14.Bölüm

2006 Kelimeler
Yazgı Yeşim'le ilgilenirken kapı çaldı. Zümrüt hanım yerinden kalkmadan Yazgı uçtu kapıya. Bu kez gelen neyseki Kaan değildi. Tuğkan ve Nehir ellerinde birkaç poşet bir şeyler alıp gelmişlerdi.  "Hoşgeldiniz. Ne aldınız böyle?"  "E hasta ziyaretine eli boş gelecek değiliz ya. Bursumuz da yattı. Birkaç bir şey alalım dedik." Diye cevap verdi Tuğkan. Yazgı gülümseyerek poşetleri alıp mutfağa götürürken Tuğkan ve Nehir'e gidecekleri odayı tarif etti.  "Şuradan dümdüz ilerleyin malca bir kapı göreceksiniz. O Yeşim'in odası işte. " Nehir kahkaha attığında Yeşim bağırdı içeriden.  "Seni duyuyorum ben biliyorsun değil mi?"  "Ay çok korkuyorum. Yeşim duydu öldürecek beni ne yapacağım ben Tanrım yardım et!" diye seslendi Yazgı. Tuğkan etrafta göz gezdirdi. Kapıdan içerisinin mutfak olduğu belli olan yere doğru baktı. Yazgı'yı omuzlarından o tarafa çevirip sırtından hafif ittirdi.  " Hadi hadi boş boş durma çay koy bize hasta ziyaretine geldik ikram yok. Gitme Yeşim'imin üstüne hasta o."  "Yeşim'im?" dedi Nehir kaşlarını kaldırarak. Tuğkan beline sarıldı Nehir'in.  "Güzelim biliyorsun kardeşim yani onlar benim." Nehir kıkırdadı.  "Tabi ki biliyorum sevgilim şaka yaptım." Tuğkan Nehir'in dudaklarına uzanırken Yazgı hızla boğazını temizledi.  "AA siz Zümrüt babaanne ile tanıştınız mı? Kendisi hala burada ve huysuz aman çok tatlı bir kadındır." dedi kapıdan çıkan Zümrüt hanımı göstererek.  "Eh sizinde sayınız bir bitmedi. Bu seferkiler kim?"  "Babaanne hani sana bahsettim ya gelecek dediğim Tuğkan ve Nehir bunlar işte." dedi Yazgı sesini yükselterek.  "Ne bağırıyorsun karşında sağır mı var?" "Ya bağırmayınca da duymuyorsun babaanne ne kızıyorsun ya?" dedi Yazgı alınarak. Zümrüt hanım ağzını boş boş oynatan kıza öfkeyle baktı.  "Ne geveliyorsun ağzında ben yetmiş yaşındayım nasıl duyayım senin mırın kırınlarını." dedi bu kezde. Tuğkan ve Nehir gülmekten kıpkırmızı olmuştu. Yazgı ısrarla çırpınıyor anlaşmaya çalışıyordu.  "Çay diyorum çaay!" diye bağırdı bu kez Yazgı tüm apartmanı inletircesine.  " çay içecek misin? Çay yapacağım! "  " Az iç az geldiğinden beri kuruttun kökümüzü. Maaşımla kira mı ödeyeyim benim deliyi mi okutayım seni mi doyurayım nedir bu be?"  Zümrüt hanım söylenerek odasına gidiyordu. Kapıyı kapatmadan emir vermeyi unutmadı.  " Yeşim size emanet ben biraz uyuyacağım. Bunlar gidince evi süpürmeyi unutma. " " Tamam tonton Zümrüt tamam temizlerim ben evi sen dinlen. " " Anandır tonton ben doksan altmış doksanım." diye söylenip kapıyı çarptı.  Herkes nihayet tuttuğu kahkahayı bıraktığında son sözle patlamıştı tüm ev. İşine gelen her şeyi nasıl duyuyordu ama.  Yazgı mutfağa girip çayı tüpe koyduktan sonra odaya döndüğünde herkes hala deli gibi kahkaha atıyordu.  "Of Yeşim babaannen çok tatlı. Çıldırıyorum." dedi Nehir.  "Sen o tatlılığı bir de Yazgı'ya sor." dedi Yeşim gülerek. Yazgı gözlerini devirerek Nehir'e döndü.  "Varya burnumdan getirdi. İki bardak ayran içtim diye yoğurt bitti diyip duruyor. Sırf gözüne girmek için sabah tüm evi sildim. Gitti sandalye getirdi kapının üstünün tozunu almadığımı göstermek için o haliyle sandalye tepesine çıktı. Bir de üstüne başımda nöbet tuttu tüm kapıları sildim. " dedi. Anlatırken tekrar yorulmuştu. Zümrüt babaanne aşırı komik olsa da gerçekten çok huysuzdu. Bir türlü memnun olmuyordu.  Yazgı arkadaşlarıyla gülüp sohbet ederken öte yandan Çınar beraber güşdükleri tüm fotoğrafları yığmış sevdiğinin ona aşkla bakan gözlerini izliyordu. Yazgı'nın evdeki en sevdiği şey olan radyoyu açmıştı. Eski şarkıların olduğu bir kanal bulmuş Ayla Dikmen - anlamazdın dinlerken anıları gözünün önünden bir bir geçiyordu. Kenarda duran fotoğrafı eline aldığında anısı yine gözlerinin önüne gelince bu kez gözlerinin dolmasına engel olamamıştı. Beraber kampa gitmişlerdi. Yazgı bileğini burkmuştu. O zamanlar Çınar'ın aptallığı yüzünden ayrılmışlardı. Yazgı arabanın buzluğunda, soğusun diye koyduğu ayranı unutunca ayran buz tutmuştu. Bileğini burkunca buz bulamayan Çınar onu bileğine tutmuştu. Ayran biraz eriyince Yazgı içmek için tutturmuş Çınar elinden çekmeye çalışıyordu. Nur onların bu halini fotoğraflamıştı. Fotoğrafta Ufuk hallerine kahkaha atmaktan yere düşmüş, Çınar Yazgı'dan ayran şişesini uzaklaştırmaya çalışırken ağzı açık çıkmış, Yazgı kollarını ayrana uzatmış kaşları çatık Çınar'a laf anlatmaya çalışmış, Nur ise bu anı ölümsüzleştirmek için bu anı selfie olarak çekmeye çalışmış güldüğü için hafif bulanık çıkmıştı. Tabiri caizse tam olarak rönesans tablosu olarak karşısındaydı fotoğraf Çınar'ın.  O gün gerçekten hepsi gülme krizine girmişti. İşin sonunda Yazgı galip gelmiş o şişedeki ayran bileğinde maks üç dakika durmuştu. Sonrasında midesine inmişti. Bir de üstüne "Soğuk soğuk çok iyi geldi bak midemden bileğime gittiğini hissediyorum. Baştan verseydin iyileşmiştim öküz." diye Çınar'a söylenmişti. Çınar o gün Yazgı'nın ne kadar tatlı olduğunu düşünüp durmuştu. Şimdiyse o anların hepsi sadece fotoğraftan ibaret olmuştu.  O anların bitmesini hiç istememişti. Öncedende geçmişi çok özlüyordu ama artık o anılar Yazgı'da olmayınca Çınar daha bi özler olmuştu.  Çınar bir diğer fotoğrafa geçtiğinde gülümsedi. Ta ki bir ağlama sesiyle irkilene kadar. Çınar ayağa kalkıp odadan çıktığında annesinin elindeki biberonu gördü.  "Ver anne ben yanına gidiyorum." Annesi biberonu Çınar'a verip mutfağa geri döndüğünde oğlunun o haline üzülmeden edemedi. Çınar odaya girdiğinde mis gibi koku burnuna dolmuştu. Beşiğe yaklaşıp içinde ağlayan güzel kızına baktı. Kucağına alıp kokusunu içine çekti.  " Benim Peri'm uyanmış mı?" diye sordu minik kızına. Kızı yakında bir yaşına basacaktı. Kızını kucağına yaptırdıktan sonra biberonuyla kızını beslemeye başladı.  İç çekerek Peri'ye baktı. Onu başta hiç istememişti. O aşık olduğu kadını ondan ayırmak üzere olan şeydi. Ancak şimdi her şeyiydi. Sorunlarından kaçış yoluydu.  Kızı minik elini biberon tutan elinin üzerine koymuş, gözlerini kapamıştı. Eğilip alnından öptükten sonra beşiğine tekrar yatırdı.  Yazgı her şeyi hatırladığında Çınar' dan nefret edecekti.  Yazgı, Tuğkan, Nehir ve Yeşim Nehir'le Tuğkan'ın tanışma hikayesini gülerek dinliyordu.  "Ya işte hoca grup ödevini en az 4 kişiyle isteyince biz salak gibi kaldık tabi. İki kişi eksik. Kimi alsak kimi alsak diye kara kara düşünüyoruz. Neyse bir çocuk bulduk. Dedik biz ödevi hazırladık sadece adını yazıp sana sunacağın yeri vereceğiz. Sen çalış gel. Sonra bir kişi kaldı işte. Çocuk, yani İsmail dedi ki bizim Tuğkan var onunda grubu yok. Meğer Tuğkan efendi İsmail'den almış haberi. Ödev hazır sadece çalışacak. Kendi grubundan çıkmış sırf ödev yapmamak için geldi bizim gruba. Üstüne bir de hiç çalışmadı var ya biz bunun yüzünden on puan eksik aldık ya. " " Ya ben çalışmıştım. Sadece güzelliğin fazla etkiledi beni. Unuttum. " " Uydurma ya senin o zaman sevgilin vardı. Yüzüme bile bakmamıştın. " " Oha Tuğkan! " diye tepki verdi ikisi de.  " Ne var kızım çapkın dönemlerimdeydim o zamanlar. Sonra Nehir Hanım gelip hayatıma bodoslama girdi  Köpek gibi aşık etti kendine. Bizde yapacak bir şey bulamayınca adam olduk. " Herkes kahkaha atınca Nehir devam etti.  " Bende o zaman sınıftan birini seviyordum. Şu an adını bile hatırlamıyorum. Çocuk işte beni reddetti. Sana kim bakar falan dedi. Sonra bende Tuğkan'a gidip şey teklifinde bulundum. Ödev yapmayı sevmiyor ya. Sevgilimmiş gibi davranma karşılığında tüm dönem ödevlerini yapacağım dedim. Bu kabul etti. Sonra kızdan ayrılmış ama kız bundan ayrılmak istememiş. Benim hoşlandığım çocukta bunla kızı kafede otururken görünce benimle dalga geçti boynuzlanıyorsun diye. Bende bunun tüm ödevlerini hazırlamıştım. Gittim yüzüne çarptım böyle. 'Al uğruna sevgilini aldattığın ödevlerin. Artık taklit yapmak zorunda değilsin sevgilinle rahat rahat gez toz ama birdahaki sefere karşındakine gerçekleri söylemeyi ihmal etme.' falan dedim böyle. Sonra ben sınıftayken Tuğkan geldi. Bağıra bağıra 'Ben seni aldatmadım öyle bir şeyi asla yapmam. Sana çok aşığım ben.' falan dedi. Bende rol yapıyor sandım. Ama çocuğun surat Bi mosmor nasıl mutluyum. Sonra ders çıkışı özür diledim işte çok iyi oynadın falan dedim. Bu beni kendisine çekti birden 'Ben söylediğim her şeyde ciddiydim Nehir.' dedi. " " Oooo. " dediler. Nehir gülümseyerek Tuğkan'a baktığında Tuğkan dudaklarını dudaklarına bastırdı. Yeşim ve Yazgı birbirlerinin gözlerini kapattı.  " Aile var aile. " " Geçmişini hatırlamayan var saygı! " Tuğkan ve Nehir güldü.  " Salak bunlar ya. " dedi Nehir Tuğkan'a.  "Katılıyorum güzelim." dedi aşkla bakarken. Önceden iki kişilik hayatları vardı. Şimdiyse dört kişi olmuşlardı.  "Ee siz ne yaptınız biz gelene kadar. Sabahtan beri konuşuyorum yeter siz konuşun ya." dedi Nehir öfkeyle. Çayından bir yudum aldı.  "İsmi lazım değil gereksiz Kaan geldi." dedi Yazgı mırıltıyla. Nehir'in içtiği çay boğazında kalırken Tuğkan sırtına vurdu.  " Helal davarım benim helal. " " Yavaş camış. " " Ne romantik konuşmalar bunlar. " "Konuya odaklanabilir miyiz?"  Tuğkan Yazgı'nın söylediği şeyi hatırlayınca hızla ona baktı.  "Kaan mı geldi? Piç. Hangi yüzle geliyor bir de ya?"  "Şş sakin ol zümrüt hatun işine geleni duyuyor bak. Valla dadanır. Beni evden atmaya yer arıyor zaten."  "Ee sonra."  "Şimdi şöyle oldu. Bizim minik Yeşim'imiz bizden gizli plan yapmış."  "Ne planı? Ya kızım taksit taksit anlatmasanıza."  "Ya bak şimdi. Kapı çaldı. Siz geldiniz sandım. Bir baktım kucağında beyaz güllerle Kaan. Geldi işte dedi ki 'Yeşim'in başına gelenleri duydum geçmiş olsuna geldim.' falan. Sonra bende ne duydun dedim. O da 'Merdivenden düşmüş.' dedi. Sonra içeri girdi çünkü kovmak için bahanem yoktu. Bozuntuya vermedim. Yeşim'in yanına oturdu. Sonra ben bir şeyler hazırlamak için gittim mutfağa. Gerisini Yeşim anlatsın bakın bakın neler yapmış?" Herkes kafasını Yeşim'e çevirdi.  " Anlattım her şeyi  Kaan'a. " " Ne? Nasıl yaparsın böyle bir şeyi Yeşim ya? " " Ya siz neden böyle tepki veriyorsunuz hemen? Grupta bana güven sıfır bak. Üzülüyorum böyle ama. ' "Ay ne bileyim? Sen birden anlattım her şeyi diyince. Tamam sustuk."  "Kaan'a birinin beni dövdüğünü söyledim. Kim olduğunu göremediğimi ama Yazgı'nın bir düşmanı olduğunu söyledim. Bu yüzden Yazgı'nın geçmişini araştırmayı bırakmamız gerektiğini söyledim. Yazgı'ya geçmişi hakkında bir şey anlatmamasını söyledim. Tabi Kaan bunlardan pek bir memnun oldu böyle sorular falan soruyor. Bende ona güvendiğim için söylediğimi, artık geçmiş konusunu kapatmamız gerektiğini falan söyledim. Zaten keyiflendi kalktı gitti. " " Vaay kraliçem. Zekanıza şapka çıkarmak isterim. " dedi Tuğkan sahte şapkayı çıkarıp önüne koyarken. Herkes Tuğkan'ın hareketine kıkırdamış beraber bir süre daha zaman geçirdikten sonra, Tuğkan ve Nehir kalkmıştı. Yeşim ne kadar kalmaları için ısrar ettiyse, Yazgı bir o kadar kovmuştu onları. Babaanne Yazgı'ya zor katlanıyordu. Onlar da kalırsa bahaneyle Yazgı'yı kovabilirdi. Yazgı Yeşim'in odasına gelip yere yatak serdiğinee Yeşim her gece söylediği şeyi yine söyledi.  "Ya yerde uyumak zorunda değilsin neden kendine işkence ediyorsun? Açsana salondan bir yatak."  "Babaanne sabah bastonla uyandırsın değil? Kalsın ben böyle çok mutluyum teşekkürler."  Yeşim gülse de bir şey demedi. Yazgı alarmla gözlerini açtığında mutfaktan gelen güzel korkularla yatağa baktı. Yeşim yatağında uyuyordu. Zümrüt babaanne bu saatte kalkıp kahvaltı hazırlamazdı. Öyleyse kimdi bu?  Yazgı mutfağa gidince mutfakta ocağın önündeki Çınar'ı gördü.  "Çınar?"  "Günaydın bebeğim. Hadi gel en sevdiğin kahvaltılığı hazırladım. Pankek! Hadi soğutma otur."  Yazgı öylece dikilmiş Çınar'a bakıyordu. Çınar Yazgı'nın ona baktığını görünce kolundan tutup kendisine çekti ve kolunu beline sardı. Uzanıp dudaklarını öptükten sonra gözlerine baktı.  " Uyan. " dedi. Yazgı kaşlarını çatıp,  " Ne? " dedi.  " Uyansana." dedi Çınar tekrar garip bir sesle.  "Kız bırak bastonumu. AA azmış bu bastonumu öpüyor. Kalk kız okula geç kalacaksın. Hem uyuşuk, hem deli, hemde tembel. Bunu kim alır?"  Yazgı gözlerini açtığında karşısında kaslı yakışıklı Çınar yerine yetmiş yaşında bastonlu zümrüt babaaannesini görünce somurttu.  " Öf kalktım ya. Babaanne ne diye bastonu beynime beynime istiyorsun. Bak bozdun tüm morali. Ne güzel Çınar'ımı görmüştüm." diye söylenirken son anda dediği şeyi fark etti.  Çınar'ı?  Yazgı okula geldiğinde sırasına oturduktan. Şimdiden Yeşim'i okulda görmeyi özlemişti. Kapıdan Çınar girip doğrudan Yazgı'yla göz teması kurunca Yazgı kıpkırmızı kesildi. Çınar Yazgı'nın neye utandığını bile anlamamıştı ama görüntü muazzamdı. Yazgı rüyasını hatırladıkça kendisini sapık gibi hissediyordu. Neden Çınar'ın onu öptüğü bir rüya görmüştü ki? Üstelik Çınar'ı görmek bile istemiyorken adam rüyalarına girmişti. Çınar Yazgı'nın yanına gelip merakla sordu.  "Ne oldu sen neye kızardın böyle?"  "Seni ilgilendirmez." dedi Yazgı burnunu havaya kaldırarak.  Çınar güldü.  "Yoksa benimle ilgili artı on sekiz hayaller mi kuruyordun. Bak böyle şeyler düşünmen çok ayıp." dedi keyifle. Onunla uğraşmayı çok özlemişti. Yazgı gözlerini kocaman açıp Çınar'a bakınca Çınar kahkaha attı. Yazgı çok komik bakıyordu. Yazgı'yı kızdırmayı oldu olası seviyordu  Yazgı kaşlarını çatarak baktı. Bu kadar şeye rağmen gelip onunla eğleniyordu.  "Ben bana yalan söyleyen, geçmişimde kalmış insanların yüzünü bile görmek istemiyorum, sen gelmiş bana benle ilgili hayaller mi kurdun diyorsun. Sıramdan kalkarsan çok makbule geçer."  Çınar bozulmuş şekilde baktı Yazgı'ya. Böyle olmasını asla istemiyordu. Sessizce kalktı sıradan. Yazgı onu üzdüğünü fark etse de bir şey demedi. Hakkediyordu.  Yazgı dersi dinlemeye başlamışken telefonu titredi. Önce önemsemedi. İkinci kez titredi. Yine önemsemedi. Üçüncü kez titreyince elini cebine atıp çıkardı telefonu.  Tanımadığı bir numaradan üç mesaj gelmişti.  05xx xxx xx xx +Geçmişini etrafındaki sana yalan söyleyen herkes kadar iyi biliyorum.  + Eğer sende öğrenmek istiyorsan cumartesi günü saat kulesinin yanındaki parka gel.  +Saat 12.00'da orada olacağım. Her şeyi bilmek seninde hakkın.  Yazgı mesajı tekrar tekrar okudu. Bu bir tuzak mıydı yoksa sonunda her şeyi öğrenecek miydi? 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE