Zeynep hanım elindeki küçük çantası ve arkasında dağ gibi valizle şoför ve korumaların yardımıyla eve giriş yapmıştı. 55 yaşlarındaydı Zeynep hanım. Gençliğinde Türkiye güzeli olunca, evlendikten sonra bırakmıştı o mesleği. Ama bakımı, giyimi bunlar hala onun için olmazsa olmazıydı...
''Fadime neredesin?''
Fadime koşar adımla geçmişti Zeynep Hanım’ın yanına. Arkasında da ürkek duran Hasret belirdi. Zeynep sadece bakışını çevirdi sonra çekti.
''İhsan evde mi?''
''Evet, Zeynep Hanım çalışma odasında.''
''Savaş?''
''İşe gitti erkenden.''
''Bu kız kim?''
''Yeni yardımcımız.''
''İyi, evin kurallarını anlat, sakın hata istemiyorum Fadime.''
''Siz merak etmeyin Hanımefendi''
**
Kutuyu açtığı an, ailesinde herkesin resmini görmüştü Savaş. Selçuk'un da resmi vardı. İçinden bir de not kağıdı çıktı. Genç adam eline aldığı gibi okumaya başladı:
''Onları çok sevdiğini, senin için ne kadar kıymetli olduklarını biliyorum.
Sevdiklerinin teker teker ölümlerini izlemek istemiyorsan bu ihaleye girmekten vazgeç... Yoksa olacaklardan biz sorumlu değiliz
Savaş Erdem''
''Kim lan bu or.spu çocuğu!''
''Bilmiyoruz, ihale içinde biz de dahil 4 büyük şirket girecek. Şirketlerden sadece birini tanıyoruz. Onlar da böyle bir şey yapmazlar. Diğer iki şirketi ben de çok duymadım.''
''Selçuk, Eylül ve Can'ı da alıp bize geçiyorsunuz. Bunu riske atamayız.''
''Ne yapmayı planlıyorsun?''
''Tabi ki bu şerefsizlere boyun eğecek değiliz. İhale 1 hafta sonra, bir süre bizde kalırsınız. Can da okuluna bizden gider gelir.''
''Tamam. Ben Eylül'ü de alıp size geçerim.''
Savaş, arkadaşına bakarak ''Dikkat et.''
''Merak etme, sen de dikkat et.''
**
Selçuk, eve geldiğinde Eylül'ün yüzüne yumuşak bir öpücük kondurdu. Can'ı da kucağına alarak:
''N’aber aslan?''
''İyiyim baba sen?''
''Ben de iyiyim. Hadi eşyalarını hazırla, dayının yanına gidiyoruz.''
''Oley!''
Can, Savaş'ı çok seviyordu. Bu yüzden mutlulukla üst kattaki odasına koştu eşyalarını hazırlamaya. Hoş eşya hazırlamasına bile gerek yoktu. Nasıl olsa da oradaki odasında bile her şeyi hazırdı çoktan.
Eylül şaşkınca baktı eşine: ''Neden gidiyoruz bir sorun mu var?''
''Yok hayatım ne sorun olacak. Savaş özlemiş Can'ı. Bize gelin biraz kalın dedi. Annen de dönmüş zaten.''
''Evet, sabah beni aradı. Yine yığmış evi.''
Eylül ve Selçuk gülmüştü birbirlerine bakarak.
''Uğraşma kadınla. Seviyor böyle işleri.''
''Aman sevmesine bir şey demiyorum da… Bir de beni de kendisi gibi yapmaya çalışması yok mu... Aslı'yı niye bu kadar sevdiği belli.''
Eylül 28 yaşlarında mütevazi bir kadındı. Annesi gibi değildi o, ne açık giyinir ne de havalı dururdu. Herkese karşı iyi ve kibardı. Kimseyi kırmaz ve buna rağmen de kalben yardımcı olurdu. Selçuk ise 33 yaşındaydı. O da Eylül gibiydi. Kalpleri birbirlerine bağlıydı bu ikilinin. Birbirlerini kırmaktan korktukları gibi çevrelerini üzmekten de korkuyordu.
''Ben hazırlanayım o halde. Kaç gün kalacağız?''
''Belli olamaz canım. Ama öyle yoğun şeyler alma önemli olanları al. Biliyorsun eşyaların yarısı orada.''
Selçuk gülmüştü bu sözlerin sonunda. Eylül de karşılığını vermişti. Çok güzel geçinen bir aileydi. Kimse belki onlar kadar birbirlerine düşkün değildi. Selçuk'un ailesi yurt dışında. Ama Eylül'ün ailesi sayesinde onların yokluğunu hissetmiyordu. Babası Türk annesi Alman’dı. Savaş’ın üniversiteden arkadaşı, yurtdışında tanışmışlardı. İki arkadaş da güzel anlaşmıştı…
Türkiye'ye gezmek için geldiğinde Eylül'ü ilk gördüğü an aşık olmuştu genç adam. Eylül de ona aşık olmuştu ama birbirlerine söylemeleri zaman almıştı. Selçuk’un Eylül ile yakınlığını Savaş'a söyleme kararı ise zor bir süreçti. En yakın arkadaşının kız kardeşine aşık olmak. Onun için zaten zordu bir de bunu arkadaşına itiraf etmek daha da zordu::::
''Savaş sana bir şey söyleyeceğim.''
''Söyle.''
''Bak, yani kızacaksın bağıracaksın ama anla lütfen. Ben senden saklamadan dürüstçe bilmeni istiyorum.''
''Uzatma lan.. ne oldu söylesene''
''Ben, bir kıza aşık oldum''
''Eee ne var bunda''
''Bu kişi…''
''Kim''
''Bu kişi.. Eylül''
Savaş'ın o bakışları az çok tahmin edildiği gibiydi… Savaş, o sinirle Selçuk'a bir kaç yumruk sallamıştı. Ama Selçuk ise, hakkı olduğu için hiç karşılık vermemişti. Genç adam yediği her yumrukta:
''Sevdim. Arkandan oynamak yerine yüzüne söylüyorum.. Vur kır ama kalbimi yerinden almadığın sürece kız kardeşinde kalacak bu kalp’’ demişti.
Savaş ne kadar vursa da, Selçuk'un sözlerinde haklılık payı vardı. Sonunda pes etmiş kardeşine gidip sormuştu. Aşkının karşılık aldığını duyduğu an, iki aşığın da birleşmesini sağlamıştı. Evlenirken arkadaşının kafasına silah dayamış:
''Eğer Eylül'ümü üzersen.... Onun gözünden bir damla yaş akıtırsan... Senin ecelin ben olurum. Yemin ederim seni kendi ellerimle vururum!''
''Eğer Eylül'ü üzdüğümü düşünürsen, onun gözünden bir damla yaşın sebebi olduğumu düşünürsen… Bana söyle… Ben kendimi öldürürüm sen elini kana bulama... Eylül benim eylül ayımda gelen sonsuzluğum... Onu üzmektense ölürüm daha iyi.''
Savaş ve Selçuk böylelikle daha yakın olmuştu. Savaş, arkadaşının bu sözleri ile daha da mutlu olmuştu. Selçuk gerçekten de çok seviyordu Eylül'ü. Eylül de aynı karşılığı sunuyordu tabi ki…
Eylül ve Selçuk eve gelmişti. Can arka koltukta duruyordu.
Korumalar eşyaları indirip eve taşırken Eylül ve Selçuk, Can'ın elinden tutarak eve gelmişti. Kapıda ise onları bekleyen Hasret vardı. Hasret giydiği beyaz gömlek altında diz boyu etek ayağında siyah bir babet ile duruyordu. Bu yeni kıyafetlere alışmaya çalışıyordu genç kadın. Saçlarını tepeden toplamıştı. Kapıda beklerken, gelen çifti gördü. O an ortada duran çocuk dikkatini çekti. Kalbi o an hızla atmaya başlamıştı genç kadının.
O çocuğu gördüğü an kalbi yerinden çıkacak gibi durdu. Savaş, Can'ı gördüğü an:
''Paşam''
Hasret, çocuğu gördüğünde elini kalbine götürdü. Sanki son nefesi gibi hissetmişti genç kadın. Can'ın, Savaş'a sarılmasına baktı herkes. Yüzüne ıslak öpücükleri kondurdu çocuk. Sonra inip dedesine koştu. Eylül, abisini de öperek annesine geçti. Selçuk ve Savaş selamlaşması bitince içeri geçmeye başladılar. Hasret'in bacakları titremeye başlamıştı. Gözlerinin kararması ise yakındı. O sırada Savaş, Hasret'in yanına gelerek:
''Hasret masayı-''
Savaş daha sözlerini tamamlamadan… Hasret, Savaş'ın kucağına bayılmıştı... Savaş genç kadının kucağına yığılmasına baktı. Herkesin dikkati bu kısma kaymıştı. Şaşkın bakışları arasında Savaş, kolunda baygın kadına baktı.
**
Zeynep Hanım salonda dört dönüyordu. Sinirleri tepesinde gezinirken, İhsan Bey ise saatine bakıyordu. Selçuk ise kucağında uyuyan oğluna baktı. Odasına yatırmak için salondan ayrılmıştı.. Eylül içeri girdiğinde:
''Sanırım tansiyonu düşmüş kızcağızın.''
''Şurada birkaç günlüğüne gidiyorum. Geliyorum sürpriz, hastalıklı bir kız işe alınmış. İhsan bu nedir Allah aşkına?''
''Sakin ol, ayrıca kullandığın kelimelere dikkat et.''
''Haksız mıyım İhsan, bu kız yarın bu evden gidecek!''
''Anne yeter. Ya belki ciddi bir durum olabilirdi. Senin bunu merak etmen gereken yerde kızı evden göndermenin derdindesin. Lütfen elini vicdanına koyar mısın?''
''Merak etme onu da yaptım. Vicdanım bu kızın gitmesinden yana Eylül. Veririz 1 aylık maaş o da rahatlar biz de. Vicdan sizin için çok önemli ya. Zorda da kalmaz. Kim bu devirde bir günlük çalışmaya 1 aylık maaş almış. Yaşadı. Söyle ona İhsan yarın o kızı burada görmeyeceğim.''
İhsan Bey, oturduğu koltuktan hızla kalktı. Zeynep Hanım şaşkın, Eylül ise ondan daha şaşkındı.
''Bu evde hala kuralları ben koyarım Zeynep! Kimin işe alınacağına alınmayacağına da, gidip gitmeyeceğine de. O kız benim hayatımı kurtardı. Hani senin Paris gezmesinden vakit bulup gelmediğin hastaneye o kız bir günlük tanıdığı için geldi. Sakın benim lafımın üstüne laf söylenmesin. O kız bu evde kalacak bu da böyle bilinsin!''
**
Savaş, Uyuyan Hasret'e baktı. Doktor muayenesini yaptıktan sonra odadan çıktı. Savaş da arkasından…
''Korkulacak bir durum yok Savaş.''
''Niye bayılmış?''
''Tansiyon gibi görünüyor, çok düşük çıktı... Onun dışında bir sorun yok. Şimdi iğne yaptım birkaç saatte kendine gelir… Bugün dinlensin… Dediğim gibi korkulacak bir durum yok. Aklına takılıyorsa yarın gelsin hastaneye orada test de yaparım.''
''Teşekkür ederim Ahmet abi. Sağ ol.''
Doktor Ahmet, Erdem ailesinin yıllardır hem dostu hem de doktoruydu. Her durumda imdadına koşardı. Tıpkı bugün olduğu gibi. Savaş, Ahmet doktoru uğurlayınca odaya geri döndü..Uzaktan genç kadına baktığında uyuduğunu anlayınca çıkmıştı.
Üst kata çıktığında gerginliğin farkındaydı.
**
Hasret elinde telefonla ile Suzan’la konuşuyordu.
''Abla ne bileyim. Çocuğu görünce yığılmışım. Hatırlamıyorum bile. Yukarıdakiler ne dese haklılar''
''Eeee kuzum sen niye görünce bayıldın ki?''
''Ne bileyim abla, benim oğlumla aynı yaşlarda ya. Onu gördüm gibi oldum''
''Aman sen yine de çocuğa karşı dikkat et de canım. Zaten adam senin açığını arıyor bir de bu başına bela olmasın.''
''Tamam abla da. Ben bu sicil olayını nasıl yapacağım?''
''Canım, ben senin yerinde olsam açık açık konuşurdum. Oğlu olacak o adam çok fena seni anında daha cümleni bitirmeden kapının önüne koyar. Ama İhsan Bey anlayışlı bir adam sen dedin. Git konuş kızım. Mantıklı olan bu.''
''Öyle mi dersin?''
''Vallahi öyle derim. Sen beni dinle git konuş. Sonra öğrenirler falan başına iş açılmasın.''
''Haklısın galiba.''
**
Ailede herkes kahvaltı masasındaydı. Savaş, sabırlı olacaktı bu sabah, yeğenini korkutmak istemiyordu. Zeynep hanım mırıldanıyordu. İhsan bey ise onu hiç umursamıyordu. Eylül ve Selçuk da Can'ın kahvaltısıyla ilgileniyordu. Fadime elinden geldiğince sofraya hizmet ediyordu ama bir yandan da aklı Hasret'teydi. İçinden:
''İnşallah iyidir. Göze iyi battı inşallah kızın başını ağrıtmazlar.''
Selçuk Eylül'e baktı.
''Bugün Can'ı ben bırakırım okula. Sen de çıkmamaya özen göster evden olur mu? Akşam çıkışta ben alırım.''
Eylül ister istemez içine bir kıpırtı geçmişti
''Bir sorun yok değil mi'' sessizce diyebilmişti.
''Korkma hayatım, sadece önlem için. Aklım sizde kalsın istemiyorum''
''Tamam canım''
Zeynep Hanım, kahvaltısını yaparken, bir yandan da rahat rahat kahvaltı yapan eşine baktı. Sinirden çayını her yudumladığında masaya bırakırken ses çıkartıyordu. Bu durum Savaş'ın dikkatini çekse de, İhsan Bey'in umurunda bile olmuyordu.
Hasret çekinerek çıktı hepsinin karşısına. Selçuk ve Eylül onu iyi gördükleri için mutlu olmuştu. Can genç kadının yüzüne bakmayıp kahvaltısına devam etti. İhsan Bey’e ise sonradan dahil olmuştu. Eylül araya girerek
''İyisin değil mi? Kötüysen bugün yat dinlen.''
Hasret bu ilginin karşısında bir yanı mutlu bir yanı hüzünlü olmuştu. Hepsini zor durumda bırakmıştı. İhsan Bey ayağa kalkıp:
''Bizim doktor Ahmet var, bugün seni onun hastanesine götüreceğiz. İçimiz rahat etsin''
''Ben iyiyim efendim. Hiç gerek yok''
Savaş, hiç umursamadan çayından bir yudum aldı. Sonra masaya bıraktı. Sakin olacaktı kendi kendine söz vermişti genç adam. Zeynep Hanım ise bu kıza çatmadığı her dakika kuduruyordu. İhsanı tanırdı. Eğer akşam söylediklerinin dışına çıkarsa ne olur az çok o da biliyordu.
''Ben sana fikrini sormadım kızım, gidiyoruz dedim. Aklım bütün gece sende kaldı''
''Çok iyi düşünmüşsün baba'' diyerek araya girdi Eylül.
Savaş hala umursamıyordu. Eylül'e de keskin bir bakış atmıştı. Eylül ise abisinin bu bakışını önemsemedi bile. Hasrete gülen gözlerle baktı.
''Hadi bakalım''
''İhsan Bey'' sesi biraz gür çıkmıştı. Savaş hariç herkes şaşkınca baktı. İhsan Bey de döndü Hasret'in yüzüne.
''Sizinle önemli bir konuyu konuşmam gerek.''
Savaş çayından bir yudum daha çekeceği an, durdu. Bu kadın babası ile ne konuşacaktı ki… Merakını yenemiyordu. Sesi gür çıkmıştı.
''Tamam konuşalım. Hadi gel çalışma odasına''
İkisi de çalışma odasına geçmişti.
**
''Sizinle önemli bir durumu konuşmam lazım''
Hasret ayakta, İhsan Bey ise koltuğunda duruyordu.
''Önce otur kızım, herhalde senin için önemli bir konuyu böyle ayakta konuşacak değiliz.. Otur bakalım''
**
Selçuk, kucağında Can ile çıktı evden. Yanında da Savaş vardı.
''Babamla ne konuşacak, önemli ne varmış ki? ''
Savaş arkadaşına döndü. Gözlerine bakarak ''Sence ne olabilir Selçuk?''
''Sen biliyor musun?''
''Bilmeme gerek yok arkadaşım. Tahmin ve emin ol doğru tahmin. Akşam bayılma numarası, sabah önemli bir mevzu.''
''Ehh insaf be kardeşim… Kızın tansiyonu düşmüş, vücut ayarlarıyla da mı oynadı?''
''Ben bu kadından her şeyi beklerim. Kesin o önemli mevzu da babamdan avans isteyecektir. Buldu tabi böyle iyi insanları yolacak yolacağı kadar.’'
Selçuk kucağında ki Can'ı arabaya koydu. Savaş da kendi aracına bineceği an:
''Savaş!''
Arkasını döndü Savaş, Selçuk'a ''Ne var?''
''Bir gün… Bir gün bu kız hakkında yanıldığını göreceksin. Pişman bile olacaksın. Öyle hissediyorum. O gün çok merak ediyorum ne tepki vereceksin.''
Savaş güldü arkadaşına. ''Sen o kısmı rüyanda bile göremezsin dostum. Bu kız hakkında ben haklı çıktığımda asıl ben sizin yüzünüzü merak ediyorum. Dua edin kötü bir şey çıkmasın. Yoksa o kızı benim elimden kimse alamaz.''
Selçuk daha fazla cevap vermeden arabasına bindi. Savaş ise korumalarına bakarak:
''Eve iyi göz kulak olun. Can'ın da okulunda birkaç adam duracak. Korumaları çoğaltın.''
Ali araya girerek ''Aklınız kalmasın Savaş Bey.''
**
''İhsan Bey''
''Dinliyorum seni. Artık anlatacak mısın?''
''Anlatması kolay değil. Ben… Yıllar önce bir şey yaşadım.''
İhsan Bey, kızın ağzından çıkan kerpetenli sözleri bekliyordu.
''Hadi Hasret… Merak ettim nedir bu durum?''
''İhsan Bey kolay değil. Gerçekten de kolay değil. Ben sizden saklamadım. En başında anlatamadım işte. Ben...'' yumdu gözlerini Hasret. ''Benim başımdan bir evlilik geçti efendim.''
İhsan Bey şaşırdı, gözleri kocaman açılmıştı.. Belki her şey aklına gelmişti ama bu durumu hiç tahmin etmedi.
''Anladım. Tamam. Anlatacağın bu durum muydu? Eşinden mi boşandın? Kötü biri miydi? Sana bir zararı olmasından korkuyorsan merak etme, senin canın bize emanet.''
Hasret o an gözleri doldu. Babasının bir mal gibi içkiye sattığı kızını… Şimdi bir başka adam kendi evladı gibi sahipleniyordu. Aktı gözyaşı. Hem de en derinden aktı. Kan oluşarak akmıştı. Yaşlı adamın gözlerine baktı. Oradaki insanlığı gördü, orada önemsendiğini hissetti genç kadın. Önemsenmek şu ana kadar hiç başına gelmeyen şeydi. Kendi ailesi onu yok ederken, bir başkası sahipleniyordu. Tırnaklarını elinin içine geçirdi genç kadın. Dişini sıktı.
Ona bakan adamın gözlerine bakarak:
''Ben kocamı öldürdüm!’'
İhsan bey kocaman açtı gözlerini. Duyduklarının şaşkınlığı ile ağzı açık kalmıştı.
''Neee!''
''Ben..... kocamı.... öldürdüm .....İhsan Bey''
Zeynep Hanım odasındaydı. Sinirden odasında dört dönerken aklına Aslı geldi. Gülümsedi. Aklına geldiği an onu aramıştı. Aslı ikinci çalışta açtı.
''Zeynep Hanım, bu ne güzel bir sürpriz''
''Nasılsın hayatım?''
''Harika siz?''
''Ben de senin gibi harika olmayı isterdim ama ne yazık ki şu sıralar pek mümkün olmuyor.''
Aslı şaşırmıştı. Evinin penceresinden, boğaza bakarak kahvesinden bir yudum çekti.
''Ne oldu, belli ki canınızı sıkan bir durum var.''
''Olmaz mı hayatım. Müsaitsen gün içerisinde uğrar mısın? Sana ve sohbetine ihtiyacım var.''
''Tabi ki. Şirkette bir kaç işim var, öğleden sonra sizdeyim.''
Aslı gülümseyerek zafer edasıyla telefonu kapadı. Arkasını döndüğünde ise karşısında duran takım elbiseli adama baktı.
''Umarım Aslı'' dedi genç adam. Kara gözlerini devirerek genç kadını süzdü ''Umarım her şey benim istediğim gibi olur.''
Aslı genç adamın yanına gelerek, cüretkar bir frikik vermişti. Aklında çelemediği iki adam vardı. Birisi Savaş, diğeri ise şimdi yanında duran bu karizmatik adamdı. Yaklaştı genç adama. Adamın vurdumduymaz hali ilgi çekiyordu. Aslı yaklaşmasını arttırınca ayağa kalktı genç adam. Aslı bozulsa da:
''Ben seni üzecek hiçbir şey yapmam. Her şey tam istediğin olacak.''
Genç adam, geceye yakın gözlerini de parlatarak güldü. Aslı'ya sert bakışını çevirerek:
''Yanılıyorsun güzelim. Üzülen ben değil sen olursun. Hem de çok üzülen olursun.''
Aslı bu yakışıklı adamın tehdidinin boş olmadığını biliyordu. Suratı asılarak kaşını gözünü başka yöne çevirdi. Genç adam ise hoşça kal bile demeden evden çıkmıştı. Adamlarından birisini yanına çağırarak:
''Yakın takibe alın. İhale istediğim gibi sonuçlanmazsa gereken yapılacak.''
''Emredersiniz.''
**