2.BÖLÜM -ASSOS

1186 Kelimeler
** Odamıza yerleştiğimizde pencere dibindeki kanepeye oturmadan odayı iki kez gezdim. Assos'un denizine bakmaya zaman dahi bulamadan abim görüntülü aradı. Daha şimdiden mesaisine başlamıştı, canım abim. Abim en güvenli gördüğü oteli ayarlamıştı. Şartları şunlardı: kalabalık, merkeze yakın ve giriş çıkışta kimlik kontrolünün olması... Asistanına bu görevi vermekten vazgeçmişti, ona da tam olarak güvenememiş, sonra söve söve, istediği şartları karşılayan bir yeri kendisi arayıp bulmuştu. En az hayatından iki saatini, abiliğine bağladığı koruma iç güdülerine feda etmişti. Kaşlarımı çatabildiğim kadar çattım, "Abi!" diyerek, aramasını tiz bir bağırtıyla açtım, Çanakkale'ye indiğim bir saat olmadan sıkıştırmaya başlamıştı. "Ne konuştuk ya, biz seninle? Bir saat olmadı ayak basalı Assos'a. Bir saat." Kafasını tam anlamıyla ekrana sokmuştu, soruşturma yapan dedektiften bir farkı yoktu, "Çok mu yani, abine şöyle etrafı iki tur attırıp kapatsan kızım?" "Çok!" diye bağırdım. "Babama söyleyeceğim seni, bunaltıyor, boğuyor beni diyeceğim." Abime bana ne yaptığını uygulamalı göstererek elimle boğazımı sıktım. "Beş yaşında mıyım ben, altı yaşındaki çocuklar bile kendi istedikleri gibi sokakta koşturuyorlar. Gamsız olsana biraz." "Sokağa çıkmana izin veriyorum Alara, abartma." Diye ciddiye almadı beni. "Geçtin o yaşları artık, biliyoruz yani o kadarını." "Aynı şeyi yapıyorsun! Beni ciddiye almıyorsun. Giyinip dışarı çıkacağız telefonumu odada bırakıyorum abi." Emin olmak için tekrardan sorarak, "Yanına almıyorsun telefonunu?" dedi. "Dışarı çıkıyorsun ama almıyorsun?" "Almıyorum." İşaret parmağımı kameraya sallaya sallaya konuşuyordum. Ufacık bir yumuşaklığımda, abim benim temel hakkım olan özgürlüğümü eline alıyordu. "Arkadaşlarımı aramıyorsun, mesaj atmıyorsun, resepsiyona girdiğimiz çıktığımız saatleri sormuyorsun." "Yandı gülüm keten helva!" diye bağırdı asla geri adım atmadan. "Başka bir emrin varsa, mezhebi ultra geniş abin bekliyor." "Semt çocuğu ayaklarını bana çekmezsen sevineceğim, medeniyet düşkünlüğünden her gün kızların dibini düşüren abim." Melisa, "Sen neymişsin be Berkan abi." Dedi ön kameraya kafasını sokarak. "Kız geldi yirmi yedisine sen hala bildiğimiz Berkan." "Mağara adamıyım kızım ben, küçüklüğünden beri ömrümü yedi 'medeni abi' naralarıyla bu Alara, zorlamasın artık, söyle şuna." "Beş beden büyük duruyor sana medeni haller." Diye agresif bir sesle bağırdım. "Sen mağarana dönüp beni tatilimde rahat bırak abi." Melisa, "Alara," dedi evimizin hanım kızı uyarısıyla, "Berkan abiyi kızdırmayalım." Zoraki bir gülümsemeyle bacağımı cimcik attı. "Abiler kızdırılmaz sonuçta." Fısıldayarak, "Hanım kızı rolleri geçmiyor ona." Diye uyardım. "Berkan beyimiz sadece pençelerini çıkaran kadın görünce akıllanıyor." Melisa dudaklarını kıpırdatmadan, "Çıkar gelir, başımıza bela olur." Mırıldanarak kısık bir sesle kaş göz işareti yapıyordu. "Hadi," son harfi uzatıp söyleyerek, bacağıma sert bir cimcik attı. "Bodyguard gibi dikilecek başımıza sonra, İstanbul dört saat buraya, hadi huyuna git şu abinin!" Dediklerinin yarısını anlamıyordum ki, dudaklarını kıpırdatmadan konuşuyordu. "Ne diyim, ne?" soru dolu bakışlarla baktım. "Laftan anlar gibi mi görünüyor?" Melisa kameranın açısından çıktı, "Kadınlar plajı de kadınlar tavernası de kadınlar hoteli de, erkek sinek yok de, alkolsüz şampanyadan başka, sadece su var de..." ellerini yüzüne kapatarak çıldırma evresine geçti, "Söyle şu zebani abine bir şeyler." Diyerek kaslı omzunu omzuma dokundurarak beni sarstı. "Çekemem onu buralarda." "Tamam tamam." "Ne diyor bu Melisa, ıh mıh anlamıyorum, şifreli mi konuşuyorsunuz siz?" Melisa, "Çekmiyordur Berkan abicim." Dedi saygıyla. "Tatil köyü ya hani buralar. Anlayış gösteriver." Cık cıkladım, "Abimin yabancısı olduğu kelimelerden söz etme. Ne anlasın o, anlayıştan?" Abim, "Kapatayım bir saate ararım, o zamana düzelir." Dediğinde dünden razı bir halde, arama bahanesi bulmuştu bile çoktan. Melisa'yla, "Hayır!" diye aynı anda bağırdık. Ellerimiz ve kollarımızla garip bir halde aramaması için karşı çıkıyordu. "Hayır, ne demek?" bir saniye kaybetmeden bizden işkillenmeye başlamıştı. "Geleyim bence ben oraya, abi kardeş medeni medeni tatilimizi yapalım. Gelirken yol üstü Burak'ı da alıveririm." Burak, Melisa'nın abisiydi ve abimle cehennem zebanisi gibi 'silahşör abiler' takımı kurup etrafımızda dolaşıyordular. Abim, 'medeni' kelimesinden söz ederken gözlerini büsbütün açtı, net bir tehditti. Melisa kıvrak zekasıyla telefonu elimden aldı, "Demek istiyoruz ki, çeken bir yer bulup seni arayacağız Berkan abi. Hemen yanlış anlıyorsun bizi." Dudağının üstünü yalanının yakalanacağı korkusuyla kaşıyordu. "Anneme bu yaptıklarını söyleyeceğim abi!" dedim öfkeyle. "Önce babam, şimdi annem. Abicim, kimseden medet umma. Ben yapacağımı yaparım." dedi yeşilçamdaki kötülerin kahkahasından atarak. "Ayrıca ne söyleyeceksin, seni korumaya çalıştığımı mı?" Abim, annemden otuzlarının yarısına gelse de korktuğu için manipülatif sorular soruyordu. "Ne koruması ya, seninki apaçık bir kısıtlama, kendimi sen olmadan koruyamaz mıyım?" "Gözümüzden sakınıyoruz kızım seni, ne kısıtlaması, ters ters konuşma bana. Abinim ben senin." Ters ters, "Konuşurum." Dedim inatla. "Konuşamazsın, abinim ben senin." "Anneme diyeceğim ki, mağara çağından medeniyet çağına atlatamadığımız abim, arkadaşlarımın iki haftalık kiraladığı villaya, erkek olduğu için müsaade etmedi ama hotelde kalmak ve bu hotelin kendi seçtiği hotel olmak şartıyla, gitmeme izin verdi. Sonra yetmedi, uçaktan iner inmez görüntülü aramaya başladı ve beni bunalttı." Elimi kaldırarak abimi konuşturmadım. "Bunlar yeterli Nesrin Sultan azarı için." 