Geçmiş :
Yazgı hafta sonuna kadar okula gitmemiş, Nur her fırsatta yanında oluyordu. Çınar resmen güvenmemişti ona. Nur tüm olan biteni anlatsa da Yazgı inanmamıştı. Kaan neden öyle bit şey yapsın ki?
Çınar resmen ayrılmak için bahane aramıştı. İstediği de olmuştu.
"Hazır mısın bakalım yarına?" diye içeri girdi Nur. Yazgı'yı dün bıraktığı pozisyonda yatakta dümdüz uzanırken bulduğunda gözlerini devirmişti. Ufuk' la bir plan yapmışlardı ve sırf bu görüntüden kurtulmak için Ufuk'la aynı çadırda kalmayı kabul bile etmişti. Her şey karşısındaki kardeşi gibi gördüğü kızın eski neşesine kavuşması içindi.
"Değilim gelmiyorum."
Nur yanına oturduktan sonra ellerini tuttu. "Yapma böyle. O kendi kaybeder. Sen ona bu şekilde ne kadar çok taviz verdiğini gösteriyorsun. Hem söyledim ya Kaan oyun yapmış Çınar'ın tek aptallığı sana güvenmemek."
"İnanmıyorum Kaan'ın Çınar'ı kandırdığına. Çınar çocuk mu? Bana sormak yerine doğrudan ona inandı. Bu masala inanacağımı mı sanıyor? "
" Ya iyide ayrılmak için bahane arasa neden tekrar peşinde koşsun. Zaten o Kaan'ı hiç sevmedim. Var o çocukta bir şeyler. Çınar'a da şu konuda hak veriyorum. Kaan'ın sana hisleri var."
"Hayır ya biz sadece arkadaşız. Bi siz mi görüyorsunuz hislerini ben neden hiç denk gelmedim?"
"Sen kendinden geçmiş bateri çalarken onun sana nasıl baktığını görmüyorsun. Hadi kalk hazırlan halan yemek yapmış."
Yazgı yatağın içine yerleşip yorganı kafasına çekti.
"Yemeyeceğim ben aç değilim."
Yazgı'nın içinden bir şeyler yemek gelmiyordu. İstemiyordu bir türlü iştahı.
"İyi ayran çorbası bana kaldı o zaman." Nur kapıya doğru ilerlerken Yazgı duyduğu cümleyle yataktan uçup kapıya kadar koştu. Ayran çorbası depresyondan daha önemliydi. Nur kahkaha attığında Yazgı homurdana homurdana aşağıya inip masaya oturmuştu. Füsun hala çorbayı herkese tabaklara koymuşken Yazgı'ya bardağa koymuştu.
Yazgı ruh hastası gibiydi. Ayran çorbasını bardakta içer, sıkılınca ayran yapıp kaynatır içerdi. Sıcak ayran en sevdiği şeylerden biriydi. Bazen onu tok tutması için bile ayranı kaynatır içerdi. İşe de yarardı. Soğuğu da severdi. Yoğurtlu her şeyi severdi neredeyse. Ama akıl almaz bir midesi vardı. 100 yemekten doksanını sevmezdi belkide. Bu yüzden gittiği çoğu yerde aç kalır, mecbur olduğunda sevmediği yemekleri yemek zorunda kalırdı.
Ayran çorbası her zamanki gibi ilk yudumda dilini yakmıştı. 3 gün ağrısı geçmeyecekti ama Yazgı yine de sıcacık ayrandan asla vazgeçmezdi. Nur bunu ilk öğrendiğinde Yazgı'ya şizofren görmüş gibi baksa da artık alışmış, hiç yabancılamamaya başlamıştı
"Hala bir bardak daha verir misin lütfen."
"Senin depresyon ne oldu halacım hani iştahın yoktu?"
"Şunu içeyim bir daha gireceğim."
Nur ve Füsun kahkaha attığında Yazgı kıkırdamıştı. Günlerdir salak gibi yatakta yatmak yerine bir bardak ayran çorbası içse her şey düzelirmiş gibi geliyordu.
Nur Yazgı'nın keyfinin yerine geldiğini görünce tekrar denedi şansını.
" Yarın kaçta çıkıyoruz?"
"Bilmem kaç gibi çıkalım?"
Nur Füsun' la göz göze geldiğinde 'oldu bu iş' bakışı attı.
