3.Bölüm

2554 Kelimeler
** Hasret hızla kapıya doğru yöneldi. Fadime ise genç kadının kolundan tutarak: ''Ay ne oldu konuştunuz mu Savaş Bey ile?'' ''Abla ben gidiyorum, her şey için teşekkür ederim ama ben o adam ile aynı yerde çalışmam. Kendine iyi bak.'' Hasret, Fadime'yi dinlemeden evden kaçar adımlarla çıkmıştı. Korumalara aldırmadan evden çıkmıştı. ** Hasret derin derin nefes alarak evin küçük salonunda dört dönüyordu. Suzan ise genç kızın anlattıklarına sinir olmuştu çoktan. ''Anlamıyorum abla anlamıyorum, ben yardımcı oldum. O adam bana teşekkür edeceği yere. Hakaretler aşağılamalar... Vallahi bilmiyordum abla yemin ederim bilmiyordum. Adamın kartını bile hastaneden çıkınca çöpe atmıştım... Ben bunu karşılık için yapmam çıkar için yapmam... bu adam beni ne sanıyor kendi gibi mi sanıyor... Vicdansız yaratık!'' ''Delirmiş bu adam, akıl sağlığı yerinde değil belli. Şerefsiz herif… Vallahi ipe dizeceksin bunlar gibilerini yahu. Gülüm sen sakin ol. Sen insanlık görevini yerine getirmişsin. Boş ver onların da vicdanı içinde kalsın.'' ''Abla deli oldum... Bana söylediklerini bir duysan... Ölsem de gitmem o eve. Ölsem de hizmet etmem o adama. Aç kalır açıkta kalırım yine de gitmem o adama hizmet etmeye.'' ''Ay tabi ki gitmeyeceksin. Başka iş buluruz sen merak etme. Boş ver kala kala oraya mı kaldık!'' O sırada Hasret'in telefonu çalmıştı. Arayan kişi ise Fadime'ydi: ''Alo Hasret kızım nasılsın?'' Hasret sinirli hallerini yok etmek için iç çekmişti. ''İyiyim abla sen nasılsın?'' ''Ben de iyiyim canım. Şey İhsan Bey yarın işe başlamanı istiyor. Savaş Bey de onayladı.'' Hasret, Savaş'ın adını duyduğu an sinirle gülmüştü. ''Onayladı derken… Abla ben ölsem bile o eve gelip çalışmam. Yardımların için çok teşekkür ederim ama. Kusura bakma lütfen. Söyle İhsan Bey'e kabul etmediğimi.'' Fadime, stresliydi. Yaşlı kadın kendini toparlayarak söze girdi. ''Hasret güzel kızım, ne yaşadın bilmiyorum ama, Savaş Bey eğer o kız yarın bu işe başlamazsa, sen de gelme dedi. Lütfen kızım işimi kaybetmek istemiyorum. Ne olursun bu işi benim için kabul et.'' ''Abla sen ne diyorsun?'' ''Savaş Bey, nettir canım... Yani eğer sen yarın gelmezsen benim de çıkışımı verecekmiş.'' ''Allah'ım deli olacağım!'' Suzan meraklı gözlerle baktı Hasret'e. Genç kadın o an yumdu sıkıca gözlerini. Nefret ettiği o adama yarın hizmet etmeye gidecekti. Bunu kendisi için değil... Fadime hanım için kabul ediyordu… ''Tamam abla geliyorum.'' Fadime duyduğu cevap karşısında mutlu olmuştu. ''Yaşa sen kızım... Allah ne muradın varsa versin.'' ** Selçuk, gecenin bir yarısı karısının çığlığı ile uyanmıştı... Saat sabahın 4'dü… Genç adam Eylül'ün elini tuttu... ''Eylül…'' İçmesi için komodinden şişeyi alıp, suyu bardağa doldurdu. Eylül'e verdi. Eylül de suyu içerek kendi terini elinin tersi ile sildi. ''Eylül, iyi misin? Yine mi?'' O an ağlamaya başladı genç kadın. Gözünden yaşlar içli içli akıyordu. Selçuk karısına sarıldı sıkıca. ''Ne olur toparla artık kendini. Abin durmadan soruyor seni. Bak psikolog ayarlayalım istersen.'' ''Ne anlatacağım ona? Söylesene Selçuk?'' Sitem vardı sözlerinde. Selçuk gözlerini sıktı derince. Canı yanıyordu genç adamın. Karısının bu halini gördükçe içi parçalanıyordu. ''Selçuk unutamıyorum. Biz ne yaptık Selçuk biz ne yaptık?'' ''Doğru olanı yaptık Eylül emin ol. Eğer biz yapmasaydık daha kötüsü olacaktı.'' Genç kadın kocasına sıkıca sarıldı. Gözleri şişmişti ağlamaktan. Her gün bu rüyayı görüyordu. Her gün ölüyordu bu rüyayla. ** Hasret, elindeki telefonla konuşarak yürüyordu. ''Yatılı iş, en azından para da biriktireceğim. Oğlumu bulduğumda daha rahat ederiz en azından.'' ''Haklısın da izin günlerinde gel bari kızım bize.'' ''Hiç merak etmeyin. Benden kurtulamazsınız hemen.'' demişti gülerek genç kadın. ** Hasret eve girdiğinde onu ilk karşılayan Fadime olmuştu. Kızı gördüğü an bir anda sıkıca sarılmış sevgisini, mutluluğunu oracıkta göstermişti. ''Hoş geldin güzel kızım. Vallahi bu iyiliğini hiç unutmayacağım.'' Fadime, Hasret'in elini tutarak içeri mutfağa çekmişti. ''Fadime abla seni kırmak istemediğim için geldim.'' ''Çok sağ ol kızım. İhsan Bey seninle görüşmek istiyordu.'' ** İhsan Bey, masasında duruyordu. İçeri giren Hasret'i gördüğü an mutlu olmuştu yaşlı adam. Nedendir bilinmez bu kızı daha ilk gördüğü anda kanı ısınmıştı. Kendi kızından ayırmıyordu. Genç kadının yüzüne baktığında içinde beslediği derin bir yarası olduğunu görüyordu. Ama buna rağmen de boyun eğmeyen bir tavrı vardı. İhsan Bey, bu kızın geçmişini merak ediyordu etmesine ama bunu da zamanla öğreneceğini biliyordu. ''Hoş geldin kızım.'' ''Merhaba efendim.'' ''Artık çalışmayı kabul ettiğini düşünüyorum. Lütfen, Sen Savaş'ın kusuruna bakma o hep böyle. Ama oğlum da kötü birisi değildir aklına öyle kazanmasın. Artık sen de bizim ailemizden birisin. Fadime sana evin bütün kurallarını anlatır. Kalacağın odayı da gösterir. Maaşını ben Fadime'ye söyledim. Sen de -not kağıdını vererek- şurada yazılanları hazırlarsın bu hafta hemen sigortanı da başlatırız.'' Hasret eline aldığı notta, 3. istenilen sırada Temiz kağıdını gördüğü an kocaman gözleri açılmıştı. Yutkundu genç kadın. Suratına bir tokat atıldığını hissetti. Yüzüne çarpan gerçekler çok ağırdı ne yazık ki. Ve burada da bir gerçeklik vardı. Yine çarpmıştı bu gerçeklik onun yüzüne. Alnına yazılan kara bir yazı. Gerçekliğini sorgulamadan verilen karar… O adam bu gerçeği bilseydi direkt kolundan tutar kendisi kapıya atardı. Karşısında cevap bekleyen İhsan Bey, yanında ise onu kendi kızı gibi sahiplenmiş Fadime vardı. Şimdi bu çıkılmaz durumda ne yapacaktı... Düşünmeye başladı...   Geçmişin kirli yüzünü biz seçmeyiz... Biz o geçmişte kurban veriliriz... Ama geleceği güzel seçebiliriz... Çünkü onu seçme şansı verirler... Tabi bedelini ödeyerek... ** Hasret, mutfakta elindeki not kağıdına bakıyordu. Canı sıkılsa da bunu belli etmek istemiyordu. Fadime yanına gelerek: ''İstersen sana evi gezdireyim canım.'' ''Tamam abla.'' Fadime yanına alarak Hasreti evin her köşesini gezdirmeye başlamıştı. Herkesin odasına girerek tanıtsa da, bir tek Savaş'ın odasını kapıdan göstermişti. Çok da umursamadı bu durumu Hasret. Fadime dönerken, son bir odayı unutmuştu. ''Aaaa sana çok seveceğin bir oda göstereyim. Ay ben odaya girince çok mutlu oluyorum hele bir de içi dolu olunca.'' ''Nasıl yani?'' dedi şaşkınca hasret. Fadime bir çocuk edasıyla genç kadının elini tuttu bir odanın kapısına gelmişti. ''Evin bir bal kızı var, Eylül hanım şimdi Savaş Bey'in arkadaşı ile evlendi. Selçuk bey ile yani. Onun bir oğlu oldu, Zeynep hanım da bu odayı hazırlattı burada kaldıkları zaman kullanması için.'' Fadime kapıyı açtığı an, Hasret gördüğü çocuk odasında gözleri dolmuştu. Kendi evladı için ne çok hayaller kurmuştu. Belki böyle muhteşem bir oda hazırlayamayacaktı ama en azından bir beşiği olacaktı onun da. İçeri girdi Hasret. Konuşamıyor, gözleri doluyordu. Yatağına baktı, arada kıyafetlere ve etrafta eşyadan çok oyuncakların bol olmasına ilişti gözleri. Her birinde duygular içine işledi genç kadının. Kalbi acıyordu… ''Ufaklığın adı ne abla'' ''Can... Paşamı bir görsen, ağzı var dili yok sanki 5 buçuk yaşına girecek... Savaş Bey aldı bu oyuncakların hepsini. Yeğenini de çok seviyor. Gerçi kendisi pek evlenmeye niyetli değil ama Can paşam sayesinde bu kararı her an değişebilir. O geldiğinde evde bir cıvıl cıvıl ses, bir şen bir gülücük oluşuyor.. Sen bakma böyle Savaş Bey'in ketum durduğuna. Zamanında yaşamış bir olay ben de çok bilmiyorum kulaktan dolma bilgiler işte. Sevdiği bir kadın varmış sonra ne olmuş bilmiyorum. Ondan sonra böyle değişti diyorlar. Ama Can paşamız da çok farklı, Paşamız geldiğinde gör bir Savaş Bey’i. Bu adam kim dersin.'' Hasret Fadime'nin dediklerini bir duyuyor bir duymuyordu. Yatağın içinde duran küçük bebek patiklerine ilişti gözü. Mavi bebek patiği. Fadime arkasında olduğu için görmüyordu Hasretin mimiklerini. Hasret aldı eline patikleri. Gözlerini sıkıca yumdu, ağlamamak için direniyordu genç kadın. Fadime konuşuyor ama onun derdi tek patikteydi. Genç kadın hemen koynuna koydu o patikleri. Evladı için küçük bir şey alma fırsatı dahi olmamıştı. Ama bu patiği alarak bir nebze de olsa evlat kokusu çekmek istiyordu. Yaptığı yanlıştı ama kimseye bir zararı olmayacaktı bu yaptığının. ''Hadi gel sana odanı da göstereyim.'' İkisi de çıktı odadan. Fadime genç kızda bir sorun olduğunu sezdi o an. Yanına yaklaşarak: ''İyi misin kızım?'' Hasret yutkundu: ''İyiyim abla, çok güzel bir odaymış.’’  ‘’Zeynep hanımın marifeti çok sever böyle şeyler'' Hasret şaşkınca baktı Fadime'ye ''Zeynep hanım kim?'' ''Savaş Bey ile Eylül Hanım’ın annesi. Şimdi Paris moda şeyine gitti. Yahu gelmiş 50 küsür yaşına hala moda ile uğraşıyor. Allah'tan Eylül Hanım öyle birisi değil.'' ''Eylül Hanımı merak ettim.'' ''Gelir birkaç güne. Savaş Bey, Eylül hanıma çok düşkündür. Şu sıralar çok iyi değil ama yine de üstüne titriyor.'' İki kadın da merdivenlerden inerken sohbet aralıklarını da bırakmıyordu. ''Neden hasta mı?'' ''Ay sorma, Eylül hanım, Can paşamı doğurduktan sonra psikolojisi bozuldu. Can'a çok düşkün ama kızda bir sorun var vallahi ben de anlamadım. Durmadan rüya görüyor. Bağırarak uyanıyor bir de Can'a bir şey olacak korkusu sardı. Hamileyken düşük tehlikesi vardı. Her halde onları hatırlayıp kötü oluyor garibim.'' Hasret bu duruma üzülmüştü. ''Yazık, Allah yardımcısı olsun.'' ''Amin. Gel odan burası.'' İçeri girdiği an Hasret odanın güzelliğine takılmıştı. Hasret'in hiç odası olmamıştı. Mutluluk yüzüne hiç gülmüyordu ama her şeye rağmen mutlu olmaya da bakıyordu genç kadın. İçeri girdiği an odanın güzelliği gözlerini kamaştırmıştı. Böylesini o bile beklemiyordu. Herkese göre bu oda belki bilindik normal odalar gibiydi ama hiç odası olmayan Hasret'e göre burası saraydı. Kendisine ait sarayı. ''Bak anlatayım. Bir de Aslı var.'' ''O kim?'' ''Ayy yemin ederim burada 5 yılı dolduracağım ama ben bile anlamadım.'' Hasret gülmüştü o an Fadime'nin bu sözlerine. ''Nasıl yani?'' ''Ya bu şimdi Savaş Bey'e takmış. Yani bildiğin böyle burnu havada kazulet kadının birisi. Bir kendini beğenmiş görmen lazım.'' ''Tam kendisine göre birini bulmuş. İyi evlensinler o zaman.'' ''Zeynep Hanım!a kalsa dünden razı evlenmelerine. Ama Savaş Bey istemiyor.'' ''Neden ki? Tam kendisine göre biri işte senin anlattığın kadarıyla. Layığını bulmuş gibi.'' ''Yok kız, dedim ya Savaş Bey kötü birisi değil aslında. Sen bakma öyle köpürdüğüne. Melek gibi adamdır. Sadece böyle kafa tutulduğunda devreleri yanıyor. Bir de bu Aslı karısını hiç sevmiyor.'' ''Değişikmiş. İyi neyse, ne yapacağız abla?'' ''Ya kimse yok işte şurada iki lafın belini kırıyoruz yahu. Sen de amma iş meraklısı çıktın. Bu evin işi bitmez. Hazır Zeynep Hanım da yok kaytaralım.'' Demişti yaşlı kadın gülerek… ** Savaş odasının kapısını açarak içeri girmişti. Gergindi genç adam. Arkasından Selçuk girdi. ''Selçuk bir hafta oldu. Tam tamına bir hafta ve ihale dosyası hazır değil hala. Soruyorum Aslı yok ortada. Bakalım nereden çıkacak.'' ''Abi sakin ol ne oluyor sana?'' ''Çok sinirliyim.'' ''Ya bir sakin olur musun? Aslı'yı bilirsin önce araştırma yapar sonrasında fiyat aralığını öyle ayarlar. Biz girdiğimiz hiçbir ihaleyi kaybetmedik. Şu gerginliğini atar mısın artık. Ayrıca da sen bu kadar niye geriliyorsun bir sorun mu var?'' ''Varrrrr.. Oldu mu var... Ben size söyledim ve dediklerim de çıktı. Böyle bir sorunumuz var.'' Selçuk arkadaşına baktı. Savaş öfkeyle odasında ortada duran koltuklardan tekli olana oturdu. Gergindi genç adam gergindi. ''Ne oluyor anlatacak mısın? Ne çıktı?'' ''Bir hizmetçi başladı bizim evde.'' ''Eeee ne var bunda?.. Ayı dolmadan kaçar o da, sana kim katlanmış ki?'' dedi gülerek. ''Selçuk!'' dedi Savaş uyarır vaziyette. Selçuk arkadaşını çok iyi tanıyordu. Bu yüzden ona katlanan tek kadının da Aslı olduğunu biliyordu. Ailesi dışında... Ama gülmeye de devam etti: ''Yalan mı?.. Yalnız bunda ne gibi bir sorun var hala anlamadım.'' ''O başlayan kız, babamın hayatını kurtaran para avcısı.'' ''Bir dakika bir dakika nasıl yani.. Şimdi sizin evde hizmetçi kızın biri başladı ve o da babamın hayatını kurtaran kadın öyle mi.. Vavvvv babam mı çağırmış?'' ''Yok be, bizim kim olduğumuzu öğrenince kendisi gelmiş. Babam KADER diyor ama ben yer miyim, kadının gözlerinden belli para avcısı olduğu.'' ''Günahını alıyorsun. Yani bir insanı tek bir bakışla yargılamak. Yanlış yapıyorsun Savaş.'' ''Bak, buraya yazıyorum benim dediğim çıkacak. O kadın para avcısı, benim dediğim çıktığı an hepinize Kader diye bir takı alacağım. Bakar bakar kaderinize söversiniz.'' Selçuk bu durum karşısında tebessüm etse de arkadaşının bu haline bir bakıma da üzülüyordu. Geçmişte yaşadığı kötü olayı unutamayıp bütün kadınlardan hıncını almaya çalışıyordu. Bunun acısını da günahsız her kadından çıkartıyordu. O sırada kapı çaldı, gelen kişi elinde dosyalarla Aslı'ydı. ''Birisi beklediği dosyalara kavuşmak istiyor sanırım.'' Aslı keskin bakışlarını çevirdi Savaş'a. Selçuk sevmiyordu bu kadını ama işinin de ehli olduğu için sessizce duruyordu. ** Hasret yeni odasında elindeki telefonda Emine annesi ile konuşuyordu. ''Hayır, çok rahatım. İşim iyi, patronlarım…'' gözlerini kaydırarak ''melek melek…'' ''Çok sevindim kızım çok mutlu oldum.. Senin rahatın yerindeyse, sen mutluysan gerisi boş.'' ''Çok sağ ol anne.. Ben şimdi kapatıyorum.'' Yatağına oturdu genç kadın. Düşüncelerinin arasında boğuşurken, elindeki not kağıdına baktı yine. ''Ben ne yapacağım… Allah'ım bir çıkış yolu göster bana.'' Genç kadın üstünü değiştirmek için kıyafetlerini çıkartırken, bebeğin patiği düşmüştü yere. Atleti ile ortada kaldı genç kadın. Eline aldı patiği, tekrar oturdu yatağa. Gözlerinden yaşlar süzüldü. Bugün o odayı gördüğünden beridir tuttuğu göz yaşlarını artık bırakma zamanı gelmişti. Burnuna götürdü genç kadın… ''Bebek kokusu, bu kokunun ne demek olduğunu bilemezken acısını yaşadım. Evladımın öldüğünü sanarken yaşadığını öğrendim. Daha kaç acı ile sınayacaksın Rabbim bilmiyorum ama ne olur ölmeden son bir kez evladımı koklamama izin ver. Bir kez olsun evladımı koklayayım.'' Hasret çekmeceye koydu patiği. Üstüne bir pijama çekti. Saat 1'e gelmişti bile. İlk defa tanımadığı bir evde yatacaktı. Bugün ilk günüydü bu evde, odası olmuştu. İşi olmuştu ve bugün dua etti o adam ile karşılaşmamak için ve duası da kabul olmuştu. Savaş ile karşılaşmadan geceyi görmüştü gözleri. Susadığını fark etti genç kadın. ''Herhalde herkes uyumuştur.'' diyerek odadan çıktı, su almak için mutfağa doğru ilerledi. Merdivenlerden çıkmıştı. Kendisine verilen oda bodrum katında kalıyordu. İki kat yukarı çıktığında mutfağın kapısına gelmişti bile. Hemen kendilerinin kullandığı mutfak dolabını açıp çeşmeden suya uzandı. Doldurup mutfak kapısına doğru ilerlediğinde Savaş ile karşı karşıya kaldı. Genç adam da beklemiyordu bu kadını görmeyi. O an fark etmişlerdi fazlaca yakın olduklarını. İkisi de aynı anda uzaklaştı.   ''İyi geceler.'' Hasret tam hızla çıkarken Savaş kolundan tuttu. ''Babam sana gerekeni söylemiş, evraklarını hazırla sigorta için.'' ''Sigortaya gerek var mı?'' dedi o an sesi cılız çıkarak Hasret. Savaş gözlerini kıstı. Genç kadına baktı alaycı tavırla ''Niye geçmişin temiz değil mi yoksa?'' Hasret bu adamdan nefret ediyordu. Gözleri maviydi ama gözlerinin içinden nefret akıyordu resmen. O maviye kitlenmeyi hiç düşünmüyordu ama yine de gece karasını dikti bu sert sözleri kendisine durmadan sarf eden adama. Bu adama haddini bildirmek istiyordu. Bu adamı yerin dibine sokmak, o yerin dibinde kalmasını istiyordu. Hasret çok şey istiyordu ama bu mümkün bile değildi işte. Bu adam her kelimesinde haklıydı temiz değildi geçmişi. Ama kimse geçmişi ile yargılanmamalıydı. Bu hayat, geçmişi iyi olan insanların bile bir bedel ödeyerek o hayata, o duruma geldiklerini göstermişti. Kimse geçmişim temiz demesin, kimse. Herkes bir bedel ödemişti o geçmişte. Sonrası... Sonrası kim bilir belki romanlarda saklıdır… MUTLU SON hayalleri... ''Çok merak ediyorum Savaş Bey, sizin nasıl bir geçmişiniz var da... Geçmişini bilmediğiniz insanlara durmadan hakaret edebiliyorsunuz? Çok mu temizsiniz? Çok mu harikasınız? Bakın Savaş Bey, kimsenin geçmişi sizinki kadar mükemmel değil… Ya da... Belki de sizin geçmişiniz de temiz değil.'' Savaş genç kadının kolunu tuttuğu gibi kendisine yaklaştırmıştı… Savaş 32 yaşlarda, 1.85 civarıydı... Hasret ise 25 yaşlarında 1.70 boyuna yakındı. Birbirlerini bir bakıma da tamamlıyorlardı... Savaş yaklaştıkça yaklaşıyordu... Bu kadından nefret etmesine bir yenisi daha ekleniyordu… Keskin kelimeleri… Kimse… Kimse Savaş Erdem ile böyle konuşamazdı... Sabırlı bir adam değildi Savaş... Ve Sabırdan nefret ederdi... ''Senin dilin çok uzun!'' ''Kolumu bırakın canımı acıtıyorsunuz!'' ''O dilin çok uzarsa, acıyan sadece kolun olmaz!'' Savaş sert bir şekilde bırakmıştı genç kızı. Hasret o an arkasında duran duvara vurmuştu sırtını. O an canının yandığını anlamıştı. Gözlerini kıstı genç kadın. Savaş ise anlamsızca merak etmişti kızı. Tam yaklaşıp yardımcı olacakken, genç adam hızla odasına gitmişti. Hasret ise gözlerini açtığında o adamın gitmiş olmasına sevinmişti. ''Allah'ım sabır ver bana ne olur.'' ** Savaş, o kız ile karşılaşmamak için erkenden çıkmıştı evden. Babasına söz vermişti. O kızla uğraşmayacaktı en azından bir süreliğine bu sözü tutmak zorundaydı genç adam. Nefret ediyordu bu durumdan. Nefret ediyordu o kadar basit bir kadının, babası tarafından savunulmasından... Bu kız ile işi vardı bu her haliyle belliydi... Şirkete geldiğinde, odasına geçmişti hemen. Hasret’in duvara sert bir şekilde vurduğu an gelmişti aklına. Ama o an sildi tekrar hafızasından. Merak etmeyecekti o kadını asla merak etmeyecekti. Seviye farkı onun için çok önemliydi. O sırada hızla Selçuk girdi odaya. ''Durum ciddi.'' ''Ne oluyor?'' ''Abi, sana kargo geldi… Gelip görmen lazım.''
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE