3.BÖLÜM - KURALLAR

1126 Kelimeler
Valizimi açarak dolaba yerleştirirken abimin arkadaşlarımızın kiraladığı villada kalmamıza müsaade etmeyişine saydırıyordum. “Seni de oradan kalmaktan alıkoydum.” Dedim üzgün bir sesle. Bal rengi, karamele dönük saçlarımın uçlarına doğal dalgalar vermiştim yalnızca. İp askılı, kumaşında yaz çiçekleriyle süslüydü. Bayağı kısa olan elbisenin etek kısmı hafif kabarıktı. Üst kısmı vücudu saracak kadar dar olduğundan göğüslerimin dolgunluğunu göstermişti. Görünmeyecek denli ince zincirli iki üç kolyeyi takarak boynumdan göğüs kısmına kadar olan dekolteyi biraz kapattım. Seksi ve zarif. Ne şık ne spor. Boy aynasından kendime baktım. Olması gerektiği kadardım. Her restorana uyum sağlayabilirdim bence. “Saçmalama Alara ya, abin müsaade etsin diye göstermelik kabul ettik bu hotelde kalma işini.” Göz kırptı şeytani planlarıyla. “Orada rahat edemediğimiz zaman yatacak yerimiz var üstelik, bizimkiler çakmak çaksak alev alacağı zaman buraya geliriz.” “İyi oldu böyle bakıldığında,” dedim keyfim yerine gelirken. “Nerede istersek orada sürteriz.” Heyecanla zıpladı yerinde, “Sabahlar olmasın!” diyerek Gülşen’den bir şarkı açtı. Melisa’nın modunu yerine getiren tek şarkıcı Gülşen’di. “Bu an ne zaman gelecek diye bekliyordum.” Elinde saç fırçasıyla, şarkının ritmine uyarak dans etmeye başladı, “Benden selam söyleyin bütün aşklarıma!” omuzlarını hafifçe sallayarak, “Her ayrılık bi’ vurgun değmeyin yaşlarımaa!” Uzun bir sevgililik sürecinden sonra ilk tatiliydi hem yas süreciydi hem özgürlüğün tadına varışıydı belki de. Bekarlığım bozulmaması imkânsız bir yemin gibiydi. Saç fırçasını mikrofon gibi bana uzattı, “Assos’u birbirine katacak iki sarışın geldi der miyiz?” diyerek saçlarımı itinayla omzumun arkasına attım. Boy aynasından kendime bir göz atmıştım, şahane bir kadındım. “İki sarışın bekar, bu ayrıntıyı es geçmeyelim.” Dedi burnunun ucuna getirdiği beyaz çerçeveli güneş gözlüğünü geriye doğru itti seksi bir gülümsemeyle. Aniden güneş gözlüğünü gözünden çıkardı, “Unutmuş mudur beni?” Arkadaş ortamında yazı bekar geçiren tek kişi ben olurdum, yanıma dost bildiğim bir bekarın katılmış olması başımızı belaya sokabilirdi. Dudaklarımı dışarı doğru büzerek bu fikre güldüm. Bu kıza unutturamayacaktık galiba, “Sen onu unuttun ya,” dedim tehditkâr bir şekilde omuzlarından sertçe tutarak. “Sen onu unuttuğun için o defteri kapattık. Tarih oldu o şerefsiz!” “Beni çok üzdü, affedemem değil mi?” “Affetmek mi?” dedim kaşlarımı çatarak. “Git affet, Assos’a gelmişiz, dolusuyla bekar, seni ondan bin kat daha çok sevebilecek erkeklerle tanışma fırsatını elinle it. Nasıl istersen.” Dost olabilmek bazen saçma sapan fikirlerle aşk acısı çeken dostunu avutabilmekti bence. Ağlamamak için gözleri yükseklere bakmaya başladı, “Her adamda onu arayacağım.” Dediğinde alnımı kaşıdım, atlatılamayan aşk acısıyla karşı karşıyaydık. “Hiç, tanıştığın her adamda sevdiğin adamı aradın mı Alara?” Dudaklarımı ıslatarak ellerini tuttum, solan yüzünü güldürebilmek için, “Miyop var bende, yüzlerini detaylı hatırlayamıyorum.” Gülmemek için dudaklarını sıktı, “Miyobunu severler kızım senin, miyopmuş.” Dedi içime boynumdan iplerle bağladığım üçgen klasik giydiğim bikinin varlığını ortaya çıkarabilmek için beyaz kumaş gömleğimin bağladığım tüm düğmelerini açtı. “Kitabını yazdın kalpsiz kadın kurallarının.” Elbette ki, ‘Kalpsiz kadın kuralları’ diye bir kitap yazmışlığım yoktu; mühendistim ben, kafam iyi ve kötü işime yarayacak teorilere çalışırdı. “Kalbim var, arada kırılıyor Melisa.” dedim gözlerimi büyüterek. “Şu an olduğu gibi.” “Kural iki neydi?” dedi işaret parmağını yanağına koyarak. “Hatırlayacağım. Aşk acısının ilacı yeni aşk mıydı?” “Kural 2, denenmiş denenmez.” Diyerek aklımdan bir şey uydurdum. “Biz seninle on dört yıldır arkadaşız Alara, senin inim inim aşk acısından inlediğin günler hiç olmadı.” Dedi bana tavırla. “Şu topçu Oğuzhan’a kapılacaksın diye beklemiştim ama o da geçip gitti. Abin sağ olsun.” Ortaokuldan beri biz dosttuk, ailemden biri gibiydi Melisa. Ayrı üniversitelerde okumak veya uzun bir süre ayrı ülkelerde yaşamak bile bizim dostluğumuzdan bir güne bir gün ufacık bir samimiyet eksiltmemişti. Benim hakkımda benden daha fazla şey bilmesi gayet doğaldı. Üniversite zamanlarında yaşanan kısa bir ilişkiydi. Unutmuştum veya yaşadıklarımızı ilişkiden saymamıştım. Abimin Oğuzhan’ı kulaktan duyma bir şekilde öğrenmesinden bir veya iki hafta sonra arkadaşlarıyla bir restoranda birbirlerini görüp kavga etmeleriyle son bulmuş bir ilişkiydi benim için. O zamanlar yirmi bir veya yirmi ikilerimdeydim, Bodrum’da kalabalık bir tekne eğlencesindeyken tanışmıştık. Fazla gençtim, yaşayabileceklerim için çok heyecanlıydım ve fazla tecrübesizdim. Melisa, Oğuzhan’la beni ilk yan yana gördüğü an çok yakıştırmıştı, o zamandan beri kiminle sevgili olabilme ihtimalim olsa onunla kıyaslardı. Doğrusu, ben de Oğuzhan’la olabileceğini düşünmüştüm ama abime karşı gelip bir ilişki için çabalamak zor gelmişti. Abim ‘küçüksün’ demişti ve ben abime yirmi iki yaşına gelmiş genç bir kadın olduğumu söylemek yerine karşı gelmemeyi tercih etmiştim. Yeni mezun olduğum bir zamandı ve gözüm sadece ‘yeni yetme’ bir mühendis olmamak için çok çalışıp şirkette nasıl ‘hak ederek’ yükselebileceğimdi. Oğuzhan’ın da gözü, futbol kariyeri yükselişe geçtiğinden yurtdışındaki iyi takımlardan gelen teklifleri değerlendirmekti. Bazen, iki kişinin birbiri için o ilişkiyi yaşanmaya değer görmemesi sevginin önüne geçebiliyordu. Özünde biz iki uyumlu insanlardık ancak yanlış zamanlarda tanışmıştık. “İnim inim aşk acısı çekmek mi?” dedim alayla. Ütopik gelmişti gözüme. “Yükseliriz, çok yükselmeye devam ediyorsak sevgili oluruz ve bir noktada anlaşamıyorsak ayrılırız biter.” “Aşktan sürekli hükmedeceğin bir duyguymuş gibi bahsediyorsun çünkü hiç birisine kapılmadın. Senin hiç aşktan gözün kör olmadı Alara.” “Bu benim suçum değil.” Dedim yazın kullandığım çiçeksi ama bir o kadar da kadınsı kokusu olan parfümümden sıktım. “Doğru insanla doğru zamanda tanışamadım.” Baskın kokulardan hoşlanırdım, nadiren parfümümü değiştirirdim çünkü benim tenimle insanların aklına kazınan birkaç tane parfüm vardı. “Doğru insan seni bulmaya yakınsa bile sana çok pis ters çarpacak; sınırlarına, tecrübesizliğine, kurallarına…” beni en iyi tanıyan insandı o, yanlışı yoktu. “Dinlemiyor musun sen beni,” dedi dürterek. “Dik yokuşlarını nasıl tırmanacak adam diyorum.” Dinlemediğimi düşünmesin diye, “Dört çeker adamın nesli tükenmişse bu da benim suçum değil Melisa.” Dedim alayla. “Burada ciddi bir şey konuşuyordum.” Dedi küskün bir bakışla. “Faydası olur belki diye.” Omzuna demir askılı hasır çantasını atıp ayağa kalktı. Önüne hızla geçip, “Gel buraya,” dedim kemiklerini kıracak kadar dostuma sımsıkı sarılırken. “Seninle uğraşmak hoşuma gidiyor yalnızca, yoksa senden başka sözünü dinleyip güvenebileceğim kimse yok.” Boylarımız aynıydı ve içtenliğiyle gözleri parlayan annem, ‘Birisine sevgiyle sımsıkı sarılmanın yumuşatamayacağı insan yoktur.’ Diye düşünürdü. Sevgiyle içime sokarmış gibi sımsıkı sarılmayı annemden öğrenmiştim ve sarılmak, insanların sevgi bağlarını güçlendirdiğine inanıyordum. Bana iş veya mecburiyetten sarılmak yerine, kalbinden sarıldığını hissettiğim birisinin değeri aynı olamazdı. Küskünlüğü devam etmeden, naif kalbinin bana kin tutamayışıyla kahkaha attı, “Sözümü dinlemesen de beni seviyorsun, o da güzel.” Dedi, dengesi hafiften bozulduğundan sağa sola yıkılıyordu ama ben ‘kız kardeşim’ gibi gördüğüm sarışınımı düşürmeden tutuyordum. “Unutturma, sözünü dinlememek konusunda yanıltacağım seni.” Melisa en fazla, bu gece gideceğimiz deniz manzaralı küçük balık lokantasında benim tipim olduğunu veya bana iki üç kez artarda baktığını düşündüğü karizmatik beylere bir süzmem konusunda ısrarda bulunacaktı, ne istiyorsa yapardım ve bu konuyu bir süreliğine kapatırdık. ** BÖLÜM SONU
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE