SAM CORNHILL

1007 Kelimeler
Sam Cornhill taksiden indikten sonra bagajı açtı ve valizlerini bagajdan aldı, bagaj kapağını kapattıktan sonra hızla oradan uzaklaşan taksiye uzun uzun baktı. Kafasını civardaki komşularına bakmak için çevirdiğinde onu izleyen gözlere rastladı, genç ve yaşlı her türden göz onu perdelerinin ardından izliyordu, Sam’in kendilerini gördüğünü anladıklarında ise hemen camdan uzaklaştılar. Sam, dudaklarını bir saniye burduktan sonra eğildi ve valizlerini aldı. Birkaç adım attıktan sonra ona babası Dwell ve annesi Belladina’dan kalan evin küflenmiş demir kapısına doğru gitti. Kapıyı birkaç denemede anca açabildi, Dwell ve Belladina Cornhill’in ölümünden beri belki de ilk kez bu kapı onun tarafından açılıyordu. Kapıyı açtıktan sonra duvarın ardında kalmış eski zarfları gördü, üstlerine yağan nice yağmur ve kardan hamur gibi olmuş, kurumuş ve parçalanmışlardı. Sam hızla evinin kapısına doğru ilerlerdi, sol tarafındaki tahta döşemeyi kırdı ve altındaki anahtarı aldı. Sam içeri girdiğinde onu bir toz bulutu karşıladı, üstleri naylon ile örtülmüş eşyalar, sarkmış ve yırtılmış duvar kağıtları. Valizi ile beraber termitler ve nice böcekler tarafından yenmiş merdivenlerden yukarı çıktı, koridordan sağa dönerek eskiden odası olan fakat şimdi camı kırık ve içinde bir köpeğin bile yaşayamayacağı o odaya geldi, valizini yere koydu, üstü birkaç parmak toz ile kaplanmış yatağına oturdu ve birden kendini geriye doğru bıraktı, artık gözleri tamamen eskimiş ve dökülmüş bu tavana bakıyordu. Burada birkaç saat tavanı izledi Sam, sonra yerinden kalktı ve koridora geri gitti. O an evinde anıları canlandı, babası Dwell onu koridorda oyun olsun diye kovalıyor annesi ise aşağıdan onlara artık dinlenmeleri gerektiğini söylüyordu. Birden hayali yok oldu gitti Sam’in, gözleri tekrar toz dolu koridoru görmeye başladı. Ellerini duvara koyarak ilerlemeye devam etti, bir yandan gözlerini kapatarak on iki sene önce yaşadığı güzel anıları canlandırmaya çalışıyordu. Fakat her deneyişinde o korkunç an aklına geliyor ve gözlerini tekrar açıp toz dolu boşluğa bakıyordu. Biraz ilerledikten sonra annesi ve babasının kaldığı odanın önüne geldi. Kapıda hala polislerin taktığı bant duruyordu. Sam bir hamlede bandı yerinden söktü ve yere attı. Kapıyı yavaşça açarak içeri girdi. Oda baştan sonra, tavandan yere kadar kurumuş siyah kan ile kaplıydı. Yıllar geçmesine rağmen kan bu odadan biraz bile kaybolmamıştı. Sam’in gözlerinde biraz olsun duygu yoktu, donmuş bir ruhun ölümün en vahşisini görmüş bu odaya bakışı, her canlıyı derinden ürkütür vaziyetteydi.   Sam arkasını döndü ve kapıyı kapattı. Gıcırdayan merdivenlerden aşağıya inerek evin içindeki kiler dolabını açtı. Dolabın içinde hala sapasağlam duran tek şey ağır bir balyozdu. Öfke ile balyozu aldıktan sonra tekrar merdivenlerden yukarı çıktı. Anne ve babasının odasına girdi, balyozu yere bıraktıktan sonra üstündeki mantoyu da çıkararak odayı yıkma işlemine girişti. Her balyoz darbesinde sokaktaki bir insan kafasını yukarı kaldırıyordu. Çok geçmeden evin kapısında birkaç araba sesi duyuldu, gelenler polislerdi. Komşular sesten rahatsız olmuş ve onları çağırmıştı. Sam kapıdaki tokmağın sesini birkaç dakika sonra anca duyabildi. Elindeki balyoz ile merdivenlerden aşağıya indi ve kapıyı açtı, karşısında altı polis memurunu onu baştan aşağıya süzerken ve sıyrılmış kollarındaki anlamsız dövmelere bakarken buldu. Polisler yüzü sıcaktan kıpkırmızı olmuş bu genci birkaç saniye daha süzdü. “Gürültü şikâyeti var genç adam.” dedi en öndeki polis. Onlar bu evin yıllardır boş olduğunu biliyordu. “Yani?” diye cevapladı Sam. “Elindeki balyozla ne yaptığını sorabilir miyim? Ve bir de kimliğini görmek zorundayım.” Polis henüz Sam’in kim olduğunu bilmiyor ve onu bir çeşit hırsız sanıyordu. Sam polisleri içeri davet etti. Merdivenlerden yukarı beraber çıktılar, bu olurken polisler gözleriyle evin her karışına bakıyorlardı. Sam, sol elindeki balyozu yerde sürüyerek ilerliyordu, vücudu yorgunluktan bir sağa bir sola sallanıyordu, az ilerden valizini bıraktığı odasına girdi. Bu sırada polisler Sam’in yıkmakta olduğu odanın kapısının hafif aralık olduğunu gördüler. Bir tanesi kapıyı sağ eli ile ittirerek sonuna kadar açtı, Sam her ne kadar duvarların bir kısmını yıkmış olsa da yine de kurumuş kanın yapıştığı diğer duvarlar hala ortadaydı. “Onun kim olduğunu biliyorum.” Dedi polislerden en yaşlı olanı, geri çıkarak kapıyı kapattı. Bu sırada Sam elinde kimliği ile geliyordu. Kimliği polise uzattı, polis kimliği eline aldı ve biraz bile bakmadan geri verdi. “Sam Cornhill, cehennemi görmüş olan çocuk. Baban ile iyi bir dosttuk, onun ve Belladina’nın öldüğü gece buraya ilk gelen ekipteydim. Neredeyse amcan sayılırım Sam... Bir şeye ihtiyacın olursa söylemekten çekinme.” Sam, orta yaşlı polis memurunun yüzüne uzun uzun baktı, “İşiniz bittiyse gidebilirsiniz efendim.” Polis memurları ve özellikle Dwell’in arkadaşı olan bu cevabı beklemiyordu, şapkasını tutup küçük bir selam verdi, “Hadi gidelim.”   Polisler arkalarını döndü ve merdivenlerden aşağıya indi, bu sırada sam olduğu yerde onların gidişini izliyordu, evin kapısının kapanma sesini duyduktan sonra odasına geri döndü, kimliğini yatağın üstüne bıraktı, valizinden bir dal sigara aldı, ağzına götürdü ve yaktı. Balyozu yerden aldı, tekrar yerde sürükleyerek anne ve babasının odasına gitti. Komşular birkaç saat daha Sam’in gürültülüsünü dinlemeye başladı.   Akşam saat on civarlarında, Cornhill kasabasının kapısından içeri genç bir adam girdi, üstünde kareli sarı bir gömlek, altında ise pantolon askısı ile beraber kot bir pantolon vardı. Kapıdan içeri girer girmez, herkes bir anda sessizleşti. Gençler ve yaşlılar kendi aralarında fısıldayarak konuşmaya başladılar. Aralarında konuşurlarken hem Sam’in gözlerinin içine hem de kollarında görünen dövmelere bakıyorlardı. Sam bir süre etrafı süzdükten sonra tezgâha doğru yürüdü. Bar sandalyesine oturdu ve barmaide el etti. Barmaid elindeki havluyu omuzuna attıktan sonra Sam’in önüne geldi, “Kimliğini görebilir miyim?” Sam cebinden kimliğini çıkartıp tezgâhın üzerine sakince attı, cebindeki sigara paketinden bir dal sigara çıkartarak dudaklarına götürdü ve yaktı. Bu sırada barmaid hala Sam’in kimliğine bakıyordu. “Cornhill Şeytanı.” dedi sessiz bir şekilde fakat bu dedikleri Sam dahil herkes tarafından tıpkı bir içgüdü gibi anlaşılmıştı. Sam dudaklarındaki sigara sarkarken bir hamlede kimliğini barmaid ’in önünden aldı. “Viski, buzsuz.” Gözlerini kırpmadan barmaid ’in gözlerinin içine bakıyordu, tıpkı doğada avlanmaya müsait bir hayvanın etrafa baktığı temkinlik ile baktı barmaid etrafına. Hemen bardağı tezgâha koydu ve viskiyi içine döktü, hızla Sam’in önünden uzaklaştı. Barmaid tezgâhın diğer ucunda oturan kel ve dövmeli bir adamla bir süre fısıldaştı. Bunlar olurken Sam onları bardağın kenarındaki yansımasından izliyordu. Kel adam eline birasını da alarak Sam’in yanına gitti ve yüzünü ona dönerek oturdu. “Kelly’i korkutmuşsun, çocuk.” Adam birasından bir yudum aldı, Sam viski bardağını tezgâhtan hafifçe yukarı kaldırdı ve dibinde kalan biraz viskiyi daire çizerek sallamaya başladı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE