Devran bir haftadır ana şirkete gidiyor, kapalı kapılar ardında yeni dengeler kuruluyordu. Baver ve Şiyar'ın ölümlerinin korktuğu şirketler Devran Ahlatlı ile anlaşmaların ya da fesihlerin değişimini belirlemişti. Bir kaç şirket Devran'ın yapabileceklerin korkusuyla geri çekilmiş yerini alan şirketler onunla daha ılımlı yakınlaşma sağlayabilmek yeni anlaşmalarla gelmişlerdi.
Gecenin bir yarısı eve gelen adam yatağının boş olduğunu gördüğü bir haftanın sonunda Agit'in odasına gidip uyuyan oğlanı kaşları çatılı uyandırmıştı.
Yataktan kalkıp karşısındaki adamın sinirli yüzünü gören Agit ise endişelenmişti ama Devran'ın el hareketleriyle gülümsedi.
- Sana kim yatağımdan git dedi küçük bey? -
Agit elini ağzına götürüp kıkırdayarak - Hızlı hızlı atan kalbin ve rahatsız etmek istemediğim işin - deyince Devran kaşlarını daha da çatarak sinirle soludu.
- İşim olması kocanın yatağından gitme hakkı vermiyor sana -
Sonunda pes edip yataktan çıkan oğlan - Tamam tamam, her gün yorgun geliyorsun rahat dinlen diye gelmedim - deyip Devran'ın önünde dizleri üzerine çöktü.
- Beni özlemiş olamazsın. Buna inanmam -
Devran suratı asılarak bakışlarını kaçırdı ama sonra başını iki yana salladı.
Agit anlamıştım der gibi baksa da Devran - Sormadın hiç - dediğinde şaşırarak
- Özlüyor musun ki? - diye sordu.
Devran cevap verirse yenilecek ve kızacak bir şeyi kalmayacağı için sadece sinirle ofladı. Kızgındı. Bir haftadır eve yorgun gelse de yatağında onu bekleyen oğlanı görememişti.
Bu defa onu anlayan oğlan gülerek ayağa kalkıp "Anladım anladım, özlüyorsun" diyerek Devran'ın sandalyesinin arkasına geçip "Sen bana kızmadan odana gidelim" diyerek diğer odaya geçti.
Agit onu yatağa götürürken elini kaldıran adamla durdu.
- Duşa gireceğim, sen geç önce -
Agit onu bırakarak yatağa girdi. Devran özellikle o banyodayken oğlanın gelmesini istemiyor, Agit de onu rahatsız etmemek için hiçbir zaman yardım edebileceğini dile getirmiyordu. Dördüncü kural Agit'in bu eve çalışan olarak gelmediğini öğrendiği gün sadece odasıyla ilgilenmekle sınırlı kalmıştı.
Devran kişisel alanına henüz Agit'in girmesini ve onu çıplak görmesini istemiyordu. Agit ise çoktan bunu anladığı için kabullenmişti.
Devran odanın içindeki küçük bir hamam olarak tasarlanmış banyoya girdiğinde Agit sessizce başını yastığa koyup gözlerini kapattı. Devran'ın son bir aydır ciddi anlamda değiştiğini ve bir çok duvarını yıktığını biliyordu ama hâlâ fiziksel temasları sarılmak, bazen de Devran'ın saçlarını öpmesi, ya da kucağına oturduğunda ona dokunmasıyla sınırlıydı. Agit elbette daha fazlasını istemeye hakkının olmadığını biliyordu. Artık Devran'ın onu başka bir şekilde istemediğini anlamıştı.
Bir hafta önce yaşadıkları o farklı an Agit'i biraz umutlandırmıştı ama sonraki günlerde ne kadar yaklaşmak iste de Devran tarafından sessizce reddedilmişti. Genç oğlan böyle de onu sevebilirdi, belki de ilgisini yeteri kadar çekemiyordu.
Devran'ın durumunu bilmese de ister istemez bazı şeyleri seziyordu. Devran istese de temas etmek için adım atamıyor ya da Agit'le birlikte olamayacağına o kadar emindi.
Bazen Agit bunun kendisi yüzünden olduğunu düşünüyor, gerçekten hoşuna giden bir kadın ya da erkek olsaydı Devran'ın birlikte olup olmayacağını merak ediyordu. Belki çift cinsiyetli bireyler onun ilgisini çekmiyordu.
Bunları düşüne düşüne uykuya daldığı için odaya dönen adamdan habersiz uyku esnasında iç çekti. Onu gülümseyerek izleyen Devran ise yastıktaki başını hareket ettiren oğlanın saçlarını okşayarak "Biraz daha sabırlı ol güzel oğlanım" diye mırıldandı.
Agit gecenin bir yarısı eve dönen adamın aslında işten sonra nereye gittiğini bilmiyordu, kimse bilmiyordu.
Ertesi gün Devran yine evden erkenden çıkmış, ona kahvaltı getiren oğlanla her zamanki gibi sohbet etmişti. O gittikten sonra da Agit mutfakta başlayan hazırlığa şaşırarak Afşin'e sormuştu ve cevap olarak göz deviren kızdan fısıltılı bir cevap almıştı.
"Zelal Hanım'ın oğlu gelecekmiş akşama, Devran'ın üvey abisi."
Agit anlamaz gözlerle bakınca Afşin daha alçak sesle "Behram Bey, Zelal Hanım'ın ilk kocasından olma oğlu, Devran Ağa ile kan bağı yok" dedi.
Yavaş yavaş olayı çözen oğlan hmm diyecek etrafa emirler yağdıran kadına bakarak mutfaktan çıktı ve onu koridorda görüp "Gel bakalım güzel oğlan" diye çağıran hanımağanın yanına gitti.
Yine birlikte çıktığı bahçede artık soğumaya başlayan havayla yaşlı kadın Agit'in sırtına koyduğu şalla gülümseyerek oğlanın elini tutup yanına oturdu.
"Sana diyeceğim var oğul."
Agit dikkatle dinlediğini belirtmek için başını salladığında yaşlı kadın derin bir nefes verdi. Yükü ağırdı ve dile getirmek zordu.
"Bu akşam Devran oğlum gelirse yanından ayrılmayasın güzel oğlan, ne iş olursa olsun onu bırakma. Eğer o kadın bu konağa girerse Devran'ımı bir daha düzeltemen."
Agit endişeyle kaşlarını çatarak "Kimi dersin hanımağam, o kadın kim?" diye sordu.
Yaşlı kadın oğlanın elini sıkı sıkı tutup bir nefeste konuştu medet umar gibi. "Berçem adını unutma güzel oğlan, o ad bu konağa girmesin."
Agit hiçbir şey anlamasa da duyduğu adı tekrar ederek başını salladı. Berçem. Kimdi bu kadın ve neden o kadın konağa girerse Devran düzelmezdi?
Akşam olduğunda Agit odasına girmiş gelecek misafirleri ve duyma ihmali olan o ismi bekliyordu. Afşin misafirlerin geldiğini öğrendiğinde Devran'ın daha gelmeyişine şükrederek odasından çıktı ve alt katın merdivenlerinden aşağı doğru indi. El katın merdivenine geldiğinde sesleri dinleyerek farklı bir kadın sesi aradı ama duyamadı.
Yukarı doğru çıkan ayak sesleriyle yürümeyi kestiğinde onu gören Zelal Hanım "Devran Ağa'n gelmedi küçük yılan, benim oğlum geldi, meraklanma boşuna" derken kadının arkasındaki uzun boylu adam gözlerini Agit'ten bir an bile ayırmadan "Bu kim anne?" diye sordu.
Zelal Hanım burun kıvırarak "Devran Ağa'nın oğlan mıdır kadın mıdır bilmeden aldığı, konağa ölüm getiren yılan" dedi.
Agit dişlerini sıkırak yukarı çıkmak için arkasını döndüğü sırada adamın dediğiyle durdu.
"Devran'ın eşi dedikleri güzel oğlan mı bu?"
Zelal "Hıı, ne güzel ama" derken adam sırıtarak "Güzelmiş hakkaten, Devran Ağa'nın elinde solar bu çiçek" deyince Agit yumruklarını sıktı ve arkasını dönüp öfkeyle adama baktı.
Adam ise daha da sırıtarak "Neye baktın oğlan, Devran Ağa'n güzel bakıyor mu sana, alabiliyor mu koynuna?" diye sordu.
Agit adamın iğrenç bakışlarına ve sırıtmasına küfür etmek istiyordu ama ağzına gelen onlarca küfrü yutarak yumruklarını sıka sıka üst kata çıkıp odasına girdi. Bir hışımla kapattığı kapısıyla "Şerefsiz köpek, sana mı kalmış Devran Ağa'nın bakması, koynuna alması pislik herif. Anasının oğlu işte, hadsiz sapık" diye saya saya odanın içinde dört dönüyordu. Sonunda da sinirle yatağına oturup telefonunun kilidini açıp mesajlar kısmına girdi.
Agit : Bugün geç mi geleceksin?
Agit : Odanda yatayım mı?
Şu anda tek umrunda olan Devran'ın ne zaman eve geleceği ve o gelene kadar evdeki şerefsizin gitmesiydi. Belli ki aşağıdaki adam Devran'a düşmandı, yoksa o lafları etmezdi ve belli ki Devran'ın da onun geldiğinden haberi yoktu.
Ama hanımağanın söylediği kadın gelmemişti ve söylemediği daha büyük bir olduğunu anlamıştı. Onun Behram denen adamdan haberi vardı ama neden Berçem denen kadının da geleceğini sanmıştı.
Devran : Geç gelirim güzel oğlanım
Devran : Sen odamda yat, ben gelince yanına yatarım
Agit okuduğu mesajlarla odasının içinden Devran'ın odasına geçti ve yatak odasına geçip adamın kokusuyla dolan yastıklara sarılıp gözlerini kapattı.
Afşin akşam yemeği için Agit'e bir tepsi hazırlayıp odasına götürmüştü ama odasında göremediği oğlanla Devran'ın odasına geçip onu ağanın yatağında görünce hafifçe dürterek uyandırdı.
"Kalk Agit'im aç karna yatılmaz, bir şeyler ye."
Agit yatağının yanındaki boşluğu görünce "Abla o adam gitti mi?" diye sordu.
Afşin başını sallayarak "Gitti gitti, çok durmaz zaten, Devran Ağa görürse vurur onu" diye gülünce Agit merakla "Hepiniz bir şey bilirsiniz de bana demezsiniz" diyerek yataktan çıktı.
Afşin buruk bir tebessümle "Bu konakta yalnız Devran Ağa'na güven güzel oğlan, o ne derse onu et. Güçlü dur dediydim" diyerek tepsiyi yemek odasına götürürken onu takip eden oğlan daha da meraklanarak "Abla Berçem kim? Sen gördün mü?" diye sordu.
Tepsiyi masaya koyan kadın solan yüzüyle "Yıllar önce duyduydum adını, Devran Ağa'ya bir kötülük etmiş diyorlar ama ne olduğunu bilmiyorum" dedi.
Agit gözlerini kısarak kadının doğru söyleyip söylemediğini düşündü. Artık bu konakta kim doğru söyler, kim yalan bilmiyordu ama Afşin'in onu koruduğunu ve doğru konuştuğunu çok kez görmüştü.
"Devran Ağa'ya sorarım o söyler."
Afşin dudaklarını büzerek "Sor istersen. Ama önce yemeğini ye, Devran Ağa aç kalmasın dedi" deyip oğlanın saçlarını okşadı.
Yemeğini yemeye başlayan oğlanı bir süre izleyip hüzünle gülümsedi. Böyle bir oğlanın bu konakta ne işi vardı akıl sır erdiremiyordu ama onu düştüğü kurtlar sofrasında elinden geldiğince koruyacaktı.
Agit yemeğini yemiş, sıcakladığı için duşa girmiş, koşa koşa Devran'ın yatağına geri dönmüştü. Onun kokusuna bu kadar alışmasına da utana utana yastıklara sarılıp kıkırdıyordu.
Saatler sonra uyku sersemiyle gözlerini açıp yanında uzanan adama kollarını sararak burnunu Devran'ın göğsüne sürtüp "Gelmiş kokun, bittiydi" diye mırıldandı.
Kaşları çatılan Devran oğlanın onun kokusunu özlediğini anladığında o da kollarını ona dolayıp saçlarını öptü.
"Hep gelirim."
Agit uzaklardan gelen boğuk sese gülümseyerek burnunu tekrar Devran'ın göğsüne sürterek "Sesini özledim" diye fısıldadı.
Devran sertçe yutkunarak bu kez içinden konuştu. 'Daha çok duyacaksın güzel oğlanım, çabalıyorum.'
Agit sabah uyandığında sanki dün gece enerji depolamış gibi mutfakta dört döne döne Devran için kahvaltı hazırlıyordu. Bir hafta önce aldığı kazağı anca görebildiği adama verecekti ve birlikte giyeceklerdi.
Devran işlerinin daha az olduğunu ve bugün evde olacağını söylediği için uzun uzun kahvaltı yapacaklar, beraber kitap okuyacaklar, akşama da yemeğe gideceklerdi. Sanırım sabah enerjisi de tam da bu planlar yüzündendi.
Bir sürü yiyeceklerle doldurduğu tepsi alarak üst kata çıktı ve onu masa telefonuyla yazışarak bekleyen Devran'ın önüne koydu.
"İşin yoktu ki, niye telefonu bırakmadın."
Devran ellerini havaya kaldırıp bıraktım der gibi masaya koydu ama uzun zamandır fark ettiği şeyle kaşlarını çattı.
- Eşim gibi davranmaya başladın -
Çoktan bunu benimseyen Agit ise omuz silkerek cevap verdi.
- Zaten eşinim Devran Ağa -
Devran sormak için bir süredir beklediği soru için tekrar ellerini kaldırdı.
- Eşim gibi hissediyor musun? -
Agit gülümseyerek tepsiyi işaret etti.
- Çalışan gibi değil eşin gibi kahvaltı hazırladım bak -
Devran ne demek istediğini anladığı için keyifle çatalı eline alarak yemeğe başladı. Agit de bir süre onu izledikten sonra o da katıldı.
Agit ara ara durup Devran'a iş hakkında sorular sorunca Devran da sabırla neler olduğunu anlatıyor, iş konusunda meraklanmaya başlayan oğlanın heyecanı hoşuna gidiyordu.
Daha fazla sabredemeyen oğlan masadan kalkıp koşa koşa odasına gitti ve poşetler döndü.
"Ben kazak aldım ikimize geçen hafta, giyer misin?"
Devran kaşlarını kaldırdı bir süre oğlanın elindeki poşetlere bakarak. Onu biraz merakla ve istemez diye korkuyla bekleyen oğlan başını sallayan adamla sevinçle poşeti açıp kazakları çıkardı.
"Hava artık soğuk olacak o yüzden yünlü aldım böyle yumuşak bak" derken kendi üstünde gösterdi.
Sonra da diğerini Devran'ın üstünde tuttu. "Sana da siyah aldım ama başka renk istersen onu da alırım."
Devran tuttuğu nefesiyle Agit'i ellerinden yakalayıp kendine çekti ve kucağına düşen oğlanın küçük çığlığıyla elini yumuşak yanağına koydu.
Agit yan oturduğu adamın kucağında küçük çığlığına "Birden çekince" diyerek utandığı için gözlerini kapatıp yanağını Devran'ın avucuna sürttü ama gözlerini açtığında onun garip bakışını gördü.
O an saniyeler durmuş gibiydi ve saniyeleri Devran'ın ilk adımı hareket ettirdi. Eli arasındaki oğlana yaklaşıp dudaklarını onun dudaklarına dokundurdu ve artık nefesini tutan oğlanın pembe dudaklarına dudaklarını bırakıp öperek geri çekildi.
Nefesi kesilir gibi birden soluk veren Agit titreyen dudaklarında hissettiği sıcak tenin hissiyle gözlerini kapattı ve saniyeler sonra aynı sıcaklık tekrar dudaklarıyla buluştu.
Sanki tüm iplerini koparmak ister gibi kendini bırakan Devran ise Agit'in dudaklarının sıcaklığını bütün bedeninde hissediyordu.
Küçük küçük öptüğü dudaklar ona korkma ben yanlış değilim diyordu. Bu doğru olan ve öptüğün dudaklar güvenli. Masum, samimi, saf ve temiz.
Onun dudakları, sevmek isterken sevdiğin, sana bir yudumla nefes veren, eşinin dudakları. Öpmekten korkma.