“Sam, benim adım Sam. Çocuk değil.” Bunları söylerken Sam sadece bardağında çevirdiği viskisine bakıyordu. Adam Sam’in bu tavrına sinirlendi sol elini Sam’in boynunun biraz yakınına, sağ omzuna koydu. “Ondan özür dile çocuk.” Sam hiçbir şey söylemedi, bardağındaki viskinin sonunu bir yudumda içerek tezgâha geri koydu. Bunlar olurken bardaki herkes ölüm sessizliğine bürünmüştü ve onları izliyorlardı, en arkalardaki yaşlı bir adam ise ayağa kalkmış yavaş bir şekilde kalabalığı yararak onlara doğru yaklaşıyordu. Adam, Sam’in bu tavrını hiç beğenmedi, sol elindeki bira bardağını bıraktı. Sam, adamın ne yapacağını anlamıştı, daha adam yüzünü nefret ile buruşturup sol elini yumruk bile yapamadan, Sam sağ eli ile adamın elini omzundan ittirdi ve kulağının biraz altından boynunu sıkıca kavradıktan sonra adamın kafasını önünde duran bira bardağına gömdü. Yaklaşık bir saniye sonra tezgâhın üstü tamamen bira ve kan ile kaplanmıştı, adamın yüzünün sağ tarafından akan kanlar rahatça görünebiliyordu. Adam sandalyeden bağırarak kalktı ve iki eliyle yüzün sağ tarafını tuttu. Sam ise duruşunu hiç bozmadı, o sadece önünde duran boş tezgâha bakıyordu. Adamın diğer arkadaşları da ayağa kalktığı sırada arka taraflardan yaklaşan yaşlı adam Sam’in arkasına geçti ve kollarını iki yana açtı “Kesin şu saçmalığı! Arkadaşınızı hemen hastaneye götürün.” Hemen arkasını dönerek Sam’in kulağına yanaştı, “Gitmeliyiz Sam, buralar karışabilir.” Sam bir an kafasını sağa çevirdi ve göz ucuyla adamın yüzüne baktı, çok tanıdık bir siması vardı. Adam yaşlı denecek birisiydi fakat saç ve sakal tıraşı gayet düzgündü. Yaşlı adam Sam’i kolundan tuttu ve yerinden kaldırdı onu hızla oradan uzaklaştırdı.
Sokakta geçen hızlı bir yürümenin ardından Sam ve yaşlı adam kilisenin önüne geldiler, yaşlı adam cebinden anahtarları çıkardıktan sonra kilisenin kapısını açtı ve Sam ile beraber içeri girdi. Meşhur Cornhill kilisesi idi bu girdikleri kilise, Sam’in babasının ve onun da babasının rahiplik yaptığı bu yer Sam’in kafasında güzel anılar canlandırdı bir an için. Yaşlı adam tekrar kapıyı kiltiledi, Sam gözleri ile etrafı tararken yaşlı adam da Sam’in yaralanıp yaralanmadığına bakıyordu. “Çok şükür iyisin!” Sam yaşlı adamın ne dediğini duymadı, yaşlı adam bu durumu hiç bozuntuya vermedi, Sam’in etrafı süzmesini bekledi, çünkü onun burada güzel hatıraları olduğunu biliyordu. “Ailenin kilisesi, senin geleceğin günü bekliyordu yıllardır.” dedi yaşlı adam. Sam yavaşça yürümeye başladı, her adım attığında sanki babasının sesi beyninde yankılanıyor gibiydi, her adım attığında kilisedeki oturakların arasından babasının vaaz verişini hayal ediyordu. Yaşlı adam Sam’i bir süre izledi. Sam kürsünün yanına kadar gitti. “İsmin ne peder?” Kafasını kürsüden bir an bile ayırmadı ve uzaktan yaşlı adama seslendi. Yaşlı adam da aynısını yaparak cevapladı, “ Bishop Cane. Buradakiler Peder Bishop demeyi tercih ediyor.” Sam arkasını döndü ve Peder’in yanına doğru yaklaştı.
Sam; “Babamı tanır mıydınız peder?”
Peder Bishop ; “Hayır, hayır ne yazık ki. Ben buraya babanız Peder Cornhill’in vefatından sonra geldim.”
Sam; “Peki beni nereden tanıyorsunuz?”
Peder Bishop ; “Birileri birkaç gün önce tıpkı seni tarif eden bir mektubu kapıma bıraktı, özellikle vücudundaki dövmelere çok vurgu yapılmıştı. Aslında seni tipinden çok kolundaki dövmelerinden tanıdım desem daha iyi olur ve boynunda bir kısmı görünen Süleyman'ın mühründen.”
Sam; “Anladım. Bu insanlar sizinle hiç yüz yüze geldiler mi Peder?”
Peder Bishop ; “Hayır, hayır Sam ne yazık ki hiç yüz yüze gelmedik.”
Sam, yüzünde hayal kırıklığı ve kızgınlığın karışımı olan bir ifade ile etrafa bakmaya devam etti. “Gitmeliyim Peder, yardımlarının için minnettarım.” Sam, Peder Bishop’un yüzüne bir süre baktıktan sonra kapıya doğru yöneldi. Kapıdan çıkıp birkaç adım attıktan sonra ardından ona seslenen Peder'in sesini duydu.
Peder Bishop ; “Sam! Sam, dur! Mektubun devamı da var!”
Sam bir an için arkasını döndü. Peder Bishop cebinden demir bir para çıkardı ve Sam’e doğru attı. Sam parayı havada yakaladıktan sonra üstündeki motife baktı. O, bu motifi tanıyordu. Babası bunun ne olduğu ölmeden önce ona söylemişti.
Peder Bishop ; “Zamanı gelene kadar sana göz kulak olmam gerektiği de yazmışlar Sam, kim bu insanlar?”
Sam elindeki parayı havaya atıp tuttuktan sonra Peder Bishop’a doğru döndü.
Sam; “Laflarını dinlememiz gereken türden insanlar Peder, laflarını dinlememiz gereken türden...”
Peder, Sam’in bu tavrına ve ses tonuna çok şaşırmıştı. Doğanın ona sağladığı iç güdüleri, sanki Sam’de bir terslik olduğunu haykırıyordu, fakat peder, yıllar sonra başına gelecekleri bilmeden ona yardım etmeyi kabul etti.
Peder Bishop ; “Sam, bu geceyi kilise de geçirmek ister misin?”
Sam; “Evime dönmeliyim peder, hala toparlamam gereken şeyler var.”
Sam paketinden bir dal sigarayı daha dudaklarına götürdü ve yaktı, sırtını Peder’e döndü, merdivenlerden inerken sol elini havaya kaldırdı ve selam verdi. İlerleyen dakikalarda Sam evine doğru yavaşça yürürken önü altı kişi tarafından kesildi, aralarında barda sağ tarafını dağıttığı o kel adam da vardı. Önünü kesen adamların elinde zincir, sopa ve keskin bıçaklar vardı. Sam yolu kolaçan etti, sağına ve soluna baktı. Etrafta onlardan başka kimsenin olmadığını anlağında dudağındaki sigarayı yere attı ve sol ayağı ile ezerek söndürdü. Ellerini cebine soktuktan sonra önünü kesen adamların yüzlerine iyice baktı, sırtını onlara dönerek sol tarafındaki karanlığa doğru yürüdü ve gözden kayboldu.
Önünü kesen adamlar ise birbirlerine baktıktan sonra onu takip ettiler. İki gün sonra gazete manşetlerinde parçalanan cesetlerin ve ortaya saçılmış bağırsakların üstünde bu altı adamın fotoğrafları yayınlandı, cinayeti işleyen kişi ise hiç bulunamadı.