MAELYN DUBOIS

866 Kelimeler
İlkbaharın başlarında Fransa’nın başkenti Paris’te bir kız çocuğu dünyaya geldi. İsmi babası tarafından konuldu. Maelyn Dubois, ismini ilkbaharın gelişme Tanrıçası Maia’dan aldı. Tıpkı annesi gibi yeşil gözlü ve kahverengi saçları ile etrafta koşturmaya başladığı dönemlerde ailesinin ondan gizlemeye çalıştığı geçmişlerine ilk elden tanık oldu. Bir gece yarısı altı yaşındaki Maelyn yatağından su içmek için kalktı, üç katlı evlerinin merdivenlerinden yavaşça parmak uçlarında inmeye başladı. Mutfağa doğru ilerlerken bodrum kapısının kilidinin açık olduğunu fark etti. Küçük yaştaki bir çocuğun karanlığa adım atmaktan korkması normal iken Maelyn tereddüt etmeden kapıyı sonuna kadar açtı ve zifiri karanlıkta merdivenlerden tekrar parmak uçlarında inmeye başladı. Merdivenlerin sonuna ulaştığında burnunun ucunu dahi göremiyordu, nitekim tavandaki lambanın zincirine dahi ulaşamıyordu kısa boyuyla. Karanlığın içinde gözlerini gezdirirken birkaç adım ötede bir ışık olduğunu fark etti. Kıl kadar ince ışığa ilerledi sessizce, içeriden babasının mırıldanmalarını duyuyordu. Tam ışığın kaynağına ve babasının sesine yaklaştığında tüm bodrum bir gürültü ile çalkalandı. Maelyn’in ayağı bir kovaya takıldı. Gecenin bir yarısı sessizliğe gömülmüş evin her yerinde demir parçalarının sesleri yankılandı. Aniden babası dolabın ardından belirdi, Maelyn korku ile gözlerini babasına dikti. Babasının çıktığı odadan gözlerine dolan yoğun ışık yüzünden tek görebildiği babasının karanlık silueti idi. Fakat birkaç saniye geçtikten sonra gözleri ışığa adapte oldu. Artık görebildiği şeyler arasında babası, ardında duran kocaman bir svastika ve masanın üzerine yığılmış onlarca kâğıdın üstünde duran bir hançer vardı. Babası aniden Maelyn’i kucağına alıp bodrumun merdivenlerinden yukarı çıkardı, onu bir sandalyeye oturttuktan sonra pijamasının paçasını yukarı sıyırdı, Maelyn’in bacağı düşen bir demir parçası yüzünden çizilmişti ve kanıyordu. Aniden annesi merdivenlerden aşağıya indi ve koşarak Maelyn’in yanına geldi. “Ne oldu?” dedi, bir yandan Maelyn’e bakarken diğer yandan kocası ile konuşuyordu. “Bodruma indi, alet çantasının yanından geçerken alet çantası bacağının üstüne devrildi.” Annesi, Maelyn’in bacağını kontrol etmeye devam etti, bir yandan da babası dolaptan onun için gazlı bez hazırlıyordu, işte tam bu sırada Maelyn’in ağzından hayatını değiştirecek o kelimeler çıktı, “Odadakiler neydi?”   Maelyn’in anne ve babası aniden duraksadı. “Soruların ardı arkası kesilmeyecek biliyorsun değil mi?” dedi babası sessizce. Maelyn onları sessizce dinlemeye başladı. “Onu da bu hayata bulaştıramayız, başka bir yolu olmalı...” Babası arkasını dönerek Maelyn’e doğru yaklaştı ve eğildi, çizilmiş bacağını gazlı bez ile sarmaya başladı. “Odadaki şeyleri gördükten sonra bu dediğin imkânsız. Yaşı da uygun hem, ailemizden kalan mirası devam ettirmeliyiz. Zamanı geldiğinde ne yapacağına kendisi karar verecek.” Maelyn’in babası bu sözlerinden sonra bacağını sarmayı bitirdi ve ayağa kalktı, annesi onun yüzünü ellerinin arasına aldı ve yanaklarından öptü, “Hadi şimdi uyu tatlım.”   Çok geçmeden Maelyn tarikatın da rızası ile babası tarafından eğitilmeye başladı. Sessizce yaklaşmaya çalıştığı bodrumdaki o gizli odada kötücül varlıklar ile uğraşma ve şeytan kovma üzerine ağır bir eğitim aldı. Fakat tarikatın geleneklerinden ötürü her eğitim tamamlandığında, aldığı eğitimin konusuna göre vücuduna bir koruma dövmesi yapılmalıydı. Maelyn’in annesi buna itiraz ederek kızının küçük yaşta dövmeleri yüzünden dışlanacağını savundu ve eğitimin bu kısmından vazgeçildi. Maelyn de annesinin sözüne uyarak babasına dövmeler istemediğini sert bir şekilde dile getirdi, her ne kadar babası “Dövmeler olmadan korunması imkânsız!” dese de. Yıllar sonra Maelyn’in annesi beyninde oluşan bir tümör yüzünden vefat etti. Henüz sekiz yaşında annesiz kalmanın ne demek olduğunu öğrendi Maelyn ve babası da biricik aşkının ellerinden kayıp gitmesine şahit oldu ilk defa. Babası, annesinin küllerinin bir kısmını gümüş bir kolyenin içine sakladı, gümüşün üstüne işlediği motifler için günlerce uğraştı, “Annenin merhameti koruyacak seni öyleyse, sakın çıkarma.” Maelyn o günden sonra babasının verdiği kolyeyi hiç boynundan çıkarmadı. On iki yaşına geldiğinde babası tarafından Vatikan’daki tarikat merkezine götürüldü. Burada kalan tüm eğitimlerini ilk elden tecrübe ile almaya devam etti. On sekiz yaşına geldiğinde yetenekli bir koruyucu olarak tarikatın merkezinden ayrıldı, tekrar Paris’e, babasının yanına döndü. Yıllarca kızını görememenin acısıyla yaşayan babası neredeyse yirmi yıl yaşlanmıştı. Kızını yıllar sonra ilk defa gördüğünde kırışmış gözlerinden damlalarca yaş aktı. “Maelyn!” diye haykırdı kızını gördüğünde, “Ne kadar da büyümüşsün!” kızına sarılırken süreli kendini geri çekiyor, yüzüne bakıyor ve tekrar sıkı sıkı sarılıyordu. “Bir koruyucu oldum baba!” Maelyn’in ağzından çıkan bu sözler babasını aniden büyük bir kasvetin içine soktu. Bu duygu değişimini anlayan Maelyn hareket etmeden babasının yüreğinden çıkarcasına hızlanmış kalbini kendi göğsünde hissetti. “Baba?” dedi sessizce, “İyi misin?”. Koruyucular tarikatta özel bir öneme sahipti, fakat ilk öncelikleri koruyacakları şey için ölebilmekti. İnsan veya eşya fark etmeksizin, korumak uğruna gerekirse ölmeleri gerekirdi. Tıpkı babası gibi Maelyn de unvanının farkındaydı, mezun olmadan hemen önce koruyacağı şey uğruna ölmek için yemin ettirilmişti. Babası Maelyn’e sarılmayı bıraktı, kazağının kollarına gözyaşlarını sildikten sonra kızının gözlerinin içine uzun uzun baktı. “Benimle gel Maelyn.” Babası önde ilerlerken Maelyn de onu takip etti. Bodruma giden kapıya doğru yaklaştılar ve merdivenlerden aşağıya indiler. Babası büyük bir gürültü ile dolabı kendine doğru çekerek gizli odanın kapısını araladı, masaya doğru ilerledi ve üstünde duran küçük kutuyu açtı. Kutunun içinden beyaz beze sarılmış bir eşya çıkardı, arkasını Maelyn’e döndü ve beyaz bezi eşyadan ayırdı. Maelyn’in göz bebekleri kocaman oldu, “Altı yaşımdan beri ilk kez görüyorum bunu!” Maelyn ilk defa babasının yanına bodruma indiğinde masanın üstünde duran bıçağı hemen tanıdı. “Küçükken buna hançer deyip dururdun, sandığın kadar da büyük bir bıçak değilmiş değil mi?” babası bir anlığına gülümsedi.  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE