Şaşkınlığım yerini korurken, sorduğu soruya gözlerimi kırpıştırarak,
"Günaydın"dedim, ardında da aklımdaki soruları sıraladım.
"Ne zamandan beri burada yaşıyorsun? Ayrıca neden sizin şirkete ait evlerinizden biri değil de bu ev?"
Çok saçmaydı bu durum, Türkiye'nin en iyi inşaat şirketi AÇIKEL holdingindi. Üstelik sadece inşaat sektöründe değil, daha birçok sektörde bir numaraydılar. Bu evden bin kat daha iyi, lüks onca evleri vardı ve Fatih burada yaşıyordu.Tuhaftı!
Kara gözlerini kısarak cevap verdi.
"Demek burada yaşadığımdan haberin yoktu. O zaman kısaca, bana alışsan iyi edersin diyeyim. Çünkü, buradan taşınacapımı hiç mi hiç düşünmüyorum. " dedi düz bir sesle.
Neler oluyordu böyle sabah sabah? Vücudumun uykusuzluktan ve yorgunluktan yıpranmış olmasına, Fatih'in de düşündürücü konuşması eklenince, başımda öyle bir ağrı oluştu ki, sanki kafamın içinde filler sevişiyordu.
Benim olanlar karşısındaki karmaşıklığıma tezat, onun tavırları çok rahattı, nedense bu da sinirlerimi bozuyordu.
Ortada anormal bir durum vardı ve bunu sadece ben görüyormuşum gibi davranması canımı ciddi ciddi sıkıyordu.
"Fatih, birincisi bu yaptığın normal mi sence? Yani bu evde kalman nedense hiç doğal bir durummuş gibi gelmiyor bana. Size ait o kadar güzel ev dururken hele, hiç mi hiç aklım almıyor. İkincisi ne zamandan beri benimle konuşmaya karar verdin, hatta konuşmayı bırak, yüzüme bakar oldun? Alışmak kısmına ise, diyecek laf bile bulamıyorum."dedim sinirle.Bu angut benimle kafa mı buluyordu?
"Komşumsun ve insanın komşusuyla konuşması gayet normal. Hem bana sorular sorup durdun ama benim sorduğum soruya hala cevap vermedin. Sabahın köründe nereden geliyorsun sen böyle?" diye sorduğunda, o çatık kaşlarına bir yumruk savurmak istedim, hem belki şuan ki konuşmanın saçmalığının da kendi mantıksızlığının da farkına varırdı. .
Sinirlerimi alt üst eden bu konuşmaya daha fazla dayanamayacaktım.
"Neyse, iyi günler sana." deyip konuşmasına fırsat vermeden içeri girdim. Kendisi sorularıma çok cevap vermiş gibi bir de üste çıkmaya çalışıyordu. Benimle konuşması peki? En son ne zaman yüzüme bakıp benle konuşmuştu? Ah, o kadar uzun süre olmuştu ki hatırlayamıyordum bile. Komşuluk kısmını düşünmek tüm devrelerimi yaktığından dolayı, aklımdan çıkarmaya çalıştım. Hele ki alışmak konusu, Fatih'e alışmak peh!
Kapıyı kapattığımda şaşkın şaşkın merdivenlerin ortasında bana bakan Benan'a kaydı bakışlarım . Bugün güne şaşkınlık silsilesiyle başlamak vardı sanırım.
"Günaydın İlkin, bu saatte dışarıdan mı geliyorsun sen? Saat daha 7 bile olmadı farkında mısın?" diye sordu.
"Günaydın, evet canım biliyorum sabah biraz koşuya çıktım da." bugün ikincisi kez aynı soruyu duymak canımı sıkmıştı.
"Hımm, demek böyle güzel bir fiziğin sırrı spor ha?" diye sorup, yüzündeki sırıtışla birlikte konuşmaya devam etti.
"En yakın zamanda ben de spora başlamalıyım çünkü, doğum kiloları artık psikolojimi bozmaya başladı. Hem senin fiziğin kadar düzgün olmasına gerek yok, sadece vücudumdaki göze batan kıvrımlar azıcık azalsa bile yeter. "
"Bence böyle gayet iyisin, ama illa zayıflayacağım diyorsan da yavaştan spora başlayabilirsin. Bu arada şimdi gidip duş alacağım, sende istersen hazırlanmaya başla canım. Birazdan Şebnem Hanım gelip kahvaltıyı hazırlamış olur, Hatice Teyzenin de eli kulağında her an gelebilir."
Söylediklerimden sonra başını olumlu anlamda sallayıp yukarı çıktı, bende peşinden gittim.
Bir saat sonra aşağı indiğimde, Deniz gözlüm Hatice Teyzenin kucağında yerini almış ve bu durumdan baya da memnunmuş gibi görünüyordu. Yanlarına gittim, önce Hatice teyzeyi yanaklarından öpüp özlem giderdim. Sonra Deniz'in boyun kısmına burnumu yaklaştırıp, huzuru kokladım. Gerçekten bu minik bana o kadar iyi geliyordu ki, hele o kokusu yok mu beni benden alıyordu.
Hatice teyzeye hal hatır sorarken, Şebnem Hanımın bana kahvaltının hazır olduğunu söylemesi üzerine, koltuktan kalktım. Boğaz manzaralı, boydan penceremin yanındaki masaya ilerleyip, oturmuş kahvaltı yapan Benan'a bende katıldım. Şebnem Hanım mükellef bir kahvaltı hazırlamıştı.
Her ne kadar hanım diye hitap etmemi istese de, benim için bir ablaydı. Sadece çalışan ve iş veren arasındaki resmiyeti bozmamak için ona abla ya da ismiyle seslenmemi istemiyordu. Ama ben onun da beni, kız kardeşi gibi gördüğünü biliyordum.
Yemek pişirme, tatlı yapma, börek açma gibi mutfak işlerini bana o öğretmişti. Ben on iki yaşındayken evimizde işe başlamış, sekiz yıl sonra da annesi hasta olduğu için işi bırakmıştı.
O zamanlar annem, iş yoğunluğundan dolayı ev işleriyle ilgilenemiyordu, mecburen de bir yardımcı almışlardı. Şebnem hanım yirmili yaşlarda işe başlamıştı, şimdi otuz altı yaşında da olsa minyon tipiyle hala yirmili yaşlarda gibi duruyordu. Temizlik ve mutfak konusunda tek kelimeyle mükemmeldi. Bana mutfağı sevdirende oydu, özellikle on beş yaş ve sonrasında onunla mutfaktan çıkmazdım. Ondan öğrendiğim pastaları, börekleri yapıp Yankı'ya götürürdüm. O da afiyetle yediklerini bir saate yakın över, hamaratlığımdan dolayı kendisinin ne kadar şanslı olduğunu anlatıp dururdu.
Özellikle de en sevdiğim portakallı ıslak keki yaptığımda Yankı, ne kadar lezzetli olduğunu bıktırırcasına söylerdi.
O, öldükten sonra hiç mutfağa girip yemek yapmadım. Her yediğim yemekte bile onunla anılarım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçer, midem onsuz dolmayı reddederdi. Psikolog yardımıyla son altı aydır yemek yerken onu aklıma getirememeye çalışmıştım, bu durum işe yarayınca da , midem isyanlarına son vermişti.
Elimde sıkı sıkı tuttuğum çay bardağından, daha bir yudum alamadan düşüncelere boğulmuşken, Benan aramızdaki sessizliği bozarak ne kadar heyecanlı olduğundan bahsetti. Bende ona güvendiğimi, bu işin altından da kalkacak güçte olduğunu anlattım. İş konulu sohbetimiz eşliğinde kahvaltımız bittiğinde ise, minik adama uzun uzun sarılmalar faslı başladı. Hatice teyzenin yalancı sinirlenmeleriyle, Deniz'den ayrılıp evden çıktık, arabama bindik. Ve nihayet iş yerine doğru yola çıkmıştık.
Yol boyunca heyecan, Benan'ın çenesine vurmuş gibiydi. Konuşup durması, uykusuz başıma hiç de iyi gelmiyordu. Tüm bunlara Fatih'in gizemli konuşması da eklenince çığlık atıp, "Yeteeer!" diye bağırasım vardı artık.
Arabam son sapaktan döndüğünde iş yerimiz de göründü ve ben ilk defa bu duruma çok hemde çok sevindim. Çünkü, yol biraz daha sürse, beynim bir volkan gibi patlayacaktı.
İçeri girdiğimizde de, beni gören çalışanların selamlama faslı başlamıştı. Hızlı adımlarla yürürken aynı zamanda, gülümsemeye çalışarak selamlamalara cevap veriyordum. Ama suratım o kadar kasılıyordu ki,sanki yapmacık gülümseme teşebbüslerimi reddetmek istiyor gibiydi.
Nihayet asansöre ulaştığımızda içeri geçip, derin bir nefes aldım. En üst kata basıp, yönetimin bulunduğu yere gitmeyi bekledik. Holdingimiz İstanbul'un en iyi ikinci holdingiydi, maalesef birinci sırayı AÇIKEL holdinge kaptırmıştık. Ama bizim holdingde, yaptığı işlere bakılırsa bence birinci olma potansiyele de sahipti. Gerçi son iki yıldır işlerle hiç alakam kalmadığı için bilmiyordum, belki birinci olmuştu da haberim yoktu.
Katları çıktıkça yanımda heyecandan titremeye başlayan Benan'la, sohbet etmeye çalışıp rahatlamasına yardımcı oldum. Hayallerinde bile bu kadar büyük bir yerde çalışmasının olmadığını söyledi. Yüzündeki ışıltıya bakılırsa da, cidden beğenmişti iş yerini.
Yönetim katına çıktığımızda, sağdaki ilk kapıya doğru yürüdük. Kapıdaki sekreterle selamlaşıp babamın odasına girdik.
"Biz geldik babacığım." diye cırlayarak içeri atıldığımda hemen arkamdan Benan da geldi. Babam ve elbette iki abim bizi bekliyor gibiydiler, sırayla onlara sarıldım, sonrada arkadaşımı tanıştırdım.
Babam, her zamanki gibi iş yerindeki ciddiyetini takındı ve Benan'ın dosyasını inceleyip,bir sürü sordu. Konuşmanın sonunda yüzünde oluşan silik tebessümden, memnun olduğu görülüyordu.
Babama nazaran iki abim de Benan'a daha kibar davrandılar. Özellikle de Barın abimin bu tavrı, çok göze batıyordu.
Çünkü, Barın abim duygusal olarak kadınlarla pek işi olmayan, sert, otoriter, işkolik, katı kuralları olan bir kişiliğe sahipti. Uğur abim ise, tam tersi çok kibar, ilgili, gördüğü her kadına yazan, azılı bir çapkın olduğu için Benan'a karşı davranışları da bana göre normaldi.
Babamın isteğiyle Benan, Barın abimin asistanı olmuştu. Buna sevinsem mi yoksa üzülsem mi henüz bilmiyordum. Tek düşündüğüm Barın abimin, umarım Benan'ı canından bezdirmeyeceğiydi.
Biraz sonra Benan'a, işlerin ilerleyişini öğretmesi için babam sekreterini çağırdı. Gelen sekreter Benan'ı da alıp, çalışacağı odaya yani Barın abimin hemen yanındaki odaya götüreceğini söylemişti. Benan'a iyi çalışmalar dileyip, içimden geldiği için sarıldım. İkisi çıkınca bende abilerim ve babamla asıl konuşacağım konuya döndüm.
"Bu sabah Fatih'i sol yanımdaki evde gördüm, komşummuş! Ve benim bundan haberim yoktu babacığım?" sesimin sakin çıkmasına özen göstermiştim.
Babam, Barın ve Uğur abimle göz göze gelip, boğazını temizleyerek konuşmaya başladı. "O ev artık Fatih'in kızım." şaşkınlıkla kaşlarım çatıldı.
"Nasıl yani? O evler bildiğim kadarıyla satılık değil, Fatih de onca lüks villalarının suyu çıkmış gibi benim ilk projem olan o evde kiralık mı kalıyor? Bu, bu çok saçma. Mantıksız. Üstelik bana alışsan iyi olur dedi ve ben hiçbir şey anlamadım. Lütfen açıklar mısınız? " artık sabrım taşmış bununla birlikte, sesim de yükselmişti. Barın abim sağ eliyle, eğilen başının yan şakaklarına baskı yapıp sakince konuştu.
"İlkin, o ev Fatih'in. Kiracı değil. Bak, biz sana söylemek için, senin dönmeni bekledik ve döndüğüne göre artık bilmen gerekiyor, bizim olan her şey AÇIKEL holdinge de ait. " deyip, sertçe nefesini verdi.
"İflas mı ettik yani? Neden hiçbir şeyden haberim yok? Ayrıca neden herşeyimizi özellikle onlarla paylaşıyoruz?" güçsüz sesimle aklımdaki milyonlarca soruya karşın, bu kadarcık soru sormuştum.
Uğur abim kendisine yakışmayan ciddiyetliğiyle, "Sen kendinde değildin bile. Üstelik burda da değildin. Aileni düşünmeden kaçıp gittin. Ama çok merak ettiysen söyleyeyim abicim. İflas etmek etmedik canım, ortak olduk ."deyince, kaşlarım havaya kalktı. Babama soru dolu bakışlarımı atınca, boğazını temizleyip konuşmaya başladı.
"Kızım, dün gece keyfimizi bozmamak için sana söylemedik, ama Amerika'da iş yaptığımız ortaklarımız bizi dolandırdılar. Aslında çok uzun süredir dolandırılmışız fakat biz üç ay önce öğrendik. Ve maalesef öğrenmekte epeyce geç kaldık, holdingimiz kötü duruma gelmişti. Mehmet amcan da bir anlaşmayla, tüm mal varlığımıza ortak oldu. Şimdi başta holdingimiz olmak üzere her şeyimiz ortak. Biz zarara girmeyelim diye kendi de tüm sahip olduğu her şeyi ortaya koydu yani biz de onların mal varlıklarına ortağız.."
Aklım bozuk bir saat gibi yerinde durmuş, bir türlü ilerleyemiyordu.
Ümitsizce "Borçlu muyuz neyiz baba? Nasıl ikiniz de tüm paranızı ortak yaparsınız aklım almıyor? Tamam yakın arkadaş, dostsunuz ama.. Ne bileyim tuhaf değil mi?" diye sordum.
"Sandığın gibi değil İlkin. Gerçekten ortak olduk, borç harç yok. Dolandırılmış olmamız elbette işlerimizi bozma noktasına getirdi ama dediğimiz gibi Mehmet amca bizimle ortak oldu ve şu an inansan da inanmasan da her iki holding de hiç olmadığı kadar iyi durumdalar. "
Barın abime kınayan bakışlarımı atarak,
"Onlarla ortak olmak mı iyileştirdi holdingin durumunu yani ?" diye sordum.
Uğur abim memnuniyetsizce burnunu kırıştrıp," Bak abicim sorun yok diyoruz. Sen de gerisini düşünme olur mu? Sadece Açıkel ve Soyder holdingler ortaklar bunu bil yeter." dedi.
"Ayrıca neden bu denli sorguluyorsun ki ortak olma işini kızım? ."
Babamın sorduğu soruyu duysam da az önce söyledikleri, aklımın her zerresinde yankılanıyordu. Fatih'le ortak olmak demekti tüm bu olanlar! Onu görebilme ihtimalimin fazlalaşacağı anlamına geliyordu.
"Dün gece hepiniz çok normal görünüyordunuz, yani onlara karşı hiç bu ortaklık varmış gibi davranmıyordunuz. Ben, ben çok şaşkınım. Mehmet amca neden böyle herşeyini versin ki, anlam veremiyorum. Üstelik Fatih biliyor mu? O, hayatta istemez. Evet evet o hayatta bu ortaklığı istemez. "
Uğur abim, "Fatih'in haberi elbette var canım.. Şu an neden bu ortaklık işi sana böyle battı anlamadım İlkin. Hele dün gece normaldiniz falan demen..ortak olduk diye birbirimize düşman mı olmamız gerekiyordu? Anlamsızca tepkiler verdiğinin farkına var lütfen.. " deyince tüm umutlarım tükendi. Fatih de kabullenmişti demek ortaklık işini.
"Tamam tamam abi anladım. Ne bileyim şaşırdım çok, sanırım saçmalama sebebim de bundan oldu. Eh ne diyeyim o zaman hayırlı olsun hepimize.. "dedim umutsuzluk akan sesimle. Ardından da içimdeki öfkeyle asıl saçmalama sebebimi dile getirdim.
" Fatih benden nefret ediyor. Biz birlikte bir projede çalıştık diyelim ki ne olacak? Yine bana kendimi kötü hissettirecek."
"Sen benim kıymetlimsin canım. Seni üzmeyi ister miyim hiç? O, senden nefret etmiyor. Açıkçası ben, onunla proje çizimleri yapmanı isterim yani seni bir tek ona emanet edebilirim. Ortaklık için tek değil bu söylediğim, normal şartlar için de söylüyorum. Fatih iyi çocuktur her ortamda seni korur kollar abicim." diyen Barın abime baktım.. Hayal kırıklığıyla dolu bakışlarım babama kaydı.
Babamın, "İlkin'im, canım kızım. Seni hiçbirşeye zorlamıyoruz ki biz. Hem Mehmet amcanlar kötü değiller, bunu biliyorsun sende. Fatih kısmını endişe ediyorsun ama inan ki boşuna bu endişe.., Fatih benim de evladım gibi.. Ama illa onunla çalışmam dersen de çalışmazsın olur biter. Karar senin. Buna karışamam,ben fikrimi söylüyorum sadece. "
Babamın gözleri hüzünle kısıldı ve konuşmasına çatlak çıkan sesiyle devam etti.
" Ömür boyu yas tutabilirsin, üzülebilirsin. Bir baba olarak seni bu halde görmek beni kahrediyor,bunu da bil. Bende senin mutlu, huzurlu bir hayatın olsun istiyorum. Normal insanlar gibi işinde gücünde olup, hayatına devam etmeni istemek çok mu fazla?Senin mutlu olmanı istiyorum can içim. Bizi bu kadar üzdüğün yetmez mi? Onaylamadığımız biriyle sevgili oldun, onu gözünün önünde vurdular, kaçtın, hırpalayıp kahrettin kendini. Ama artık yetmez mi? Bir kere de bencillik yapmasan olmaz mı? Bir kere de ailem var, onları üzmemeliyim diyemez misin?"
Gelen her soru kalbime batırılan birer bıçak darbesi gibiydi.
" Fatih'i bahane ediyorsun. Ortaklığımızı saçmalıklarla irdeliyorsun. Sırf çalışmamak için, sırf insan içine çıkmamak için ise açık açık söyle kızım. Yine kendimi bir odaya kapatıp, hayatımı karartmak istiyorum diyebilirsin.. "
Babamın sesi son kelimelerde kısıldıkça kısıldı. Onları üzdüğümü belki de ilk defa böylesine hissediyordum. Buna hakkım olmadığı halde herkesi karanlığıma çekiyordum..
"O, yani Fatih kısmında sorun çıkmayacak baba. " Dediğimde babamın yüzüne kırık bir tebessüm yerleşti.
" O uyuz herifle, çalışmak mı ?"ben bu soruyu içimden kendime sorarken, dışarıdaki sekreterle konuşan ses eşliğinde kapı açıldı ve içeri kapkaranlık bakışlarıyla Fatih girdi.