“Yardım edin Peder! Yardım edin! Çok kötü bir şey oldu! Ona kapıyı açmamasını söyledim ama beni dinlemedi yardım edin!”
Peder henüz neler döndüğünü bile anlamamışken usta birden Peder’in kolundan tutup onu götürmeye başladı. Peder ve usta hızla merdivenlerden inerken Peder durmadan Sam’e sesleniyordu. Sam bir anda odasından çıktı ve Pederi de beraberinde götüren ustayı gördü. Hemen mantosunu ve ayakkabılarını giyerek onların peşine takıldı. Usta, Peder’i Sam’in evine götürdü, ön kapı sonuna kadar açıktı, Sam ise Peder’in birkaç adım gerisinden geliyordu. Henüz kapıya yaklaşmışlardı ki Sam ve Peder içeriden gelen bir ses ile irkildi. Ses aynı boğazı kesilmiş bir yaban domuzunun böğürmesine benziyordu. Sam neler olduğunu anladığı anda Peder’i ve ustayı kenara ittirerek içeri girdi. İçeri girdiğinde diğer ustayı yerde çırpınırken buldu, ağzından ise hiçbir dilde olmayan küfürler çıkıyordu. Diğer usta da içeri girerek arkadaşının yanına gitti, Peder ise biraz uzaktan olanları hayretler içerisinde izliyordu. Sam’in gözü bir an için açık kapılı odanın zemininde duran kutuya gitti. Dudaklarını burduktan sonra elleri ile yerde çırpınan ustayı tutmaya başladı ve Peder’e seslendi.
“Peder banyodaki küvete hemen su doldurun!”
Peder şoktaydı ve ne yapacağını bilmiyordu. Bunun üzerine Sam ona daha yüksek bir ses ile bağırdı,
“Çabuk Peder!”
Ve yanında duran diğer ustayı da ittirerek Peder’e yardımcı olmasını söyledi. Usta ve Peder ikinci katta bulunan banyoya koşarak gittiler, usta küveti doldurmak için suyu sonuna kadar açtı. Birkaç dakika sonra küvetin tamamı su ile dolmuştu, usta kafasını kapıdan dışarı çıkartarak Sam’e bağırdı, “Su doldu!”
Sam bir kuvvet ile yerde çırpınan ustayı kucağına aldı ve merdivenlerden yukarı çıkarttı, banyoya girdikten sonra kucağındaki ustayı küvetin içine bıraktı. Ustanın çırpınışından küvetin içindeki su taşmaya başlamıştı.
“Vücudunu suyun altında tutun!” dedi Sam öfke ile.
Bunun üzerine Peder adamı omuzlarından tutarak suyun içine doğru bastırdı. O sırada diğer usta ise “Ya boğulursa!” diyerek ağlamaya başladı, Sam “Tut dedim sana!” diye bağırdığında usta biraz kendine gelerek diğer arkadaşını bacaklarından tutup suyun içine doğru bastırdı. Sam boynundaki haçı çıkardı ve avuçlarının içine aldı, küvetin önüne giderek dizlerinin üstüne çöktü ve dua etmeye başladı. Peder bir yandan adamı suya bastırıyor bir yandan da Sam’in ne yaptığına bakıyordu, Sam’in hangi duayı okuduğunu dudak okuyarak anlaması imkansızdı. Aradan birkaç saniye geçtikten sonra usta tekrar Sam’e seslendi,
“Sanırım boğuluyor Bay Cornhill!”
Sam dua okurken birden öfkelendi,
“Az kaldı!”
Birkaç saniye sonra Sam birden ayağa kalktı, sol elindeki haçı suyun içindeki adamın ağzına soktu, sağ eliyle de alnına bastırıyordu,
“Bırakabilirsiniz.”
Peder ve diğer usta adamı suya bastırmayı bıraktı, ilginç bir şekilde adam artık çırpınmıyordu. Sam gözlerini kapattı, banyonun ışığı yanıp sönmeye başladı. Bunun üzerine Sam’in ağzından birkaç kelime çıktı, kelimelerin lisanı kesinlikte dünya da konuşulan bir dile ait değildi. Sam'in konuşurken çıkardığı sesler Peder ve ustanın beyinlerinde korkunç bir rahatsızlığa sebep oluyordu. Birkaç saniye süren bu işlemden sonra tüm mahallenin elektriği bir süreliğine kesildi. Işıklar tekrar yerine geldiğinde Sam haçını boynuna takıyordu, sudaki adam ise gözleri açık bir şekilde etrafı izliyordu. Peder ve usta derin bir nefes aldı, tam o sırada küvetteki adam gözlerini Sam’e dikmiş onu izliyordu.
“Seni gördüm. Alevlerin içinde seni gördüm!”
Sam ve Peder bir süre birbirlerine baktılar. Sam hiçbir şey demeden arkasını dönüp odadan çıktı, üstü başı sırılsıklamdı. Peder de Sam’i takip etmeye başladı. Sam merdivenlerden inerek ustanın kapısını açtığı odaya doğru gitti, kapıyı biraz araladı. Peder tam Sam’in arkasındaydı, Sam bir an için arkasını döndü,
“Üstünde haç takılıysa girebilirsin Peder, eğer takılı değilse bundan sonraki birkaç dakikayı tıpkı o adam gibi geçirebilirsin.”
Peder boynundaki haçı yukarı kaldırıp Sam’e gösterdi, bunun üstüne Sam tekrar arkasını dönerek odadan içeri girdi, Peder de onu takip etti. Peder odadan içeri girdiğinde duvarların tamamen incil sayfaları ile kaplanmış olduğunu fark etti, sağda solda kenarında kurumuş mumlar bulunan boş kutular vardı.
“Burası nasıl bir oda Sam?” dedi, sesinde merak ve endişe vardı.
“Babam Dwell Cornhill’in arındırma odası. Kötücül nesneleri sakladığı yer, içi kötülükler ile doluydu bir zamanlar. Normal bir insanın buraya girmesi ölümcül olabilir Peder. İşte tam bu yüzden buraya girmemelerini söylemiştim onlara, fakat beni dinlemediler. Bu odayı düzeltmek sadece benim ustalığım...”
Peder yerlerde bulunan boş kutuları işaret etti, “Peki ya bunlar Sam? İçleri boş kutular?”
Sam bir tanesini yerden kaldırdı ve Peder’e doğru uzattı. Peder korkudan birkaç adım geri gitti.
“Korkmayın peder sadece birkaç boş kutu, eskiden içlerinde şeytanın dokunduğu nesneler vardı.”
Sam kutuyu yere bıraktı.
“Peki şimdi neredeler Sam?”
Sam ellerini beline koydu ve etrafa bakmaya başladı.
“Bunu sadece Tanrı bilir Peder, görünüşe göre ben yetimhanedeyken birisi buraya girip hepsini almış.”
“Normal bir insan yapmamış anlaşılan, ya tarikat aldıysa?”
Sam arkasını dönüp Peder’in yüzüne baktı, “Peder, eminim bunu tarikat yapmış olsaydı haberim olurdu değil mi?”
Peder bir süre daha etrafa baktıktan sonra odadan dışarı çıktı, Sam de onu takip etti. Odadan çıktıktan sonra Sam kapıyı kapattı ve önüne yerde bulunan ağır malzemelerden koydu. Bu sırada merdivenlerden ustalar yavaşça iniyordu, birbirlerini kollarından tutmuş bir vaziyette ve tamamen ıslak bir şekilde. Havanın soğuk olmasından ötürü de titriyorlardı. Ele geçirilmiş olan usta merdivenlerden inerken ve evden çıkarken bile Sam’in yüzüne dik dik bakmaya devam etti. “Onu bir hastaneye götür!” diye bağırdı Sam ardından.
Peder dikkatli bir şekilde Sam’i izlemeye başladı, “Nasıl yaptın Sam? Eğer ben olsaydım korkudan elim ayağıma dolaşırdı...”
“Dediğim gibi Peder, zaman hep tecrübe demek değildir.” Peder kilisede Sam’e söylediği sözleri aklına getirdi,
“Sanırım haklısın Sam.” Sam Peder’i omuzundan tuttu, “Hadi gidelim Peder ıslağız ve hasta olmak üzereyiz. Kıyafetlerimiz ise kilisede kaldı!”
“Peki ya ev Sam? Ustaların bir daha geleceğini sanmıyorum.”
“Sorun değil Peder, ben bir şekilde hallederim.” Peder ve Sam her ne kadar çok üşüseler de bir an önce kiliseye varıp üstlerini değiştirme gayreti içerisine giriştiler.
Aradan aylar geçti, ev yeni ustalar tarafından tamamen tamir edildi. Bu süre içerisinde Peder ve Sam iyi birer dost oldular. Her ne kadar yakın olsalar da Peder, Sam’in ona çok fazla yaklaşmadığını fark ediyordu. Bir pazar günü Sam Cornhill halkına vaaz verdikten sonra Peder elinde bir zarf ile Sam’in yanına geldi.
“Sam! Şuna bir bak!”
Sam, Peder’in elindeki zaten açılmış olan zarfın içindeki mektubu çıkardı ve okumaya başladı, birkaç saniye okuduktan sonra Peder’in yüzüne baktı,
“Umarım yeni kiliseye ve yeni insanlara alışabilirsin Peder!”
Peder birdenbire başka bir kasabaya atanmıştı, mektubu Sam’e okuttuktan sonra odasına giderek valizini toparlamaya başladı. Bu sırada kilisede hala oturup dua eden genç bir kız vardı, yaşı hemen hemen Sam ile aynıydı. Aradan saatler geçmesine rağmen kız dua etmeyi bir kere bile bırakmadı. Peder artık gitmek için hazır olduğunda valizi ile beraber kürsüye, Sam’in yanına geldi.
“Başka bir hayatta tekrar görüşmek üzere Sam!”
Peder, Sam’e sıkıca sarıldıktan sonra onu omuzlarından tuttu ve son kez yüzüne baktı, “Yakın bir zamanda görüşürüz Peder.” Gitmeden önce Sam’den duyduğu son sözler bunlardı. Şapkasını kafasına taktı, valizini yerinden kaldırdı ve bir daha dönmemek üzere kapıdan çıktı. Peder kapıya doğru giderken sürekli dua eden kıza göz ucuyla baktı, kapıdan çıktığında ise kilisenin içi ölüm sessizliğine büründü.