Gazinonun önüne geldiklerinde, hava neredeyse ayazı andıracak kadar soğuk ve gerilim yüklüydü. Bina, devasa reklam afişleri, kırmızı halı ve o tanıdık sarı ışıklarla süslenmişti. Ama en çarpıcısı, onlarca kamera ve flaşın orada oluşuydu. Her biri bir göz gibi, ünlülere çevrilmiş, bir saniyelik boşluğu bile kaçırmayan canavarlar gibiydi. Miraç, gözlerini kıstı; bu kadar yoğun ilgiye alışık değildi. Işıklar göz bebeklerine işliyor, kalabalığın uğultusu kulaklarını tırmalıyordu. Gerginliğini saklamaya çalışsa da dudaklarının kenarında beliriveren küçük bir tik, onu ele veriyordu.
Nazlı’nın sesi bir melodi gibi çalındı kulağına, "El ele tutuşmamız gerek." dediğinde Miraç’ın içindeki gerilim daha da kabardı. Nefesi sanki aniden daraldı, boğazı kurudu.
"Merak etme, istemediğin hiçbir şey olmaz," diyerek gözlerinin içine baktı Nazlı. Sakin, kendinden emin ve koruyucu bir bakıştı bu.
"Bunu benim sana demem gerekmiyor mu?" diye sordu Miraç, gerginliğini bastırmak istercesine gülümseyerek.
Nazlı dudaklarını hafifçe kıvırdı, gamzesi belirdi. "Bunun cinsiyeti olmaz," diye karşılık verdi yumuşak bir sesle. Ardından gözlerini hafifçe kırpıştırarak arabaya yöneldi, "Ama gerçek bir centilmen gibi kapımı açmanın cinsiyeti olur."
Miraç kısa bir kahkaha attı. "Haklısın. Senden öğreneceğim çok şey var," diyerek arabadan indi. Adımlarını ağır ve ölçülü attı, diğer tarafa geçerek genç kadının kapısını araladı. Yüzünde samimi bir tebessümle, öne doğru eğilip nazikçe mırıldandı: "Kapını açmak gibi."
Nazlı, zarif bir hareketle arabadan indi. Üzerindeki gece mavisi kadife elbise, loş ışıkta yıldızlar gibi parlıyordu. Omzuna düşen saçlarıyla adeta eski bir Yeşilçam yıldızını andırıyordu. Miraç’ın koluna girdiğinde flaşlar art arda patladı. Her biri, sanki o ânı sonsuzluğa kazımaya ant içmiş gibiydi.
Nazlı, Miraç'ın koluna daha sıkı sarıldı, yüzünü ona yaklaştırarak kulağına eğildi. "Bir de gülümsemeyi öğreteceğim," dedi tatlı bir sır verir gibi.
"Fazla mı sahte duruyor?" diye sordu Miraç, gözlerinin içine derinlemesine bakarken. Sesinde savunmasız ama samimi bir tını vardı.
"Yorumuna kırılmam."
Nazlı başını iki yana salladı. "Hiç." dedi kararlı ve sıcak bir ifadeyle. Miraç bu yanıtla omuzlarını gevşetti, çenesini kaldırdı, özgüveni yerine gelmişti.
O sırada, kalabalığın arasından öne atılan genç bir gazeteci, elindeki mikrofonla dikkatleri üzerine çekti.
"Nazlı Hanım? Kim bu beyefendi?" dedi; sesi hoparlör gibi genişledi ortalığa.
Nazlı göz ucuyla Miraç’a baktı, ardından yüzünde profesyonel bir gülümseme belirdi. "Henüz tanımıyorsunuz ama yakında kalemlerinizi düşürmeyeceksiniz. Ayvalık’ta birlikte bir film çekeceğiz."
"Hem ilişkinizi hem filminizi tebrik edelim mi o zaman?" diye sordu başka bir gazeteci.
Nazlı başını salladı. "Edelim. Miraç Kaya’yı hepiniz ağzınızdan düşürmeyeceksiniz."
"Bir fotoğraf alabilir miyiz?"
"Tabii ki." dedi Nazlı ve Miraç’ı yavaşça konumlandırdı. Sarmaş dolaş, doğal bir gülümsemeyle objektiflere poz verdiler. Bu sahneye bir tür zarafet hâkimdi.
Miraç, ağır bir edayla, "İyi akşamlar arkadaşlar," dedi ve kadının elini hafifçe çekerek kalabalıktan uzaklaştırdı.
Nazlı yavaşça güldü. "Maço musun biraz?" diye sordu şakayla karışık, tatlı bir tonda.
"Sayılmaz. Sadece gereksiz sorulara cevap vermemek erdemdir," diyerek salonun içine göz gezdirdi. Feride’nin zarif sırtını gördüğünde kalbi bir anlık sendeledi. Bakışları kaçtı, yüzüne yabancı bir gölge düştü.
Nazlı bu tereddüdü sezmişti. "Nişanlı mısınız sorusu mu canını sıktı senin?" diye sordu, bakışları Feride’nin oturduğu bölgeye kaydı. Sonra Miraç’ın kolundan nazikçe çıkıp öndeki masaya yürüdü.
"Nereye?"
"Masamıza," dedi ve arkaya dönmeden devam etti.
"Masamız mı var?"
Nazlı, şimdi daha bir içten gülümsedi, hatta kahkahası tüm salonu hafifçe yankıladı. "Nasıl olmayabilir?"
Miraç başını iki yana salladı. "Cahilliğime ver."
"Estağfurullah canım," diyerek onun için sandalyesini işaret etti. "Sandalyem. İkinci ders."
"Bunu biliyorum," dedi Miraç, önce çekip sonra da zarifçe itti sandalyeyi.
Tam otururken Feride’yle göz göze geldi. O an zaman sanki birkaç saniyeliğine dondu. Feride’nin bakışı sert değil ama sorgulayıcıydı. Rüçhan ise onun yanındaydı. Miraç başını çevirdi, içindeki sıkışma daha da belirgindi.
Feride bir şey anlamamış gibiydi. Rüçhan’ın yanından kalktı. "Afedersin," dedi ve masadan ayrıldı.
Leyla hemen sordu, "Nereye kız?"
"Hemen geleceğim."
Feride geçerken, salonda Miraç’a gözünü diken genç adama anlamlı bir bakış attı. O bakışta hem meydan okuma hem alay vardı. Sonra kendinden emin adımlarla lavaboya yöneldi.
Miraç yerinden kalktı, "Geliyorum," diyerek Nazlı’nın yanından uzaklaştı.
Lavaboya yönelirken bir el, bileğinden sertçe tuttu ve onu hızla bir boş odaya çekti. Kapı kapanır kapanmaz Feride onu duvara yasladı. Gözleri ateşle parlıyordu.
"Beni neden görmezden geliyorsun?"
"Bunu nereden çıkardın?"
"Nereden mi çıkardım? Bariz görmezden geliyorsun."
"Yanlış anlamışsın." Miraç onun gövdesinin altından kıvrıldı, bir adım uzaklaştı. "Sevgilinin yanına dön. Biz iş arkadaşıyız. Öyle de kalacağız."
Feride sertçe güldü. "Sevgilim kim? Leyla mı?"
"Yanındaki adam sevgilin olduğunu söyledi."
"Yeme beni." Feride birkaç adım yaklaştı.
"Bana inanıp inanmaman ya da takıntılı bir erkeğin lafı, umurumda değil," dedi Miraç. "Seni farklı sandım. Pikniği bile günlerdir düşünüyorum."
"Ben hatırlamıyorum bile," dedi Miraç soğuk bir ses tonuyla. "Sevgilin seni bekler."
Feride bir anlık sessizlikten sonra dudağına yapıştı. Sıcak, ani, kararlı bir öpücük. Sonra hızla geri çekildi. "Bunu hatırlarsın," dedi, kapıya yönelmeden önce alayla ekledi: "Nazlı ile mutluluklar."
Şaşkınlık Miraç’ı duvara çivilemişti. Dudaklarını beş dakika sonra sildi. O gece boyunca bir daha o tarafa bakmadı.
Ancak yavaş bir müzik çalmaya başlayınca Nazlı kulağına eğildi:
"Dans etmemiz doğru olur şu an."
Miraç iç geçirerek ayağa kalktı. "Beni hödük olarak görmemen şaşırtıcı."
"Görmediğimi kim söyledi?" dedi Nazlı, kahkahayı bastı.
"Sen cesur bir kadınsın. Orası anlaşıldı."
Gece, huzursuz ama olay çıkmadan geçmişti. Miraç, Nazlı’ya yardım ederek arabaya kadar eşlik etti. Kapısını bile açmıştı. Her şey yeniden normale dönmüş gibiydi… ta ki bir kavga sesi duyulana kadar.
Başını çevirdi. Flaşlar yine patlıyordu. Feride ve Rüçhan tartışıyordu.
"Bana dokunma!" diye bağırdı Feride. "Neden sevgilim olduğunu söyledin?"
"Öyle değil misin? Paramı yiyorsun ama!"
"Karşılığını filmlerinde oynayarak veriyorum. Yatağında değil!"
Rüçhan’ın eli kalktığında Miraç hiç düşünmeden öne atladı. Adamı omzundan yakalayıp sertçe itti.
"Seni öldürürüm!" dedi Miraç, sesi tüm kalabalığı titretti.
Nazlı arabadan inmemişti, ancak olan biteni dikkatle izliyordu.
Feride’yi ardına aldı, koluyla koruma altına aldı. Rüçhan’a yaklaşıp parmağını salladı. "İstemiyorum diyorsa istemiyordur. Zorlama."
"Ne o? Sen mi karın yapacaksın onu?"
Miraç tereddüt etmeden yumruğu savurdu. Rüçhan yere düştü.
"Seni karım yapacağım."
Güvenlikler olay yerine koşarken Miraç, Feride’yi kolundan tuttuğu gibi arabaya bindirdi. Kendisi de araca atladı.
Flaşlar, geceye kazınmış birer yıldız gibi aralıksız patlamaya devam etti. Ama o arabanın içinde artık bambaşka bir hikâye yazılmaya başlanmıştı.