bc

EFULİM

book_age18+
1
TAKİP ET
1K
OKU
family
HE
teacherxstudent
opposites attract
second chance
confident
drama
sweet
bxg
bold
campus
city
childhood crush
enimies to lovers
rejected
musclebear
love at the first sight
addiction
teacher
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Sevdasından hiçbir zaman vazgeçmemişti.Ta ki o sözleri duyana kadar.Zaten hep böyle değil midir?İnsanın kalbini en çok acıtan,başkasının ağzından çıkansadece iki çift sözdür…

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Birinci Bölüm..
Annemin sesiyle uyandım. “Kaçtu… kaçtu vallahi bu sefer kaçtu…” Ses, yayla evinin ahşap duvarlarına çarpa çarpa içeri doluyor, uykunun en ince yerinden yakalıyordu beni. Çiçekli yorganımı üzerimden itip doğruldum. Gözlerim daha tam açılmamıştı ama annemin sesindeki telaş uykumu söküp almıştı. Camdan dışarı baktım. Annem avlunun ortasındaydı. Bir o yana bir bu yana gidiyor, dizlerine vuruyor, durmadan söyleniyordu. Toprak zemin ayaklarının altında toz olmuş, sabahın serinliğiyle karışmıştı. Saçları başörtüsünün altından dağılmış, yüzü kızarmıştı. Bir süre öylece izledim. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum ama bağırışın içinde kelimeler birbirine giriyor, anlamlı hiçbir şey yakalayamıyordum. Sonra ayak seslerini duydum. Komşular evlerinden çıkmaya başlamıştı. Avlu yavaş yavaş doluyor, merak kalabalığa dönüşüyordu. “Gitmesem olmaz,” dedim kendi kendime. Üzerime hırkamı geçirip ayağıma çiçekli kara lastiklerimi geçirdim. Hırkanın önünü çekiştire çekiştire çıktım evden. Annem hâlâ aynı yerdeydi. “Uşağum kaçtuu!” diye bağırıyordu. Yanına yaklaştım. “Ne oldi kız sağa, yine ne merem bağirup durusun?” dedim. O an herkes şaşkın gözlerle bana döndü. Ve ben Ali’yi gördüm. Annemin hemen yanında, yere çömelmişti. Elindeki kolonyayı avucuna döküp bileklerine sürüyordu. Ortalık bu kadar karışıkken onun bu sakinliği tuhaftı. Başını kaldırdı. Göz göze gelmedik ama varlığı yetti. Yıllar sonra onu ilk kez bu kadar yakından görüyordum. Eskisinden farklıydı. Daha uzun, daha geniş omuzluydu. Ama yüzündeki ifade… aynıydı. Tanıdıktı. Sanki zaman ona dokunmuş ama o zamana teslim olmamıştı. Fadime dirseğiyle dürtünce kendime geldim. Komşu teyze anneme dönüp, “Abo kız, uşağun burda ya. Ne diye bağırıp durursun?” dedi. Annem önce bana baktı. Beğenmez bir bakıştı bu. Sonra teyzeye döndü. “Ha ben oni mi diyurum? Benim çilli horozum gitti.” Kalabalıktan bir gülüş yükseldi. Bir anda herkes rahatladı. Telaş dağıldı, sesler yumuşadı. İnsanlar yavaş yavaş evlerine döndü. Ben yerimde kaldım. Ali hâlâ oradaydı. On iki yaşındaydım. Yayladaydık. Köpekler peşime takılmıştı. Koşuyordum. Ayaklarım birbirine dolanıyor, nefesim kesiliyordu. Tam düşecekken Ali çıkmıştı karşıma. Köpekleri kovalamış, sonra bana dönmüştü. “Nefes al,” demişti. Kalbimin göğsümü nasıl dövdüğünü hâlâ hatırlarım. “Ne tutaysun beni Ali abi, kaçaydum işte,” demiştim. Gülmüştü. Hemde karnını tutarak gülmüştü.. “Ne tutacağum kızum, yeseydi habu hayvanlar seni, göreydim ben.” Utanmıştım. Yüzüm alev alev yanmıştı. Sonra bana gülerek bakıp, “Büyüyünce seni alacağum ha yayla güzeli,” demişti. Ne yapacağımı bilemeden, gözlerim kocaman açılmış halde koşarak Fadimelerin evine girmiştim. O gün, o yaylada, içimde bir şey başlamıştı. O günden sonra her yayla zamanı onu bekledim. Uzaktan görüyordum. Yanına gitmeye utanıyordum ama uzaktan göz kırpması bile yetiyordu bana.Son yayla günü elime küçük defterden yırttığı bir kağıt parçası uzatıp gitmişti." Bekle beni" yazıyordu. Küçücük kalbimle o kağıda inandım.Sonraları yaylaya pek gelmemeye başladı. Haberlerini kulaktan dolma duydum. En son öğretmen olmuş, çok uğraşmış demişlerdi. Bütün hayatım onu beklemekle geçmişti. Küçücük bir kağıt parçası tüm çocukluğumu elimden almış sanki beni bitmez tükenmez bir bekleyişe bırakmıştı. Çoğu zaman hüsrana kapılıp çaresiz hissetsem de kalbim ona karşı hep saf, hep sadıktı. Şimdi, yıllar sonra, karşımdaki adam aynı adam değildi Ama içimde kalan duygu hiç değişmemişti. Ben beklemiştim. O ise gelmişti işte. Fadime kolumdan tutup beni annemin yanına götürdü. Ali kenara çekilip başıyla selam verdi. Göz göze gelmedik. Annem hâlâ söyleniyordu. “O benim kıymetlimdi,” diyordu. “Gelur birazdan,” dedim. “Ne bağirisun sabah sabah.” Fadime araya girdi. “Aman teyzem, sıkma canını. Biz bakarız etrafa. Sen kalk kahvaltıya.” “Ben de açım,” dedim. “Yiyelum, sonra gideruz.” Ali’yi arkamda bırakıp eve yürüdüm. Kendime gelmem gerekiyordu. Elimi yüzümü yıkadım. Saçlarımı taradım. Gri eşofmanımın üzerine siyah bir bluz giydim. Parfüm sıktım. Annem kapıdan baktı. “He tek eksigumuz oydi. Az sık şuni kizum ya. Hadi senunki de gelur birazdan” Koşup yanağından öptüm. “Valla mı kız?” dedim. Beni baştan aşağı süzdü. “Boşuna ümitlenmeyesun,” dedi. “O çocuk sağa bakmaz.” “Niye bakmaymuş, eskiden bana seni alacağum demedi mi,” deyip omuz silktim. İçimde bir ses susturmaya çalışıyordu beni ama dinlemedim. Bahçede, annemle birlikte tahtalardan yaptığımız büyük masa kurulmuştu. Yeşilin ortasında, sıcak bir sofra… Komşu teyze, Fadime, Ali, annesi… Herkes oturmuştu. Yavaşça ilerledim. Tek boş sandalye Ali’nin yanındaydı. İçimdeki kelebekler kontrolden çıkmıştı. Kalbim göğsümde çırpınıyordu. O an içimde bir şey çözüldü. Sanki yıllardır sıktığım bir düğüm gevşemişti. Demek buydu. Demek beklemek böyle bitiyordu. Bir anda değil, insanın içine usulca yayılan bir sıcaklıkla. Zaman yavaşladı. Gözlerimi ondan alamıyordum. İçimde kelimelere sığmayan bir mutluluk vardı. Sonunda gelmişti. Bana verdiği sözü tutmuştu. Beni almaya gelmişti. Derin bir nefes aldım. Dudaklarımda kocaman gülümsemeyi farketmiştim ama durdurmadım. Durdurmak istemedim. Bir sandalye çekildi. Tam o sırada Ali ayağa kalktı. Bana doğru değil, masanın yanına doğru döndü. Elini uzattı. Hareketi o kadar doğal, o kadar sıradandı ki anlam veremedim. Sanki birazdan bana dönecekmiş gibi bekledim. Ama dönmedi. Bir kız çıktı ortaya. Saçları düzgünce toplanmış, üstü başı tertipliydi. Ali, onu belinden tutup yanındaki boş sandalyeye yönlendirdi. Gülüyordu. O gülüşü tanıyordum. Eskiden bana bakarken de böyle gülerdi. Kalbim durdu. Bir an her şey sustu. İçimdeki çırpınma bıçak gibi kesildi. Kalbim kendi içine çekilmeye, saklanmaya, yok olmaya çalıştı. Her şey yerli yerindeydi de ben fazlalıktım. Küçücük kalmıştım. Hiçbir yere sığamıyordum. Donup kaldım. Biri koluma girdi. Fadime’ydi. Göz göze geldik. Gözlerim doldu. Kaşlarını kaldırdı. Dişlerinin arasından fısıldadı: “Sakın.” Ama mümkün müydü? Gözyaşımı saklamak için başımı öne eğdim. Annem tabure çekip beni yanına oturttu. Sırtımı sıvazladı. Ona baktım. Gözleri doluydu. Tam o anda ayağa kalkar gibi oldu. Sıcak çayı bacağıma döktü. O an herkes telaşla bana döndü. “Anne…” diyebildim sadece.. “Kusura bakmayasun kızum,” dedi. “Git hemen eve üstünü değiştir. Fadik, sen de git şunun peşinden.” Beni koruyordu. Herkesten. Ondan. Kendimden... Anne yüreği işte… Yürek yangınımı da her şeyi üstlendiği gibi üstlenmişti..

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
51.7K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
76.8K
bc

AŞKLA BERDEL

read
86.3K
bc

HÜKÜM

read
227.6K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
537.2K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
32.3K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook