1.Bölüm: Balat'ın Sessiz Yıldızı
1972, Balat, İstanbul
Bölüm: Balat'ın Sessiz Yıldızı
Hava henüz aydınlanmamıştı. Balat'ın göğü, güneşin doğuşuyla beraber kızıla boyanmış, üvey babası Miraç'ın kapısını yumruklayarak kıracak kadar sağlam çalmıştı. Genç adam, yerinden sıçrayarak uyanmıştı; annesinin hastalığından kalan bir travmaydı bu. Ailevi bağların, kaybın ve acının ağırlığı hâlâ yüreğinde duruyordu.
"Ulan Miraç! Akşama kadar seni mi bekleyeceğiz? Hadi!" diye bağırdı Halit. "Bugün bizim köşeye set kurulacak, çay demlememiz lazım. Çabuk ol. Beş dakikaya aşağıda ol!" derken bir yumruk daha mıhladı kapıya.
Miraç, her zaman sessiz bir yapıdaydı. Kendini ifade etmekte zorlanıyordu ama o anki ses tonu ile Halit’in çağrısına karşılık vermek zorundaydı. "Geliyorum, Halit ağabey." diye seslendi ve hızlıca giyindi. Üzerine balıkçı kazağını, başına beresini, ayağına ise sarı plastik botlarını geçirirken, cüzdanını almayı da unutmadı. Hızla dışarı koştu; eski pick-up’ları onu bekliyordu.
"Arkaya atla, malzemelere bir şey olmasın." dedi üvey babası, direksiyona geçerken.
İkiletmeden atladı. Dün gece çok uyuyamamıştı. Kuzeni Suat’la birlikte Yeşilçam ikonu Feride Sönmez'in yeni dram filmini izlemeye gitmişlerdi. Filmde yine büyülenmişti; o gözlere bakıp büyülenmeden durmak mümkün değildi zaten. Feride'nin parladığı sahneler, ona sinemanın büyüsünü hatırlatıyordu.
Set çoktan kurulmuştu. "Çabuk indirin malzemeleri, çay demleyin!" diye çocuklara bağırdı Halit. Varır varmaz iki genç, kasadan atlamış ve birbirlerine uzatarak kasaları tezgahlarına atmıştı. Miraç, kollarını kıvırarak belirgin pazularına kadar çekmişti. O an, setin cıvıl cıvıl atmosferi içerisinde kendi hayalini bir nebze olsun gerçekleştirmiş gibi hissetti.
"Bu gene köpürüyor, bu hayatı sanki biz seçtik." diye söylendi Suat.
"Aman kardeşim, kulağına duyurma, zaten kafası kırık."
"Yakında gerçekten kırılacak ama hayırlısı." Suat, set çalışanlarına doğru bakarken, "LAN!" diyerek kasayı düşürdü. Bütün balıklar mundar olmuştu.
"Feride mi o?" diye sordu Miraç, gözleri parlayarak.
"Suat, hayal görme, yaktın bizi." derken hızla yanlarına gelen Halit ikisinin de kulağına asıldı. Tam kulağına asılı şekilde bakarken o güzel gözlü afetle göz göze geldi. "Gerçekten o..." diye mırıldandı.
"Sizden bıktım. Sizi adam edemeyecek miyim?!" derken birden askerlik dostunu gördü.
Rüçhan Bey, setin sert ve titiz yönetmeni; yapımcı olarak da piyasanın en güçlü isimlerinden biriydi. Bütün piyasa onun izniyle döner ve kazan onun izniyle kaynardı. "Oo, Halit. Hiç değişmemişsin devrem!" dedi neşeyle.
"Rüçhan! Kardeşim!" diyerek sarıldı Halit. "Nasıl değişeyim? Tüm serseriler benim etrafımda."
"Delikanlılara öyle deme, onlar senin elinde parlar. Sen ezersen onlar da emer." Rüçhan, gözleriyle Miraç'ı süzerken, genç adama dikkatle bakmaya devam etti. "Sağ olasın delikanlı." dedi.
Miraç, hemen çayları kapmış ve taburelere gelmişti. "Buyrun." derken Rüçhan'la göz göze geldi. Çekik, duygu dolu bakan ela gözleri, kaslı cüssesi adamın dikkatini çekmişti. Son zamanlarda gördüğü en yakışıklı yüzlerden biriydi, burada heba olduğunu düşündü.
Setin enerjisi, gürültülü ve cıvıl cıvıl bir atmosferde sürüyordu. Miraç, Suat’a dönerek, "Ne hayatlar yaşıyorlar. Biz de aylık 100 liraya Halit'in peşinden koşuyoruz." diye yakındı.
"Bu hayat bize gelmez." dedikten sonra balık ayıklamaya devam etti Miraç. "Hayal kurma."
Akşam eve döndüklerinde Miraç, yakası karnına kadar açık siyah gömleğini ve kumaş pantolonunu giyerken iki dakikalığına göz göze geldiği kadını düşündü. Ta ki Selim, arabasının kornasına basana kadar bu hülya aklını meşgul etti. Üvey babası uyanmasın diye sessizce inmiş ve hemen çıkıp yakalanmadan arabaya atlamıştı.
"Sonunda be oğlum!" dedi Selim sıkılgan bir tonla.
"Onda süs bitmez!" dedi Suat, "Bizde saç yok ki, jölesi bile yarım saat."
Selim, en yakın dostuydu. Suat, grupta kuzen kontenjanıyla vardı. Zeynep ise okula iki yıl önce atanmıştı. Selim ona, Zeynep’in Miraç’a yanıktı.
"Aa, öyle demeyin!" dedikten sonra yakılan sigarayı almıştı. "Mahalleden çabuk çıkalım, öğrencilerime yakalanmayayım."
"Kaçıyorum hanımefendi, siz isteyin!" diyerek gaza kökledi Selim.
Kahraman Gazinosu'nun önünde durmuşlardı. Burası İstanbul'un en meşhur gece kulüplerindendi; içeri girmeleri bir oldu. Balat'tan dostları emin burada garsondu.
"Biraz arkada kaldınız ama sahne net görülür." diyip masalarına oturttu.
"İlk arkada kalışımız değil." diye atladı Suat. Diğerleri de güldü.
Sahne zaten başlamıştı bile. Solist, yılların Selda Kurt'uydu. "Aman aman, kimler gelmiş, Rüçhan Bey, Feride Hanım ve yakışıklı jönümüz Metin Beyler de burada. Bir alkış alalım." dedi sahneye çıkınca.
"Rakıyı sen doldur, en gencimiz sensin delikanlı." dedi Selim, gülümseyerek.
"Sakilik bana mı kaldı?" diye sordu Miraç. Hiç gocunmadan doldurdu. Gözleri Feride'yi aradı ve buldu. O anda kalbinin atışları hızlandı.
"Dökeceksin!" derken Miraç'ın elini tutmuş bulundu Feride. "Nereye daldın sen?" diye ekledi, gülümseyerek.
Selim rahatsız olmuş gibi boğazını temizledi. "Sevgili arıyordur, nereye bakacak?" dedi alaycı bir tonda.
Selim'in duygularından haberdardı Suat. Rahatsızlığından da. Miraç zaten hemen elini çekmişti. "Miraç'ıma kim bakmaz ki?" dedi Selim.
Miraç, üstüne sıçrayan rakı bahanesiyle masanın havasını dağıtmak isterken lavaboya yöneldi. Ama fark etmediği bir şey vardı; Feride de lavaboya gidiyordu. Girişte fena çarpışmışlardı. Genç kadın, yerinde sarsılmıştı.
"Pardon." dediği kadına bakınca yerinde çakıldı Miraç. Sanki dünyası sarsılmıştı.
"Kusura bakmayın, etrafıma bakmadım." dedi Feride, elbisesinden açılan sırtına saçlarını savurarak. "Siz..." dedikten sonra aklına gelen görüntüyle görüp elini çekilen kulağına uzatıp çok kısa dokunup geri çekildi. "Kulağınız sağlam."
Miraç sadece güldü. "İyi eğlenceler, beyefendi." diyerek yanından geçip gitmişti güzelliğiyle hayran bırakan genç kadın. Arkasında elbisesi gibi lacivert bir esinti bıraktı. Parfümü leylak gibi kokuyordu.
En öndeki masanın yanından geçmişti ve bu defa başkalarıyla konuştuğu için göz göze gelme şansını kaçırmışlardı. İçinden "tüh" dese de masaya geçti.
Masada dönen muhabbetlere dahil olmamıştı o gece; program bittiğinde de arkadaşlarıyla eve dönmüştü. Ancak o dönüş, Miraç’ın hayatında yeni bir sayfa açacaktı. Banyoya girip yatağa girdiğinde, elini kalbinin altına koydu. Hâlâ küt küt atıyordu. "Allah'ım... öyle bir lütfet ki, bütün üzüntülerimi unutayım." diye dua ederek uykuya daldı. Rüyasında annesi, annesinin gülüşü ve çocukluğunun gölgesi altında hayat bulmuştu.
Ertesi sabah erkenden uyanmış olan Miraç, her günkü gibi bakkal Osman amcadan aldığı sıcak ekmeğin arasına peynir koyarak deniz kenarında peynir ekmek yemişti. Her günü böyle geçiyor, dünkü dileğini bile hatırlamıyordu ama dileği onu hatırlıyordu.
"Sana aşığım Rüya!" diyordu Aslan rolünde oynayan genç ve idealist oyuncu Metin.
"İn oradan!" diye bağırıyordu Rüya, sahnede sinirli bir şekilde.
"İnmem, ya benimle evlen ya da-" derken Metin'in ayağı kaymış, çatıdan yere çakılmıştı. Bütün set oraya doğru koşarken Rüçhan sinirle parladı ve bekleyen ambulans sirenleri birden orada çalmaya başladı.
Miraç, bu olayı izlerken içindeki heyecanı hissediyordu. O an, sinemanın ne kadar tehlikeli ve büyülü olduğunu düşündü. Kendi hayallerinin peşinde koşmayı bırakmamak için ne kadar mücadele etmesi gerektiğini biliyordu. Her şey görünenden daha karmaşık ve tehlikeli olabilirdi; ne de olsa Balat'ın arka sokaklarından Yeşilçam’ın ışıklarına uzanan yolda yürüyordu.