Yazgı Nur'a hak vermişti. Kaybeden Çınar'dı. Onun yüzünden neden kendisi mahrum kalsındı ki?
Zaten depresyon ayağına bir sürü dersten geri kalmıştı bir de bunun için günlerdir beklediği kamptan geri kalamazdı.
"O zaman sabah 07:00 gibi çıkalım 08:00 da toplanmamız lazım okulda ama erken çıkıp yürüyerek geliriz nasıl fikir? Hem yürüyüş olur hem içimiz açılır."
"Süper fikir ama bana yardım etmen lazım yanıma ne alacağımı bilmiyorum."
"Tamam içtiysen yukarı çıkıp çanta hazırlayalım benim çantam hazır."
Yazgı kafasını salladıktan sonra bardağını ve masadaki diğer tabakları üst üste koyup, mutfağa götürüp, makineye yerleştirdi. Aldığı şeyleri yerine yerleştirme gibi huyu vardı. Neticede bu şekilde etraf dağılmazdı.
" Hala biz çanta hazırlayacağız. "
" Tamam kuzum bir şeye ihtiyacınız olursa seslenin."
Füsun hanım Yazgı'ya gülümseyip telefona baksa da düşüncelere dalmıştı.
Abisiyle yıllarca görüşmemişti. Bir gün kapısını yabancı bir kadın çalmış elini tuttuğu 4 yaşındaki minik kızı getirip, abiniz öldü bu da yeğeniniz demişti. O günden beri Yazgı onun her şeyiydi. Eşiyle birlikte Yazgı'yı kendi kızları gibi yetiştirmişlerdi. Abisine yengesine ne olduğunu, nasıl bir hayattan gelip nasıl öldüklerini öğrenmek istese de Yazgı'yı getiren kadının bir bilgisi yoktu ve başka da bir yolunu bulamamıştı.
Yazgı Nur'la beraber odaya çıktığında Nur dolabı açıp kıyafet seçerken Yazgı bazanın altındaki küçük boy valizi çıkarmıştı. 2 gün boyunca orada kalacaklardı ve her şeyi düşünmeliydi. Çok evhamlı biriydi. Bu yüzden aklına gelecek her şeyi koymalıydı.
"Powerbankın şarjını şimdiden fulledim seninkini de doldur valize koyacağım orada şarjımız biter."
"Telefonu ne yapacağız ki?" dedi Nur. Oraya doğaya gidiyorlardı telefonla oynamaya değil.
"İlk kez kamp yapacağım. Bin tane fotoğraf çekmemiz lazım."
Nur bu gerekçeyi mantıklı bulmuştu.
"Çok mantıklı. Dolduracağım. Şu şortu alsana havalar güzel."
Yazgı Nur'un elindeki rahat su yeşili şortu inceledi. En sevdiği kıyafetlerden biriydi çünkü eniştesi almıştı. Yazgı'nın şort giymeyi sevdiğini ama kızmalarından korktuğu için giymediğini Nur'la konuşurken duymuştu. Sonra gidip hediye olarak bu şortu alıp Yazgı'ya da "Sen benim eşimin yeğeni olsanda ben sana kızım gözüyle bakıyorum. Bugün kızımda istediği şeyleri giymekte özgür olurdu sende özgürsün. Bizden çekinmene gerek yok sen nerde ne yapacağını bilen akıllı bir kızsın." demişti. Yazgı o gün hiç hissetmediği baba sevgisini hissetmişti eniştesinden.
" Olur alalım onu. Tişört al 2 3 tane. Çorap al 7 çift. "
" Çüş Yazgı 7 çifti ne yapacaksın sen? "
" Bir çifti giderken giyeceğim, ikinci çifti oraya gidince giyeceğim, üçüncü çifti çadıra girdiğimizde giyeceğim, dördüncü çifti ertesi gün gezerken giyeceğim, beşinci çifti gezmeden döndüğümüzde giyeceğim, altıncı çifti diğer gün yürüyüşte giyeceğim yedinciyi de döndüğümüzde giyeceğim. Sonra zaten ertesi gün pazar olur eve döneriz o zamana kadar ben ilk gün giydiklerimi yıkayıp kurutmuş olurum onları giyerim. "
Nur avucunun içini alnına vurup şap diye ses gelmesini sağladı.
" Bıktım valla takıntılarından Çınar plan yapmışsa da bundan yapmıştır. "
Yazgı Nur'un söylediklerini duyunca kırılmıştı. O bırakılmayı hakeden biri değildi.
Nur Yazgı'dan ses çıkmayınca ona döndü. Yere bakarak daldığın görünce söylediği şeyi fark etti.
Hızla sarıldı.
" Kanka öyle demek istemedim valla espriydi. "
" Önemli değil." demişti Yazgı buruk bir gülümsemeyle.
"Valla özür dilerim."
Yazgı tekrar
"Önemli değil Nur." dediğinde Nur hızla onu gıdıklamaya başladı.
"Affettim de."
"Ya dur!"
Yazgı kahkaha atarken Nur yorulup kendisini yatağa attı.
"Çınar plan yapmışsa dünyanın en salak erkeğidir. Kim senin gibi birini bırakmak ister ki?"
Yazgı uzandığı yerde yan dönüp Nur'a baktı.
"Sahi mi söylüyorsun?"
"Valla bak." Nur söylediği şeylerde çok samimiydi. En yakın arkadaşını çok seviyordu. Çınar'ın da çok sevdiğine emindi ama Yazgı'nın yanında şu an bu konuyu açma gereği duymadı.
"Başka ne alalım?" dedi yataktan bir çırpıda kalkarak.
"Sonra pijama alalım. Örtü alalım ama kalın olsun üşürsem diye. Yastık kendi yastığımı getireceğim çünkü biliyorsun yastığım olmadan hayatta gitmem oraya."
"Biliyorum ruh hastası biliyorum."
Nur gülmüştü. Nerden denk geldi bu deliye?
"Çadır zaten sende başka ne lazım olabilir ki?"
Yazgı hızla kucağındaki yastığı fırlatıp ayağa dikildi.
"Hiii!"
"Ay ne oldu!?" diye bağırdı Nur aynı şekilde.
"Saat dokuzu geçmiş bim kapandı yoğurt almadık ne yapacağız şimdi?"
"Allah cezanı vermesin Yazgı ödümü kopardın."
Yazgı ağlamaklı halde yatağa çöküp halıyı izlemeye başladı. Evdeki yoğurtla halası çorba yapmıştı. Iki gün boyunca ayran içemeyecekti. Gözleri dolu dolu etrafa bakmıştı. Nur çaktırmadan telefonu eline alıp Ufuk'a mesaj attı.
+Çınar ne yapıp etsin bimden kova yoğurt alsın affettirmek için çok işine yarar. Bir de içinde ayran yapabileceği bir şey.
-Ne alaka bimden yoğurt niye alıyor?
+Yazgı'nın en büyük zayıf noktası yoğurt. Günlerdir kimsenin çıkaramadığı depresyondan ayran çorbası içip çıktı. Yani anlayacağın bizim yapmayacağımız şeyi yoğurt yapabilir. Dediğimi yapın
-Tamamdır. O iş bende.
+Okey.
Yazgı o kadar üzülmüştü ki neredeyse kamptan vazgeçecekti.
"Kanka üzülme marketten alırım ben sana yoğurt."
"Ya biliyorsun her yoğurt aynı değil. Ekşi yoğurtlardan sonra en çok oranın yoğurdunu seviyorum. Gitmesek mi kampa?"
"Salak saçma konuşma Yazgı bir yoğurt için kampı iptal etmeyeceksin herhalde?"
"Ne olur ki?"
Nur sinirle kafasına vurdu. Daha sonra ayağa kalkıp çantasını aldı.
"Ben eve gidiyorum sabah 7 gibi burada olurum. Bi hazır olma bak nasıl dünyadaki tüm yoğurtların kökünü kurutuyorum."
"Yapamazsın hain vicdansız. Vatan haini."
Nur gülerek alnından ittirip odadan çıktı. Yazgı'ysa bu tehtidi asla hafife alamazdı. İki gün dayanmak zorundaydı. El mahkum hazır ayranlarla idare edecekti. Zaten hazırları katı oluyordu içinde su koyarak daha fazla ayran elde ediyordu.
Ticari zeka desen var.
--
Yazgı gözlerini alarm sesiyle açtıktan sonra hızla kalkıp giyindi. Nur çok dakik biriydi. Yani on dakika sonra kapıda olmalıydı. Nitekim öyle de oldu. Saat tam 07:00 olduğunda kapı çalmıştı. İkisi de uykulu olduğu için hiç konuşmadan yol boyu kol kola yürüdüler. Yazgı'yı garip bir heyecan sardı. Çınar'ı günler sonra görecekti. Hazır değildi. Tüm sınıf orda olacaktı. Neyseki sadece kendi sınıfıyla gitmiyorlardı.
Yazgı okula yaklaştığında gerildi.
"Tüm sınıf beni Çınar'ı aldatan kız olarak biliyor." dedi üzünce.
"Ay ben onu sana anlatmadım. Geçen Serpil senin için nasılda aldatmış taş gibi çocuğu demişti. Çınar ağzına sıçtı onun. Yazgı beni aldatmadı ben aptallığımdan öyle sandım bir daha bir kişiden Yazgı hakkında tek kötü laf duymayacağım. Biriniz yüzünden Yazgı üzülürse hesabını çok pis sorarım kız erkek ayırt etmem. Dedi. "
" Oha. " dedi Yazgı ağzı açık şekilde. İlk defa biri onu bu denli koruyordu. O da bir güzel ağzına sıçmıştı.
" Aman bende neye seviniyorsam. Zaten onun yüzünden oldu bir de korudu diye sevinecek miyim? "
Okula vardığında köşede Ufuk'la konuşan Çınar'ı görünce kalbi yerinden çıkacakmışcasına atmaya başladı. Sınıfındakiler Yazgı'nın girdiğini görünce Bi Çınar'a bir Yazgı'ya bakmaya başladı. Çınar Yazgı'yı görünce heyecanla bir adım attı. Yazgı ona doğru geleceğini görünce hızla Nur'u kolundan tutup ona en uzak köşeye geçti. Çınar durumu fark edince geri adım atıp aynı pozisyona döndü.
Kampta ne yapıp edip sevgilisini geri kazanacaktı.
Olanları sınıftakilerle beraber izleyen Kaan gülümsedi. Artık beraber olmaları imkansızdı. Her ne kadar sınıf bu konu yüzünden Yazgı'nın üzerine gitmeyecek olsa da sonuç olarak Yazgı'nın gururu kırılmıştı. Kendisinden ödün vermezdi. Bu kadar seviyor olamazdı Çınar'ı.
Herkes otobüslere bindiğinde Kaan Yazgı'ya oturmak için onun oturduğu yere bir adım attı. O sırada birinin arkasından itmesiyle Yazgı'nın koltuğunu geçip iki arka koltuğa doğru düşmüştü.
Arkasına baktığında onu iten Nur söyleniyordu.
"İzbandut gibi dikilmiş geçemiyoruz bir de." Yazgı'nın yanına söylene söylene geçtiğinde Kaan öfkeyle bakıyordu ona. Nur'u öldürmek istiyordu. Nefret ediyordu ondan. Yazgı sadece onun olsun istiyordu.
Nur ve Yazgı gülerek bir şeylere bakarken Çınar ve Ufuk hemen arka koltuklarına geçmişlerdi. Çınar Yazgı'nın koltuğunun arkasından sarkan hırkasının cebine yazdığı şeyi koyup arkasına yaslandı.
Yol boyunca Yazgı arkasındaki Çınar'ı düşünerek müzik dinlerken Çınar aynı şekilde önündeki Yazgı'yı düşünerek müzik dinlemişti.
Saatler sonra kamp alanına geldiklerinde başlarındaki öğretmen hızla birkaç komut vermeye başladı.
"Herkes çadırını ikişer metre arayla kursun. Alan çok geniş. Birbirinize mesafeli olmak her zaman iyidir. Böylelikle arkadaşlarınızla çadırda gürültü yaptığınızda da yanınızdakileri rahatsız etmemiş olursunuz. Salak gibi klişelere kapılıp kaybolmayın ben sizi aramakla uğraşmam çocuk değilsiniz o imzalattığınız kağıtta da yazdığı gibi kaybolursanız sizin sorumluluğunuz. Hadi herkes başlasın kurmaya o sırada görevlendirdiklerimde yemekleri hazırlasın. Şu ileride size olabilecek en uzaktaki güzel bungalovda kalacağım. Ne sorununuz olursa olsun rahatsız edilmek istemiyorum. Sadece ölüm kalım meselesi olursa biriniz gelebilirsiniz. Nerden bulaştım ben bu kamp işine. Boş boş bakmayın başlayın artık. "
Hoca tüm kampçılara bir güzel ayar verdikten sonra bungalovuna doğru ilerledi. Herkes arkasından deli gibi kahkaha atıyordu. Hoca tam kafaydı ama hiç kimseyi de sevmiyordu.
Yazgı Nur'a döndüğünde Nur elindeki çantada bir şeyler arıyordu.
" Nerede bu ya? "
"Ne arıyorsun? Hadi çadırı çıkar da kuralım."
"Çadırı bulamıyorum."
"Ne demek bulamıyorum ya?!"
Yazgı hızla çantayı elinden alıp kurcaladı.
"Ya sen tüm boş şeyleri hatırlarsın. Çadırı evde unutmuş olamazsın Nur seni bu poşetle boğarım. Kampa gelirken çadırı mı unuttun?"
Kaan çatık kaşla onları izlerken muhabbetlerine tanık olmuştu. Bu şansı iyi değerlendirip Yazgı'ya kalabilirdi.
Tam onlara doğru bir adım attığında Ufuk'un oraya gittiğini gördü. Çınar'sa çadırla ilgileniyordu.
" Ne oldu niye bağırıyorsunuz? "
" Yok bir şey." diye ters ters konuştu Yazgı. Daha sonra tavrına pişman oldu. Her şeyi yapan Ufuk değildi sonuçta.
Nur'sa plana uygun şekilde "Çadırı unutmuşuz açıkta kaldık." dedi.
"Bizim çadır baya on kişilik. İsterseniz ikiniz bizim çadırda kalabilirsiniz. Zaten büyük öyle çok dip dibe durmaya da gerek yok."
"Sizin çadır?" diye sordu Yazgı.
"Çınar ve ben." dedi Ufuk tane tane.
Yazgı Çınar'ın adını duyduğu anda kafasını kaldırdı.
"Yok istemez kalsın."
"Ya Yazgı nasıl istemez?"
"İstemiyorum Nur. Sen istiyorsan git. Ben hocayla konuşacağım."
"Saçmalama." diye kolundan tuttu Nur.
"Hoca çadırı unuttuğumuzu öğrenirse herkesin içinde rezil eder bizi. Burada sadece bizim sınıf yok farkındaysan tüm okul burada. Lütfen Yazgı ya."
Kaan tüm olup biteni duyunca buna izin vermemek için yanlarına geldi.
"Ne oldu bir sorun mu var?"
"Sana ne lan?"
Diye sordu Ufuk. Kaan Ufuk'a göz ucuyla baktıktan sonra tekrar Yazgı'ya döndü. Yazgı Çınar'ın onlara baktığını fark edince inadına Kaan'a cevap verdi.
"Çadırsız kaldık."
"İstersen benim çadırımda kalabilirsin Yazgı. Ben bulurum kendime kalacak yer. "
Yazgı Kaan'ın teklifini düşündü. Çınar'ı görmeyecekti. Ama Kaan nerede kalacaktı. Tek çare Kaan'ın Çınar'ların çadırında kalmasıydı. Ona da izin veremezdi. Ayrıca Kaan'ın çadırı tek kişilikti ve Nur'u yalnız bırakmazdı.
" Yok ya sen kal çadırında. Ufuklar'ın çadır genişmiş baya. Biz orada kalırız. Araya da bir şey koyarız görmeyiz birbirimizi."
Ufuk ve Nur bakışıp gizlice birbirlerine çak yaptıklarında Çınar düşüncelere dalmış, çoktan kocaman çadırı kurmuştu. İşi bitipte tekrar kafasını Yazgı'nın olduğu tarafa çevirdiğinde Kaan'ın gitmiş olduğunu görüp sevinmişti. Üçü birlikte Çınar'ın olduğu tarafa gelince Çınar heyecanla elindeki çantayı düşürdü.
"Kanka. Yazgı ve Nur çadırını unutmuş. Bizim çadırda baya geniş. Beraber kalsak senin için sorun olur mu?"
"Deli misin lan ben bunun için kurşun atar kurşun yerim." Çınar farkında olmadan konuşunca Ufuk ve Nur kahkaha attı. Yazgı gülmemek için yanağının içini ısırmıştı. Çınar transa geçmiş gibi konuşmuştu.
"Eğer benimle muhatap olmaya dahi çalışırsa Kaan'ın teklifini kabul ederim." dedi Yazgı Ufuk'a hitaben.
Nur gözlerini devirmiş Ufuk başıyla onaylamış Çınar'sa sorgulamıştı.
"Ne teklifi?"
Kaan Yazgı'ya çıkma teklifi falan mı etmişti yoksa?