Kalbim yerinden çıkacak gibi hızla çarpıyordu. Ellerim buz kesmişti sanki, yerimden kıpırdayamadım.
Saçlarımı kokladığını hissettim. Çıplak kalan boynumdan nazikçe öptü ama gerginlikle sıçradım yerimden. Elini belime dolayıp kendine çekip yapıştırdı.
Nefesim iyice hızlanmaya başladı. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
Biraz ardımızdaki yatağa doğru bir adım attık beraber. Kafasını kaldırdı ve göz göze geldik. Yavaşça yatağa doğru uzandık. Belimdeki elini hiç çekmemişti ve hala göz gözeydik.
Koca cüssenin altında eziliyordum. Bana doğru eğildi iyice nefesi yüzüme çarpıyordu, dudaklarımızın arasında mesafe yoktu sanki. Gözlerimi kapatıp kendimi Berzan’a bıraktım. Ben onu beklerken o birden kalktı üzerimden.
Gözlerimi açtım ve şaşkınca kalakaldım. Dönüp Berzan’ın arkasından baktım. Çoktan banyoya girmişti bile.
Üzerimden çekildiği için büyük bir boşluk hissettim. Sevinmem gerekirken bir burukluk vardı içimde. Artık duygularamı, kendimi anlayamaz oldum bu evde.
Berzan banyodan çıktığında sırtımı dönmüş yatıyordum. Uyumadığımı biliyordu tabi ki ama o da oyunuma uymayı seçip yanıma yattı sessizce.
Sabah uyanır uyanmaz yanıma baktım. Berzan hala yanımdaydı ve uyuyordu.
Kalkıp üstümü değiştirdikten sonra kalkmasını bekledim. Bir saate yakın odanın içinde sessizce oyalandım. Berzan yavaş yavaş uyanmaya başladığında elimdekileri bırakıp koltuğa oturdum.
Yatakta doğrulup oturduktan sonra bana baktı.
“Günaydın” dedim.
“Küçük bir valiz hazırla, birkaç günlük”
“Ne valizi? Nereye gidiyorsun?” diye sordum panikle. Hala aklımdan Zelal’i atamamıştım.
“Beraber gidiyoruz, dedemin yanına” dedikten sonra kalktı ve banyoya gitti.
Duşun sesini duyduktan sonra bende valizi hazırlamaya başladım.
Berzan’ın dedesini biliyordum, Haşim ağa.. Kendi aşiretlerinin ağasıydı. Dedemle yaşananları biliyordum abilerimden. Amcamın hapise girmesine, amcaoğullarımdan birinin topal kalmasına sebep olmuştu. Bunlar dışında ticari olarak nice kavgalar etmişlerdi. Dedemde Haşim ağada bu kavgalardan dolayı çok zarar etmişlerdi.
Berdele razı gelmişti ama düğünde yarım saatten az kalıp çıkmıştı. O da bu evliliği sindirememişti ama karşı da gelmemişti.
Birkaç parça kıyafet seçtim hem Berzan’a hem kendime. Ben valizin fermuarını çekerken Berzan belinde bir havluyla banyodan çıktı. Görür görmez kafamı çevirdim.
Dolabın önüne geldi ve birkaç parça kıyafet aldı. O rahat tavırlarla üstünü giyerken ben panikle arkamı döndüm ona.
“Hazır mısın?” diye sorunca yavaşça kafamı çevirdim.
“Evet, herşey hazır”
“Gidelim” dedi ve yerdeki valizi aldı.
Ardından takip ettim ve beraber kahvaltıya indik. Salonun kapısının önünde valizi bıraktı. Herkese günaydın diyip yerimize geçtik. Hevi hanım valizi gördükten sonra keyifle bana baktı.
“Hayırdır abi bu valiz ne?” diye sordu Rojda.
“Birkaç günlüğüne gidiyoruz” dedi Berzan. Hevi hanımın yüzündeki gülümsemenin soluşunu izleyip güldüm.
“Nereye?” dedi Cihan.
“Dedeme” dedi Berzan umursamaz bir tavırla.
“O nereden çıktı şimdi! Dedemin haberi var mı?”
“Yok”
“Emrivaki sevmez öyle”
“Cihan canım istedi karımı alıp dedeme gidiyorum. Uzatmaya gerek yok” dedi sinirle. Bu kadar gerilmelerine şaşırdım ama sessiz kaldım. Masadaki herkes benim gibi sessiz kaldı.
Hızlı bir kahvaltıdan sonra hemen yola çıktık. İki-üç saatlik bir yolculuk yapıp şehirden epey uzaklaştık.
Büyük bir ormanlık alanın içinde büyük bir çiftlik evi gördüm. Evin her tarafı gruplar halinde gezen adamlarla çevriliydi.
Bizi farkettiklerinde dikkatle izlemeye başladılar. Camın ardından Berzan’ı tanıdıktan sonra girmemiz için uzun sürgülü kapıyı açtılar. Arabayla çiftliğin içine kadar girdik.
Durduğumuz anda kapılar açıldı. Hem adamlar hem Berzan birbirlerini gördüklerine çok mutluydu sanki. Hem saygıyla hem samimiyetle karşıladılar.
Evden iri yarı ellili yaşlarda bir adam çıktı. Diğerleri onu görünce birer adım geri çekildiler. Önce Berzan’ı görüp güldü ve kollarını açarak ona doğru geldi.
“Oo Berzan ağam gelmiş” diyip sıkıca sarıldı. Berzan’ın omuzunun üstünden beni görünceyse keyfi kaçtı.
“Hoşgelmişsiniz” diyip başıyla selam verdi sadece.
“Ağamın misafirleri var ama hemen haber vereyim geldiğinizi”
“Tamam Arif abi, arka bahçede bekleriz” dedi Berzanla beraber bahçeye doğru yürüdük.
Büyük,özenli bir bahçe karşıladı bizi. Burası için özel zaman ayırıldığı belliydi.
Koltuklara geçip oturduk ve biraz bekledik. Yarım saat kadar sonra ardında beş-altı kişilik kalabalıkla Haşim ağa girdi. Gelir gelmez ayağı kalktık. Önce Berzan’a baktı ve büyük bir sevinçle sarıldı. Biraz geri çekildi ve kollarından sıkı sıkı tuttu.
“Ayağını kestin iyice Berzan” dedi gülerek.
“Ancak vakit bulabildik dede, yoksa burayı ne kadar sevdiğimi bilirsin”
“Sadece burayı mı?” dedi Haşim ağa sitem eder gibi.
“Aslolan her zaman sensin Haşim ağam” dedi Berzan ve bir daha sarıldılar.
“Hadi geç otur bakalım” diyip koltuğu gösterdi ve kendiside oturdu.
“Hasan! Hani kahveler oğlum! Torunumla şöyle karşılıklı bir kahve içelim” diye bağırdı birine. Berzan’da oturduktan sonra bende oturdum.
Haşim ağa beni yok sayıyordu, yüzüme bile bakmamıştı hala. Berzan söze girdi sonunda,
“Elini öpmeye geldik, biraz geç kaldık hatta” dedi. Sonunda Haşim ağa bana bakınca başımı eğdim saygıyla.
O elini öpmemi istememişti bende öpmek istememiştim zaten.
“Hoşgelmişsiniz” dedikten sonra yine Berzan’a döndü.
Aralarında beni dahil etmeden sohbet etmeye başladılar. Sıkıcı sohbetleri sırasında bahçeyi izleyerek oyalandım.
“Ağam Güngörlerin oğulları geldi” dedi Arif.
“Vakti değil şimdi” diye kızdı Haşim ağa.
“Ağam ama önemli. Bahsetmiştim sana babaları ölüm döşeğinde” diyince Haşim ağa sıkıntıyla döndü.
“Kim kim gelmişler”
“İki oğulda burada” dedi Arif. Haşim ağa ayağı kalktı, gidecekken biran duraksadı ve Berzan’a döndü.
“Berzan burada madem o halletsin bu işi”
“Ağam ama..” dedi Arif şaşkınca.
“Onun sözü benim sözümdür. Ne yapacağını bilir” dedi ve Berzan’ın omuzunu sıktı.
“Dede sen buradayken bana düşmez” dedi Berzan.
“Sözümü ikiletme. Hadi bekletme Güngörleri” dedi ve Berzan Arifle beraber gitti.
“Bizde seninle bir yürüyüş yapalım gelin hanım” dedi asık bir suratla.
Kollarını arkadan bağladı ve göğüsünü iyice öne çıkardı. O otoriter bakışlarına birde sert duruşunu ekleyip bahçeye doğru yürüdü. Bende ardından takip ettim. Ders verir gibi anlatmaya başladı.
“Güngörlerin atası ölüm döşeğinde. Babalarının yerine kimin geçeceğine karar vermeleri gerek. Normalde en büyük evlat geçer, büyük oğulu yıllarca ona göre hazır edildi. Ailenin tüm işlerini bilir hatta bir vakittir herşeyi o idare eder. Ama şimdi babasının kimsenin bilmediği bir oğulu çıkıp geldi. Hepsinden büyük. Şimdi ağaları hakkın rahmetine kavuşunca ne olacağının kavgasına düştüler” dedikten sonra durup bana döndü.
“Berzan ne karar verecek?” dedi sorguya çeker gibi. Biraz düşünüp tarttım.
“Büyük oğulun annesine nikah kıyılmış mı?”
“Tabi, vakti zamanında usülünce evlendirilmişler. Bir zaman sonra başka memlekete yollamışlar”
“Eğer ki Berzan usülünce yapmak isterse büyük oğulu seçer” dedim. Haşim ağa başını salladı.
“Ama adaletli davranırsa..”
“Bir ağa gibi davranırsa..” dedi
“Küçük oğulu seçer” dedim.
Önüne dönüp güldü. Cevabımdan memnun kalmıştı.
“Ne kadar sevmesem de köklü bir ailede yetiştiğin belli oluyor” dedi ve yürümeye devam etti. Arkasından devam ettim.
“Uzun yıllardır sürüyor iki aile arasındaki bu kavga”
“Biliyorum, neredeyse her detayını”
“İki ailenin elleride birbirlerinin kanına bulandı. Berdel oldu diye bu düşmanlık biter sanma. Kimse acısını unutmaz.
“Berdel sadece Reyhan ve Yusuf için yapıldı. Düşmanlığın baki kalacağını kimse dillendirmese de herkes biliyor” dedim.
“Sancarlara ilk kez bir Ayanoğlu gelin geldi. Bugüne kadar kanımıza kanınız hiç karışmamıştı. Yıllar önce deden niyet etmişti” diyince duraksadım.
“Ama neyseki kız kardeşim bu hataya düşmeden engel olabildik” dedi gurur duyar gibi.
Demek dedem babasının hikayesi diye anlatmıştı bana kendi aşk hikayesini. Onun için bir kez daha üzüldüm.
“Ama torununuza engel olamadınız” diyip güldüm bende. Tersleyerek baktıktan sonra devam etti.
“Berzan birazdan bir karar verecek. Eğer ki doğrusunu seçerse yolu benim yolumdur”
Abilerine ragmen Berzan’ı ağalığa istiyordu.
“Cihan?” dedim ama umrunda olmadığı belliydi. Bahsetmeye tenezzül bile etmedi.
“Yolu benim yolum olursa da soy gerekir. Berzan’a evlat gerekir” dedi ve gözlerime baktı.
“Ama Ayanoğlu kanı olmaz. Benim yerine oturup ağa olacak adamın evlatları senin kanından olamaz.
Yani gelin hanım eğer ki Berzan ağa olursa sana kuma gelecek”