Ahmet’in kolunu indirirken aramıza girdi Berzan ve arkasında kaldım.
Ahmet kısa bir saniye şaşkınlıkla baktıktan sonra Berzan’ın sert bir darbesiyle yere yığıldı.
“Dila dışarı çık!” diye bağırdı Berzan.
Yerdeki Ahmet’e bakakalmıştım.
“Dila! Beni arabada bekle!” diye bağırdı Berzan bir kez daha. Başımı sallayıp apar topar çıktım. Ben çıkarken Berzan’ın adamlarından iki kişi içeri giriyordu. Kapının önünde Berzan’ın arabasını gördüm, arkasında Sancarlara ait iki araba daha vardı.
Hemen arabaya bindim ve kendimi güvende hissettiğim anda aslında ne kadar çok korkmuş olduğumu anladım. Bacaklarımın titremesine engel olamıyordum.
Yarım saate yakın bir süre stresle bekledim. İçeri giren çıkan yoktu. Perdenin ardında gölgelerin hareket ettiğini görebiliyordum sadece.
Büyük bir gürültüyle pencerenin camı kırılınca korkuyla sıçradım. Araban inmekle inmemek arasında kalmıştım ki Berzan çıktı kapıdan.
Karanlıkta arkasından vuran ışıkla korkutucu görünüyordu. Geldiğinde üzerinde olan siyah ceketi yoktu. Gömleğinin kollarını kıvırmış, üstten birkaç düğme açmıştı.
Büyük ve hızlı adımlarla yürüyüp arabaya bindi ve sertçe gaza bastı. Son olarak dönüp arkama baktığımda iki adamın kollarının arasında dışarıya çıkartılan Ahmet’i gördüm. Ayakları yerde sürünüyordu. Boynu aşağı düşmüştü ve gömleği kan içerisindeydi. Uzun zaman hafızama kazınacak bir görüntüydü.
Berzan’a döndüm ama o halinden korktuğumda tek kelime edemedim. Beyaz gömleğine sıçrayan kanlar dikkatimi çekti. Direksiyonu tutan ellerinde de küçük yaralar vardı. Hala sinirini atamamış gibi direksiyonu sıkıyordu. Konağa varana kadar birkaç kez kendi kendine konuşur gibi küfür etti.
Kapının önüne geldiğimizde ani bir fren yapıp durdu. O indikten sonra bende indim. Kapıdan girerken,
“Odaya çık!” dedi.
Konağın avlusuna girer girmez Hevi hanım çıktı karşımıza. Endişeyle bizi bekliyor gibiydi. Berzan’ın üstüne başına baktıktan sonra,
“Berzan ne oldu? Ne bu halin?” diyip panikle koşturdu yanımıza.
“Yok birşey” diye tersledi.
“Ne demek yok birşey Berzan, kimin kanı bu?” dedi. Berzan ona cevap vermeden bana döndü. Başımı eğdim ve merdivenlerden çıkmaya başladım.
“Berzan noldu?” diye bağıran Fırat’ın sesini duydum ama dönüp bakmadım.
“Dila? Dila iyi mi?” diye sordu panikle.
“Sanane lan! Size ne! Ne sorgusu bu!” dedi Berzan bağırarak.
Ben odaya girerken son olarak Fıratla Berzan’ı sakinleştirmeye çalışan Hevi hanımın sesini duydum.
Birkaç dakika sonra girdi Berzan odaya. Sertçe kapıyı vurduktan sonra hızlı birkaç adımla karşıma geldi. Bir eliyle boğazımı kavradı. Kaçmak için birkaç adım geriye atınca dolaba çarptım.
Artık kaçacak bir yerim de kalmamıştı. Eli boğazımdaydı, sıkmıyordu ama ağırlığını hissediyordum. Vücudunu bana yasladı ve dolapla onun arasında sıkışıp kaldım.
“Bana sormadan hiçbir yere gitmeyeceksin demedim mi Dila! Hiçbir işe karışmayacaksın demedim mi Dila!” diye bağırmaya başladı.
“Berzan ben..” dedim cılız bir sesle. Ama Berzan bağırmaya devam etti.
“Ben ne Dila! Sen benim sözümü çiğnedin!
“Berzan o kız için..”
Kulağıma eğildi.
“Benim sözümü çiğnedin!” dedi her bir kelimeyi sertçe vurgulayarak.
“Gitmeseydim kızı vereceklerdi”
Derin bir nefes aldı ve geri çekildi, tekrar göz göze geldik.
“Ben gidecektim zaten Dila! Zaten engel olacaktım!”
Omuzlarım çöktü sanki bir anda. Eğer ben gitmeseydim tüm o kargaşa yaşanmadan çözülecekti yani olay.
“Söyleseydin eğer..” dedim güçsüz bir sesle.
Rahatsız edici bir sessizlikten sonra biraz geri çekildi ve kolumu kaldırıp baktı. Adamın tuttuğu yerdeki morluğu gördü. Sinirle dişlerini sıktı.
“O adam sana birşey yaptı mı?”
“Hayır” dedim ama ısrarla baktı.
“Birşey yapamadan sen yetiştin” dedim rahatlatmak isteyerek. Ama öfkesi dinmiyordu.
“Soyadını sakladın mı o kansızdan?” diyince kalbim hızlanmaya başladı.
“Saklamadım”
“Kim olduğunu bilmediğine yeminler etti”
“Doğru söylüyor bilmiyordu. Herşey biran da oldu zaten Berzan” dedim titreyerek.
“Adının yanına yakıştıramadığından değil yani!?” dedi dalga geçer gibi alaycı bir gülüşle.
“Berzan gerçekten söyleyecek bir zaman olmadı. Ben herşeyi halletmiştim zaten”
“Halletmiş miydin?”
“Evet. Babası ikna olmuştu. Soyadına gerek kalmamıştı”
“Gerek kalmamıştı ha? Nasıl ikna oldu o herif?”
“Derdi paraydı zaten, istediğini vereceğime söz verdim”
“Senin cebindeki para benim Dila. Sancarların parası. Gerek kalmadı diyorsun ya ama o para bu ailenin parası”
“Babamdan da isteyebilirim” diyince sinirle güldü.
“Beni daha da delirtmek için mi?” dedi. Cevapsız kaldım, ne söylesem daha kötü oluyordu.
“Ahmet denen şerefsizin sebebi oldun biliyorsun değil mi?”
“Sebebi ne demek?”
“Bu odada ne olursan ol dışarda Sancarsın, benim karımsın dedim. Sana yapılan bana yapılmıştır dedim. Bana kalkan ele ne ceza verirsem sana kalkan ele aynı cezayı veririm”
“Ne yaptınız Ahmet’e?” cevabından korkarak sordum.
“Hakettiğini!” dedi sadece.
“Ne yaptınız? Öldürdünüz mü?” dedim ama Berzan cevap vermedi.
“Sen hala Berzan Sancarla evli olduğunu anlamamışsın. Ama ben sana çok iyi anlatacağım Dila” dedi parmağını sallayarak. Korkuyla yutkundum.
“Yarın odadan dahi çıkmayacaksın! Yangında çıksa depremde olsa feryat figanda duysan çıkmayacaksın bu odadan!” diye bağırdı.
Biraz geri çekilince kendimi serbest bırakıp rahatladım. Arkasını döndü ve kapıya doğru yürüdü.
“Artık karılık görevinide yerine getireceksin! Hazırlan Dila!” dedikten sonra kapıyı açtı ve çıkıp gitti.
Kalbim deli gibi çarpmaya başladı. Bir yanım baştan beri bugünün geleceğini biliyordu. Elbet bir gün gerçek karı-koca olacaktık diyordu. Diğer yanım direniyordu, en azından kaçabildiğim kadar kaçmak istiyordum bundan. Sevmeden, istemeden böyle birşey yaşamak istemiyordum.
Berzan gitmişti ama ben onun bıraktığı halde öylece kaldım birsüre. İçimden yapmaz diyordum, yapamaz diyip kendimi teselli ediyordum.
Tüm gece Berzan’ı bekledim. Yatağın bir kenarına oturdum ve sakinleşip geri gelir, konuşuruz diye bekledim.
Sabaha karşı gün aydınlanmıştı ki uyuyakaldım. Gözlerimi açtığımda neredeyse öğlen olmuştu. Yatağın bir tarafı hala bozulmamıştı.
Yataktan çıkmak gelmedi içimden, uzanmaya devam ettim. Saplandığım bataklığı düşünüp durdum.
Güneş tekrar batmaya başlamıştı ki ben hala odadan çıkmamıştım. Berzan’ın sözünü bu seferlik çiğnemek istememiştim. Odaya bıraktıkları yemeklerden birkaç çatal alıp bıraktım.
Yemek saatinden sonra Berzan’ın odaya gelişini bekledim.Uzun zaman geçmesine ragmen hala gelmeyince balkondan çıkıp arabasına baktım, burada değildi.
Berzan’ın gelmediği her dakika içten içe bastırdığım bir ses yükseliyordu.
Zelal..
Geceyi nerede geçirdiği, kiminle olduğunu düşünmeye başladım. Düşündükçe bu fikrin canımı ne kadar yaktığını anladım.
Balkonda beklemeye koyuldum. Neredeyse gece olmuştu artık, balkonda yarı uyuklayarak beklemeye devam ettim.
Sert bir fren sesi duyunca uyandım. Dikkatle bakınca Berzan’ın arabasını gördüm. Arabadan indi ve dönüp bana baktı hemen. Beklediğimi bilir gibi baktı..
O konağa girdiğinde bende odaya girdim. Birkaç dakika sonra odaya geldi.
Kapıyı hızlıca açıp girdi. Yatağın başında korkarak bekliyordum onu.
Bana doğru yavaşça yaklaştı. Tam önüme geldiğinde, aramızda çok az bir mesafe kala durdu. Yüzüme dökülen saçlarımı geriye doğru attı. Kulağıma doğru hafifçe eğildi,
“Karım olmaya hazır mısın Dila?” dedi fısıltıyla.