Tamam, kabul ediyorum.

2459 Kelimeler
Serdar bir an duyduğu sesle ne yapacağını bilemedi. Kalbi hızla çarpmaya başladı; sesi tanımıştı. Yanlarına gelen kişi Zeynep’ti. Yüzünde şaşkınlıkla karışık bir gülümseme belirdi. Ağzından istemsizce çıkan kelimeye kendisi bile inanamadı. -“Sena Hanım?” Söylediği anda, kendi sesine şaşırıp irkildi. “Neden Sena dedim ki? Kontrolsüzce çıktı ağzımdan.” diye düşündü. Zeynep’in kaşları hafifçe çatıldı, yüzünde şaşkınlık vardı. -“Sena?” dedi gözlerini kısarak. Sesinde hem merak hem de tedirginlik hissediliyordu. “Siz… diğer adımı nereden biliyorsunuz?” Serdar, kısa bir an gözlerini ondan kaçırdı. Montunu almak için sandalyeye eğildi. Elleri biraz titrek bir şekilde cebine girdi. Ardından cebinden Zeynep Sena’nın kimliğini çıkardı. Elindeki küçük kartı masaya koyarken bakışlarını Zeynep’e dikti. -“Buradan.” dedi sakin ama ciddi bir tonla. “Dün arabada düşürmüşsünüz.” Zeynep kimliği görünce derin bir nefes aldı. Şaşkınlık yerini rahatlamaya bırakmıştı. -“Ah…” dedi, gülümsemeye çalışarak. “Ben de size bunu soracaktım. Çok teşekkür ederim.” Serdar, onun gözlerine bakarak konuştu. -"Sabah geldim ama yoktunuz. Ben de bekledim.” Zeynep başını hafif yana eğdi, biraz da mahcup bir ifadeyle yanıtladı. -“Buraya bıraksanız da olurdu aslında. Ben akşamları çalışıyorum. Sizi de bekletmemiş olurdum.” Serdar kısa bir gülümseme ile başını salladı. -“Sorun değil. Bizim de işlerimiz vardı zaten.” Zeynep’in yüzünde kibar bir tebessüm vardı, sesi yumuşak ve içtendi. -“Ben sizi tutmayayım o zaman. Bir isteğiniz var mı?” Serdar’ın bakışları bir an duraksadı, dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı. -“Yok, Sena Hanım. Teşekkür ederiz.” Zeynep bir an gözlerini yere indirdi, sonra tekrar bakarak düzeltti. -“Zeynep.” dedi. “Zeynep’i kullanıyorum yani.” Serdar bir an mahcup oldu, ses tonunda daha dikkatli bir ifade vardı. -“Tamam, kusura bakmayın… Zeynep Hanım.” -“İyi günler.” dedi Zeynep hafifçe başını sallayarak. Sonra arkasını dönüp yavaş adımlarla kendi yerine geçti. Serdar, gözleri onun ardından gitmek ister gibi bakarken, derin bir nefes aldı ve kendini toparlamaya çalıştı. Yanına oturduğu Can ise bütün bu sahneyi sessizce izlemişti. Onun gözlerinden kaçan hiçbir detay olmamıştı. Can dudaklarını yana kaydırarak, ağzını yayarak alaycı bir tonla konuştu: -“Kosoro bokmoyon Zoynop honom.” Ve ardından kocaman bir kahkaha patlattı. Serdar birden sinirlendi, kaşlarını çattı. -“Çocuk musun oğlum sen? Bu hareketler ne böyle?” Can, kahkahasını zorla bastırarak, elini masaya vurdu. -“Kırışıp duruyorsun oğlum kızın karşısında. O suratın değişiyor, eğilip bükülüyorsun resmen.” Serdar, Can’ın sözleriyle iyice gerildi. Sesini alçaltıp ama daha sert bir tonla konuştu: -“Saçma sapan konuşmayı kes de ver şu dosyayı.” Can gözlerini devirdi, ama gülümsemesini hâlâ gizleyemiyordu. Önündeki turuncu renkli dosyayı Serdar’a doğru itti. -“Al, al. İçinde istediğin her şey var.” Serdar dosyayı eline aldığında, parmakları kapağın üzerinde yavaşça gezindi. Kalbinin atışı hızlanmıştı. Çünkü o dosyada, aklından çıkaramadığı kadının tüm geçmişi yatıyordu. Ad Soyad: Zeynep Sena Zeytinli Doğum Tarihi: 05.11.2000 Yaş: 19 Nüfusa Kayıtlı Olduğu Yer: Bingöl, Merkez Aile Bilgileri: Baba: Cihan Zeytinli Anne: Zerrin Zeytinli Kardeşler: Kadir Zeytinli (17) – lise son sınıf öğrencisi Pakize Mine Zeytinli (10) – ilkokul 4. sınıf öğrencisi Eğitim Bilgisi: Lise: Türkiye Büyük Millet Meclisi Vakfı Bingöl Fen Lisesi Üniversite: İstanbul Medipol Üniversitesi, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü – 1. sınıf öğrencisi (2018 girişli). (%100 burslu) İkamet Bilgisi (2019): İl: İstanbul İlçe: Üsküdar Mahalle: Aziz Mahmud Hüdayi Mahallesi Sokak: Hacı Hesna Hatun Sokak Apartman: Akasya Apartmanı Kapı No: 18, Daire 5 Ek Notlar: Üniversite masraflarını karşılamak için akşamları yarı zamanlı çalışıyor. Çalıştığı yer: “Groof” (Cihangir). Çevresinde sorumluluk sahibi, sakin ve güvenilir olarak biliniyor. Öğrenci burslarıyla geçimini destekliyor Ailesine ait detaylı bilgi bulunamadı. -Ailesine ait bir şey bulunamadı ne demek?” dedi, sesi hem sert hem de huzursuz çıkmıştı. Can omzunu silkti, önünde duran kahve fincanını çevirerek cevapladı. -“Bu kadar kısa sürede bu kadar bulabildik. Ayrıca… ailesini ne yapacaksın ki?” Serdar gözlerini dosyadan ayırmadan, kısık bir sesle konuştu: -“Merak ediyorum, Camcıoğlu. Merak ediyorum.” Can gözlerini kısmış, dostunu tartıyordu. Onu yıllardır tanıyordu ama böyle görmemişti. -“Aşık mı oldun? Ben seni hiç böyle görmedim.” Serdar başını hafifçe sağa sola salladı. Dudaklarının kenarında beliren belli belirsiz bir gülümseme vardı. -“Daha tanımıyorum. Aşk değil. Ama farklı bir şey var bu kızda… beni ona çeken bir şey.” Can sandalyeye yaslandı, şüpheyle kaşlarını kaldırdı: -“Dün gece senin arabanda nasıl düşürdü kimliğini?” Serdar bir an gözlerini uzaklara dikti, zihninde o karla kaplı sahneyi yeniden canlandırıyordu. -“Kar yağıyordu. Ben bırakayım dedim. Taksi durağına kadar kabul etti. O arada düşürmüş.” -“Hiçbir fırsatı da kaçırmıyorsun Saruhanlı. Ama sen yine de dikkat et. Başka bir şey de olabilir.” -“Ne gibi?” Can’ın sesi ciddileşti. Artık yan masadaki uğultu bile ona ulaşmıyordu: -“Serdar, sen Saruhanlı’sın. Bunu unutuyorsun.” Serdar, dostunun gözlerinin içine baktı. İçinde bir anlık öfke parladı. -“Camcıoğlu-” Can sert bir el hareketiyle böldü: -“Camcıoğlu falan deme bana. Ben şu an Can olarak konuşuyorum. Çocukluğunun beraber geçtiği adam olarak konuşuyorum. Babanın bir sürü düşmanı var.” Bu cümle Serdar’ın zihninde yankılandı. Bir an sustu. Sonra kısık bir sesle, adeta kendini savunurcasına konuştu: -“Kızı ben fark ettim, farkında mısın?” Can masaya eğildi, sesi yumuşamıştı ama hâlâ kararlıydı: -“Serdar, her şeyi düşünüp temkinli davranmak zorundasın. Ben sana uzak dur demiyorum. Sadece dikkatli ol diyorum.” Serdar kısa bir an düşündü, sonra yüzünü çevirdi. Onu geçiştirmek ister gibi: -“Tamam, olurum.” dedi. Konu kapanmış gibi görünüyordu ama ikisinin de zihni hâlâ Zeynep Sena’da takılıydı. Bir süre sessizlik oldu. Serdar, Londra’da yürüttüğü projenin son raporlarını göndermesi gerektiğini hatırlayıp tabletini açtı. Parmakları ekranda hızlıca geziniyordu ama gözlerinin derininde hâlâ başka bir düşünce vardı. Can da kendi dosyalarıyla meşgul olmuştu. İkisi de yan yana, kendi dünyalarına dalmış şekilde işlerini bitirdiler. Serdar elini kaldırıp hesabı istedi. Tam o sırada masaya yaklaşan kişi Zeynep’ti. Elinde küçük, siyah deri bir kutu vardı. Sessizce masaya bıraktı, kısa bir bakışla Serdar’a gülümsedi ve uzaklaştı. Serdar kutuyu açtığında içinde bir not buldu. El yazısı zarifti: "Teşekkür olarak kabul et…" Zeynep Serdar’ın gözleri notun üzerinde gezinirken dudaklarının kenarı belli belirsiz yukarı kıvrıldı. Parmakları titrek bir an tereddüt etti. Sonra cebinden kendi kalemini çıkardı. Notun arkasına eğilip yazmaya başladı: "Benimle bir kahve içmeyi kabul edersen teşekkürünü kabul edebilirim." Altına numarasını iliştirdi. Yazarken kalemi biraz bastırmıştı, belli ki heyecanlıydı. Notu katladı, başka bir garsonu çağırdı. Garsonun şaşkın bakışları arasında kâğıdı uzatıp, -“Zeynep Hanım’a götürür müsünüz?” dedi. Sonra umutla beklemeye başladı. Kalbi, yıllardır hissetmediği kadar hızlı atıyordu. Zeynep notu aldı, açtı, gözleri hızla satırları taradı. Bir an başını kaldırıp Serdar’a baktı. Yüzünde bir gülümseme vardı, ama içinde küçük bir muamma da saklıydı. Sonra hiç konuşmadan notu katlayıp cebine koydu. Serdar’ın içi kıpır kıpır oldu. Ne demekti şimdi bu? Kabul etmiş miydi? Yoksa naz mı yapıyordu? Düşünceleri çalan telefonun sesiyle bölündü. Ekrana baktığında arayanın annesi olduğunu gördü. Hızla telefonu açtı: -“Efendim?” -“Yemeğe gelmiyor musun oğlum?” dedi annesi, Nermin Hanım’ın sesi özlemle doluydu. -“Geliyorum anne. Can’la geliyoruz hatta.” -“Tamam, ona göre servis açtırıyorum.” -“Yarım saate oradayız.” dedi Serdar ve telefonu kapattı. Derin bir nefes alıp Can’a döndü. -“Hadi bakalım Camcıoğlu. Yemeğe gidiyoruz.” Can heyecanla suratını buruşturdu: -“Offf, Gül Sultan’ın yemekleri mi?” Serdar başını hafifçe salladı. -“Hasret kaldık, hadi kalk. Hemen gidelim.” dedi Can telaşla eşyaları toparlarken. İkisi de hızla ayağa kalktı, montlarını alıp mekândan çıktılar. Cihangir’in dar sokaklarında arabalarına binip yola koyuldular. Beyoğlu’ndaki yalıya geldiklerinde büyük beyaz demir bahçe kapısı gürültüyle açıldı. Serdar ve Can arabaları park ederken, içeriden gelen sesleri duyan Nermin Hanım ve Adnan Bey kapıya çıkmışlardı. Serdar ilk annesine koştu. -“Hoş geldin oğlum.” dedi Nermin Hanım, gözlerinde şefkat parlıyordu. -“Hoş buldum annem.” dedi Serdar, onu sıkıca sarıp kokusunu içine çekti. Nermin Hanım hemen Can’a da sarıldı: -“Hoş geldin evladım.” Can mahcup ama samimi bir gülümsemeyle karşılık verdi.Ayaküstü sohbet etmeye başladılar. Serdar bu sırada babasına yöneldi. Adnan Bey sert ama gururlu bakışlarla oğluna sarıldı. -“Sabah için özür dilerim. İşim vardı.” dedi Serdar. Adnan Bey, oğlunun sırtını sıvazladı ama yüzü hâlâ ciddiydi: -“İşin olsa bile önceliğin her zaman ailen olmalı, oğlum. Ben sizi hiç ihmal ettim mi? Sofraya arkamı dönüp gittim mi?” Serdar başını öne eğdi. -“Haklısın baba.” -“Neymiş bu kadar acil olan işin?” dedi Adnan Bey, oğlunun beline kolunu sarıp içeri doğru yürürken. Nermin Hanım ve Can arkalarından geliyordu. Serdar kısa bir bakışla annesine döndü, sonra babasına eğilip alçak sesle fısıldadı: -“Gece konuşalım. Şimdi annem duyar.” Adnan Bey sadece başını salladı. Sessizlik içinde içeri girdiler. Salonun ortasında büyük masa hazırlanmıştı. Çatal bıçakların ışıltısı, kristal bardakların pırıltısı göz kamaştırıyordu. Masada boş bir yer kalmamıştı. İçeri girdiklerinde salonun büyük kristal avize masanın üzerine ışık saçıyordu. Yüksek tavanlı odada ağır ipek perdeler, antika mobilyalar ve duvarlarda büyük yağlı boya tablolar vardı. Salonun ortasındaki uzun masada ise görkemli bir sofra hazırlanmıştı. Beyaz dantel masa örtüsü, gümüş şamdanlarda yanmakta olan ince mumlar ve porselen tabakların üzerine özenle yerleştirilmiş peçeteler… Sofranın her ayrıntısında disiplin ve düzen hakimdi. Masada çeşit çeşit yemekler vardı: fırından yeni çıkmış böreklerin mis kokusu salonu dolduruyor, taze balıktan yükselen buhar iştah kabartıyordu. Zeytinyağlı yaprak sarma, patlıcan salatası, tereyağında kavrulmuş mantarlar… Hepsi Gül’ün elinden çıkmıştı. Evin hanımı Nermin Hanım işin yönetim kısmını üstlenirken, bu sofranın görünmeyen emeği tamamen Gül’ün ince işçiliğindeydi. Nermin Hanım konuklarını karşılarken, Gül sandalye çekip misafirleri yerleştirmekteydi. Herkes yerine oturduğunda, masanın iki ucunda Adnan Bey ve Nermin Hanım oturmuş, Serdar annesinin yanına, Can da onun hemen yanına yerleştirilmişti. Masada yemekler yenmiş, sohbetler edilmişti. Kahkaha sesleriyle birlikte kadehlerin tokuşması, şamdanlardan yayılan loş ışığın altında hoş bir akşam tablosu oluşturuyordu. Ama Serdar için zaman farklı akıyordu. Masadaki neşeli sohbetlere katılamıyor, annesinin sorularına kısa cevaplar veriyor, babasının anılarına gülümsemeye çalışıyor fakat içtenlikle katılamıyordu. Çünkü gözleri sürekli masanın kenarına bıraktığı telefonundaydı. Her bir saniye, saatler gibi uzuyordu onun için. Ne babasının anlattığı eski iş hikâyeleri, ne annesinin masaya kattığı sıcak muhabbet… Serdar’ın zihnini esir alan tek şey, Zeynep’in mesaj atıp atmayacağıydı. Parmakları birkaç kez istemsizce telefona uzanıyor, ekranı kontrol ediyor ama hep aynı sessizlikle karşılaşıyordu. O sessizlik, zihninde yankılanıyor, kalbinin ritmini yavaşlatıyordu. Yemekten sonra şömine başına geçildi. Gül Hanım, zarif bir tepsiyle kristal kadehlerde içkileri dağıttı. Adnan Bey, özel taş plak koleksiyonundan seçtiği eski bir parçayı pikaba koydu. Plaktan çıkan cızırtılı sesin ardından başlayan melodi, odaya nostaljik bir hava kattı. Loş ışık, alevlerin kıvılcımlarıyla birleşince ortam huzurlu bir akşama dönüşmüştü. Herkes müziğin dinginliğiyle içkilerini yudumlarken, Serdar’ın zihni hâlâ bir tek isimdeydi: Zeynep. Adnan Bey sessizliği bozdu: -“E Can, senin işler nasıl gidiyor?” Can, koltuğuna yaslanıp rahat bir tavırla anlatmaya başladı. - “Babamlarla çalışıyorum hâlâ Adnan amca. Birkaç aya Dubai’ye gideceğim. Yatırım projemiz var, yeni bir otel yapacağız.” Adnan Bey’in yüzünde takdirle karışık bir tebessüm belirdi. -“Güzel oğlum, aferin. Başarıların daim olsun.” Can, son yudumunu da alıp kadehini mermer sehpaya bıraktı. Ardından ayağa kalktı. -“Her şey için teşekkür ederim. Harika bir akşamdı.” Serdar hemen araya girdi: -“Nereye? Kalsaydın?" -“Geç oldu Serdar. Sabah erkenden şirkete gitmem lazım. Hem size de zahmet vermeyeyim.” Nermin Hanım nazik bir gülümsemeyle karşılık verdi: -“Ne zahmeti oğlum? Gül Hanım hemen hazır eder odanı.” -“Başka zamana sözüm olsun Nermin teyze.” Vedalaştıktan sonra Serdar Can’ı kapıya kadar geçirdi. Gül Hanım, Can’ın kabanını getirdi. -“Tamam Gül abla, ben gönderirim. Sen geçebilirsin.” dedi Serdar, kabanı arkadaşına uzatırken. Gül başıyla onaylayıp mutfağa geçti. Can kabanını giyerken Serdar’ın gözlerinin hâlâ telefona kaydığını fark etti. Alaycı bir bakışla sordu: -“Başka bir âlemdeydin bu akşam. O kızda mı aklın?” -“Evet.” -“Ne yazdın nota?” Serdar derin bir nefes aldı. -“Teşekkür olarak kabul et yazmış. Ben de ‘kabul edebilmem için benimle kahve içmeyi kabul et’ dedim. Numaramı da yazdım.” -“Ve hâlâ cevap yok?” -“Yok.” Can omzuna hafifçe vurdu. -“Gelir merak etme. Kimse Serdar Selim Saruhanlı’yı kaçırmak istemez.” Serdarın yüzünde kısa bir tebessüm belirdi ama ardından yine düşüncelere daldı. -“Bilemiyorum.” Vedalaşırken sarıldılar. -“Yarın toplantıdan sonra ararım. Uygunsan görüşürüz.” dedi Can. Serdar başıyla onayladı: -“Olur.” Can gittikten sonra Serdar tekrar salona döndü. Annesi ortalıkta yoktu, ama Adnan Bey elinde viskisiyle hâlâ oturuyordu. Babasının yanına geçip yanındaki geniş deri koltuğa oturdu. Adnan Bey, oğlunun yüzündeki dalgınlığı hemen fark etmişti. -“Bir şey anlatacaksın sen bana.” dedi gözlerini kısarak. Serdarın yüzünde yakalanmış olmanın gerginliği belirdi. Sessizce başını salladı. Adnan Bey ayağa kalkıp elindeki kadehi bıraktı. -“Gel, çalışma odasına geçelim. Annen buralarda hâlâ.” Çalışma odasına geçtiklerinde odanın ağır havası Serdar’ı bir anda ciddiyete çekti. Ceviz masanın düzeni, pirinç kasalı saatin tiktakları, raflardaki belgeler ve odanın köşesindeki ağır deri koltuklar... Ama Serdar babasının bu odasının arkasında başka bir dünyanın saklandığını da biliyordu. Adnan Bey oturdu, karşısındaki koltuğu işaret etti. -“Anlat oğlum, nedir sıkıntın?” Serdar, boğazındaki düğümü yutkunarak açmaya çalıştı. -“Baba… bana birinin ailesini araştırabilir misin?” Adnan Bey eline aldığı kumar jetonunu çevirmeye başladı. -“Kim bu?” -“Ben birini beğeniyorum. Kendimi kaptırmadan önce ailesini bilmek istiyorum. Can araştırdı ama pek bir şey bulamamış.” Adnan Bey bir süre düşündü, jetonu masaya bıraktı. -“Araştırırım.” Serdar teşekkür edip kalkmaya yeltenmişti ki babasının sesi onu durdurdu. -“Konuşmamız bitmedi. Benim de senden istediğim bir şey var.” Serdar yerinde dikleşti, gözlerinde huzursuzluk vardı. -“Neymiş o baba?” -“Şirkette çalışmanı istiyorum.” Serdar’ın yüzünde öfke ile karışık bir sıkıntı belirdi. -“Baba-” -“Serdar, itiraz etme!” -“Baba ben sizin pis dünyanıza bulaşmak istemiyorum! Neden anlamıyorsun?” Adnan Bey’in gözleri sertleşti. -“Ben sana kumarhanelerin başına geç demiyorum. Onun için zaten hazır değilsin. Sadece şirkette çalış diyorum. Seni boşuna okutmadım değil mi? Bilgini başkaları için değil, aile için kullan.” Serdar derin bir nefes aldı. Babasının kararlı bakışlarına direnemedi. -“Tamam. Kabul ediyorum.” -“Yarın sabah yönetim kurulu toplantısı var. Birlikte geçeriz.” Serdar başını salladı. -“Tamam baba. Başka bir şey yoksa, iyi geceler.” -“İyi geceler.” Serdar odadan çıkıp kendi odasına geçti. Hızlı bir duş aldı, havluyla saçlarını kuruturken masanın üzerinde titreyen telefonun bildirim sesiyle irkildi. Aceleyle yatağa koşarken ayağı takıldı, dengesini kaybedipdüştü. Başını komodine çarptı. -“Hay elini ayağını sikeyim Serdar!” diye söylenirken bir yandan başını ovuşturdu. Ama telefonu eline aldığında bütün acı bir anda yok oldu. Ekranda beliren mesaj, yüzünde kocaman bir gülümseme oluşturdu. Gözleri parladı. “Serdar selam. Zeynep ben. Teklifini kabul ediyorum. Kaçta?”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE