bc

Zyphora (İkiz Dünya)

book_age18+
2
TAKİP ET
1K
OKU
dark
forbidden
family
fated
independent
stepfather
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
lighthearted
serious
kicking
campus
office/work place
high-tech world
another world
disappearance
enimies to lovers
musclebear
love at the first sight
actor
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Zyphora, iki dünyanın iç içe geçmiş varlıklarıyla şekillenir. Biri, duyguların göğsünde yankı bulan bir toplum; kalplerin çırpıntısında kaybolan bir yaşamın peşinden sürükler. Diğeri, soğuk bir mantığın hükmü altında, her adımda hesaplanmış bir varlık serüvenini izler. Birbiriyle yan yana var olan bu iki dünya, aslında birer yansıma gibidir. Biri duygu ve arzu ile yoğrulmuş, diğeri ise düşünce ve akıl ile biçimlenmiştir.Ve bir gün, bu iki zıt dünyadan iki birey, birbirlerine doğru adım atarlar. Birinin bakışları, sevdanın her hücresinde titrerken, diğerinin zihni her duyguyu bir denkleme, her anı bir çözüm formülüne dönüştürür. Fakat bu adım, bir dilek gibi kaybolur; çünkü kalp, mantığın duvarlarını aşabilir mi? Düşünce, sevdanın derinliklerine varabilir mi? Bu karşılaşma, yalnızca iki bireyin değil, iki dünyanın çelişkilerinin, çatışmalarının ve arayışlarının bir simgesi olur.Zyphora’da zaman, iki farklı anlayışın çatışmasını arzulayan bir yapboz gibi, birbirine yaklaşan ama bir araya gelmeyecek parçaları sunar. Aşk, bir yansıma mıdır, yoksa bir evrensel gerçeklik mi? Mantık, sevdayı sınırlandırabilir mi, yoksa her duygunun gerisinde bir anlamın arayışı mıdır? Bu iki farklı düşünce biçiminin kesiştiği noktada, yaşamın anlamını çözmeye çalışan bu iki ruh, birbirlerinden ne kadar uzak olsalar da, aslında kendi içlerindeki boşluğu aynı şekilde hissederler. Gerçek, belki de hiç var olmayan bir şeydir.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
İkiz Dünya
Nazlı'nın dünyasında, her şey bir denge içinde varlığını sürdürür. Sokaklarda adım atarken, renkli çiçekler yol boyunca neşeyle açar, ağaçların dalları rüzgârda hafifçe salınır, hepsi birbirini tamamlayan bir bütünün parçaları gibi. İnsanlar ve doğa, bir arada uyum içinde yaşar, sokaklar hayvanların özgürce dolaştığı, doğanın iç içe geçtiği bir alan haline gelir. Ceylanlar zarif adımlarla çiçekler arasında gezinirken, maymunlar eğlenceli bir şekilde ağaçtan ağaca atlar, hareketleri neşeli bir çalgının ritmi gibi olur. Kurtlar, sırtlarında çeşitli yükler taşırken, gözlerinde bir tür sadelik ve sevgi vardır; hiçbiri birbirine zarar vermek istemez, çünkü burada şiddet yasaktır. Bu dünyada, et kavramı bir bilinmezlikten ibarettir. Doğanın sunduğu her şeyin bir yeri vardır. Hayvanlar, insanlar için çeşitli işler yapar, karşılığında ise yalnızca bitkisel ürünler alırlar. Her şey eşit bir şekilde paylaştırılır; zenginlik, açlık, acı... Hepsi bir denge içinde tutulur. İnsanlar, birbiriyle olan ilişkilerinde bencillikten uzak, birbirine yardım etmeyi bir yaşam biçimi haline getirmiştir. Burada kötülük, yalnızca bir efsane gibi anlatılır; çünkü kimse, bir başkasına zarar vermek için bir adım bile atmaz. Bir elma ya da sebze, bir hayvanın yaptığı işin karşılığında özenle verilir. İnsanlar, doğanın varlıklarına zarar vermeden, her bir canlıyla uyum içinde yaşarlar. Nazlı bu dünyada büyüdü, sevgi ve anlayışın hüküm sürdüğü bir yerdi. Bu huzur dolu ortamda, insanlar birbirine yardım eder, sıkıntılarında destek olurlardı. Kötü düşünceler, yalnızca bir hayal gibi, bir zamanlar var olabilecekmiş gibi söylentilerde kalmıştı. O dünyada, herkesin birbirine duyduğu güven, insanı daha insani yapardı. Ancak bu dengeyi koruyan düzenin dışındaki her şey, Nazlı'nın bilmediği, anlamadığı bir dünyadan geliyordu. 24375'in geldiği dünyanın düzeni, mantık ve sayıların yerleştiği bir alan... Bu farklılıklar, Nazlı için henüz bir anlam taşımıyordu, ama bir şekilde, o farklı dünyadan gelen bir insanla yolları kesişmişti. 24375’in dünyasında, her şey bir düzen içinde işliyordu ve bu düzen, duygulardan bağımsız, soğuk bir mantığın işleyişine dayanıyordu. Sokaklar, duyguların ve renklerin yerine gri tonlarda bir monotonlukla kaplanmıştı. Her birey, tıpkı bir sistemin parçası gibi, benzer bir şekilde giyinir, benzer şekilde yaşar ve benzer şekilde düşünürdü. Kıyafetler, yüzyıllarca değişmeyen birer işaret haline gelmişti; her elbisenin üzerinde bir sayı yazılıydı, ve bu sayılar, kişinin kimliğiydi. Sayılar, bir bireyi tanımlamak için her şeydi; kimse dış görünüşüne göre değil, yalnızca bu sayıya göre var olurdu. Saçlar, her birey için aynı şekilde kesilir, aynı modelde şekillendirilirdi. Her şey, bir algoritmanın sonucu gibi, bir sistemin işleyişiyle belirlenmişti. Bu dünyada duyguların yeri yoktu; kararlar mantığa dayalıydı. Aile kurma, evlilik gibi kavramlar, bireylerin arzularına göre değil, yöneticilerin belirlediği standartlara göre düzenlenirdi. Bireyler, kendi duygusal yönelimlerine göre değil, toplumun ihtiyaçlarına göre eşleşirlerdi. Her şeyin temeli, verimlilikti. Bir kişinin değeri, onun iş gücüyle ölçülür, toplumun işleyişine katkı sağlama kapasitesine göre değerlendirilirdi. Her evlilik, sadece üretkenliği ve toplumun düzenini sağlamaya yönelikti. Kişisel tercihler, duygusal bağlar, her şey mantıkla sınırlandırılmıştı. Yemek, giyinme, yaşama biçimi; tüm bu temel öğeler, herhangi bir kişisel zevke ya da duygusal tercihe dayanmadan, tamamen işlevsellik üzerine inşa edilmişti. Gri kıyafetler, kişiyi eşitlerdi, çünkü her birey yalnızca toplumun bir parçasıydı ve herkesin aynı kimliği taşımaya ihtiyacı vardı. Sayılar, bir kimlikten daha fazlasıydı; aynı zamanda bir denetim aracına, toplumun belirlediği bir düzenin sembolüne dönüşmüştü. Hayvanlar bu dünyada yer almazdı. Doğanın öteki varlıkları, bu toplumun bir parçası olarak kabul edilmezdi. Her şeyin fonksiyonu, insan aklının ve mantığının işlemesiyle sağlanıyordu. Sokaklarda hayvanlar yerine, rüzgar türbinleri ve güneş panelleri vardı. Bu enerji kaynakları, dünyanın işleyişinin temeli haline gelmişti. Güneş panelleri her köşede, yüksek binaların çatılarına yerleştirilmişti. Rüzgar türbinleri ise şehrin kenarlarına yerleştirilmiş, her daim dönen pervaneleriyle sürekli bir enerji akışı sağlıyordu. Her şeyin verimli ve sürdürülebilir olması, bu dünyanın en temel ilkesiydi. Nazlı'nın gezegeninden gelen farklılıklara rağmen, 24375'in dünyası ve Nazlı'nın dünyası arasında bir tür iş birliği vardı. Her iki toplum, zıt yönlere baksalar da, ortak bir amaç için birlikte çalışırdı. 24375’in dünyasında sağlık, bilim ve mantık ön planda olduğu için, Nazlı'nın dünyasıyla tıbbi malzemeler ve ilaçlar konusunda ticaret yaparlardı. Sebze ve meyve, Nazlı'nın dünyasında doğal ve bol olduğu için, bu ürünler karşılığında sağlık malzemeleri alınırdı. Her iki dünya, birbirlerinin farklılıklarını kabul ederek, işlevsel ve mantıklı bir bağ kurmuştu. Ancak bu ticaret, yalnızca mantığa dayalı bir ilişkiydi; duyguların ya da kişisel tercihlerinin herhangi bir etkisi yoktu. Bu dünyada her şey, doğru ve yanlış arasında keskin bir çizgiyle ayrılmıştı. Her birey, bir işlevi yerine getirmek için vardı; duygular, düşüncelerin bir sonucu olarak değil, sadece bir teferruat olarak kabul edilirdi. Ve bu sistemin içinde, 24375, kimliği sayılardan ibaret olan bir insan olarak, düzenin bir parçası olmaktan başka bir şey değildi. Bir gün 24375, her iki dünyada da tedarik edilen malzemeleri taşımak üzere uzay gemisine binmişti. Bu seferki yolculuk, sebze ve meyve karşılığı sağlık malzemelerini almak içindi. 24375, gemisinin kontrolünü sağlarken, mantıklı ve ölçülü bir şekilde her adımı planlıyor, yolculuğun her saniyesini en verimli şekilde kullanıyordu. İki saatlik yolculuğun ardından, Nazlı'nın dünyasına iniş yaptı. Bu dünya, 24375'in alışık olduğu düzenden çok farklıydı. Sokaklarda, insanlar arasında hayvanlar vardı ve her birinin sırtında taşıdığı yükler, bu dünyanın bambaşka bir yaşam biçimini temsil ediyordu. 24375, bir an için çevresindeki manzarayı dikkatle inceledi. İnsanlar doğayla iç içe yaşıyor, hayvanlarla güçlü bir bağ kurmuştu. Her şeyin mantıkla değil, bir tür sevgi ve huzurla işlediğini fark etti. Bu, onun dünyasında asla karşılaşmayacağı bir görüntüydü. Nazlı, sırtındaki ağır sepeti taşırken zorluk yaşıyordu. O kadar yük taşımıştı ki, bir an dengeyi kaybetti. 24375, Nazlı’nın yanından geçerken, kadının düştüğünü gördü. Sepetin içindeki tüm malzemeler yere döküldü. Lahanalar, sebzeler ve meyveler, bir anda 24375’in üzerine düştü. Nazlı, utangaç bir şekilde özür dilerken, 24375 hiçbir tepki vermedi. Çünkü, özür dilemenin anlamını bilmiyordu; ona göre her şey mantıklı bir düzene göre işlemesi gereken bir süreçti. Yükün düşmesi, sadece fiziksel bir yasaydı. Önceden tahmin ettiği gibi, Nazlı’nın taşıdığı yük çok fazlaydı ve bu düşüş kaçınılmazdı. 24375, nazlıya bakarak, "Senin taşıyabileceğin ağırlık 33,236 gram. Bu ağırlığı bir kilometre boyunca rahatça taşıyabilirsiniz. Bulunduğun ağırlık ise 67 kilo ve boyun 173 olduğuna göre, söylediğim ağırlığı taşıman en mantıklısı," dedi. Bu, 24375’in dünyasında bir açıklamadan fazlasıydı; sadece sayılarla ifade edilen bir gerçekti. Nazlı, şaşkınlıkla 24375'e bakarken, taşıdığı yükün ne kadar ağır olduğunu fark etti. Ancak o, bu durumu bir fırsat olarak gördü. Nazlı, kafasından lahanayı alıp, sepete geri koyarken gülmeye başladı. "Siz," diye devam etti, "siz robotlaşmaya başladınız. İnsanlığınızı kaybetmek, sence iyi bir şey mi?" dedi. 24375, yine bir tepki vermedi, sadece "Evet, bu iyi bir şey. İlerlemek ve dünyamızı şekillendirmek için mantıkla hareket etmeliyiz, yoksa bu kullandığınız ilaçlara varamazdınız," diyerek cevap verdi. Ama Nazlı, bir adım daha atıp, gülerek, "Eğer insanlığını kaybetmişsen, yaşamanın ne anlamı var?" diyerek yürümeye devam etti. Bu söz, 24375’i bir anlığına duraklattı. Mantıklı, verimli ve ilerici düşüncelerle beslenen dünyasında, duyguların yeri olmadığı için bu tür bir soru, ona yabancıydı. Ancak, Nazlı’nın bu basit ama derin sözleri, onu düşündürmüştü. 24375, insanlığın ne olduğunu anlamaya çalışırken, yavaşça ve farkında olmadan duygusal bir kavramın peşinden sürüklenmeye başladı.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

evli kadın evli adama aşık oldu

read
10.2K
bc

ALFABETA (+18)

read
29.2K
bc

Tutku'nun Esiri

read
23.8K
bc

Kan Kırmızı (Türkçe)

read
4.1K
bc

Ölüm Yıllıkları

read
1.2K
bc

ÇAPKIN +18 (365 Gün Serisi)

read
24.6K
bc

SENİ HİSSEDİYORUM ( 2 )

read
7.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook