5.Bölüm

2104 Kelimeler
Yazgı gözlerini açtığında bileğine baktı. Dün Çınar sarmıştı bu bandajı. Zil çaldığındaysa "Dikkat et, sakın kullanma bu bileğini." gibi bir sürü sözle beraber göndermişti Yazgı'yı sınıfa. Yazgı bakarken gülümsedi. Gün geçtikçe Çınar'a daha çok aşık oluyordu. Zaten kadınların neredeyse fıtratına yerleşmişti bu durum. Kendisine yüz vermeyen gerizekalı nerde, ona aşık oluyorlardı. Onu seven sülüklerdende uzak duruyorlardı. Nihayet hafta sonu gelmişti. Yazgı yaşadığı yeri tek başına keşfetmek istiyordu. Tüm günü yatakta geçirmişti bile ve saat akşama gelmişti. Kış mevsimi yüzünden hava hemen kararmıştı. Halasını ikna edip markete gideceğini söylese de bulduğu ilk otobüse binmiş ve uzaklaşmıştı. Tabi indiği yer pekte masum bir yer sayılmazdı. Bir süre ilerledikten sonra duyduğu müzik seslerini takip edip bir bar buldu. Klasik bir sarkıntılık sahnesi ve üzerine beyaz atlı Çınar'ının gelip onu kurtarmayacağını bildiği için olabildiğince uzak şekilde yürürken tanıdık bir sesle hızla bulduğu ilk konteynerin arkasına saklandı. "Kaan daha kaç kere söyleyeceğim? Yazgı'ya bu kadar yakın olman beni rahatsız ediyor. Sen benim sevgilimsin. Ayrıca geçen duyduğuma göre Yazgı'yı öpmeye kalkmışsın. Böyle bir şeyi nasıl yaparsın ya hani her şey sadece ikimiz içindi?" Kafasını hafif kaldırıp onları izlemeye başladı. Ceren minicik bir etek ve göğüslerini belli eden bir bluz giymişti. Kaan'sa siyah dar bir pantolon üzerine tişört ve ceket giymişti. Ceren'i duvara yaslamış konuşuyorlardı. Ancak ne konuştuklarını Yazgı bir türlü anlamamıştı. Ne yani Ceren ve Kaan sevgili miydi? Kaan dudaklarına kısa bir öpücük kondurduktan sonra Ceren'e baktı. "Yazgı hiçbir şey hatırlamasa bile hala çok zeki biri Ceren. Onun güvendiği biri olmadan o kağıda imza attıramam. Karun kadar zengin olduğunu biliyorsun. Elimizde onun tüm servetine konma şansı varken neden bu fırsatı tepelim?" "Iyide sende zenginsin. Senin Yazgı'nın parasına ihtiyacın mı var?" "Yazgı'nın parası benim servetimi on kere satın alır biliyorsun değil mi? Mükemmel bir gelecek bizi bekliyor." "Bilmiyorum Kaan. Sen aylarca o ikisini ayırmak istedin. Üstelik o zaman Yazgı'nın parası ortada bile yoktu. Yazgı'ya takıntılıydın. Şimdi unuttum diyorsun ama korkuyorum. Beni kandırıp kandırmadığından emin değilim." Kaan Ceren'in belinden çekip kendisine yasladı. " Bebeğim. Unuttum onu tek istediğim parası. Neden inanmıyorsun? " Kaan Ceren'in konuşmasına fırsat vermeden dudaklarına yapışıp resmen onu yerken, Yazgı duyduğu şeylerle şok geçirdi. Anlamsızca bakıyordu etrafına. Tam o sırada sarhoş biri gelipte çöpün önüne kustuğunda midesi bulandı. İkisi de öpüşürken kendisinden geçmiş ve elleri birbirinin olur olmadık yerlerinde dolaşıyordu. Yazgı hızla oradan çıkıp var gücüyle koşarken ağlamaya başlamıştı. Herkes yalan söylemişti ona. Kaan onun sevgilisi bile değildi. Halası da bunu biliyordu. Üstelik ne parasından bahsediyorlardı Yazgı o kadar zengin miydi? Öyleyse neden halasıyla yaşıyordu? Aklı o kadar bulanıktı ki kendisinin nereye gittiğini bile bilmeden koşuyordu. Sanki o koşarken vücudu aslında nereye gitmesi gerektiğini biliyordu. Bir anda kendisini kimsenin olmadığı ağaçların ve yeşilliğin bol olduğu uçurumun kenarında buldu. Gözlerinin önüne çığlık attığı anlar bir bir gelmeye başladı. Bir şeyin içinde vücudu her yere çarpa çarpa düşüyordu. Bu uçurumdu! Yazgı buradan düşüp komaya girmişti. Daha fazla dayanamayıp dizlerinin üzerine çöktü ve çığlık attı. Kimseye güvenemiyordu. Güvenmek istediği kişi Yazgı'yı istemiyordu. Nefesi kalmadığında susup derin bir nefes aldı ve daha yüksek sesle çığlık attı. Bir şeyin koşarak ona geldiğini fark edince ayağa kalktı. Bir anlık boşluğuyla uçurumun kenarındayken ayağı kaydığında her şeyin bittiğini düşündü. Öleceğini hissetmişti bile. O bir saliselik kısımda her şeyin son bulma hissi beynini didik didik etmişti. Kolundan tutulup çekilmesiyle bir bedene yapışması bir oldu. Nefes nefese kalmış bir beden Yazgı'yı çekmiş ona satılmıştı. "İyi misin?" diye sordu biri. "İyiyim. Sen kimsin?" Diye sordu Yazgı karşısında gördüğü bedene bakarken. Kim olduğunu tanımadığı bir çocuk onun hayatını kurtarmıştı. Yazgı'nın gözleri arkaya kaydığında ona korkuyla bakmış bir kızı gördü. "Biz senin çığlığını duyduk. Bir şey oldu sandık yanına yaklaştığımda düşmek üzere olduğunu gördüm. İyi ki yaklaşmışım ne işin var bu saate?" Çocuk Yazgı'nın elini tutarak onu uçurumdan uzak bir yere getirip kız arkadaşının yanına gitti. "Sen iyi misin?" diye sordu kız masumca. "İyiyim çok teşekkür ederim hayatımı kurtardınız." "Ne işin var ki bu saatte burda çığlık attığını duyduk.?" "Ben çığlık atmayayımda kim atsın?" "Ben Nehir bu arada. Sevgilim Tuğkan." "Memnun oldum. Yazgı bende. Hoş bir tanışma olmadı ama olsun." Uçuruma uzak ağaç kenarına üçü de oturdu. "Siz gece gece ne yapıyorsunuz burada?" "Burası bizim gizli mekanımız. Baş başa kalacak başka bir yer yok. Malum sokak ortasında sevgilimi öpsem ne kadar linç yiyeceğim ortada. Senin bir sevgilin var mı belki anlarsın halimi?" "Bilmiyorum." diye mırıldandı Yazgı. Ağlamak, bağırmak istiyordu. "Nasıl yani. Sevgilin olup olmadığını mı bilmiyorsun?" "Evet. Hiçbir şey bilmiyorum. Herkes yalan söylüyor, kimse bana dürüst değil." Nehir ve Tuğkan anlamamış şekilde Yazgı'ya baktı. "Siz beni tanımıyorsunuz değil mi?" Kafalarını sağa sola hayır şeklinde salladığında Yazgı nefesini üfledi. "Aylar önce buradaki uçurumdan aşağıya düşmüşüm. Sanırım bir araba içindeydim bilmiyorum. 3 ay komada kalmışım. Uyandığımda kimseyi tanımıyordum. Bir kadın vardı. Halam olduğunu söyledi. Annemle babam yokmuş ölmüşler. Kaan var sevgilinim dedi. Ama gram bir his yoktu içimde. Ceren var arkadaşız dedi ama benden nefret ettiğine o kadar emindim ki. Önce çiçek geldi hastaneye. Seni çok özledim falan yazıyordu. Kaan ben gönderdim dedi. Sonra odamda bir not buldum. Bir hediyeden gelmiş belli ki. Aynı yazıydı. Ama üzerinde düşman olsakta ilk hediyen benden yazıyordu. Kaan'ın ağzını aradım. Biz çok aşıktık falan filan salladı bir şeyler. Bir türlü peşimi bırakmadı beni öpmeye çalıştı tokat attım. Sınıfta Çınar var çok hoşlanıyorum ondan, onda bana iyi hisler veren bir aura var anlamış değilim sebebini. O istemiyor beni. Sanki birbirimize çekiliyoruz, hep denk geliyoruz ama işi benle olmazmış, tek gecelik ilişki takılıyormuş. Öküz. Sonra bugün hava almak istedim yanlışlıkla otobüsten bilmediğim bir yerde indim. Bar gibi bir şeydi. Kaan ve Ceren'i gördüm. Öpüşüyorlardı. Ceren sevgili olduklarını söylüyordu. Benden uzak durması gerektiğini. Kaan'sa benim çok zengin olduğumu, ona güvenirsem bir kağıda imza atacağımı falan söyledi. Bilmiyorum kime güveneceğimi şaşırdım. Halanım diyen kadın Kaan'ın sevgilim olmadığını biliyor olmalı. Hayatımda başka biri varmış herkes bizi ayırmaya çalışmış o kişi benden haberdar ama gelmiyor, onunla ilgili tüm izleri ortadan yok etmişler. Kaan denen çocuğun bu işte parmağı olduğuna eminim. Ama ne yapacağımı bilmiyorum. Tuğkan ve Nehir Yazgı'yı ağzı açık dinliyordu. "Sen şimdi geçmişini bilmiyorsun öyle mi?" "Hayır." Nehir telefonunu çıkardı. "Belki i********:ın vardır. Bakalım mı? Soyadın ne?" Yazgı hızla yanlarına gitti. "Yazgı Yılmazer." dedi hızla. Bulunabilecek tüm sosyal medya hesaplarına bakıyorlardı. O sırada oldukları yere araba geldiğinde üçü de gözlerini kısmıştı. Araba önlerinde durduktan sonra içinden çıkan kişiyle Yazgı ayağa kalktı. "Çınar? Senin ne işin var burada? " " Asıl senin ne işin var burada? Nasıl kimseye haber vermeden çekip gidiyorsun kafayı mı yedin? Herkes her yerde seni arıyor!" Çınar hızla ona doğru yürüdüğünde Yazgı irkilerek bir adım geriledi. Çınar Yazgı'yı kolundan kendisine çekip baştan aşağıya inceledi. Ona bir şey olması fikri aklını başından almıştı. Herhangi bir zarar görmediğine inandıktan sonra gözlerini tekrar gözlerine çıkardı. "Amacın ne senin, derdin ilgi görmek mi? Böyle yaparak ilgi göremezsin çocuk musun sen?" Yazgı kaşlarını çatarken Nehir Çınar'ın karşısına dikildi. "Haddini bil. Neden ilgi görmek için böyle bir şey yapsın?"  "Sen kimsin?" dedi Çınar ikisine de bakarak. Nehir tam öfkeyle cevap verecekken Yazgı öne doğru çıktı. "Sen nereden buldun beni? Burada olduğumu nerden bildin?" Çınar bir an boşluğa düşerek etrafı inceledi. Tuğkan kaşlarını kaldırmış Çınar'ın hareketlerini izliyordu. Boşuna psikoloji okumuyordu. Çınar'ın hareketlerinden anlamıştı bir şeyler olduğunu. "Yazgı sen anlattığın şeylerde Çınar'la yeni tanıştığını söylemiştin değil mi?" Herkesin bakışları Tuğkan'a kaydığında Tuğkan Yazgı'ya bakıyordu.  "Evet." dedi.  "Yalan." dedi Tuğkan. Çınar'ın hareketlerinden belliydi Yazgı için çok endişelenmişti. Üstelik Yazgı buradan düştüğünü, buraya fark etmeden geldiğini söylemişti. Belliydi ki burası zihninde farklı bir yer edinmişti. Kimse değil sadece Çınar buraya bakmayı akıl etmişti.  "Anlamadım." dedi Yazgı Tuğkan'a dönerek.  Çınar'sa kaşlarını çattıkça çatıyor, bakışlarıyla karşısındaki adamı öldürmek istiyordu.  "Seninle yeni tanışmıyor. Geçmişinde seni tanıyordu. Belli ki değerde veriyormuş çünkü geldiğinde senin için epey endişeliydi. Üstelik sen buradan düştüğünü söyledin ve etrafında o kadar kişi varken sadece Çınar buraya bakmayı akıl etti. Farkında olmadan sürekli ona çekildiğini, sende geçmişi anımsattığını sende söyledin yanlış mıyım? " " Evet öyle ama. " dedi Yazgı sonra Çınar'a döndü.   "Doğru mu? Sende mi yalan söyledin bana?"  Yazgı merakla bekliyordu bunun cevabını. Hem Çınar'ın ona değer verdiğini bilmek istiyordu, hemde Çınar'ın da ona yalan söylemiş olma fikrinden nefret etmişti.  Çınar telefonunu çıkardıktan sonra bir şeyler yapıp üçününde karşısına çıkardı telefonu.  Yazgı'nın Halası: +Yazgı'nın nerde olacağını biliyor musunuz? Arabam var söylediğiniz yerlere daha hızlı bakarak bulabilirim belki.  -Bir uçurum kenarı var. Şehir hastanesinin ilerisinde. Orayı çok severdi hep giderdi. Hatırlamıyor diye gideceğini düşünmedim ama bakılacak her yere baktık.  +Biliyorum orayı gidip bakarım şimdi.  Mesajları hepsinin okuduğundan emin olduktan sonra konuşmaya başladı.  "Halan seni merak edince Kaan'ı arayıp sormuş. O da bilmeyince beni aradı Kaan. Sen hep peşimizde dolandığın için bizimle olduğunu sanmış. Bizle olmadığını söyleyince de kayıp bulamıyoruz dedi. Bizde yardımcı olmak için hepimiz ayrı yerlere bakalım dedik."  Tuğkan pek inanmasa da Yazgı çoktan aklındaki düşünceleri silmişti. Çınar kim ona değer vermek kim? "Yürü herkes merak etmiş seni."  "İstemiyorum o yalancıları görmeyi." öfkeyle savrulmuştu kelimeler dilinden. Hepsinden nefret ediyordu.  Nehir omzuna dokunduktan sonra Yazgı'nın ona bakmasını sağladı.  "Biliyorum öfkelisin. Ama bu durumu lehine çevirebilirsin. Kimse bir şey bildiğini bilmiyor. Bu yüzden şu an bir sürü açık verebilirler anlamayacağını düşünerek. Sende öğrenebilirsin. Telefonun yok belli ki ama." dedikten sonra çantasından kalem ve kağıt çıkardı.  " Bu numara benim. Çoğu akşamda buraya geliriz bu saatlerde. En ufak şeyde, konuşmaya ihtiyacın olduğunda beni arayabilir ya da yanımıza gelebilirsin. Çok sevdim seni. İnan hiç sıkılmam her an aramanı bekliyorum olur mu?"  Yazgı'ya sarıldığında Yazgı'nın gözleri dolmuştu. Birine gerçekten inanabilmek çok güzeldi.  Çınar olan biteni merakla dinledikten sonra Yazgı arabaya yöneldiğinde o da bindi. Son kez ön camdan uçurumun kenarına baktı. Bakışlarını arabaya binen Yazgı'ya çevirdi. Buradan böyle de mi gideceklerdi? FLASHBACK "Çınar aç artık gözlerimi nolur baksam ya." Yazgı yan koltukta konuşa konuşa bir hal olmuştu. Çınar asla gözlerini açmıyor pür dikkat sessizce arabayı kullanmaya devam ediyordu. "Geldik." "Sonunda." dedi Yazgı. Gözlerini açtığında karşısında ağaçları gördüğünde kaşlarını çattı. "Bu ne ya. Ağaç görmeye mi geldik o kadar yolu." "Asıl olay arkada güzelim. İn bakalım." Yazgı söve söve arabadan indikten sonra kafasını çeviripte arkadaki uçurumu ve manzarayı gördüğünde gözleri kocaman açıldı. "Oha burası çok güzel." "Senin gözlerin kadar değil." Yazgı dönüp gülümseyerek baktı Çınar'a. Çınar arabasının kocaman bagajını açtıktan sonra kenara dik şekilde koyduğu büyük minderleri bagajın zeminine yerleştirdi. Yastıkları da yerleştirince bagaj iki kişinin rahatça sığabileceği kocaman bir yatağa dönüşmüştü. Yazgı merakla ne yaptığını izlerken manzaraya dalmadan edemiyordu. Sanki karşısında sonsuz bir deniz var gibiydi. Çınar hallettikten sonra Yazgı'ya dönüp elini uzattı. Yazgı gülümseyerek elini tuttuğunda Çınar kendisine çekip vücudunu vücuduna yasladı. "Şimdi biri görür derdi olmaz herhalde artık." Yazgı utanarak gülümsediğinde Çınar onun eğilmiş kafasını çenesine baskı uyguluyarak kaldırdım ve dudaklarını dudaklarına bastırdı. Yazgı kollarını boynuna dolayıp elini ensesinde birleştirdiğinde, ensesindeki saçlarıyla oynamaya başlamıştı. Bu iş gittikçe Yazgı'nın hoşuna gidiyordu. Çınar'ı öpmeyi çok sevmişti. Anlaşılan Çınar'ın da çok hoşuna gitmişti. Yazgı nefes alamadığını fark edip geri çekildiğinde Çınar gözlerini açıp onun gözlerine baktı. Daha sonra elini tutup bagajdaki yatağa uzandı. Yazgı da aynı şekilde uzanırken bileğini arabanın kenarına çarpmıştı. "Ayy acıdı acıdı acıdı." Canı çok yanmıştı. Gözleri çoktan dolmuş gözyaşı akmaya başlamıştı. "Çok acıdı mı? Yazgı ağlıyor musun?" "Çok acıyor." Çınar ağlayan kıza bakarken ne yapacağını bilmiyordu. Arabanın içindeki küçük dondurucudan soğuk bir suyu alıp bileğine tuttu. " Biraz böyle dursun istersen." "Bu ne buzla mı duracağım ben?" "E napabilirim Yazgı sana dağın başında buz jeli mı bulayım." "Artık buz jeli ve bandajla gezeceksin. Bak canım ne kadar acıdı." Çınar Yazgı'nın bakması için ona uzattığı bileğine eğilip öpücük kondurdu. "Sen nasıl istersen. Artık buz jeli, bandaj ve ben ayrılmaz üçlü olacağız." dedi. Yazgı kıkırdayıp uzandığında bileğinin sızısı azalmıştı. Çınar da uzanıp onu göğsüne çekmiş ve manzaranın tadını çıkarmaya başlamıştı. Yazgı bir süre sonra kafasını kaldırıp Çınar'a baktı. " Biz nasıl düşman olmuştuk ya? " diye sordu gülerek. Birbirlerini o kadar çok çıldırtacak şey yapmışlardı ki Yazgı böyle bir etkinin olacağını asla düşünmemişti. "Yemekhanede arkadaşa attığım kağıt top senin yemeğine düştü diye yemekli kağıdı tutup gömleğime fırlatmıştın. Öyle başladı bizim işler." dedi gülerek. "Ama haketmiştin. Yayla çorbası içiyordum, ben o çorbayı yemekhaneye getirtene kadar müdürle kaç kere konuştum, kaç catering şirketiyle görüştüm haberin var mı?" Çınar arabanın tavanına bakarak kahkaha attı. "Biliyorum. Ve olay aşırı komikti. Seni ne zaman görsem ya ayran içiyorsun, ya yoğurtlu bir şey yiyorsun. Zehirlenmeye falan bağışıklık kazanmışsındır sen." "Ne yapabilirim çok seviyorum." "Beni de çok sevsene ."Çınar Yazgı'nın belinden yukarı çekerek kafasını göğüs hizasından yüzünün hizasına getirdi. Yazgı duyduğu şeyle utanmıştı. "Çınar ya." dedii yüzünü saklamak için Çınar'ın boyun girintisine kafasını koyarken. Kokusu burnuna dolmuştu. Muazzam kokuyordu. " Hıı." dedi Çınar gülerek. Yazgı'yı gıdıklayıp yüzünü açığa çıkarmasını sağlandıktan sonra bir çırpıda Yazgı'nın uzamasını sağlayıp üstüne doğru eğildi. "Seni düşünmekten kafayı yiyecek hale geliyorum. Her gün her saniye her dakika seni görme şansım olamaz mı?" "Evliler birbirlerini o kadar görüyor be." dedi Yazgı kıkırdayıp. Çınar yüzüne yaklaşırken güldü. Nefesi Yazgı'nın yüzüne çarptı. "Evlenelim o zaman? Ne dersin?" 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE