediği düzene sokamamıştı. O hep sade takılan, ultra bakımlı olmayı kabul etmeyen bir kızdı. Ama Aslı, Aslı ile kendisini bile yenileyebilirdi. Gençliğini doya doya yaşayabilirdi. Çünkü kendini hala genç görüyordu. ''Siz nasılsınız İhsan Bey, uzun zamandır şirkete de gelmiyorsunuz. Bu arada geçmiş olsun.'' İhsan pek sevmezdi Aslı'yı. Ama yine de işini güzel yaptığını bildiği için anlayış gösterirdi. Ağırlığını koruyarak, mesafe sunarak yaklaşırdı. ''Teşekkür ederim Aslı. Şirket işi oğlum ve damadımda. Ben de emeklilik günlerimi doya doya yaşıyorum.'' Zeynep Hanım o an bozulmuştu. Asla yaşlılık sözlerini kabul edemezdi. ''Aaaa ne yaşlılığı ne emekliliği ayol. Asla kabul etmiyorum.'' Zeynep'in bu ani çıkışına İhsan sinirlense de karısını üzmek istemiyordu. Aslı ise İhsan Bey’i dinlese de gözleri hala Savaş'taydı. Savaş ayağa kalktı. ''Nereye evlat?'' ''İşe. Hadi Selçuk.'' ''Ben bir Eylül'e bakayım. Çıkalım sonra.'' ''Tamam bekliyorum.'' Aslı araya girerek: ''Ben de çıkıyordum zaten, seninle gidebilirim değil mi Savaş?'' Savaş o an gözlerini devirdi Aslı'ya. ''Bildiğim kadarıyla araban var Aslı. Onunla arkadan takip edebilirsin.'' İhsan Bey, oğlunun bu kadını bozmasına gülümsemeden duramadı. İçinde bir kıpırtı olmadan duramıyordu. Sebebini bilmese de, bu kadının bozulması onu mutlu ediyordu. Oğlunu bir bu konuda takdir etti. Savaş garaja doğru giderken, arkasından topuklu ayakkabıları ile onu takip eden Aslı vardı. ''Savaş!'' Savaş, arkasını döndü. ''Evet?'' ''Bak ne diyeceğim… Yani bir kutlama, bir parti mi versek? Şirket için. Şirketin yıl kutlaması da yaklaşıyor.'' ''Neden? Ne gerek var?'' ''Ya herkes için iyi bir değişiklik olur. Senin de kafan dağılır.'' Aslı etraftaki korumaları umursamadan Savaş'ın göğsünde parmaklarını gezdirmeye devam etti. Savaş ise eliyle tuttuğu gibi sert bir şekilde yere savurdu. ''Davranışlarına dikkat et Aslı!'' ''Çok özlüyorum seni. Anlasana Savaş.'' ''Aslı!'' ''Ne var? İstiyorum anla. Bugün gelsene bana.'' Savaş umursamadan arkasını da dönüp arabasına bindi. Arabasını da hareket ettirip hızla uzaklaştı. Aslı ise arkasından derin bakışlarını sundu: ''Göreceksin Savaş. Kendi ellerinle geleceksin bana... Kendi ellerinle!'' ** Hasret üstünü değiştirip saçlarını da örüp çıkmıştı odadan. Selçuk onu gördüğünde mutlu olmuştu. ''Sana Can'ımızı borçluyuz. Kendi hayatını hiçe saydın evladımızı kurtarmak için.'' Hasret bu durum karşısında gülümsedi. Aşağı doğru inerken Can ilk defa hızla inerek Hasret'e kucak açmıştı. ‘’Sen kahraman ablasın'' diyerek yüzüne yumuşak bir öpücük kondurmuştu Hasret'in. Selçuk ve Eylül de bu durum karşısında şok olmuştu. Can kimseyi öpmezdi. Sadece annesine, babasına bir de Savaş'a bu denli ilgini gösterirdi. Ama ilk defa evden yabancı birisine sıcaklık sunuyordu küçük çocuk. Kocaman sarılmış bir de ıslak öpücüğünü bırakıyordu. Üstüne bir de Hasret'i kahraman ablası ilan etmişti. ''Paşam Hayırdır?'' Hasret’in için bir çocuk tarafından sevilmesi, önemsenmesi hoşuna gitmişti. O da kocaman sarıldı.'' Eylül gülerek: ''Kahraman ablası'' ***
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE