6. Uçurumun kıyısında...

3810 Kelimeler
*********************************************************************** Yarasına merhem ararken daha fazla kanatır insan kendini farketmeden... Dikkat kesilmiş bu kabustan nasıl kurtulurum diye bakınıyorum. Ama baktığım hiçbir yüzde yok tek bir teselli cümlesi. Hani olur ya kendine yakın hissettiğin birinin tek bir lafı ya da en olmadı tek bir gülümsemesi içindeki saplı sıkıntıyı şırıngayla çeker gibi hafif hafif söker atar, aradığım böyle bir şey ama sanırım bu şimdilerde imkansıza yakın... Dün gece, olanlarla birlikte geçmişten bir kare olarak zihnimdeki yerine kayıt olmuş ancak sanki o anları yaşayan o sözleri söyleyen kız ben değilmişim gibi hissediyordum. Sanki olanları dışarıdan izleyen her şeyden bağımsız biriydim. Artık hiç bir şey hissedemiyor olmam biraz korkutucu değil miydi? Düşünmemem lazım...Bırakmalıyım düşünmeyi yoksa...Yoksa hiç yapmak istemediğim şeyler yapacağım...Bundan korkuyorum... O adam... Yıldırım... Uzun bir zaman dilimi boyunca beni ikna etmeye çalışmış benim kararlı olduğumu anlayınca da evlendikten sonra yaşayacağım hiçbir şeyden sorumlu olmadığını söyleyip çekip gitmişti. Sanki bu saatten sonra birinden bir şey bekliyor muşum gibi... Düşündüğüm her şeyin beynimdeki yankısı gökyüzüne fırlatılan ve patlayan rengarenk havai fişekler misali oluşturduğu kare kare görüntüler beni bulunduğum andan alıp götürmüş varlığımı bile bana unutturmuştu. Elime yasladığım çenemi çekip oturduğum koltukta doğruldum. Yemek masasında oturmuş taze fasulye ayıklayan anneme anlık bir bakış atıp ayaklandım. Siyah diz altı eteğimi düzeltip ona doğru yürüyüp perdeleri sonuna kadar çekilmiş pencereden dışarı bakmaya başladım. Soğuk şu anda bulunduğum sıcacık ortamdan izlenilince güzeldi aslında. Yalnızca izlerken seviyordum kendisini... Son zamanlarda yalnızlık da eklenmişti yanına. Meğer o daha beter üşütüyormuş insanı. Siyah boğazlı kazağımın boğaz kısmını dudaklarıma kadar çekiştirip esen rüzgarın arsızca savurduğu yaprakları seyrederken bakışlarının varlığını yüzümde hissettiğim anneme hitaben konuştum "her şey nasıl da hızlı değişiyor değil mi anne..?" derin bir nefesi ciğerleriyle buluşturup kısık ama derin bir sesle "öyle...Zaman işte, gözümüzün değdiği, kulağımızın işittiği her şey zamanın izini taşıyor, o aktıkça onlarda eskiyip yerine yenisini bırakıyor..." başımı pencere pervazına yaslayıp buradan az bir kısmı görünen yola diktim yorgun yeşillerimi. Hava soğuktu ve mesai saati de olduğundan bir iki kedi köpekten başka hiç kimse yoktu sokakta. Gözümün daldığı kahve tonlarındaki manzaradan gözlerimi usulca çekip dalgın bir şekilde elindeki işi yapan anneme baktım. Yüzündeki çizgiler ne ara bu kadar çoğalmıştı..? Her daim yaşını göstermeyen genç kızlara taş çıkartan anacım şimdi yaşından çok çok büyük gösteriyordu. Kırmızı çiçekli yazmasından dökülen asi tutamlar hafif beyaza çalmıştı. Hiç beklemezdi şimdiye kadar boyatırdı oysa. Sevmezdi saçlarına ak düşmesini. Sevdiğim beni hep güzel görsün derdi her haliyle göz kamaştırdığını bilmeden. Dışarda bir tutam saçı görünsün kıyametleri koparırdı babam. Bana pek ilişmez ama annemi öyle bir durumda gördü mü hemen yanına varır asi saç tutamını tutar öper sonrada hafif kaşlarını çatıp şakayla karışık "hatunum sırma saçlarını benden başkası görmeyecek..!" der ve annemin bir domatese dönmesine sebep olurdu. O anların dudağımda oluşturduğu daha çok özlemek hissine çalan tebessümü yüzümden silmeden bir sandalye çekip oturdum. Kirpiklerinin altından bana gizli gizli bakan annem dün geceden beri sormak istiyor ama bir türlü soramıyordu olup biteni. Kim bilir içinde ne fırtınalar kopuyordu da diyemiyordu incinirim korkusuyla. Dirseklerimi masaya yaslayıp çenemi de avuçlarıma dayayıp kıstığım gözlerimle yüzüne baktım "sor hadi sor..!" elindeki fasulyeyi mavi kaba bırakıp sanki neyi kastettiğimi bilmiyormuş gibi "neyi...Ne soracak mışım..?" tek kaşımı kaldırıp hafifçe gülümseyip masanın ortasında duran yapay gül buketiyle oynayarak "Neyi olacak, dün geceyi tabiki Ayfer Sultan. Eridin meraktan..!" gözlerini kocaman açıp "a a haspama bak sen!? Kız madem anlıyon ne demeye kıvrandırıyon beni, babası kılıklı!" söylediklerine kıkırdayıp bedenimi ona doğru çevirdim "hoşuma gidiyor bu hallerin, çok tatlı oluyorsun pamuğum ondan demedim..." ayağındaki terliği başıyla işaret edip bir yandan da fasulyeleri ayıklamaya devam ederek "özledin sen herhalde ikizleri, toton kaşınıyo ondan böyle dalga geçiyon ananla! Kızım desene ne oldu ne bitti!?" gözlerimi devirip "aman anne ya iki dakka şaka yaptırmıyon he! Tamam anlatcam. " gözlerimi elimin ne ara gidip de kavradığını bilmediğim etek ucuma dikip hala yüzümde dolaşan tebessümün hayaletiyle konuşmaya başladım " Öğrenmiş işte isteme olayını...Zorluyonuz sanmış, gelip kendisi de konuşmak istemiş..." gözlerimi usulca kaldırıp pür dikkat beni dinleyen annemin gözlerine değdirip hemen geri çekip tül perdeye dikip "B...Başıma gelen...öğrenmiş işte onu da..." derin bir nefesi içime çekip daha kısık bir ses tonuyla "senin...senin suçun yok yakma kendini benimle sonra pişman olursun falan dedi..." İçine derin bir soluk çekip göz ucuyla görebildiğim kadarıyla fasulyelerini ayıklamaya devam edip "esaslı çocukmuş..." dedi. Dudaklarımı birbirine bastırıp hafif hafif zonklamaya başlayan şakaklarımı ovalayarak daha fazla bu konudan konuşmak istemediğim için "Narin gelecekti bugün, nerde kaldı acaba..?"diyip oturduğum yerden kalkıp pencereden onların oturduğu beyaz binaya doğru baktım. "O bugün gelmez, cezalıymış..." kaşlarım şaşkınlıkla havalandı kollarımı göğsümde birleştirip "Cezalı mı..? Niye ki?" diye sordum. Annem umursamazca omuz silkip gözlerini gözlerime dikip "Narin işte kim bilir yine ne yaramazlıklar yaptı da Naciye'yi delirtti...Abbas Bey bile savunmamış bu defa..." usulca başımı sallayıp başımı pencere pervazına yasladım. Narin daha fazla dayanamaz çiğner geçerdi o yasağı. Hatta eminim şu an buraya kaçmanın planlarını yapıyordu. İçime sıkıntıyla bir soluk çektiğim anda uzun zamandır varlığını dahi unuttuğum annemin masanın üzerindeki eski model tuşlu cep telefonu çaldı. Merakla omuzumun üzerinden anneme baktım elindekileri bırakmış kaşları hafif çatık eline aldığı telefonun ekranına bakıyordu. Biraz sonra kaşlarını kaldırıp gözlerinden okunan şaşkınlıkla bana gözlerini dikip telefonu kulağına dayadı ve olup biten her şeye rağmen beni şaşırtan şu cümleyi söyledi "Hayırlı günler Kerime Hanım..." neden aramıştı ki şimdi? Aklıma doluşan bin bir ihtimalle hızlı hızlı atan kalbimi sakinleştirmek istercesine elimi göğsüme koyup derin derin soluklar aldım. Evliliği öne mi alacaklardı yoksa!? Kafamda kurulup kurulup bozulan ihtimaller beni ufak ufak kemirmeye başladığı sırada " İyiyim, teşekkürler. Sizde iyisinizdir inşallah?" diyip normal normal sohbet eden anneme endişemi belli etmemeye çalışarak bakıp daha fazla ayakta kalacak gücüm kalmadığından çektiğim sandalyeye oturup elimle boğazımı hafifçe kavrayıp gözlerimi yumdum. "Bu akşam mı?...Ha yok...Tabiki gelebilirsiniz, müsaitiz." hızla başımı kaldırıp zaten bana bakmakta olan anneme bakıp ne olduğunu anlamaya çalıştım. Başını usulca sallayıp " peki, o halde bu akşam sekizde bekliyoruz sizi...İyi günler..." diyip telefonu kapatıp masaya bıraktı. Masadaki gözlerini gözlerime çıkarıp ofladı. Sakin bir tavırla kekelememeye çalışarak bir yandan boynumu kaşıyıp " ne dedi... Akşam niye geliyorlar..?" diye sordum. Dirseklerini masaya yaslayıp gölge düşmüş yeşillerini pencereden dışarı çevirdi " düğünü konuşacaklarmış...Öyle dedi..." içime saplanıp kalan mızrağın acısıyla yanan gözlerim ve sızlayan burnumu derin derin nefesler alarak sakinleştirip " ben biraz odamda uzanacağım..." diyip annemin cevabını beklemeden hızlıca oturduğum yerden kalkıp salonu terk ettim. Hafif karanlık koridoru geçip odamın kapısını hızla açıp odama girip kapıyı kapattım. Onca uğraşıma rağmen yanaklarıma dökülen yaşlar titreyen bedenime karışmıştı. Hıçkıra hıçkıra ağlamamak için alt dudağımı sertçe ısırıp burnumdan derin derin soluklar alıp perdeleri örtülü olduğu için karanlık olan odamı umursamadan yatağıma yönelip düşünmekten kafayı yememek için yorganı kaldırıp yatağıma uzandım. Kafamın üzerine kadar çektiğim yorganın altında gözlerimi sımsıkı yumup o adamı, söylediklerini, akşam olacakları zor da olsa beynimde gerilere atıp beni bu gibi durumlarda sarmalamaya hazır olan uykunun kollarına bıraktım kendimi... Hem uyursam canımın yandığını bir an için hissetmezdim... "Canrüba..? Canrüba uyan..." derinlerden gelen boğuk sesle kaşlarımı çatıp huysuzca homurdanıp o sese arkamı döndüm. Yatağın arkamdaki kısmı çöküp omuzum hayvan gibi dürtülünce bu ani saldırıdan dolayı irkilip hızla arkamı döndüm. En son bıraktığımda karanlık olan odam şu anda ışığın açık olmasından dolayı aydınlıktı. Gözlerimi yakan ışığa alışmak için gözlerimi kırpıştırıp " ne oluyor ya..?" diyip hafifçe doğruldum. Narin üzerinde hardal rengi boğazlı bir kazak altında siyah dar bir pantolon saçları açık hafif makyajlı haliyle yatağıma hafif uzanmış bana sırıtarak bakıyordu. Kaşlarımı çatıp üzerime doğru fazla eğildiği için elimle biraz ittirip "cezan bitmiş anlaşılan..." diyip darmaduman olmuş saçlarımı elimle düzeltmeye çalışıp hala beni yoklayan uykudan arınmaya çalıştım. Uyanmaya çalışan benim aksime yatağıma iyice yayılıp yastığıma sarılan Narin'e bakıp " kalksana kızım beni uykumdan edip kendin yayılamazsın benim yatağıma..!" beni hiç umursamayıp gôzlerini kapayıp omuz silkti " bana ne kızım...Benim müstakbel eşim ve ailesi teşrif etmiyor seninkiler geliyor. Ben uyuyacam..." diyip beni inanılmaz bir hızla dehşete soktu. Neee!!? Olamaz ben...ben nasıl unuturum. Hızla başımı çevirip komodinin üzerindeki saate baktım. 18.05 mi!!!!? Hışımla yorganı üzerimden savurup hızımdan dolayı amele sümüğü gibi yere yapışan Narin'i umursamadan terliklerimi ayağıma geçirdiğim gibi "offf, geç kaldım...Nasıl bu kadar uyurum ya!?" naraları atarak banyoya yöneldim. Alacağın olsun anne ya! Bu saat olmuş hiçbir şey hazır değil offf..! Yüzüme hızlı hızlı çarptığım sular şıpır şıpır yüzümden damlarken bunu umursamayıp hızlı adımlarla mutfağa yöneldim. Yeni fark ettiğim bütün evi sarmış olan enfes yemek kokusu mutfağın kapısından içeri girmemle nirvanaya ulaştı. Gôzlerimin gördüğü gerçek miydi? Mutfak masası envai çeşit yiyecekle doluydu. Hangi ara yapılmıştı bunca şey!? Ben şokla hala bir şeylerle uğraşan annemle Naciye teyzeye bakarken omzuma çarpıp mutfağa giren Narin " sen kıçını devirmiş fosur fosur uyurken biz mükellef bir sofra kurduk seninkilere, ya..!" diyip tarçınlı kurabiyelerden birini alıp ağzına atıp çektiği sandalyeye kuruldu. Naciye teyze demlediği çayın altını kısıp omuzunun üzerinden ona ters bir bakış atıp "hadi ordan babası kılıklı! Alt tarafı bakkala gidip eksik malzemeleri alıp geldin! İki iş tuttun ölmüş gibi konuşma!" diyip gülümseyerek bana döndü "Güzel kızım sen bakma bu şebeğe laf kalabalığı yapıyor aklınca. Hadi hemen hazırlan gelirler birazdan." dedi. Utançla gülümseyip yüzüme yapışan saçlarımın verdiği rahatsızlığı göz ardı edip "çok teşekkür ederim Naciye teyze. Kusura bakmayın uyuya kalmışım." hala hızlı hızlı servis tabağı çıkartan anneme dönüp küskünce " anne niye uyandırmadın beni? Bütün işi siz yapmışsınız ayıp oldu. Yardım ederdim bende..." bana hiç bakmadan elindeki işi hızlıca yapmaya devam edip "sen çok yorgundun kızım ondan ellemedim. Akşam misafirlerinin karşısına dinç çık diye. Hem merak etme biz her şeyi hallettik. Sen hemen git hazırlan." yapabilecek başka bir şeyim yoktu zaten maşAllah onlar çoktan hazırlanmıştı. Usulca başımı sallayıp mutfaktan çıkacağım sırada Naciye teyzenin uyarıp ellerine vurmasına rağmen ağzını tıka basa doldurmuş Narin hızla yerinde doğrulup ağzının doluluğuna aldırmadan "dur dur bende geleceğim sen şimdi yüz yıllık yas tutuyor gibi kara kara giyinirsin. Ben seçtim sana elbise..." diyip bana doğru yürüdü. Ben gözlerimi devirirken Naciye teyze "kız şu ağzını kapa kapa çocuk musun sen! Ay her tarafı batırdı velet! Hiç büyümeyecek bu kız Ayfer yeminle başıma kalacak. Kimse istemez bu ağzı ayarsızı!" diyip anneme yakardı. Narin ise son lokmalarını yutarken annesine bakıp "sen çeyiz işini hallet Naciye Sultan ha birde tabi babamı ikna et bu fikre de damat işini bana bırak en kaslısından, en dabıl yakışıklısından, en zengininden bulacam ben sana sen hiç merak etme..!" diyip göz kırptı. Naciye teyze gözlerini şokla açıp hızla terliğine davranıp "kız edepsiz o ne biçim laf öyle kas mas! Sen nereden biliyon onu!" Narin hızla arkama geçip siper aldı ve benim arkamdan hafifçe eğilip annesine bakıp " nereden olucak anne dizilerden falan aaaa!" diyip Naciye teyzenin söylenmelerine aldırmadan beni kolumdan çekiştirerek odama soktu. Aynadaki görüntüme yeşil gôzlerimi devirerek bakıp arkamda durmuş beni daha doğrusu kendini hayranlıkla izleyen Narin'e baktım. Bütün itirazlarıma rağmen bana kendi dolabından seçip getirdiği krem rengi dizlerimde biten üzeri dantelli elbiseyi giydirmiş. Alışık olsam dahi pek tercih etmediğim ince topuklu gümüş rengi ayakkabımı yine zorla giydirip saçlarıma maşa yapmıştı. Makyajım hafif olsada benim için tüm bu uğraşlar fazlaydı. Sonuçta ölüp ölüp bittiğim bir gün değildi bugün. Kahve gözlerindeki haylaz parıltılarla aynadan gözlerime bakıp "nasıl ama, mükemmel bir iş çıkarmadım mı?" kendini beğenmişliğine gözlerimi devirip " senin aksine ben fazlaca süslü bir kız görüyorum aynada, olup bitene hevesliymiş gibi görünen acınası bir kız..." gözlerini devirip " aman! Yüz yıllık mumya seni! Merak etme dış görünüşün değişsede bakışlar aynı, ölü balık!" diyip parmağını dudağına yaslayıp bir şey düşündüğü zaman yaptığı gibi hafif kaşlarını çatıp "güneş gözlüğü mü taksan acaba cano? Çocuk bu bakışlarla kendini bir ölüyle evleniyormuş gibi hissedecek!" diyip kahkahayı patlattı. Yüzümü buruşturup onu taklit edip "hah ha! Aman ne komik! Narin...Sus bence!" o da yüzünü buruşturup beni taklit edip "bence de, Çok mantıklı espri yaptığımdan gülmeden geçemiyorum yüzüm kırışacak..." diyip aynaya doğru iyice eğilip gözlerini belerte belerte göz kenarlarını izlemeye başladı. Gözlerimi devirip içime sert bir soluk çekip oturduğum sandalyeden kalkıp üzerimi düzeltip pencereye yöneldim. Sımsıkı örttüğüm perdeyi çekip tek tük yıldızın olduğu yer yer bulutlu parlak gökyüzüne diktim yorgun yeşillerimi. Başımı pencere pervazına yaslayıp yaşamakta olduğum şeyleri düşünmeye başladım. Ne oluyordu böyle..? Bazen bu yaşadıklarım bana çok uzak, yabancı geliyordu. Sanki olaya dahil olan değilde olayı dışarıdan izleyen bir gözdüm. Bazense kendimi öyle içinde hissediyordum ki bunu kaldıramayıp kendimi uykuya zorluyordum. Daldığım düşünce okyanusunda daha da açılmayı planlıyordum ki yüzüme yüzüme çarpan araba farlarıyla gözlerimi kısıp gelenlere baktım. Gelmişlerdi... "Geldiler..." dışa da vurduğum kelimeyi duyan Narin "Oha, geldiler mi!?" deyip koştur koştur yanıma gelip elini omzuma koyup merakla cama eğildi "Ayyy, çok merak ediyorum enişteyi! Acaba yakışıklı mı?" diye kendi kendine sorunca gözlerimi ona çevirip "erkek işte..." deyince gözlerini devirip beni taklit edip "sana sormuyorum cano! Zira sana en son sorduğumda iki bacaği iki kolu bir ağzı bir de garip garip bakan kahveleri var demiştin sevgili mumyacığım!" gözlerimi devirip tekrar bakışlarımı pencereye çevirdim. Oha! O ne be! Bu arabalar ne ara geldi?! Bu insanlar..?! Narin benim kadar insiyatifli olmayıp eliyle o vahim kalabalığı gösterip "çüş..! Kızım bu ne!? Düğün alayı mübarek!" diyip kocaman açtığı gözlerini üzerimde gezdirip " keşke gelinlik giyinseydin Cano! Bunlar seni bu gece götüreceğe benziyor he!" başına hafifçe vurup kaşlarımı çatarak "saçmalama Narin! Bunların adeti böyle herhalde her yere cümbür cemaat gidiyor gibiler baksana..." diyip kalabalığı incelemeye başladım. O...Gelmiş miydi acaba? Aklımdan geçenlerle kaşlarımı çatıp başımı iki yana salladım. Saçmalamayı bir an önce bırakmalıydım. Bana neydi!? İster gelir ister gelmez!!Daha fazla bu manzaraya bakmak istemediğimden arkamı dönüp odadan dışarı çıkmak için kapıya yöneldim. Hemen arkamdan gelen Narin merakla "tekerlekli sandalyede birini göremedim bugün de gelmemiş galiba..." diyip destek olmak istercesine eliyle omzumu sıktı. Gözlerimi ona çevirip "umurumda değil...Gelmemesi benim için daha iyi...Birbirimizi ne kadar az görürsek o kadar iyi..!" dudak büküp açtığım kapıdan benimle beraber çıktı. Kapıyı örttüğüm anda çalan zille annemler mutfaktan babamlar da salondan çıkıp karşılamak için kapıya yöneldi. Kapıyı açan babam en başta olan Kerime Hanım'ın eşi Osman amcaya ve arkasındakilere hitaben "hoş geldiniz..." diyip tokalaşmaya başladı. Babamın yanında duran annem ve Naciye teyzeyle eşi Abbas amcada onları selamlayınca onlardan biraz daha geride duran bize sıra geldi. Bana gözlerinde bambaşka bir şefkatle bakan Osman amca samimi bir şekilde gülümseyince eline uzanıp öpüp anlıma koydum ve doğrulup hafif tebessüm ederek gözlerine çok fazla bakamadan "hoş geldiniz efendim..." diyip gözlerimi yere diktim. Elini omzuma koyup hafifçe sıvazlayarak " hoş bulduk güzel kızım..." diyip daha sırada bekleyenler olduğundan direkt salona yöneldi. Onun ardından Kerime Hanım da gelince aynı şekilde onun da elini öpüp tebessümüne karşılık verip selamladım. Beni şoka sokup samimi bir şekilde bana sımsıkı sarılıp "hoş bulduk güzelim benim..." diyip içeri girdi eşinin ardından. Kim olduklarını bilmediğim ama geçen istemede gelen birçok kişiyi selamlayıp sonunda biten insanların ardından farkında olmadan tuttuğum nefesimi bırakıp açık kalan kapının eşiğinde durmuş insanların ayakkabılarını sayan Narin'i kolundan tutup gözlerimi belerte belerte "ne yapıyorsun..!" diye çıkışıp içeri çektim. Gözlerini kocaman açıp " ne çok ayakkabı var..! " diyip arkasındaki portmantoya yaslandı ve birdenbire gözlerini kocaman açıp " bu kadar insana nasıl servis yapıcaz cano!?" diyip oflayıp pufladı. İşaret parmağımı dudaklarıma bastırıp endişeyle içeri doğru bakıp tekrar ona döndüm "hişştt, Narin duyacaklar sessiz ol..." diyip açık kapıyı kapatıp Narin'i kolundan tutup içeri doğru yürümeye başladım. "Ferhat Bey, biz diyoruz ki bu işi fazla uzatmayalım bir an evvel yapalım düğünü..." yerdeki siyah beyaz tüylü halıya diktiğim gözlerimi Osman amcanın söyledikleriyle hızla yerden kaldırıp ona diktim. Korktuğum başıma geliyordu işte. İçime titrek bir soluk çekip titreşen göz bebeklerimi babama çevirdim. Tekli koltukta oturmuş düşünceli bir şekilde yere bakıyordu. Alnı kırışmış benzi solmuştu. Bir kaç kere dudaklarını açıp kapatıp bir şeyler söylemeye çalıştı ancak kelimeler dökülmek istemiyordu sanki dudaklarından. Gözlerini yanımda oturan anneme çevirip sorarcasına baktı. Ancak annemden donuk bakışlar dışında hiç bir tepki alamadı. Hüzün kokan gözlerini usulca bana çevirdi. Çökük omuzları daha da bir çökmüştü... "neredesin sen ha!?" "baba..! " aklıma birden düşen görüntülerle irkilip yalnızca soluk alış verişlerin duyulduğu salonda göz gezdirdim. Herkes bana ve babama bakıyordu. Başımı önüme eğip durumu kabullendiğimi belli ettim. Bunun üzerine babam derin bir nefes alıp""bizim...Bizim için de uygundur, Osman Bey..." diyip son noktayı koydu. Göz bebeklerimi zorlayan yaşları durdurmak için dudaklarımı ısırıp tırnaklarımı avuç içlerime bastırdım. O an ellerimin üzerine bir el konuldu. Yüzümü kapatan saçlarımın arasından görebildiğim kadarıyla Kerime Hanım'ın kızı Dila'ydı. Bana gözlerinde anlamlandıramadığım bir ifade ile bakıyor buruk da olsa tebessüm ediyordu. Bana doğru iyice eğilip kısık sesle "mutfağa geçelim mi..?" diye sordu. Yanımda oturan annem de duymuş olmalı onay almak için ona döndüğümde usulca başını salladı. Diğer yanımda oturan Narin'in koluna hafifçe dokunup başımla dışarıyı gösterdim. Onaylayıp hemen ayaklandı. O önde biz arkasında salondan çıktığımız sırada Osman amcanın dilinden şu kelimeler döküldü " Kadere boyun eğmek vazgeçmek değil elbet, yalnızca Gaybı bilene teslim olmaktır. Bu nedenledir ki bu iki gönlün birleşmesi münasip bir şekilde en kısa zamanda olmalı. Her şeyin hayırlısı..." Duvarlarında kahkahalarımın çınladığı evim, bir mezarın ıssız ve soğuk havasına bürünmüştü. Herkes bir şeyler söylüyordu ama kimse söylediklerinin kalbimde oluşturduğu yıkımın yüzümdeki yansımasını görmüyordu. Sanki zaman ağır çekimde ilerliyordu... Benim için kumsaati ters çevirilmiş ve kum taneleri hızla dökülüyordu gözümden yaş olarak. Gözlerimi yumduğum an kirpiklerimin arasından süzülüp dökülen damlacık yere düştü tıpkı benim gibi. Bir adım arkamda olan Dila ile birlikte çoktan mutfağa girmiş sandalyesini çekip cam kenarına yüzünü dışarı çevirip oturmuş Narin' in yanına gidip birer sandalye çekip oturduk. Oturduğumuz an Dila ne zaman eline aldığını fark etmediğim siyah kol çantasını açıp içinden çakmak ve bir paket sigara çıkardı. Kahve gözlerini üzerimizde gezdirip elindekileri gösterip "sorun olur mu burada içmemde..?" diye sordu. Başımı usulca iki yana sallayıp kısık sesle "hayır..." diyip masada duran babamın küllüğünü önüne ittim. Teşekkür edercesine başını sallayıp paketten çıkardığı sigarasını dudaklarının arasına yerleştirip kulak hizasına kadar uzanan siyah düz saçlarını düzeltip sigarasını yakıp derince bir soluk çekti içine. Çoktan camı açmış olan Narin bacaklarını kendine çekmiş içeri sızan soğuğa aldırmadan öylece gözlerini duvara dikmiş öylece duruyordu. Gözlerimi yumup elimle şakaklarımı ovalayıp ciğerlerime yetmeyen bir soluk aldım. Sigarasını küllüğe bastırıp söndürüşünü dalgınca izlediğim Dila kalın iki kaşının ortasında oluşan çizgi ve aralık dudaklarının arasından sızan dumanla çok görmüş geçirmiş duruyordu. Gür kirpiklerini kırpıştırıp gözlerini onu izleyen gözlerime çevirip burukça tebessüm etti "nasılsın..?" garip...Sanki eskiden tanışıyormuşuz gibi davranıyordu ilginç olanıysa benimde ilk kez gördüğüm bu kız gibi hissediyor olmamdı. Kuruyan dudaklarımı ıslatıp hafifçe tebessüm edip "iyi olmaya çalışıyorum..." cevabımı zaten biliyormuş gibi kayıtsız kalıp masaya bıraktığı sigara paketini alıp bir sigara daha çekti içinden. Onu da yakıp iki parmağının arasına sıkıştırdığı sigarasına dalgın dalgın bakıp dudaklarının arasından sızan duman eşliğinde konuştu "iyi ol...Hayat sen iyi olma diye ne kadar çabalarsa çabalasın sen hep iyi ol..." diyip sigarasını tekrar dudaklarıyla buluşturdu. Benim gibi sessiz kalan Narin'e bir bakış atıp tekrar Dila'ya döndüm "sormadım ama bir şey içer misin..?" başını iki yana sallayıp "hayır, teşekkür ederim..." diyip Narin'e baktı "eee, sen niye dertlisin bu kadar, Karadeniz sende kimi batırdı..?" diye sordu. Narin kaşlarını kaldırıp sorusunu es geçip " Sen söyle ne bu Bergen tiripleri..?" Dila tek kaşını kaldırıp sessizce kıkırdadı. Bana bakarak biten sigarasını küllüğe bastırıp başıyla Narin'i gösterip "sevdim bu hatunu, lafı uzatmıyor...Galiba sonunda iyi anlaşabileceğim birilerini buldum." diyip elindeki kırmızı çakmakla oynamaya başladı. Narin diğer bir sandalyeyi de çekip bacaklarını uzatıp "eeee, buraya hep birlikte susmak için mi geldik, öyleyse içerdede ortam tam da böyleydi. Bir Osman amca bir de gariban babam konuşup durdu sadece..." Dila kıstığı gözleriyle ona bakıp "valla bu gece konuşmaktan çok içip dağıtmak istiyorum diğer bütün geceler gibi ama size ayıp olmasın diye konuşayım bari sonuçta daha yeni tanışıyoruz..." diyip kıkırdadı. Narin kaşlarını kaldırıp sevimli bir surat ifadesi ile "değil mi ya!? Ben de aynen onu istiyorum ama anam bu istediğimi bir bilse var ya bacaklarımı büker Çinçinler gibi..." diyip Dila'yı samimi bir şekilde gülümsetti. Oturduğum yerden kalkıp açık camı seri hareketlerle kapatıp içime işleyen soğuğun etkisinden kurtulmak için sıcak çikolata yapmaya karar verdim. Onlar hayata dair sohbet ederken bardaklara boşalttığım toz karışımı sıcak suyla karıştırıp hazır olan içecekleri önlerine bırakıp elimdeki kendime ait olanla sandalyeme oturdum. Teşekkür edip içeceklerini içen kızlara afiyet olsun diyip gülümsediğim sırada gözüm kazağı sıyrılan Dila'nın açıkta kalan koluna takılınca şokla kalakaldım. Şaşkın bakışlarımı takip eden Narin de benim akıbetime uğradı ama o benim gibi kalakalmak yerine şaşkınlığını dışarı vurdu "hih! Koluna ne oldu!? Bu izler de ne böyle!?" Dila sandığımın aksine kolunu saklamayıp daha çok sıyırdı kazağını ve ihtiyatlı bir şekilde kolundaki yanık ve kesik izlerine göz gezdirip gözlerine ulaşamayan bir tebessümle Narin'e bakıp "hayat diyorduk değil mi Kuzucuk?" elinin tersiyle yaralarına dokunup dalgınca fısıldadı "aşk diyorduk..." dudağında kalan tebessümün hayaletiyle fısıldadı "hayatımın aşkından bana kalan hayal kırıklıkları bunlar..." dehşetle gözlerimi Narin'e çevirdim o da aynı akıbette bana bakıyordu. Yaşadığım dehşeti her harfiyle hissettiren bir şekilde sordum "Aşık olduğun kişi mi yaptı bunları..!?" gözlerini gözlerime dikip taşmaktan korkan yaşlara inat gülümseyip fısıldadı "aşık olduğum, evlendiğim, kocam...kocam yaptı..." kalbimde hissettiğim tarifsiz acıyı öfkeyi kusmanın yollarını aradığım sırada Narin öfkeyle elini masaya vurup burnundan soluyarak "vay adi, şerefsiz, köpek! " işaret parmağımı dudaklarıma bastırıp kaşlarımı kaldırarak "hişşş, Narin sessiz ol..." dudaklarını öfkeyle birbirine bastıran Narin'den gözlerimi çekip kendisini tutmasına rağmen usul usul ağlamaya başlayan Dila'ya döndüm. Daha fazla içim nasıl parçalanabilirdi bilmiyorum... Masadaki elinin üzerine elimi koyup hafifçe sıkıp diğer elimle akan yaşlarını usulca silip yanağını okşayıp "anlatmak istersen dinleriz..." diyip onay beklercesine dolu dolu gözleri ve büzdüğü dudaklarıyla ağladı ağlayacak gibi duran Narin'e baktım. Beni başını sallayarak onaylayıp "aynen dinleriz..." diyip takip edemediğim bir hızla üzüntüsünü bir kenara bırakıp öfkeyle kaşlarını çatıp yumruk yaptığı elini diğer elinin avuç içine sertçe vurup "sayıp söveriz de o hayvana..!" elini uzatıp diğer elini de o kavrayıp hafifçe tebessüm edip "rahatlarsın..." dedi. Bu şapşal anlayışlı haline Dila gibi tebessüm edip Dila'ya döndüm. Gözünden akan yaşlara inat gülüyordu bu halimize. Biraz sakinleşince gözlerini ovalayıp samimi bir şekilde gülümseyip "iyi geleceğine eminim! Ama bu gece değil başka bir gece daha uygun bir ortamda dilediğimizce sayıp sövebileceğimiz bir zamanda mutlaka anlatacağım..." diyip ikimizin de gülümsemesine sebep oldu. Sıcak çikolatama uzandığım sırada Dila'nın masanın üzerinde ki telefonun ışığı yanıp söndü. Elindeki bardağı masaya bırakıp telefonu eline alıp ekranı kaydırdı ve meraklı ifadesinin yerini tuhaf bir sırıtış aldı. Bana kirpiklerinin altından hin hin bakıp parmaklarının hareketinden anladığım kadarıyla mesaj yazıp telefonu masaya bıraktı. Anında tekrar yanıp sönen ışıkla gözlerini tekrar ekrana çevirip birden kahkaha atmaya başladı. Narin'le onun bu haline tuhaf tuhaf baktığımız sırada nihayet az da olsa kendine gelip telefonu önümüze itiverdi. Narin hızla atılıp her hareketinden belli olan bir merakla kararan ekrana dokunup aydınlanınca kocaman açtığı gözleriyle mavi gri kutucuklu mesajları okumaya başladı. Gönderen: Yıldırım Ağabey? Kızım düğünü yapıp öyle mi geleceksiniz! Nerede kaldınız! Gönderen: Yıldırım Ağabey ? Dila... Gönderen: Yıldırım Ağabey ? Kız nasıl? Gönderen: Yıldırım Ağabey ? Ya da boşver... Gönderen: Yıldırım Ağabey ? Geçen gün ki gibi siyah mı giyinmiş..? Gönderen: Yıldırım Ağabey ? Ulan! Eve geldiğinde görüşücez kara çalı... SİZ: Ağabey sen hala uyumadın mı? SİZ: Hani ilgilenmiyordun? SİZ: Birileri bana uçurum kıyısında yuvarlanırım daha iyi falan diyordu. SİZ: Uçurum sarmadı galiba?? GÖNDEREN: Yıldırım Ağabey ? Gel sen bir eve o uçurumda seni yuvarlayacağım ben! GÖNDEREN: Yıldırım Ağabey ? Boş yapma da söyle ne zaman geleceksiniz?! Hıh, uçurum demek... Sanki ben çok meraklıyım sana. Soğuk nevale! Omuz silkip gözlerimi telefondan çektiğim anda ekrana düşen mesajla gözlerim şaşkınlıkla kocaman oldu ve yanaklarım yanmaya başladı. Benim gibi ekrana eğilmiş bakan kızların kıkır kıkır gülmesiyle utançla başımı eğip hala bana gülen kızlara kaşlarımı çatıp tehditkar bakışlar attım. Allah'ım ya! Ne yapmaya çalışıyordu bu adam! GÖNDEREN: Yıldırım Ağabey ? Üzerindekiler ne renk? BÖLÜM SONU...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE