18.BÖLÜM

2156 Kelimeler
Minik çığlıklar gırtlağımdan kendiliğinden çıkıyor, ben buna engel olamıyordum. Kasılmalar başlamıştı Oğuzhan yukarıya çıktı mememi ağzına aldı parmakları hiç durmuyordu kendimi eline iyice bastırdım, dudaklarıma yoğunlaştı son zevk çığlıklarım ağızın dilinin baskında boğuldu. Bez bebek gibiydim pelte gibi olmuştum o eşofman altını bile üstünden çıkarmamıştı ne halde olduğunu görüyordum yüzü acı çeker gibi bir ifade vardı “Senin için ne yapacağımı söyle” “Biraz izin ver sakinleşeceğim” “Sakinleşme beni doyurdun şimdi sıra sende” Cahil biri değildim onca kitap okumuştum, film seyretmiştim cinselliği canlı olarak yaşamasam da olacakları az çok tahmin ediyordum. Yarı üstüne uzandım dudaklarından öperken elimi göğsünden aşağı kaydırıp eşofmanından içeri sokup onu kavradım çok büyüktü. Kalçalarımı okşuyor dudaklarımı resmen sömürüyordu, elimin içinde hareket etmeye başladı, birden saç diplerimden tuttu “Elini çek patlayacağım” Hayır dedim elini bacak arama soktu zevk tekrar başlamıştı. Dudaklarımız birbirinin içinde erirken ikimiz aynı anda doruğa ulaştık. “Son olmayan bir son” dedim mememi tekrar avuçladı “Her yerin bal gibi çok yakında” parmaklarıyla kadınlığımı aralayıp tam merkezime bastı “Buraya yuvama gireceğim işte o zaman şimdikinden çok daha büyük zevk alacaksın” “Yarın mı evlensek ne yapsak” dedim kahkaha attı, bende kahkahasına eşlik ettim. “Çok geç kaldım annem beni öldürecek” “Annene telefon aç yemek yemesinler pide yaptırdık geliyoruz de” O banyodayken telefon açıp haber verdim, o giyinirken ben banyo yapıp elbisemi, çıkardığım iç çamaşırlarımı giydim. Annem başka bir iç çamaşırı giysem yıkarken, olmadı asarken hemen anlardı. Saçımın lastiğini taktım, fuları bağlarken yanıma gelip elimden aldı kendi bağlayıp bir yandan boynumu öptü “Tadına doyamadım” dediği anda yine sıcaklık başladı “Durmalısın şimdi senin ne hissettiğini biliyorum, sözlerin bile beni etkiliyor” “Dünyama hoş geldin henüz yolun başındasın sana birlikte nasıl koşarız onun dersini vereceğim” dedi kocaman gülümsedi parmak uçlarımda yükseldim sevdiğimin erkeğimin gülüşünden öptüm. “Yarın sabah geleceğim nikâh dairesine gidip işlemleri başlatıyoruz. Evet mi?” “Evet hem de kocaman bir evet. Sabah ki gömleğini giy” “Ter kokar nasıl giyeyim” “Kokarsa koksun annem evine geldiğimizi anlar” dedim değiştirdi kokladım kokmuyordu yine de parfüm sıktı. Kapının yanında ki dolabı açtı “Artık burası ikimizin evi” diyerek elimi çevirdi yedek anahtarı avucumun içine bıraktı. Bizim evimizdi uzanıp yanağından öptüm… ***** Çıkmadan yolumuzun üstünde olan pidecilerden birine sipariş verdik, geçerken aldık gelmeye söz verdiğimiz saatte bahçe kapısından içeri adım attık. Annem vaktinde geldiğimiz için gayet güler yüzlüydü. Tabaklara bile koymadan sıcak pidelerimizi yedik. Oğuzhan işe gideceğinden fazla oturmadı. Üzülerek yolcu ettim keşke bende onunla gidip sıcacık göğsünde uyuyabilseydim. Duygularım düşüncelerim ne çabuk değişiyordu kendi kendime hayret ediyordum. Annemle evimize girdik, üstümü çıkarıp kirli sepetine attım. “Annem kahve içelim mi?” Onca eşya malzeme alıp kahve içmeden aşka yelken açmıştık. İçelim kızım cevabını alınca iki orta şekerli kahve yaptım. “Anlat bakalım küçük Hanım nişanlılığının ilk gününde neler yaptınız?” İçimden neler neler yapmadık, bilsen dudağın uçuklar diye düşünsem de “Kuleli tarafına gittik uzun süre yürüdük, konuştuk. Sonra Kadıköy’e geçtik orada dolaştık yemek yedik, mağazalara baktık çok hoşuma giden bir gelinlik gördüm, Oğuzhan da damatlık baktı, o kadar kalabalıktı ki anlatamam. Kahveden konu açıldı kahve aldık, fincan aldık, makinesini aldık” “Alırdık kızım” “Anneciğim hiçbir eşya almamıza gerek yok. İleride kendi evimizi aldığımızda tamamlayacağız. Evlendiğimizde bana gerekli olan belki iki takım çarşaf, bir bornoz, birde kıyafetlerim. Evinde ne var ne yok hepsini sordum, bir oda bir salon eve fazla ıvır zıvır sığmaz zaten.” “Tencere, tabak da mı götürmeyeceksin” “Hepsi var anneciğim yani varmış, bana ne aldıysan burada kalmak zorunda bu yüzden sakın çeyiz alayım derdine düşme. Bu arada çalışmamla ilgili konuştuk bana bakabilecek düzeyde olduğunu, çalışmak istersem kendi seçimim olacağını, iyi yerlerde işe başlamam gerektiğini, bunun içinde kendini benim için referans göstereceğini, gelişmem için bildiklerini bana öğreteceğini söyledi” “Aferin damadıma, onca sene dirsek çürüttün tabii ki çalışacaksın” “Ben çalışmaya başlayayım işten çıkarsın bunca senedir kendini iki kuruş para için mahvettin” “Ben işimden çok memnunum bütün valilik çalışanlarını tanıyorum. Vali bey, yardımcıları abla diyorlar da başka söz demiyorlar. Hepsi saygılı sevecen hem sigortamda ödeniyor, böyle rahat işi neden bırakayım ki?” “Sen seviyorsan devam edersin, emekliliğini düşünme dışardan öder yine seni emekli yaparız. Yeter artık dediğin anda çık. Yarın sabahtan Oğuzhan gelecek gün almaya gideceğiz sonra beni derneğe bırakıp işe geçecek. Belki akşam yemeğine çıkarız geç kalırsam merak etme olur mu?” “Üst üste iki gece fazla olmuyor mu?” “Konuşmazsak nasıl anlaşacağız, yarın gün alacağız artık geç kal, kalma mı var” “Benim evimden çıkana kadar derim, dedenler ne düşünür. Yarında gidersin sonra yok haberin olsun” İlk yasak gelmişti neyse nikâhımız yakında olacaktı o zamana kadar annem ne derse o olurdu. Oğuzhan’a şimdi hak veriyordum, inat edip nişanı uzatsaydım huzursuzluklar başlayacaktı. ***** Nikâh salonu açılmadan önündeydik, ilk gelen bizdik neler gerekli öğrenip işlemlere başladık o kadar kolay değildi. Oradan oraya gittik arabanın olması büyük nimetti. Oğuzhan’ın dediği gibi ay sonunda nikâh günümüzü belirledik yirmi gün sonra saat beş buçukta evleniyorduk. Beni derneğe bırakırken akşam evde olacağımı söyledim. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle akşamı iple çekeceğim dedi. Derneğe girerken anneme telefon açıp aldığımız günü söyledim. “Onca işin altından nasıl kalkacağız, gelinlik, damatlık alınacak nasıl yetişecek” “Merak etme sana anlattım ya biz beğendik sadece alıp eve getireceğiz” “Kızım davetiyesi, nikâh şekeri, fotoğrafçısı, kuaförü var bunların hepsinin önceden ayarlanması gerekiyor” “Hallederiz sen yeter ki telaş yapma” Kaç davetiye bastıracak, kaç nikâh şekeri yaptıracaktım ki. Bir avuç insandık… Telefonu kapattım Şeyda ablaya açıp haberi verdim. Mutlaka geleceğini söyledi. Annem haksız değildi, internetten araştırdım beğendiklerim oldu akşam Oğuzhan’la birlikte bakar beğenirdik o çalıştığına göre koşturması bana düşüyordu. Dernekten içeri girdim çocuklar dâhil herkesin yüzünden düşen bin parçaydı. “Neler oldu?” Benim gibi gönüllü öğretmenlerden Nihan gözyaşları içinde dernek başkanımızın Kemal’in babasından dayak yediğini kolunun kırıldığını söyleyince çok üzüldüm. Yardım için gittiği evde adamı sarhoş görünce getirdiklerini vermeden evden çıkmaya çalışmış bunun üstüne adam benim olanı nasıl götürürsün diyerek saldırmış. İyilik yapsan bir türlü yapmasan bir türlüydü. Başkanımıza telefon açarak geçmiş olsun dedim. Bazı insanlarda hiç ihtiyaçları olmadığı halde yardım isteyenlerdi, yaşlı bir teyzeye yıllarca yardım edilmiş kadın öldükten sonra bankada milyonlarca lira parası, bir sürü dairesi çıkmıştı. Çok fakir olanın rızkına mani olmuştu… Kemal derse katılmamıştı bu durumda adamın çocuğunu göndereceğini düşünmüyordum. Dersi başlattım çoğu çocuk durumun etkisinde kalmışlar ders çalışmak istemiyorlardı. Hepsinin eline kitap verip bahçeye çıkardım, ders saatimi doldurana kadar okumalarını istedim. Akşam ne yemek yapsaydım, düdüklü tenceresi olup olmadığını bilmiyordum, et soteden vazgeçtim. En güzeli kolaya kaçmaktı köfte, patates püresi, makarna birde yeşil salata akşam menüsü tamamdı. Saat dört gibi dernekten ayrıldım her zaman arabayla evine gittiğimizden yol otobüsle uzak gelmişti. Markete girip alışverişimi yapıp eve geldim, anahtarı kilide sokarken bile heyecan yapmıştım. Köfteyi hazırladım, dinlenmesi için bıraktım, kıvırcıkları yıkadım, patatesi haşlanmaya koydum, makarna biraz bekleyebilirdi. Yatak odasına geçtim düzenli adamdı her yeri derli topluydu. Kıyafetlerime baktım rahat bir şeyler giymeliydim ince askılı elbiseyi seçtim, mini sayılabilecek kadar kısaydı olsun kimden neyi saklayacaktım her yerimi en ince ayrıntısına kadar görmüştü. Çabucak bir duş iyi gelecekti, soğuk suyla yaptığım duş gerçekten iyi geldi. Kıyafetimi ve yeni iç çamaşırlarımdan birini giydim. Saçlarımı kurutmadım bu sıcakta kendiliğinden kururlardı. Patatesi söndürüp, makarna suyunu koydum, geldiğim kıyafetleri havalansınlar diye balkona çıkardım eve giderken ihtiyacım olacaktı. Köfteleri fırına koyup saatini ayarladım vakti gelince kendi kendini kapatacaktı. Püreyi salatayı yapıp masayı hazırladım. Her şey hazırlanmıştı işten çıkmış olmalıydı telefonum çaldı Oğuzhan’dı “İstediğin var mı sevgilim” dedi “Sadece seni istiyorum” diyerek cevap verdim. ****** OĞUZHAN Sabahtan beri içim içime sığmamıştı bir an önce eve gidip onu kollarıma almalı dün yaşadığım güzelliği bir kez daha yaşamalı unutamadığım tadına bir kez daha ulaşmalıydım. Saat beş olur olmaz ceketimi kaptığım gibi işten çıktım. Bir anlığına Taylan’ı görür gibi olmuştum sekreterlerden biriyle konuşuyordu ona yakalanırsam kesin lafa tutardı yine saçmalardı. Kadınıma telefon açıp ihtiyaç olup olmadığını sordum, sadece seni istiyorum demesi bile taş gibi olmama neden olmuştu. Geç yirmi gün geç… Eve geldim zili çaldım kapıyı onun açmasını istiyordum. İlk sözü güzel sesiyle “Kim o demek” oldu… Kapıyı yüzünde güzel bir tebessümle açtı “Hoş geldin hayatım” İçeri adım atar atmaz incecik beline sarılıp topuğumla kapıyı ittim hemen kollarını boynuma doladı mis gibi kokuyordu duş almıştı saçları bile tam olarak kurumamıştı. Dudaklarını dudaklarımla ezdim o da benim gibi dün gecenin tesiri altındaydı. Dilimi ağzının içine soktum zevkle karşıladı, birbirimizi resmen sömürüyorduk. Ben bu ateş parçasıyla ne yapacaktım, dudaklarından boynuna indim “Karnın aç mı?” dedi. Kucakladığım gibi yatağa götürdüm “Sadece sana açım” kravatımı çıkarmaya çalışırken yataktan kalktı “İlk önce duşa, sonra masaya saat on bire kadar buradayım ve annemin kesinlikle uymam gereken sözünü söylüyorum bu gece son evlenene kadar bir daha geç kalmayacaksın” dedi odadan çıktı. Ah be bu bana yapılır mıydı? Geç yirmi gün çabuk geç… Ne kadar çabuk olursam geriye o kadar çok vakit kalırdı. Altıma ince şortumu giydim birde penye kıyafetim tamamdı. Beni görür görmez yemeği tabağa koydu, ilk kez onun yaptığı yemeği yiyecektim, ilk lokmayı aldım köfte gayet lezzetli olmuştu yine de yüzümü buruşturdum. Kendinden emin şekilde oturan Yasemin’in yüzü asıldı “Beğenmedin mi kötü mü olmuş” dedi. Sırıttım, bir köfteyi daha ağzıma attım “Ellerine sağlık yaptığın tüm yiyecekler tam kararında.” “Beğendiğine çok sevindim. Günün nasıl geçti” “Seni özleyerek, ya senin?” “Biraz üzücü ama büyük çoğunluğunda seni özledim. Dernek başkanımız yardım götürdüğü bir evde saldırıya uğramış, epeyce hırpalanmış kolu kırılmış” “Böylesi bir olaya pes denir, dertleri neymiş” “Adam alkolik çocuklarını eşini dövüyor, yardım paralarını alıyor, getirilen yiyecek paketlerini satıp içkiye yatırıyor. Başkanımız yine içkili olduğunu görünce paketi bırakmaktan vazgeçmiş niye bırakmadın diyerek kadıncağızı dövmüş. Başka bir olay olmadı” “Söyleyecek söz bulamıyorum umarım hapse atılır bari ailesi biraz olsun rahat eder” “Sen işlerinde ilerleme kaydettin mi?” “Henüz değil elbet bulacağım, bir an önce kurtulmak için açık duran dosyaları bile inceliyorum. Belki bilerek bir şey çıkmayan dosyalara şifre koyup yanıltma yoluna gidiyorlar” “Bu kadar inceleme yapıp bulamadığına göre düşüncen doğru olabilir ya da tüm gizli dosyalar kayıt altında değil büyük patronun odasında ki tablonun arkasında ki gizli kasada kilit altındadır” “Hayırdır sen ne zaman bizim patronun odasına girdin” “Genelde tüm dizi, filmler ve kitaplarda öyle olur. Eh işsiz kalınca vaktini geçirmenin en güzel yolu bunlar” Hiç boş vaktim olmadığını düşündüm okul hayatı, dershaneler, yurt dışı yeterlilik sınavları için gece gündüz çalışmak, üniversite yabancı öğrenci olarak puanlarımı yüksek tutmak için yine çalışmak. Son sene kendimi beğendireceğim diye gece mesailere kalmak, hafta sonları bile çalışmak. Tam çalışmamın karşılığını buluyorum derken yabancı bir adam hayatımın ortasına dalmış. Babayı, oğlunu tanıyorsun seni yetiştirip içlerine sokacağız muhabbeti çıkmıştı. Görev resmi yerden gelince emir demiri kesiyordu. Gerçi sırf bizimkilerle de ilgili değildi birçok yabancı firmanın da canını yakmışlardı. Bunca yıldır lise öncesi hariç Yasemin’i ilk gördüğüm yıl ve bu sene yine Yasemin’i gördüğüm tatil. İki tatilim de Yaseminle başlamış onunla bitmişti, masayı birlikte toplamış, bulaşıkları yerleştirmiştik. Yeni cezvemizle kahve pişireceğini balkona gidip oturmamı söylemişti. Dakikalar devamlı ilerliyordu günlerin çabucak geçmesini isterken bu gece saatlerin durmasını istiyordum. Kahvemi verip yanımda ki koltuğa oturup bacak bacak üstüne attı, elbisesi iyice yukarı sıyrıldı. Elimi uzattım ona dokunmaya ihtiyaç duyuyordum, kahve keyfi yapacak halde değildim. Elimi tuttu ayağa kalktı benden bir adım içeri girdi peşinden gittim ışığı söndürdü. “Kollarını başının üstüne kaldır” dedim üstünde ki elbiseyi eteklerinden tuttuğum gibi yukarı çektim, başı ve kolları elbisenin içinde kalmıştı. Karşımda ki manzara o kadar güzeldi ki yardım etmeye bile çalışmadım göğüslerine resmen saldırdım, sıktım ısırdım emdim, göğüslerinin altını yaladım, aşağı inerken öpülmedik hiçbir yerini bırakmadım arzunun kaynağına geldim bez parçası küçük bir engeldi ince ipinden tuttuğum gibi kopardım. Elbisesinden kurtulmuştu “İki elinle cama yaslan hemen” dediğimi yaptı dizlerimin üstüne çöktüm bir bacağını omuzuma aldım işte benim doyamadığım karşımdaydı parmaklarımla aralayıp dudaklarımı merkez noktasına bastırdım, öyle güzel öyle tatlıydı ki. Bacakları titriyordu ayağa kalkıp kucakladım dudakları yarı aralıktı beni bekliyordu istediğini verdim alt dudağını hafifçe ısırdım iki eliyle başımı tutup dilini ağzıma soktu, emdim ağızlarımız birbiriyle çılgınca yarış halindeydiler. Yatağın üstüne uzattım hemen bacaklarını açtı yatağın kenarına çektim iki bacağını da omuzuma aldım ne bakmaya ne de tadını almaya doyamıyordum aman dileyene kadar oynadım. Gelmek üzereydi kalçasını dalgalandırıyor kendini bana doğru itiyordu. Şortumu indirdim kendimi avuçladım sadece başını merkezine dayadım o kadar sıcaktı ki sanki içinden alevler çıkıyor beni sarıp sarmalayıp içine çekmeye çalışıyordu bir erkeğin en kötü anı bu olmalıydı resmen işkence çekiyordum. Ne yapmaya çalıştığımı anlamıştı bana rağmen kendini bana doğru itiyordu ikimizde bir olma ihtiyacını duyuyorduk. Aklımdan geçeni yapmama ramak kalmıştı, daha fazla dayanacak gücüm kalmamıştı bir elimle kendi kendimi boşaltmaya çalışırken diğer elimle de onu sona getirmeye çalışıyordum, aynı anda boşaldık. Bacaklarını indirip yanına uzandım ikimizde tam doyurulmamış arzular içindeydik. Yüzüne yapışmış olan saçlarını geri ittim “Bu sondu öleceğimi bilsem yirmi gün bekleyeceğim” dedim güldü. “Bence de bekleyelim, benim için değil senin için bekleyelim çok acı çekiyorsun” *****
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE