Geçmiş
Yazgı gözlerini açtığında beline sarılmış gözlere baktı önce. Kendisine gelmesi için biraz doğrulup bir süre çadırın zeminini izledi. Gözlerini biraz kırpıştırdı. Gözlerini beline sımsıkı sarılmış kolların sahibine çevirince yanında uzanmış mışıl mışıl uyuyan Çınar'ı gördü. Dün geceyi hatırladı. Önce tartmışmış sonra sarılmış uzanmışlardı. Yazgı affetmemişti ama artık söylediğine inanmıyor değildi. Kaan'ın ona karşı hisleri olduğuna emin olmasa da dünkü hareketlerinden sonra artık emin olmuştu. İftira konusuysa hala muammaydı onun için. Ekmeği yere fırlatmasınaysa baya sinirlenmişti. Nimeti yere fırlatmakta neyin nesiydi?
Yazgı belindeki kolarrı çözmeye çalışsa da çok sıkıyordu. En sonunda Çınar'ı uyandırmayı denedi. Çınar gözlerini açmayınca da yüzüne tokadı geçirdi. Çınar yüzüne inen şaplakla neye uğradığını şaşırmış şekilde kalktı.
"Deprem!"
Yazgı kahkaha attı. "Ne depremi gerizekalı?"
"O neydi o zaman?"
"Tokat attım."
"Sebep?"
"Kalkmıyordun."
Çınar elini yanağında gezdirdi. Eli pek ağırdı. "Öpsen ne olurdu sanki?" diye mırıldandı.
"Oldu canım başka emrin var mı? Ver çamaşırlarını da yıkayayım."
"Yok güzelim o kadarını bizim evdekiler halleder."
Yazgı gözlerini devirdi.
"Ayrıca ne oluyoruz ya sarmaş dolaş uyumalar falan? Uyumamdan mı faydalandın?"
Sese uyanıp mahmur şekilde gelen Ufuk ve Nur çadırın kapısından onları izliyordu. Nur bilmiş şekilde döndü Ufuk'a.
"Ben sana demiştim Yazgı affetmez diye."
"Ne faydalanması kızım biz dün beraber sarılıp uzanmadık mı? Uyuyakalmışız işte."
Bu sefer Ufuk dönüp bilmiş bilmiş baktı Nur'a.
"Ben sana demiştim Çınar yapmaz öyle bir şey diye. Keşke iddiaya girseydik. Ah salak kafam."
"Bence de salaksın." diye mırıldandı Nur. Ufuk ona hakaret edilmesinden nefret etse de Nur'a sesini çıkarmak istemedi. İkisi de kavgaya dayanamayıp içeri girdi.
"Ne bağırıp çağırıyorsunuz neler oluyor?"
"Bu ben uyurken koynuma girmiş. Hani benimle muhatap olmayacaktı?"
"Ya Yazgı dalga mı geçiyorsun ne koynuna girmesi Allahım sabır ver Rabbim."
Herkes Çınar'ın haline güldükten sonra Yazgı kalktı. O sırada gelen sesle herkes irkildi.
"Dikkat! Koğuş uyan! Saat 08:00 oldu hala yatıyorsunuz! Getirmeyin lan beni oraya."
"Of bu da kendisini iyice askeriyede sanmaya başladı abi bu ne ya? Nereden geldik bu kampa?" diye söylendi Nur.
"Kusura bakmayın hanımefendi sizi de yoruyoruz biraz." diye alay etti Ufuk.
"Kusura bakıyorum beyefendi." diye söylenerek yattığı yere girip fermuarı öfkeyle çekti.
"Yavaş yaval elinde kalacak fermuar kibar davran.!" diye seslendi arkasından Ufuk.
Çınar ve Yazgı muhabbeti gülerek dinliyordu. Ufuk'ta söylenerek gittikten sonra Çınar ve Yazgı baş başa kaldı. Yazgı Çınar'a döndüğünde Çınar dalmış bir şekilde onu izliyordu.
" Neden bunların sevgili olacağını düşünüyorum?" diye sordu Yazgı Çınar'a hitaben. Çınar gülümseyerek baktı. "Olacaklar zaten belli. Baksana bizim gibi atışıyorlar. Hatırlıyor musun bana sinirlenip sandalyeme yapıştırıcı boşaltmıştın. Vicdansız bir de japon yapıştırıcısı dökmüşsün otursam götümde pantolonla beraber yapışacaktı."
"Hı tabi canım hatırlamaz mıyım? Sonra sen o sandalyeyi alıp hocanın sandalyesiyle değiştirdin. Bir de bana en kıl olan hocaya denk geldi. Üstüne bir de ben Yazgı'nın elinde görmüştüm öyle bir yapıştırıcı dedin. Cezaya kaldım." Çınar kahkaha attı.
"Onunda intikamını çantama oyuncak tarantula atıp aldın. Sinsi. Nerden öğrendin tarantulaya fobim olduğunu?"
"Aslında senle Ufuk'u dinliyordum. Sonra sen yerde bir şey gördün. Ufuk'ta korkma ya normal böcektir dedi. Sende tarantulaya benziyor dedin. Sesin çok endişeli geliyordu. Şansımı deneyeyim dedim. Bi baktım işe yaradı." kıkırdayarak anlatmıştı. Çınar o gün gerçekten çok korkmuş Yazgı'yı boğmak istemişti. Çantayı açıp kitabının üzerinde çok bacaklı iğrenç yaratığı görünce kalbinin durduğunu hissetmişti. İnsanın bir şeye fobisi olması gerçekten kötüydü. İnsanlar hep korkma bir şey yapmaz derdi. Zaten fobi denen şey bir şey yaptığından değil, bir şey olacak korkusundan oluşmaz mıydı? Çınar tek tarantulayla kendisini tarantula dolu bir havuzda gibi hissetmişti.
Yazgı Çınar'ın boşluğa bakarak kaşlarının çatıldığını görünce endişelenmişti.
"Bu kadar çok mu korkuyorsun tarantuladan?"
"Adından bile." dedi Çınar sessizce.
Yazgı'nın da korkuları vardı elbette. Bir su birikintisi göğsünün hizasını geçtiğinde nefes alamıyor boğuluyor gibiydi. Sudan korkardı ancak öyle denizin kıyısından değil. Büyük okyanuslardan. İçinde ne olduğunu bilmediği okyanuslar onu hem meraklandırıyor hemde çok korkutuyordu. Kaç gecesini megaladonları, mavi balinaları araştırarak geçirdi saymıyordu bile. Mavi balinaların dünyanın en büyük canlısı olduğunu öğrendiğinden beri her şeyini araştırmaya başlamış oralar, ispermeçet balinaları, büyük beyaz köpek başlıklarına kadar her şeyi öğrenmişti. İmkanı olsa mariana çukuruna kendi girerdi.
"Sence deniz kızları gerçek midir?" diye sordu Yazgı durup dururken.
"O nereden çıktı?"
"Bilmem aklıma geldi. Sence?"
"Yani ben pek inanmam öyle şeylere. Deniz kızıymış uzaylıymış."
"Ya uzaylıları bilmem ama deniz kızı gerçek bence. Ama öyle ariel gibi kızıl saçlı dünya güzeli değil. İzlediğim bazı videolarda gördüğüm kadarıyla üstünde kolları altında kuyruğu var. Çok çirkinler."
"Gerçekten inanıyor musun?"
"Evet. Okyanuslara bayılırım. En sevdiğim hayvan dünyanın en büyük canlısı balina. Ama deniz kızlarına ayrı bir sempatim var."
"hım" diye ses çıkardı Çınar. Yazgı'yı barıştıktan sonra nereye götüreceğini biliyordu. Orayı çok seveceğine adı gibi emindi.
"Lan kalksanıza ben kime bağırıyorum?" diye tekrar bir ses duydular dışarıdan. Herkes korkuyla giyinip hızla dışarı çıktı.
"Ben on saattir kime bağırıyorum? Size. Siz ne yapıyorsunuz? Zıbarıyorsunuz. Ben ne yapacağım şimdi? İntikam alacağım. Peki nasıl bir intikam sizi bekliyor? 2 saatlik bir dağ yürüyüşü. Dinlenmek yok. Sadece su içmek için durulacak. Su ayakta içilecek. Oturduğunu gördüğüm dersten kalır. Yallah. "
Hoca kendi sorularını tek tek cevapladıktan sonra paketli sandiviçleri tek tek oturmuş öğrencilere fırlatmaya başladı. Herkes sandiviç düşmesin diye havada kapmaya çalışırken yan sınıflardan Rabia adındaki bir kız ayağa kalktı.
" Hocam nimet o. Ne yapıyorsunuz günah?"
Hoca aynı şekilde ona da bir tane attı.
"Konuşma kız. Al zıkkımlan. Seri olun 20 dakikanız var."
Rabia sabır çekerek yerine oturup ekmeğini yemeye başladığında herkes bakışlarını ondan çekmişti. Yazgı Rabia'ya hak verse de bu hocanın şirretliğini hiç çekemezdi. Bu yüzden sessizce yedi yemeğini.
Kaan yan yana oturan Yazgı ve Çınar'a bakarken, Yazgı'nın ters bir tepki vermemesinden şüphe duymuştu. Yazgı Çınar'ı terslemiyordu. Barışmış olma ihtimallerine karşın iyice gözlemlemeye başladı. Çınar Kaan'ın onlara olan bakışlarını görünce harekete geçti. Hemen onun barışmalarına inanması için bir oyun bulmalıydı. Yazgı Nur'la konuşarak sandiviçini yiyordu. Konuştukları konuları hatırlayarak onları kullanmaya başladı.
"Yazgı. Oradaki ley tarantula mı?" dedi Yazgı'yı kendisine çekerek. Yazgı Çınar'ın korkusunu bildiği için hareketine bir şey demeyip gösterdiği yere bakmaya başladı.
"Hani nerede?"
"Şuradaydı demin?" dedi korkuyla sessizce. Yazgı elini Çınar'ın elinin üzerine koydu.
"Endişelenme orada bir şey yok. Sakin ol." dedi. Çınar Yazgı'nın hareketiyle gülümsedi. Bu Kaan'ı inandırmak için yeterde artardı.
"Sen yok diyorsan yoktur. Sana güveniyorum." dedi Çınar.
"Güvendiğin hali de gördük." dedi gülümseyerek. Çınar duyduğu şeyle bozulmuştu. Yaptığı şeyden pişman olsa da Yazgı bir türlü geri adım atmıyordu.
Herkes yemeklerini yedikten sonra hocayı dinleyerek üçerli sıra halinde yola çıksa da bir süre sonra herkes kendi grubuyla yan yana yavaş yavaş yürümeye başladı.
Herkesin matarasında su varken Yazgı bir buçuk litrelik su şişesini Çınar'ın matarasına boşaltıp şişeye ayran doldurmuştu. Çınar Ufuk ve Nur "Oha Yazgı." dese de Yazgı onları dinlememiş yürüyüşün ilk 20 dakikasında şişeyi bitirmişti.