Yazgı olan biten her şeyi kaydederken Kaan Ceren'i acımadan dövüyordu. Yazgı bir şey yapmak istiyordu. Engel olmak dövmesini engellemek istiyordu. Görünürde kim olsa gidip kurtarır engel olurdu. Ancak durumun içinde olmak bambaşka bir şeydi. Yazgı'yı ölüm korkusu sarmıştı. Şimdi Ceren'i korumaya kalksa Kaan'a karşı tek başına savaşamazdı. Kaan'ın tek tokatına Ceren yere düşüyordu. Üstelik Ceren Yazgı'dan daha kalıplıydı. Hiç değilse bu şekilde polisi aramış Ceren'i kurtarmak için bir şans bulmuştu. Yazgı korku ile izlerken Kaan'ın arkasını döndüğünü gördü. Ceren Kaan'ın ne yapacağını bakarken Kaan arkası dönük bir şekilde konuşmadan bir şey yapıyordu. Yazgı Kaan'ın açısından baktığı için Ceren'den önce Kaan'ın ne yapmaya çalıştığını gördü. Kaan elindeki metal silahı Ceren'e çevirince Yazgı onu öldüreceğini anladı. Hemen kamerayı indirerek Kaan'a doğru adım attı.
" Dur !" Diye bağırdı
Istese de Kaan'ın hızına yetişemedi. Kaan elindeki silahı Ceren'e çevirip bir el ateş etti. Duyduğu sesle kafasını sola çevirip Yazgı'ya baktı. Kaan Yazgı'nın orada olduğunu görünce neye uğradığını şaşırdı. Yazgıl geç kaldığını anlayınca yerde hareketsiz yatan Ceren'e baktı. Korku ile bir adım geriledi. Kaan bir adım ileri attı.
" Senin burada ne işin var?"
Yazgı cevap vermedi. Arkasını dönüp ormana doğru koşmaya başladı. Kaan yakalamak için peşinden koşmaya başladı. Yazgı bu gördüğünü kimseye anlatmadan duramazdı. Artık bir şahidi vardı. Onu bir şekilde susturmalıydı. Hayatını hapiste geçirmezdi. Yazgı ormanım derinliklerine giderken polislerin hemen gelmesi için dua ediyordu.
" Yazgı dur!" Diye bağırdı arkasından Kaan.
Yazgı'nın durmayacağını biliyordu. Yine de şansını denedi. Elindeki silahla peşinden koştuğu için korktuğunu anladı.
" Bir şey yapmayacağım dur dedim!"
Yazgı arkasına bile bakmadan kaçıyordu. Çünkü Kaan'ın konuda öldüreceğini biliyordu. Sevdiği kadının yakmaktan çekinmeyen insan kafasına silahda dayardı.
Yazgı'nın korkudan kalbi deli gibi çarpıyordu. Aklı Ceren'deydi. Polislerin gelip onu kurtarması gerekiyordu. O zamana kadar da Kaan'ı oyalamalıydı.
"Yazgı!" izini neredeyse kaybettirmek üzereydi. Etrafında kullanacağı bir şey aradı. Ama yoktu. Koşarken arkasına baktığı an yavaşlayacağını biliyordu. Ama bakmadan edemedi. Etrafında kimseyi göremedi. Kendisini bulduğu en büyük ağaca çıkmaya çalışırken buldu. Çıkmayı bir türlü beceremiyor elleri titriyordu.
"Yazgı gel buraya!" Diye bir ses duydu. Hızla saklandı ağacın arkasına. Ses artık yakınlarından geliyordu. Yazgı nefes almamaya çalışsa da bu elinde değildi. O an anladı. Nefes sıkıntıları olduğunu. Kimse söylememişti bunu. Ama Yazgı nefes almakta zorluk çekiyordu. Her şeyi hatırladığı zamanlar buna göre hareket ediyordu. Ancak şimdiki hali bunu ancak böyle bir zaman anlamıştı. Yaprak dahi kımıldamıyordu. Tek ses Kaan'ın ayakları altında adım attıkça ezilen yaprak sesiydi. Kaan sakince adım atıyordu.
"Yazgı neredesin? Bir şey yapmayacağım. Konuşalım istiyorum. Sana aşığım biliyorsun. Sana hiç zarar verebilir miyim ben?" Diye konuştu. Buralarda olduğuna emindi. Astımı vardı. Daha fazla koşacak hali kalmış olamazdı. İlacı yoktu yanında.
Yazgı içinden cevap verdi Kaan'a.
'Bana zarar veremeyecek kadar aşık olduğun için mi beni diri diri yakmaya kalktın?' dedi.
"Bak astımın var. İlacın cebimde. Nefes alamıyorsundur şu an. Bayılmak üzere olabilirsin. İlacın gerçekten yanımda inanmıyorsan sesi dinle."
Etrafında bir sürü ağaç vardı ve birini ararken Yazgı'yı diğer yerden kaçırma ihtimaline karşın temkinliydi. Cebindeki ilacı çıkarıp üstündeki kısma bir kez bastı. Yazgı hafif ona doğru döndüğünde Kaan'ın karşıya baktığını gördü. Elinde gerçekten astım ilacı vardı. Yazgı nefes almakta deli gibi zorluk çekiyordu. Kaan gözlerini onun olduğu ağaca doğru çevirince geri saklandı. Derin derin nefes almak istiyordu ama ses çıkarmamalıydı. Kaan Yazgı'ya sırtını dönmüşken Yazgı kaçma zamanın olduğunu düşünüp adım attı. Ayağının altındaki dalın kırılmasıyla Kaan Yazgı'nın etrafında bir yerde olduğuna emin oldu. Yazgı geri ağaca yaslanıp gözlerini kapattı. Adım attığı yere bakması gerekirdi.
' Lanet olsun. ' diye geçirdi içinden. Kaan tekrar denedi şansını.
"Yazgı buradasın biliyorum. İnat etme gel."
Yazgı korkudan ağlamak üzereydi. Ciğerlerine nefes gitmiyor kendisini zorluyordu. Gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı. Sırası değildi. Görüşünü bulanıklaştırıyordu. O uçurumdan sağ kurtulmuşken, etrafında iyi insanlar bulmuşken, geçmişini hatırlamadan ölmek istemiyordu.
'Allahım yardım et.' diye dualar ediyordu. Tam o sırada yükselen telefon sesiyle hareketli zamanlar başladı. Yazgı çalan telefona küfürler ederken Kaan sesin geldiği ağaca doğru hızla koştu. Yazgı tekrar kaçmaya çalışacakken Kaan kolundan tutup sırtını göğsüne yasladı.
"Bak kim varmış burada?" Diye iğrenç şekilde güldü.
"Bırak beni imda.." Kaan ağzını kapattıktan sonra kendisine çevirip elini ağzından çekti.
"Sence bu ormanda seni kim duyabilir?"
Yazgı polisi aradığını söylemedi. Aptallık yapma zamanı değildi. Şaka değildi içinde bulunduğu durum ciddiydi. Eğer söylerse Kaan onu öldürüp kaçmak için zaman bulurdu. Yazgı Kaan'ın vücudunu taradı. Bir yolunu bulmak zorundaydı. Zayıf noktasını gördü. Tek yapması gereken tekme atmak için fırsat bulmaktı. Yerinden kalkmayacak hale gelebilirdi. Yazgı hamle yapıp dudaklarını Kaan'ın dudaklarına bastırdı. Kaan bunun şaşkınlığıyla Yazgı'nın bileğini bıraktı. Yazgı dudaklarını onun dudaklarında birkaç saniye tutup çekildi. Kaan bunun şaşkınlığıyla Yazgı'ya bakarken boşluğundan faydalanıp iterek yere düşmesini sağladı. Yazgı yerdeyken ayağını kaldırdığı en sert şekilde erkekliğine tekme attığında Kaan'ın acı dolu çığlığı duyuldu. Hızla elindeki silahı alıp uzağa fırlatmak isterken silahın ağırlığını hesaba katmamıştı. Silah elinden geri düştüğünde Yazgı silahı bırakıp elindeki astım ilacını aldı. Üzerinden atlayıp koşacakken Kaan ayağından tutup yere düşmesini sağladı.
"Geberteceğim seni!"
"Bırak!" Yazgı çırpınırken Kaan yüzüstü Yazgı'nın ayağını çekiyordu. Canı her şeyden çok acıyordu. Yazgı boştaki ayağıyla yüzüne tekme attığında Kaan tekrar bağırdı. Yazgı ayağa kalkıp bir yöne doğru koşmaya başladı. Geldiği yön olması için dua ediyordu. Kaan ayağa kalkıp Yazgı'nın peşinden koşmaya çalışıyordu. Yazgı koşarken elindeki ilacı sıktı. İki kere sıktıktan sonra üçüncüde ilaçtan bir şey gelmedi.
"Allah kahretsin!" Diye çığlık attı. İlaç bitmişti. Kaan aptalı inandırmak için yarım ilacı defalarca kez boşa sıkmıştı. Yazgı koşarken geldiği fabrikayı görünce heyecanlandı. Yola çıkıp bir araba bulması yeterliydi. Arkasını dönüp Kaan'ın geldiğini gördü. Kalbi deli gibi atıyordu. Önüne dönüp koşmaya devam etti. Birine çarptığında korkuyla çığlık attı.
"Bırak beni imdaat!"
"Sakin ol dur!"
Tanımadığı sesle kafasını kaldırdığında polis üniforması içindeki genç adama baktı. O sırada duyduğu silah sesiyle refleks olarak gözlerini kapattı. Gözlerini geri açtığında birkaç kişi ormanda Kaan'ın peşine düşmüştü. Bir acı hissediyordu. Ama neresi olduğunu tam olarak kestiremiyordu.
"Nefes alamıyorum." dedi. Genç polis Yazgı yığılmasın diye beline sarıldı.
"İyi misin? Neden nefes alamıyorsun?"
"Astım." dedi Yazgı.
"Yaralanmışsın." Diye bir ses duydu. Kim kime diyordu anlamıyordu. Ambulans çalışanlarının gittiği yönü gördü. Ellerinde sedye ile fabrikaya gidiyorlardı.
"Ceren! Diye çığlık attı. Polisi itip oraya koştu. Ceren'in gözleri açık yerde uzadığını gördü. Hareket etmiyor, göz bebekleri oynamıyordu. Sarı yelekli paramedikler Ceren'i getirdikleri siyah poşete koyduklarında Yazgı yanlarına ilerledi. Fermuarın tamamını kapattıklarında Yazgı çığlık atıp adımlarını hızlandırdı.
"Ne yapıyorsunuz aptal mısınız? Öyle kapatırsanız nasıl nefes alacak? Biraz Aralık bırakın."
"Hanımefendi kolunuz yaralı benimle gelin lütfen." kolundan tutan kadını itti. Ceren'in nefes almasını engelliyorlardı.
"Ya vuruldu Ceren. Siz kurtaracağınıza nefes almasını engelliyorsunuz. Polise şikayet edeceğim sizi. Sizi o tuttu değil mi?"
Yazgı'yı tutan genç memur Yazgı'nın söylediği şeylerle kendisinde olmadığını fark etti. Anlaşılan ölen sevdiği biriydi. Ve olaya şahitlik etmişti. Ancak bu halde ifadesi geçerli sayılmazdı.
"Komiserim kadınında cesedinde üzerinde kimlik yok. "
" Ne cesedi ya?" Diye bağırdı Yazgı. Gittikçe yorgun düşüyordu.
Cem komiser kollarında bitkin düşmeye başlayan kıza baktı.
"Akli dengesi yerinde değil sanırım." dedi Narin.
"Adın ne senin?"
"Yazgı." dedi bayılmak üzerindeki kız.
"Bu o. Akli dengesi yerinde olmalı. İhbarı yapan kişi Yazgı Yılmazer. Ama bu durumda ifadesi geçerli olmaz. Hastaneye götürülmesi lazım. Kendisine gelince ifadesini ben alacağım."
--
Hastaneye geldiklerinde Yazgı bir türlü sakin kalamıyordu. Kaan yaptı diye bağırıp duruyordu.
" Buldunuz mu kimden bahsettiğini? "
" Evet efendim. Bahsedilen Kaan şu an karakolda. Ama kimin oğlu olduğunu tahmin edemezsiniz. "
" Kimin? "
Narin telefonun ekranını Cem komisere gösterdiğinde Cem komiser küfür etti.
"İfadesini alın. Cinayetle suçlanıyor. "
" Elimizde bir kanıt yok. "
" Yine de şüpheli. "
Narin giderken yanına başka bir memur geldi."
"Efendim hanımefendinin telefonu çalıyor. Açmadı kimse."
Cem telefonu aldığında ekrandaki isim okuyamadan gitti. Cevapsız çağrı sayısı görünüyordu ama isim yoktu. Cem kendi telefonunu çıkardı.
"Yazgı Yılmazer'in kimsesini buldunuz mu?"
"Hayır efendim. Veri tabanında Yazgı Yılmazer diye biri yok. Ya yalan söylüyor ya da akli dengesi yerinde değil." dediğinde Cem iyice şüphelendi. Onaylayıp camın önüne gitti. Yatan dünya güzeli kıza baktı. Nereden bulacaktı bu kızın etrafından biri?
Telefonunu çıkarıp WhatsAppa girdi. Kim bilebilir diye ilerlerken birinin profil fotoğrafı dikkatini çekti.
Tuğkan'ın profil fotoğrafında kendisi ve üç kız vardı. Asıl şaşırılacak şeyse kızlardan birinin içeride yatan güzel kız olmasıydı.
Gökte ararken yerde bulmuştu.
Tuğkan'ı aradığında neşeli sesini duydu.
"Oo Cem bey. Siz be arar mıydınız?"
"Aradım valla. Ne haber? Nasıl gidiyor?"
Tuğkan profil fotoğrafına kadar koyduysa bu kişi onun için önemli biri olmalıydı.
"İyi ne olsun? Şirketteyim."
"Ne şirketi?"
"Uzun mesele be kardeşim. Bir ara yemek yer anlatırım detayları. Çok şey oldu." dedi gülerek. Bir kapı sesi duydu Cem telefondan.
"Tuğkan. Yeşim Yazgı"ya ulaşamamış. Bende bir türlü ulaşamıyorum. Nerede bu salak yine ya?" Diye bir kız sesi duydu.
"Cem bir dakika." dedi Tuğkan.
"Ne zamandır ulaşmaya çalışıyorsunuz? Bir şey söylemedi mi? Ben bu kızı geberteceğim artık."
Cem Yazgı adını duyunca meselenin açılma zamanının geldiğini anladı.
"Bir de ben arayayım şunu. Cem ben seni arayacağım hemen."
"Dur." Tuğkan Cem'i dinlemeden telefonu kapatınca Cem kafasına vurdu. Telefon yüzüne kapandıktan sonra elindeki telefon çaldı.
'Abilerin Efendisi' yazısını görünce bir an Tuğkan'ın kız kardeşi olup olmadığını düşündü. Tuğkan'ın soyadı Yılmazer değildi ki.
Cem elindeki telefonu açıp kulağına koydu.
"Kızım sen bana kafayı mı yedirteceksin? Yine nereye kayboldun?"
Cem derin bir nefes aldı.
"Bende seni bunun için aramıştım kardeşim."
"Cem?"
"Hastaneye gelmen gerekiyor." dedi Cem hızlı şekilde. Yazgı'nın gözlerini açtığını görmüştü.
"Cem neler oluyor? Neden Yazgı'nın telefonu sende? Sen polis değil miydin lan? Yazgı'yı bir şey mi oldu?"
"Sakin ol. Yazgı iyi. Sakinleştirici verildi şu an. Ama hiç iyi şeyler olmuyor. Sana vereceğim adrese gelmen gerek."
"Ver çabuk."
Cem hastanenin adresini verdikten sonra telefonu kapattı.
Tuğkan hızlı şekilde ceketini giyerken Nehir korkuyla ona baktı.
"Bir şey mi oldu Tuğkan ne polisi? Yazgı'ya bir şey mi oldu?"
"Bilmiyorum Nehir'im. Ama hiç iyi şeyler olmadığı kesin. Yeşim'i ara sen. Birazdan araba göndereceğim ona. Hazır olsun. Sende üstüne bir şey al otoparka gel zaman yok."
Nehir denilenleri tek tek uygularken Tuğkan çıktı.
"Tuğkan bey." diyen asistanı susturdu.
"Tüm toplantıları ertele. Sorana da ailevi bir mesele de. Çok önemliymiş öyle söylersin." Alel acele çıkarken asistanın "Peki efendim." diyişini zar zor duydu. Nehir'de hemen aşağı inerken aynı zamanda Yeşim'le konuşuyordu.
"Hazır ol. Tuğkan araba gönderiyor. Çok önemli şeyler oldu sanırım."
"Nasıl ya ne oldu korkutmasana kızım?" dese de Nehir bilmediği şeyi anlatamazdı.
"Bende bilmiyorum ki. Sen hazırlan. Kapatmam lazım."
Tuğkan arabayı çalıştırırken Nehir bindi. Tuğkan gaza basıp Cem'in verdiği adrese doğru ilerledi. Cem kapıya gelen son model arabaya bakınca kaşlarını kaldırdı. İçinden takım elbiseyle çıkan Tuğkan'ı görünce şaşkınlığı ikiye katlandı. Tuğkan'ı hatırladığı kadarıyla geçimi zor durumu olmayan bir öğrenciydi. Nasıl bu arabayı sürecek hale gelmişti? Belki de şoför olmuştu. Arabadan inen pembe elbiseli esmer kıza baktı. Tuğkan'ın fotoğrafındaki kızlardan biriydi.
"Cem. Neler oluyor?" "Sakin ol şimdi. Yazgı içeride."
"Bizi ona götür lütfen."
Tuğkan ve Nehir içeri girecekken gelen arabayla Yeşim de indi arabadan. Korkuyla yanlarına geldi.
"Yazgı nerede? Niye hastanedeyiz?"
Nehir Yeşim'e sarıldı.
"Bizde bilmiyoruz. Önce yanına gidelim."
Herkes Cem'i takip ederken kalpleri deli gibi atıyordu. Camın önüne geldiklerinde sakince uyuyan Yazgı'ya baktılar.
"Yüzü neden yara bere içinde? Kolu mu sarılı onun? Ne oldu?" Diye soruları sıraladı Yeşim karşısındaki yakışıklı çocuğa.
"Vuruldu."
"Kardeşim. Allah rızası için şu olayı tam anlat."
"Olayı tam olarak bilmiyorum çünkü bir türlü ifade veremiyor. İhbar hattımıza bir ihbar düştü. Yazgı Yışmazer adına. Bir adam bir kadını dövüyor yetişin diye. Gittiğimiz yer eski bir fabrikaydı. Yazgı ormanın içinden koşarak çıkarken bana çarptı. O sırada bir silah ateş edildi. Kimin ettiğini kimse görmedi. Biri kaçtı elimizden. Yazgı sürekli Kaan yaptı Kaan yaptı diyince şüpheli birini aldık içeri. Ama Yazgı'nın ifadesi geçersiz şu an çünkü kendisinde değil. "
" Kaan Yazgı'yı mı dövüyormuş? " Diye öfkeyle soludu Tuğkan.
" Hayır. İhbarı Yazgı yaptı. Döven Kaan mı bilmiyorum ama keşke sadece dövmekle kalsaydı. Gittiğimizde bir ceset vardı ortada. En büyük şahidimiz Yazgı. "
" Ceset mi? "
" Evet. Ceren diye bir kıza aitmiş sanırım. "
Yeşim daha fazla ayakta duramayınca koltuğa çöktü.
" Öldürmüş. Ceren'i öldürmüş. "
Ellerini saçlarından geçirdi. Aklı almıyordu. Kafayı yiyecek gibiydi.
Cem Yeşim'e baktı.
" O da mı tanıdığınız biriydi? "
" Maalesef öyleydi. " dedi Tuğkan tekrar cama bakarken. Yazgı'nın kendisine gelmesi gerekiyordu. Nehir Yeşim'i lavaboya götürürken Cem Tuğkan'a yaklaştı.
"Tuğkan Yazgı senin öz kız kardeşin mi?"
"Hayır ama öz kadar değerli benim için."
"Soyadı ne?"
"Yılmazer."
"Emin misin?" dedi Cem şüpheyle.
"Ne demek bu?"
"Bu işte başka bir şey var. Veri tabanında Yazgı Yılmazer diye biri yok. Ya soyadını yanlış biliyorsun. Ya da bu iş farklı bir şey."
"Nasıl soyadı Yılmazer değil."
"Yazgı Yılmazer diye biri yok demek."
Tuğkan derin bir of çekti. Bu durumu sadece Çınar açıklayabilirdi.
Telefonunu çıkarıp Çınar'ı aradı. Artık yüz yüze konuşma işini de geçmişti.
"Efendim Tuğkan?" dedi Çınar. Şirket için aradığını düşünmüştü.
"Yazgı'nın soyadı Yılmazer değilmiş. Ne biliyorsun?" dedi öfkeyle. Bıkmıştı artık bu kadar sırrın içinde.
"Hiçbir şey bilmiyorum." dedi Çınar ayağa kalkarak. Ufuk şaşkınca baktı. Nur kafasını Ufuk'un göğsünden kaldırıp Çınar'a baktı. Onu endişelendiren neydi?
"Bana masal anlatma Çınar. Bıktım bu oyunlardan. Yazgı ne halde haberin var mı senin. Hastanede şu an. Vuruldu. Hemde sizin boktan sırlarınız yüzünden."
"Ne demek lan Yazgı vuruldu? Nerede şu an?"
"Hastanede."
"Konum at."
Çınar telefonu kapatıp arabanın anahtarını aldı. Ufuk ve Nur ayaklanırken Çınar'a baktı.
"Yazgı vuruldu ne Çınar ne diyorsun sen?"
"Tuğkan aradı. Yazgı'nın soyadını sordu. Sonra vuruldu dedi. Sırlarınız yüzünden dedi. Sikeceğim böyle işi artık."
"Dur sakin ol." dedi Ufuk. Çınar gelen mesajla kapıya doğru ilerledi. Üçü de arabaya binip hastaneye geldi. Tuğkan Cem'e olup biten her şeyi anlatırken Cem'in Yazgı'yı olan ilgisini arttırıyordu. Cem'in telefonu çalınca ayağa kalkıp telefonla konuşmaya gitti. Tuğkan Çınar'ın yanına geldiğinde Çınar camdan, uyuyan sevgilisine baktı. Yaşamadığı şey kalmamıştı. En başından onu alıp gitmeliydi. Beraber mutlu bir hayat yaşamak için uzaklaşmaları gerekiyordu. Çınar kafasını cama yaslayıp kapattı gözlerini. Hastanelerden Yazgı yüzünden nefret etmişti. Her seferinde onu kaybetme korkusu yaşamıştı bu hastanelerde. Her seferinde Kaan yüzünden ya kendisi ya Yazgı hastanelik oluyordu. Bu kez ne için olmuştu merak ediyordu.
"Dalga mı geçiyorsunuz siz? Niye yakaladık o zaman?" Diye bağırdı Cem. Herkes ona bakarken telefonu kapatıp yanlarına geldi.
"Kaan denen herifin babasının eli kolu uzun anlaşılan. Serbest kalmış."
Çınar kaşlarını çatarak baktı.
"Kaan mı?"
Tuğkan Çınar'a döndü.
"Ceren'i öldürdü. Yazgı'yı da o vurmuş. Ama Yazgı bir türlü sakinleşmiyor. İfadesi geçersiz sayılıyor."
Çınar arkasını dönüp ilerlemeye başladı.
"Polisleri iki saat sonra yollarsınız. Beni tutuklarlar. Ambulansı da arayın. Kaan'ın cesedini almaya gelsin."
Ufuk Çınar'ın kolundan tutup geri çevirdi.
"Ya da sen içeri girip Yazgı'nın sakinleşmesini sağlarsın."
Cem Çınar'ın Yazgı'nın sevgilisi olduğunu düşündü. Omuzları düşmüştü. Yazgı onun kollarındayken kendisini bir farklı hissetmişti.
Çınar geri döndüğünde doktor yanlarına gelmişti.
"Sinir krizi geçiriyor. Sanırım arkadaşı gözünün önünde öldürüldü. Yakın zamanda başına kötü bir kaza geldi mi?"
"Evet. Hafızasını kaybetmişti. Hiçbir şey hatırlamıyor."
"Anladım. Belki hatırlamaya başlayabilir. Buna hazırlıklı olun."
"Ne?"
Çınar'ın kalbi korkuyla çarptı. Nur neyden korktuğunu anlamasa da Ufuk anlamıştı.
"Gerçekten mi?" dedi Nehir heyecanla.
"Emin değilim ama ihtimal var."
"Şimdiki önceliğimiz başka bir şey bence."
"Uyandı!"
Herkes Yazgı'ya bakarken Çınar'ın kalbi atıyordu. İçeri girmek istediğini söyledi. Doktor sadece birinci dereceden yakınların girebileceğini söyleyince Çınar doktorla özel bir şey konuşmak istediğini söyledi. O doktorla uzaklaşırken Tuğkan onları izliyordu. Doktor şaşkınca bir şeyleri dinledikten sonra hemşireye Çınar'a yardımcı olmasını söyleyince herkes şüpheyle baktı. Çınar içeri girdiğinde Yazgı ağlıyordu.
"Öldürdü!" Diye çığlık attı. Çınar Yazgı'dan önce cama geldi.
"Ne yapıyor bu?" dedi Tuğkan sinirle. Çınar kapıyı da kilitlemişti.
"Karışma." dedi Ufuk sertçe. Tuğkan ona ters ters baktı. Çınar perdeyi de kapattıktan sonra Yazgı'nın yanına oturdu. Tuğkan çoktan kapıya gitmiş açmasını söylüyordu. Kapıdan içerideki sesler duyuluyordu.
"Kaan öldürdü. Ceren öldü!" Diye bağırdı Yazgı.
"Şşt." dedi Çınar. Kollarını Yazgı'ya sardığında Yazgı burnuna dolan kokuyla sessizleşti.
"Korkma. Ben yanındayım. Hiç bıraktım mı seni?"
Yazgı sakimleştiricilerin etkisindeyken mırıldandı.
"Bıraktın. Yanımda olmuyorsun hiç."
Çınar kollarındaki Yazgı'nın bir an her şeyi hatırladığını düşündü. Anın tadını çıkarmak istedi. Hep yaptığını yaptı. Çenesinden kaldırıp dudaklarını dudaklarına bastırdı.
"Ben seni asla bırakmadım. Her şey senin için. Sana bir şey olursa ben yaşayamam."
Ufuk içerinin duyulduğunu fark edince Çınar'ın pot kırmasından korktu. İleri doğru atıldı. Tuğkan amacını anlayıp kolundan tutup itti.
"Deneme bile."
Ufuk bir şeyler sakladığını belli etmek istemese de Çınar'ı uyarmalıydı.
"Çok özledim seni." Diye mırıldandı Yazgı. Kafasını kedi gibi göğsüne sürtüyordu Çınar'ın.
Çınar kulağına doğru eğilip fısıldadı.
"Bizde seni özledik."
Yazgı bir şey demedi.
"Ama şimdi ilaçlarını almalısın. O şerefsizden senin sayende kurtulabiliriz. Kavuşmamız senin elinde."
Yazgı onaylayarak Çınar'ın uzattığı ilacı içti. Çınar son kez dudaklarını bastırdı dudağına. Yazgı uzanıp gözlerini kapattı. Bir süre geçtikten sonra açtı gözlerini.
" Çınar? Sen nasıl geldin buraya? Neredeyim ben Ceren ne oldu ona? "
" Sakin ol. Hastanedesin."
Çınar konuşurken ilerleyip kapıyı açtı. Herkes içeri bakarken tekrar Yazgı'nın yanına oturdu.
"Ne hatırlıyorsun anlatabilir misin?"
"Ben. Bana mesaj gelmişti okulda. Her şeyi anlayacaktı biri. Parka gel dedi. Gittim ama saklandım. Tuzak olmasından korktum. Ceren geldi." dedikten sonra silahı hatırladı.
"Ceren iyi mi? Vurdu onu."
Kimse bir şey demedi. Cem not almak için Yazgı'ya yaklaştı.
"Devam etmen gerek."
Yazgı devam etti.
"Sonra Kaan geldi. Vurdu Ceren'e. Bağırdı. Ceren her şeyi sevdiği için yaptığını söyledi. Geçmişte beni merdivenlerden itmiş. Kaan o zaman onu öldürmesi gerektiğini söyledi."
"O Ceren miymiş?" Diye bağırdı Nur. Nur'un bir şeyler bildiğini herkes bilse de Cem bilmiyordu.
"Bölmeyin lütfen.." dedi.
"Sonra zorla arabaya bindirdi. Taksiye bindim. Takip ettim. Eski bir yere girdi. Dövüyordu. Korktum. Karşı çıkarsam bana da bir şey yapar diye korktum. Sonra polisi aradım. Ama kanıt lazımdı."
Cem hızla kafasını kaldırdı.
"Lütfen bana kanıt var de."
"Var. Telefonum. Her şey telefonumda. Video çektim."
Cem heyecanla cebindeki telefonu Yazgı'ya uzattı. Yazgı videoyu açtı. Cem elini uzatıp herkesin göreceği şekilde tuttu telefonu. En son Kaan'ın silahı çıkardığı sırada Yazgı çığlık atıyordu. Ama Kaan'ın Ceren'i vurduğu görünüyordu. Kalanında Yazgı'nın avucunun içi ve çığlıkları vardı.
Yazgı silah sesinde Çınar'a sarılıp kafasını göğsüne sakladığında Çınar Yazgı'nın sırtını sıvazladı.
"Keşke daha erken gelseydi bu kanıt. Sonra ne oldu?"
"Sonra peşimden geldi. Benim astımım varmış. Bilmiyordum. Çok koşunca nefessiz kaldım. Ağacın arkasına saklandım. Yakınımdaydı. Korkuyordum. Astımım olduğunu ilacımın onda olduğunu söyledi. Sonra ilacı havaya sıktı. Sonra Yeşim aradı beni. Sesi duydu. Yakaladı beni. Dikkatini dağıtmam gerekiyordu. Öptüm onu. Sonra itip tekme attım yerde sürünürken silahı atmaya çalıştım. "
Yeşim onun yüzünden yakalandığını duyunca gözleri doldu. Yazgı anlatırken titriyordu. Çınar görünmeyecek şekilde elini tuttu. Tek gören Tuğkan'dı. Yazgı'nın el ele tutuştuktan sonra daha rahat konuştuğunu fark etti. Sessizce dinledi.
" Sonra silahı atmaya çalıştım. Çok ağırdı. İlacı aldım. Ayağımı tuttu. Yüzüne tekme atıp kaçmaya devam ettim. İlacı sıkmaya çalıştım. Ama bitti. Yetmedi. En son birine çarptığımı hatırlıyorum. Kollarımdan tutuyordu. Sonra silah sesi. Gerisi yok. Ceren iyi mi? "
Herkes sessizleşince Yazgı sorusunu tekrarladı.
" Ceren. O iyi mi? "
" Yazgı. " dedi en son Nehir.
" Öldü mü? " dedi umutsuzca.
" Çok kan kaybetmişti. " dedi Cem.
" Kalbinden vurulmuştu zaten. İmkanı yoktu. "
Yazgı Çınar'ın elini sıktı.
" Benim yüzümden. Kurtarabilirdim."
"Saçmalama. Sende ölebilirdin. Sen bir katili yakalamamızı sağlayacak kanıtı buldun. Sayende serbest kalamaz artık."
Cem telefonla konuşmak için odadan çıkınca Yazgı Çınar'a baktı. Herkes tek tek çıkarken elini bırakm adı.
"Az önce. Gözümü açtığımda burdaydın. Ama sanki öncesi var gibiydi."
"Yoktu."
"Vardı değil mi?"
"Geçmiş olsun Yazgı."
Çıktı odadan. Geçmişi hatırlamıyordu. Bu onun için yeterliydi.