Cornhill kasabası altı adamın canice katledilişinden sonra sarsılmıştı, kasabanın yaşlıları o eski günlerin geri geldiğini ileri sürerken gençler ise geceleri sokaklarda gezmeyi bir süre bıraktı. Polis o gece ölen adamlarla tartışan Sam Cornhill’i ne kadar araştırsa da bunu onun yaptığına dair en ufak bir kanıt bile bulamadı. Adli tıp raporlarına göre bu bir hayvan saldırıydı fakat bunu hangi hayvanın yaptığını kimse tahmin edemiyordu. Altı adamın parçaları rasgele bir araya getirildi, ölümlerinden birkaç gün sonra mezarlığa aileleri ve arkadaşları tarafından defnedildi...
Tüm bunlar olurken Sam Cornhill evini toparlamakla meşguldü. Neredeyse evin her yeri tamamen temizlenmiş ve toparlanmıştı, yıkık dökük kalan yerler ise sadece bir ustanın yapacağı türden işlerdi. Sam kendi odası ile uğraşırken evinin tokmağı büyük bir gürültü ile çalmaya başladı. Elindekileri bir kenara bıraktıktan sonra neredeyse çürümüş merdivenlerinden temkinli adımlarla indi ve kapıyı açtı. Kapıyı çalan Peder Bishop idi. Arkasında ise birkaç adam duruyordu.
“Günaydın Sam!”
Dedi sevecen bir ses tonu ile, Sam ise Peder’in yüzüne dahi bakmadan arkasında duran adamları inceliyordu. Peder Sam’in niyetini anlayınca sol arkasında duran adamı tuttu ve kendine doğru çekti.
“Sana kasabanın en iyi ustalarını getirdim Sam, belki biraz yardımım dokunabilir diye düşündüm.”
Sam, Peder’in gözlerinin içine baktı,
“Ben de tam birkaç usta aramak üzereydim Peder, sağ olun.”
Sam ve Peder birkaç saniye daha birbirlerine baktılar.
“Lütfen Peder içeri buyurun.”
Sam onları nezaket ile içeri davet etti, onlar içeri girerken Sam, Peder dahil diğer iki ustanın da elini sıkıca sıktı, ustalardan birisi Sam’in elini sıkarken elindeki dövmelere uzun uzun bakmaya başladı, Peder durumu hemen fark etti.
“Hadi beyler, buradan gelin eve bir göz atın, tamir edilmesi gereken birçok yer var!”
Usta, Sam’in gözlerinin içine biraz baktıktan sonra elini bıraktı ve kafasını yere eğdikten sonra Peder’i takip etmeye başladı. Peder önde ustalar ise arkada ilerlerken Sam kapısı biraz aralık kalmış bir kapıyı hızlıca kapattı ve ustalara yalan bir gülümseme ile baktı. Peder, ustalara evdeki tamirat gerektiren yerleri tarif ederken Sam mutfağa giderek bir şeyler hazırlamaya başladı. Peder ve ustalar ikinci kata çıktılar, merdivenlerden çıkarken Peder merdivenleri de işaret ederek bir şeyler söylüyordu. İkinci katta gezinirlerken odalara teker teker bakmaya başladılar. Peder bir kapının kolunu tutup çevirse de bir türlü açamıyordu, son çare olarak yukarıdan Sam’e seslendi,
“Sam! Tamir gerektiriyor mu diye bu odaya da bakmalıyız, kapıyı açar mısın?!”
Bunu üzerine Sam elindekileri bıraktıktan sonra hızla merdivenlerden yukarı çıktı. Merdivenlerden çıktıktan sonra Peder’in ve ustaların önünde durduğu kapıyı gördüğünde Sam’in ruh hali birden değişti.
“O oda ile ben ilgilenirim Peder, eğer işiniz bittiyse kahvaltıya gelin.”
Sam bunları söylerken sesinde bir donukluk ve rahatsızlık vardı. Peder durumu anlamıştı, ustaları da alarak kahvaltı masasına indi. Sam ve diğerleri kahvaltılarını yaparlarken ustalardan bir tanesi sürekli Sam’in bir hışımda kapattığı kapıya bakıyordu.
“Peki şu oda?” dedi.
Eliyle odayı işaret etti. Sam kafasını kaldırdı ve ustaya baktı.
“Özellikle o odaya girmemelisiniz baylar.”
Sam bunları söylerken Peder iyice gergin bir hale gelmişti. Herkes sessizce kahvaltısını yaptıktan sonra Peder tüm sessizliği bozdu;
“Kahvaltınızı yaptıysanız kalkalım, Sam’in de biraz dinlenmeye ihtiyacı var.”
Ustalar da Peder’in ne demek istediğini anladı. Peçeteleri ile ağızlarını sildikten sonra aynı anda masadan kalktılar. Peder onlara kapıya kadar eşlik etti, ustalar gittikten sonra Peder kapıyı kapattı ve Sam’e döndü.
“Neyin var Sam? Kasabaya geldiğinden beri çok gerginsin.”
Sam; “Son günlerde yaşadığım olaylar yüzünden olmalı Peder lütfen beni affet, sadece biraz dinlenmeye ihtiyacım var.”
Peder Bishop ; “Evet, evet haklısın Sam. O adamlara olan olaylar gerçekten çok kötüydü, başlarına gelenleri hak ettiklerini ve bunun Tanrı’nın bir işi olduğunu söylemeye dilim varmıyor fakat... Yine de senin gibi genç bir adamın böyle bir şey yapabileceğini bile düşünmeleri gerçekten hayret verici. Senin için çok yorucu olmuş olmalı...”
Sam; “Evet öyle Peder.”
Sam’in göz altları yorgunluktan çökmüştü, Peder onu daha fazla yormamak adına muhabbeti kısa kesti. “Kahvaltı için sağ ol Sam, birkaç gün içinde ustalar gerekli ekipmanlar ile geldiklerinde bu ev senin için bir süre yaşanmayacak duruma gelecektir. Bu yüzden kilisede bir odayı senin için hazırlayacağım.”
Sam kafasını aşağıya eğdikten sonra Peder’i onayladı. Peder de Sam’e son kez selam vererek evden uzaklaştı. Birkaç gün sonra Sam valizine toparladığı birkaç parça eşya ile kiliseye gitti, Peder Bishop Sam’e hemen kalacağı odayı gösterdi. Aynı gün ustalar da anahtarı almak için kiliseye geldi,
“Çok oyalanmadan bitirmeye çalışacağız Bay Cornhill.”
Sam arkalarından bakarken Peder Bishop ise kiliseye geri girdi. Sam de bir süre dışarıda durduktan sonra içeri girerek Peder’in yanına gitti.
“Babamın ben küçükken burada vaaz verişini hatırlıyorum Peder, benim için huzurlu günlerdi.”
Peder kafasını Sam’e doğru çevirdi;
“Senin için hala huzur dolu günler olabilir Sam, bu kilise senin ailenin yadigarı, yüzyıllardır ailen burada kasabalılara vaaz, evsizlere ise yemek verdi. Günü geldiğinde yani bir rahip olduğunda ben de burayı sana bırakacağım umarım ardımdan güzel bir iş çıkarırsın.”
Sam Peder’in bu söylediklerinin ardından birkaç adım daha atarak ona iyice yaklaştı.
“Hazır olmadığımı nereden çıkardın Peder?”
Sam’in sesinde büyük bir kibir vardı fakat bundan öte Peder’in içindeki ses, Sam her konuşmaya başladığında oradan kaçması için yalvarıyor gibiydi.
“Bak Sam... Yetimhanede verilen Katolik eğitimleri seni bir rahip yapmaz. Sadece on iki yılda öğrenebileceğin çok az şey var. Eğer bir rahip olmayı ve hatta bir Peder olmayı hedefliyorsan çok fazla çalışmalı ve insanları çok iyi tanımalısın.”
Sam birkaç adım geri attı.
“Sanırım haklısın Peder... Bir süre beni eğitmene izin verebilirim belki.”
Peder birden arkasını dönüp Sam’e uzun uzun bakmaya başladı,
“Belki mi? Sam, bu iş belkiler ile yapılacak bir iş değildir. İnsanlara verebileceğin yanlış bir fikir onları uçurumdan aşağıya sürükleyebilir!”
Sam Peder’e arkasını dönüp kilisenin uzun koridorunda yavaşça yürümeye başladı;
“Peder, sanırım konumunuz hakkında birtakım düşüncelere sahipsiniz... İçinde bulunduğunuz ve her pazar vaaz verdiğiniz kilise, topraklarında yaşadığınız bu kasaba bana ait! Sadece bana! Ve eğer ben buradan siktir olup gitmenizi söylersem gidersiniz! Bu kadar basit!”
Sam’in bu sözleri üzerine Peder’in ağzı bir süre açık kaldı, Tanrı’nın evinde ağzından çıkacak kelimelerden korkan Peder hiçbir şey söylemeden oradan hızla uzaklaştı. Bu sırada Sam yüzündeki hafif kibirli bir gülümseme ile Peder’in gidişini izledi.
Aradan saatler geçti, Peder kendi odasında öfke ile otururken Sam’in ona söylediği şeyleri kendine tekrarlıyordu ve birden kapı büyük bir gürültü ile çalmaya başladı. Gelen, evde çalışan ustalardan bir tanesiydi, yorgunluktan ve koşmaktan nefes nefese kalmıştı. Peder kapıyı açar açmaz usta, Peder’in yakasına yapıştı.
“Yardım edin Peder! Yardım edin! Çok kötü bir şey oldu! Ona kapıyı açmamasını söyledim ama beni dinlemedi yardım edin!”