'Anlat, çok heyecanlı oluyor' dermiş edasıyla dinliyordu. Abim olmasa ağzına doğru bir güzel çarpardım ama işte, bir tanecik abimdi. İşaret parmağımı yanağımda gezdiriyordum, "Aa, şu detayları unuttum, sana serbest olmasına rağmen bana rakı balık yasak, kulüp yasak, sabahlara kadar eğlenmek yasak... Unuttuklarım olmuştur muhakkak abicim, affına sığınıyorum." dedim, çenemin düşüklüğüyle. Allah'ın tatil köyünde kulüp ne arar, ya? Birazdan ağlayacağım. Az kalmıştı. Hem köy hem abim. Çok fazlaydı. Nefes almadan konuşmuştum. Kendisini silahşör sanan bir abim olduğundan, bazen nefes almadan konuşmak zorunda kalabiliyordum. Dudaklarımı birbirine bastırarak onu gıcık edecek tüm mimiklerimi sergiledim. Gözlerimi devirmeden duramıyordum. Abim iş bana gelince, bildiği ve yanlış öğrendiği, ne aile adamı rolleri varsa sergilerdi ancak oklar kendi hayatına dönünce aile adamlığında bir zıkkım kalmazdı. "Annem ayrı babam ayrı şımartıyor, seni böyle." Dedi yüzünü buruşturarak. "İstemediğin kadar veriyorlar 'kızım ne isterse yapar' cesaretini, ben uğraşıyorum seninle." Yüzümü onun hareketlerine karşılık ekşittim, "Sen kesin hastanede karıştın abi, medeniyet timsali insanların evladı olamazsın sen ya." Sahte bir şaşkınlıkla elimi ağzıma kapattım. "Geride almazlar seni, başımıza kaldın." "Seni de ben istedim diye yaptılar, bela olacağını bilseydim ister miydim ama başa gelen çekilir diyorum, katlanıyorum." "Özel sipariş pasta mıyım ben?" dedim alınarak. "Özel sipariş bir belasın." "Abimsin diye susuyorum ama mağara adamından ne kadar abi olur bana, tartışmaya açmıyorum." Diyerek sözlerimin devamında ağzımı bozacakken kendimi frenleyebildim. Melisa, 'öldün sen' bakışları atıyordu. "O telefon yanında olmasın, ya da bir başka seçenek, ben aradığımda açılmasın, 'mağara adamı şovumu' sergileyeceğim ben sana güzelliğim." 'Güzelliğim' demesi abimin bir 'mağara adamı' olmasını ne yazık ki değiştirmiyordu. Kamerayı ağzıma kadar soktum, yüksek sesten umarım kulak zarları patlardı, "Beni bir rahat bırakır mısın artık abi? Tatile geldim, sana gün boyunca laf atmaya değil. Telefonumu almıyorum, bir hafta boyunca mağarana kapat kendini." "Alara!" diye bağırdı sabrı taşmış olacak ki. "Gelirsem oraya..." "Bağırıp durma abi, Alara tatilde!" Diyerek gururla omuzlarımı kıpırdatarak kendimi dans ettirdim. Oturduğu yerden küplere binsin istiyordum. "Burak abiyi de mağara şovlarına bulaştırma, hidroelektriğin prototipini çiziyormuş adam." Abimi kınayan bir bakış attım. Melisa her mimiğime karnını tuta tuta gülüyordu. Görüntülü aramayı adeta cesaret haplarından bir tablet yutmuş gibi ve eve dönmeyecekmiş gibi sonlandırdım. Berkan Yücesoy gibi bir adamın kız kardeşiyseniz, anne ve babanız bir yana, hayattaki tüm hakimiyetiniz onun ellerinden olurdu. Birkaç dakika kanepeye oturup kendimi dinlendirdim. Beş dakika daha konuşsam çenem yerinden bile çıkabilirdi. Laf anlatmak çok zordu bu adama. Melisa başını sağa eğmiş, elinde dolabına asmakta olduğu elbiselerden birisi vardı, "Abini sevgililerinden ayırmaya devam et," dedi gözleri neye uğradığını hala anlamamış bir şaşkınlıkla. "Bir kızın hayatını kurtarmış oluyorsun."  Onun evlerinde gayet demokratik insanlardan oluştuğundan, abimin kısıtlayıcı ve gerici hareketlerini görünce büyük bir tokat etkisi yapmıştı. "Kadın gücü mü diyoruz?" diyerek yumruğumu uzattım. "Daima kadın gücü." Yumruğu yumruğumla çarpıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE