4. Bölüm: Rol İcabı

1192 Kelimeler
O gün piknik her zamankinden daha uzun ve beklenmedik derecede huzurlu geçmişti. Başta bir saatliğine denmişti, ama zaman usulca akmış, saatler geceye kadar uzamıştı. Güneşin kızıllığı ağaçların arasından sızarken, herkesin yüzüne hafif bir tebessüm yerleşmişti. En sertlerinden sayılan Zeynep bile yumuşamıştı. Hatta Selim’le aralarında hiç beklenmeyen bir samimiyet doğmuş, bu hal gruptakilerin de hoşuna gitmişti. Günün sonunda, gökyüzünde tek tük yıldızlar belirmişken Halil, başıyla kenarda kalan, ağaçların arasında loş bir tenhayı işaret etti. “Miraç, bir gelsene.” Miraç, Feride’nin yanından kalkarken göz göze geldi onunla. Kadının gözlerinde endişe mi vardı, yoksa sadece yorgunluk mu? Emin olamadı. Sessizce yanından geçip Halil’in beklediği köşeye yürüdü. “Ne oldu?” diye sordu. Sesi yumuşaktı ama içinde kıpırdanan huzursuzluk çoktan kök salmıştı. Halil, hafifçe sırıtarak cebinden küçük, şeffaf bir poşet çıkardı. İçindeki beyaz toz, gecenin karanlığında bile göz kamaştırıcıydı. “Bunu senin burjuvalara yutturmaz mıyız?” dedi keyifle. “Gel, yutturalım şunlara. Pastayı tek yeme!” O anda Miraç’ın içinde bir şey kırıldı. Yüzü karardı, gözbebekleri büyüdü. Yıllardır kendine hâkim olan adam, ilk kez tüm öfkesini kontrolsüzce dışa vurdu. Halil’in boğazına yapışarak onu ağaca doğru itti. “Sen kimden aldın bunu?” diye kükredi. Sesindeki ton, yılların yükünü taşıyordu. “Bir daha görmeyeceğim Halil. Kendine gel!” Halil debelenirken bağırdı, “Kahraman Gazinosu’ndan aldım da sana ne!” Boğazına sarılan el, iyice sıkılaştı. “Böyle güzel kadınlarla sen gezecek, zengin de sen olacaksın biz de sürüneceğiz, değil mi?!” “Bir daha bana kardeşim deme!” diye kükrerken, Miraç poşeti yumruğunun içinde ezdi. Halil’i sertçe itti; adam sendeledi, yere düştü. Tam o sırada Suat koşarak geldi. “Ne yapıyorsun Miraç?” diye şaşkınlıkla sordu. “Onu Halil’e sor!” diye haykırdı Miraç. Gözlerinden öfke fışkırıyordu. Feride koşarak yanına geldi, koluna tutundu. “Ne oluyor?” diye sordu endişeyle. Cevap alamadı. “Sonra anlatırım.” dedi Miraç. Yüzü solgun, çenesinde sertlik vardı. Gözleri uzak bir noktaya saplanmıştı. Arabanın önüne gidip durdu. “Siz gidin.” Feride, kucağında uyumaya yakın olan kızını arabaya yerleştirdi. Peşinden gidemeyeceğini biliyordu. İçinde bir buruklukla homurdandı. Bir teşekkür bile edememişti. Miraç, dolmuş bile beklemeden caddeden geçen ilk taksiyi çevirdi. Sürücüye hızlıca adresi verdi: Kahraman Gazinosu. Gazinonun önünde araba durur durmaz kapıyı açıp indi. Ücreti cebinden alelacele çıkarıp verdi. İçeri girerken yumruğundaki öfke hâlâ taze, hâlâ diri duruyordu. Loş ışıklı gazinoya girer girmez, yumruğundaki beyaz tozu geniş masalardan birinde oturan adama, mekânın sahibi Orhan Şahin’in önüne fırlattı. “Bunu Halil’e kim verdi?!” Mekândakiler bir anda sustu. Orhan Şahin, gömleğinin ilk düğmesi açık, kalın bıyıklı, orta boylu bir adamdı. Yılların gazinocusu, eski usul bir racon adamıydı. Yeraltında tanınır, ama kötü bilinen biri sayılmazdı. “Yavaş gel aslan,” dedi, sesi dingin ama etkiliydi. Toza göz ucuyla baktı. “Kaldırın, yok edin şunu.” Miraç ileri doğru bir adım daha atarak gözlerini kısarak konuştu: “Gaza sis bastınız. Kim verdiyse, elini ailemden, çevremden çeksin.” Orhan ciddi bir şekilde başını salladı. Delikanlının öfkesini küçümsemedi, aksine önemseyerek cevap verdi. “Kim yaptıysa bulunur. Cezası da verilir. Sakin gel.” Miraç, içindeki alevi biraz dizginleyerek geri çekildi. Orhan’a bakarak son sözünü söyledi: “Bir daha olmasın. Buraya bir dahaki gelişim, sakin olmaz.” Ardından, hiçbir şey söylemeden çıkıp kapıyı arkasından itti. Ertesi gün set ortamına vardığında gözlerinde derin bir yorgunluk vardı. Rüçhan'ın tavırlarıysa buz gibiydi. Öpücükten sonra olanlar ikisinin arasında görünmez bir sınır çekmişti. “Hoş geldin delikanlı,” dedi Rüçhan soğuk bir gülümsemeyle. “Otur.” “Hoş bulduk ağabey,” dedi Miraç, yavaşça koltuğa yerleşerek arkasına yaslandı. “Sana bu şansı ben verdim,” diye başladı Rüçhan. “Parayı da cebine ben koydum.” “Doğru dedin de ağabey...” Miraç huzursuzca kıpırdandı. “Ben, cebime para koy diye yalvarmadım.” “Öyle mi?” Rüçhan gülümsedi; alaycı, yukarıdan bakan bir gülümseyiş. “Durumundan memnun muydun?” “Memnun değildim ama kazanım kaynıyordu. Ben kimseye beni doyur diye yalvarmam. Giderim, çalışırım.” Rüçhan ellerini masaya koydu. Parmağını yavaşça vurdu. “Konuyu geç. Feride’yle iş dışında görüşmeni, hatta bakmanı bile istemiyorum.” “İlişkimiz arkadaşlıktan öte değil,” dedi Miraç, gözlerini kaçırmadan. “Arkadaş olmanızı da istemiyorum. Sevgilimle tek ilişkin, iş ilişkisi olacak.” Rüçhan “sevgilim” dediği anda, Miraç’ın içi tuzla buz oldu. Kalbi yerinden sarsıldı. Başını salladı. “Nasıl istersen, Rüçhan ağabey.” “Çıkabilirsin.” Kapıdan çıktığında, Feride ile karşılaştı ama tek kelime etmedi. Gözlerini kaçırdı. Adımları hızlandı; ajansa doğru yürüdü. Bugün orada olması gerekiyordu. Ajansa girdiğinde, içeride havası başka bir zamanın kokusunu taşıyan bir toplantı vardı. Göz alıcı giyimli, zarafet taşıyan Nazlı Çelik, yeni akımın parlayan yıldızı; yanında senarist Ali Tarhan ve yönetmen Erkan Yöntem… Odanın bir köşesinde ise Gülcan, göz ucuyla Miraç’ı takip ediyordu. Nazlı'nın varlığı adeta bir şiirin sessiz dizeleri gibiydi. Sessizliğiyle konuşur, gülüşüyle sustururdu. Gözlerinde bir şey vardı — uzak bir deniz gibi, hem davetkâr hem ulaşılmaz. “Hoş geldin Miraç,” dedi, yumuşak bir tonda. Koltuğu işaret etti. “Miraç Kaya, ajansımızın yeni yüzü. Parlamasını istiyoruz.” Herkesle el sıkıştıktan sonra oturdu. “Hoş bulduk,” dedi usulca. Nazlı'nın önündeki senaryolardan biri, Ali tarafından ona uzatıldı. “Filmimiz romantik komedi. İlgini çekerse, kontrat hazır.” Miraç kağıda bile bakmadı. Gülcan’a yöneldi. O da başını belli belirsiz salladı. Miraç, “Beğendim bile,” diyerek imzasını attı. “Önümüzdeki ay, filmin bittiğinde Ayvalık’ta çekime başlayacağız,” dedi yönetmen Erkan. Senarist Ali saate baktı. “Geliyor musun Nazlı?” Tam kalkacakken Gülcan araya girdi. “Nazlı Hanım bir süre daha misafirimiz olacak.” Ofiste sessizlik çökerken Gülcan ikinci bir kontratı çıkardı. Bu kez, Miraç ile Nazlı’nın arasına bıraktı. “Bu filmin çok başarılı olmasını istiyorum,” dedi. “Hem filmde, hem de halkın gözünde ana akımın çift yüzü olmanızı istiyorum.” Miraç anlamamıştı. “Çift derken, nişanlanmamızı mı istiyorsunuz?” “Rol icabı.” Gülcan’ın sesi sakindi. Nazlı çoktan imzalamıştı bile. “Ben yap—” “Yaparsın Miraç. Her gün 3.000 lira kazanacaksınız.” Bu paraya ihtiyacı vardı. Evsizdi. Sustu, düşündü ve imzasını attı. O an göz göze geldiler. Nazlı’nın yüzü bir sır gibi donuktu. Ne acı vardı, ne umut. Gülcan ilk parayı çıkardı. “Bu gece Kahraman Gazinosu’nda görüleceksiniz. Yarın sabah Şile’de. Umarım anlaşabilirsiniz.” Miraç, akşam pansiyondan eşyalarını toplayıp Cihangir’de küçük ama tertemiz bir ev tuttu. Yıllardır bu anı bekliyordu. Annesinin fotoğrafını odanın duvarına astı, alnını dayadı. “Başardım annem... Başardım,” diye fısıldadı. Gözyaşlarını tuttu ama içindeki sızı dinmedi. Sarı Ajans’ın asistanı kapıyı çaldı. Elinde kıyafetler, pahalı markalar, ve bir de araç anahtarı vardı. Miraç, kendini hazırlamayı severdi. Gri takımını giydi, kahverengi ayakkabıları çekti, boynuna parfüm sıktı. Saat geldiğinde saçlarını düzeltti. Arabaya atlayıp Sarıyer’e doğru yola çıktı. Nazlı’nın apartmanına vardığında onu beklemeye başladı. Kıyafetleri uyumluydu. Nazlı da gri bir elbise giymişti. Merdivenlerden indiğinde ağır ağır arabaya bindi. “Merhaba,” dedi gülümseyerek. Miraç, soğukça değil ama mesafeli: “Merhaba. Hoş geldin.” Arabayı çalıştırdı. Gazinoya doğru yola çıktılar. Arada sessizlik vardı. Sonra Miraç sordu: “Teklifi neden o kadar hızlı kabul ettin?” Nazlı’nın yüzü bir an gölgelendi. Gözleri uzaklara kaydı. Ama sonra toparlandı. “Sen neden kabul ettin?” diye soruyla cevap verdi. “Zorunluluklarım var.” Nazlı göz göze gelerek burukça gülümsedi. “Benim de,” dedi. Çantasından küçük aynasını çıkarıp makyajını tazeledi. Sessizliğin içindeki en ağır şey, ikisinin de birbirine söylemediği geçmişleriydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE