Kaan Ceren'in bir telefona bir Yazgı'ya baktığını görünce şüphelendi. Ceren' in bir işler karıştırdığı çok belliydi. Ceren'in telefonunu o fark etmeden bir an önce ele geçirmeliydi. Yazgı telefona bakıp etrafa bakınca Ceren hızla telefonu kapatıp tahtaya baktı. Ceren kendisini saklamaya çalışıyordu.
Kaan bu durumdan yeterince işkillenmişti. Ceren'in sıranın altına koyduğu telefonu elini uzatarak aldıktan sonra ekrana baktı.
+ Kimsin.
+Ne anlatacaksın cevap ver.
+ tamam geleceğim.
Yazgı'nın numarasından gelen mesajları görünce hızla telefonu geri yerine bıraktı. Ceren Yazgı'ya ger şeyi anlatmaya kalkacaktı demek. Bunu ona gösterecekti. Ceren' in vadesi çoktan dolmuştu.
Yazgı okuldan çıktıktan sonra mesajı kimseye söylemeden eve gitti. Tanıdığı herkesin numarasını tekrar inceledi. Numarayı googleden aratıp dolandırıcı olup olmadığına baktı. Bildiği her şeyi yapsa da kim olduğunu bulamamıştı. En sonunda aklına gelen şeyle gülümseyip uyudu.
Tüm gece araştırma yapsa da numara hakkında hiçbir şey bulamamıştı. İçinde bulunduğu gün cumaydı. Mesajın gerçek olup olmadığını öğrenmek için bir gün daha beklemesi gerekiyordu. Düşünceler içinde okula girdi. Yeşim yanına gülümseyerek geldiğinde gülümseye hali yoktu.
"Ne oldu neyin var?" diye sordu merakla. Yazgı Yeşim'in başını yeterince belaya soktuğunu düşünerek, olan biten hiçbir şeyi anlatmama kararı aldı. Duyduğunda yanına gelmek isteyebilirdi.
"Bir şey olmadı. Sadece artık kafam çok karışıyor. Ne olacak bilmiyorum."
"Üzülme Yazgı, illaki eninde sonunda her şey ortaya çıkacak. Sen böyle kendini yıpratırsan biz nasıl her şeyi bulacağız?"
Yazgı sahte bir gülümseme attı.
"Doğru diyorsun." dedi. Bu konu bir an önce kapanmazsa Yazgı pot kıracak gibiydi. Yeşim bir şey diyemeden hoca içeri girdiğinde Yazgı şükretti. Çabucak ikna olmuş gibi değildi. Hoca herkese grup ödevi vermek istediğini söyleyince Kaan sırıttı. Eskiden grup ödevleri hep Yazgı ile kendisine denk gelirdi.
"Grupları kendiniz belirleyebilirsiniz. İster iki kişi ister üç kişi olabilirsiniz."
Yeşim gülümseyerek Yazgı'ya baktı.
"Biz Yazgı'yla grup olabiliriz hocam."
"İkiniz tek mi olacaksınız?"
Yazgı Kaan'ın onların grubuna girme ihtimalini düşündü. Yeşim Yazgı'nın baktığı yere göz ucuyla baktı.
"Evet evet. İkimiz olacağız."
Kaan'la baş başa kalma ihtimali yapacakları son iş olabilirdi.
Hoca kafasını sallayıp isimlerini not aldıktan sonra Kaan merakla sordu.
"Gruplar daha sonra değişebilir mi?"
"Hayır Kaan. Ödevlerinizi bir hafta içerisinde teslim alacağım."
Çınar Kaan ve Yazgı'nın aynı gruba düşmemesine mutlu olmuştu. Kaan bu ödev işlerini kullanmayı çok iyi biliyordu.
Yeşim Yazgı'ya döndü.
"Ucuz atlattık. Yarın ödevi halledelim mi?"
"Yarın olmaz."
"Niye olmaz?"
"Çünkü şey. Ee."
Yazgı bahane ararken Yeşim şüpheyle kaşlarını kaldırdı.
"Ne saklıyorsun sen?"
"Hiçbir şey. Gerçekten. Sadece regl olacağımı hissediyorum. Ağrım var. Bu yüzden modum düşük."
Yeşim kafasıyla onayladı.
"Tabii bu kadar sinir stres ile düzeni de bozulmuştur. Dikkat et kendine biraz. Hafta içi yaparız o zaman."
Yazgı gülümseyerek kafasını salladı.
Saatler birbirini takip ederken nihayet çıkış zili çalmıştı. Yazgı Kaan'ın onu görmemesi için ışık hızında okuldan çıkarken köşeyi dönüp gelen arabasından saklandı. Kaan Yazgı'yı bulamamanın öfkesiyle gittiğinde Yazgı eve doğru ilerledi. Kapının önünde duran kadına ulaştığında kadın Yazgı'ya hevesle sarıldı.
"Buradasın. Sonunda ulaştım sana. Neredesin?"
"Tanışıyor muyuz?"
"Tabi ki tanışıyoruz. Gaye ben unuttun mu? Şirkette bir sürü imza atman gereken şey var."
Yazgı kaşlarını kaldırdı.
"Kimin şirketi?"
"Senin."
Yazgı bozuntuya vermeden gülümsedi. Nihayet şu anlamsız servetin sırrı açığa çıkıyordu. Yolda Tuğkan ve Nehir'e gidecekleri adresi atıp acil gelin yazarken bir yandan da şirket hakkında bilgi alıyordu.
Tuğkan ve Nehir Yazgı'nın söylediği adrese geldiklerinde büyük bir şirket gördüler.
Yazgı indiği arabadan Tuğkan ve Nehir'e baktı.
"Yazgı neler oluyor neresi burası?"
"Yukarı gelin."
Hep birlikte yukarı çıktılar. Yazgı büyük odaya girdiğinde koltuğa oturdu.
"Bu şirket benimmiş. Yani benim paranın kaynağı çıktı ortaya. Asıl sorun şu. Beni bulan kadın, avukatım bana bir sürü şeye imza atmam gerektiğini söyledi. Ama ben neye imza atacağımı bilmiyorum."
Tuğkan Yazgı'yı şaşkınlıkla dinledikten sonra camdan baktı.
"Oha senin bu kadar zengin olabileceğini düşünmemiştim."
"Bende düşünmemiştim."
Üçü de gülerken Nehir incelediği kağıtlara baktı.
"Yazgı çok önemli şeyler değil. Ama senin eksik imzaların şirketi biraz zarara uğratmış."
Yazgı kaşlarını kaldırıp Nehir'e baktı. Bu işlerden anlıyor muydu?
"Bakayım." Tuğkan da incelendiğinde onayladı sevgilisini.
"Evet. Bazı satın alımlar gecikmiş. Ama bence çok önemli değil. Proje çok iyi. Şu proje benim elimde olsa hayvan gibi büyütürdüm de işte."
Yazgı yanlarına gelip baktıkları kağıda baktı. Hiçbir şey anlamamıştı.
"Bu Türkçe mi?"
İkisi de güldü.
"Siz nereden biliyorsunuz bunları?"
"Ee bizde boş değiliz. İkinci üniversite sağolsun. Açıktan."
Yazgı sırıttı.
"Ne sırıtıyorsun at gibi?"
Tuğkan'ın lafıyla göz devirdi.
"Yeni şirketiniz hayırlı olsun ben gidiyorum."
Yazgı elini kolunu sallayarak çıkmak için adımladığında ikisi de kolundan tuttu.
"Yeni şirketiniz derken?"
"Ben bir halt anlamıyorum. Sizde baya biliyorsunuz. Alın sizin olsun."
"Saçmalama Yazgı. Böyle bir şey imkansız."
"Neden olmasın? Bana o kadar yardım ediyorsunuz. Bende size şirket hediye ediyorum."
"Böyle bir şeyi biz kabul etmeyiz çünkü."
"Yazgı mal mısın kuzum?" dedi Nehir inanmaz halde. "Niye ya?"
"Ya niye diyor. Kızım durup dururken birine şirket mi verilir? Kabul etmiyoruz."
"Ya ben bu şirketi anlamıyorum. O zaman batar gider. Ne yapacağım ben?"
Tuğkan ve Nehir bakıştı.
"Şöyle yapalım. Sen bizi işe al. Anca öyle. Bütün şirket bizim olmayacak. Sadece yardım edeceğiz. Senin maaşlı çalışanların olarak. Nasıl fikir?"
"Mükemmel. Tam yetki. Her şey sizde. İmza falan."
"Yazgı bize nasıl bu kadar güveniyorsun?"
"Çünkü siz beni yarı yolda bırakmadınız. Şimdi şirketi alıp kaçsanız bile umrumda olmaz. Başka dertlerim var. Zaten bu şirketle sınırlı değilmiş benim zenginlik."
Herkes güldü. Gaye içeri girdiğinde Yazgı'nın yanındaki kişilere baktı. Bu kızı ilk bulduğunda da tek değildi.
" Ee ne yaptın okudun mu? "
" Okudum. Bak Tuğkan ve Nehir. Onları işe aldım. Tam da yetki verdim. Her şeyi onlarla halledeceksin artık. Bir nevi yeni patronların gibi düşün. Ben arada uğrarım. Hadi görüşürüz."
"Lan dur." dedi Tuğkan kolundan tekrar tutup.
"Öyle söylemeyle olmaz. Ayrıca hala imzalaman gerekenler var."
"Öf ver imzalıyayım."
İmza işleri bitipte Yazgı ikisine de tam yetki vermeyi başardığında Yeşim'i aradılar. Olan biteni anlattıktan sonra Yeşim'in çığlıklarıyla hep beraber yemeğe çıkma kararı aldılar.
Birlikte yeni şirketlerinin restoranında güzel bir yemek yedikten sonra Tuğkan ve Nehir yeni işlerinin heyecanıyla konuştular.
"Ya kızım şaka gibisin. Resmen durup dururken koca şirketi bize emanet ettin. Ya yanlış bir şey yaparsak?"
"Yapmazsınız. Ben güveniyorum size."
"Vay be artık çok zengin bir değil üç kankam var."
"Gel seni de ortak yapalım dördümüzde zengin olalım." dedi Yazgı gülümseyerek.
"Ay yok almayayım. Ben daha okuyorum be."
Herkes gülerken Yazgı Tuğkan'a baktı.
"Ehliyetiniz var mı?"
"Benim var neden?"
"Gaye ehliyet varsa araba temin edelim dedi. Yoksa şoför de yollayacaktı. Sadece araba göndermesini söylerim. Sen sürersin."
"Oo şirket arabası da sürmedim demem." dedi Tuğkan gülerek.
"Ne şirket arabası ya. Senin olacak."
"Yazgı."
"Sus. Zaten şirketi almadın. Alındım. Kovarım bak."
Tuğkan kolunu omzuna attı.
"Bazen o uçurumdan seni atasım geliyor ama. Dua et iyi niyetliyim."
"Baya iyi niyetlisin ya. Bu kadar iyi niyetli olma." dedi Yazgı gülerek.
"Of tamam. Zıkkımlandıysanız herkes evlere. Ben yeni şirketime bakmaya gidiyorum." dedi Tuğkan ayağa kalkarak. Yeni işi için fazlasıyla heyecanlıydı.
"Tamam o zaman biz gidelim."
Tuğkan Yazgı ve Yeşim'i taksiye bindirdikten sonra Nehir'le beraber yukarı çıktı. Dosyaları karıştırırken gördüğü şeyle kaşlarını çattı.
"Nehir bu Ilgaz Holding kimindi?"
"Çınar'ın ailesinin değil miydi?"
"Yazgı ve Çınar ortak mıydı ?" dedi şaşkınca.
"Oha nasıl?"
Tuğkan telefonu çıkarıp Çınar'ı şirkete çağırdığında Çınar Tuğkan'ın şirkette ne aradığını anlamasa da, Yazgı'nın şirketi öğrendiğini anlamıştı.
Çınar şirkete geldiğinde Tuğkan'ın Yazgı'nın eski odasında olduğunu gördü.
"Beni buraya neden çağırdın?"
"Burası seninde şirketin değil mi? Neden çağırmayayım?"
"Evet." dedi Çınar bir şey saklama gereği duymadan.
"Yazgı ile ortakmışsınız."
"Öyle miymiş? Bilmiyordum. Başka soru?"
"Çınar. Böyle kaçarak bir yere varamazsın."
Çınar öfkeyle ayağa kalktı.
"Bir şeyden kaçtığım yok. Şirketle ilgilenen babam. Belli ki Yazgı'nın babasıyla bir ortaklığı varmış."
"Burada ortak olma tarihinin çok olmadığını görüyorum. Yazgı kaza geçirmeden birkaç ay önce. Yazgı'nın babası öleli yıllar oldu."
"Bu konu beni ilgilendirmez."
Çınar çıktığında Tuğkan Yazgı'yı aradı.
"Yazgı önemli bir şey söylemem gerekiyor." Yazgı ertesi günün heyecanındaydı.
"Dinliyorum."
"Yazgı. Çınar ve siz. Ortakmışsınız."
"Ne?"
"Evet. Az önce konuştum onunla. Bilmiyorum babam şirketle ilgileniyor dedi çekti gitti."
"Yani yine bir şey söylemeyecek. Bunun peşine düşmeye gerek yok. Nasıl olsa bir şey öğrenemeyeceğiz. Artık işlerimize odaklanma zamanı. Hala şirkette misiniz?"
"Evet. Yeni işimiz için biraz heyecanlıyız."
Nehir de gülümseyerek yanlarına geldiğinde bir süre sohbet ettiler.
Yazgı telefonu kapatıp yatağa uzandı. Yarın neler olacaktı bunu düşünüyordu. Ortaklık işini geçmişti. Artık geçmişi hakkında eskisi kadar meraklı olmasa da ona mesaj atan kişinin kim olduğunu öğrenmek istiyordu.
--
Yazgı parka randevudan 2 saat önce gelip bir köşeye gizlendi. Kim olduğuna önce uzaktan bakması gerekiyordu. Kaan evden çıkan Ceren'i takibe aldı. Ceren sessizce giydiği siyah kabanın içine saklanıp ilerlemeye başladı. Parka gelince bir bankta oturup Yazgı'yı beklemeye başladı. Yazgı gelen kişinin Ceren olduğunu görünce sevindi. Demek her şeyi anlatmaya karar vermişti. Tam ayağa kalkıp ona yürüyecekken Ceren'e doğru yürüyen kişiye görünce gerisin geri çalının arkasına saklandı. Ne konuştuklarını duyacak kadar yakındı. Kaan Ceren'in yanına oturunca Ceren başta Yazgı sanıp bakmadan konuştu.
"Artık her şeyi öğrenmeye hazır mısın?" diye sordu sinsice. Yazgı'dan sonsuza kadar kurtulacaktı. Yazgı öğrendiği şeylerden sonra asla Kaan'ın yanına yaklaşmazdı.
"Hazırım." Ceren Kaan'ın sesini duyunca hızla ayağa kalkıp ondsn iki adım uzaklaştı.
"Ka- Kaan?"
"Kaan ya." dedi Kaan öfkeyle. Kolundan tutup bükerek kendisine yaklaştırıdı.
"Demek her şeyi öğrenmeye hazırım öyle mi? Sen Yazgı'ya her şeyi anlatacak cesareti nereden buldun lan?" Ceren'i sertçe yere itti. Yazgı gidip yardım etmek istese de belki ağzından bir şey kaçırır umuduyla gizlice beklemeye başladı.
"Kaan özür dilerim. Lütfen. Neden yaptığımı, yapmak istediğimi biliyorsun." diye yalvardı. Kaan acımadan kolundan tutup kaldırdı.
"Yürü. Seninle başka yerde hesaplaşacağım."
Kaan Ceren'i ite kaka arabaya götürürken Yazgı hızla etrafta taksi aradı. Nihayet yanından geçen taksiye bindi.
"Abi şu araba varya hareket edince sende onu takip edeceksin. Gözünü seveyim ölüm kalım meselesi."
Taksici şüpheyle baktı Yazgı'ya. Durup dururken tehlikelerin içine atılmak hiç tarzı değildi ve bu kız onu tehlikeye atacağa benziyordu.
"Kızım iyi hoş diyorsun da sonra başımıza bir şey gelmesin. Bak benim çoluğum çocuğum var başıma bela alamam." dedi. Yazgı babası yaşındaki adama bakarak ofladı.
"Amca. Valla kötü bir şey yok. Sen o arabayı kaçırma. Durduğu yerde dur beni bırak sonra git ben başımın çaresine bakarım. Yeter ki sen o arabanın gittiği yere gitmemi sağla."
"Götüreyim bakalım."
Adam kemerini takıp Yazgı'nın gösterdiği arabayı izlemeye başladı.
Kaan öfkeyle arabaya Ceren'i arabaya bindirip kemerini taktıktan sonra kapıyı kapatıp arabayı kilitledi. Kendisi de anahtarla bindiğinde Ceren korkudan ölüyordu. Ödü kopuyordu. Kaan'ın ona zarar vereceğine zaten emindi asıl korkusu ölmekti. Kaan onu öldürebilirdi bile.
Kaan arabayı çalıştırırken Ceren arabanın kapısını açmaya çalıştı. Nafileydi. Kapıyı kilitlemişti. Kaan arabayı çalıştırınca Yazgı korkuyla önündeki taksicinin omzunu dürtmeye başladı.
"Abi abi abi gidiyorlar. Sakın kaçırma gözünü seveyim."
"Kızım dur bir sakin ol. Daha arabayı çalıştırdı. Nedir bu sendeki heyecan böyle?"
Yazgı cevap vermeyip arabayı izlemeye başladı. İçinde büyük bir korku vardı. Telefonu eline aldı. Bir an birini arayıp aramamayı düşündü. Ama arayamazdı. Kaan'ın Ceren'e ne yapacağı bile belli değilken kimseyi tehlikeye atamazdı. Kaan şehirin çıkışına doğru gidince taksici de o yöne saptı.
"Kızım bu adamın nereye gittiğini biliyor musun sen?"
"Yok."
"E ya bu herif başka şehire gidiyorsa bizde mi gideceğiz?"
"Yok abi gitmez başka şehire ya."
Adam bir tövbe estağfurullah çektikten sonra sürmeye devam etti. Kaan boş bir fabrikanın önüne doğru yavaşlayınca Yazgı taksiciye durmasını söyledi. Üstündeki tüm parayı verdikten sonra inip gizlice kapıya doğru yaklaştı. Kaan arabadan inip diğer kapıya doğru gitmişti. Kapıyı açıp Ceren'i kolundan tutup sertçe çekti. Ceren'in bedeni bu kuvvetin yanında hafif kaldığı için tabiri caizse yerinden fırlayıp Kaan'a çarptı. Yazgı Ceren'in bu kadar ağlayıp yerden yere vurulmasına üzülmüştü. Onu sevmese de ona bir kötülüğü dokunmamış aksine ona iyilik yapacakken yakalanmıştı. Kaan zorla Ceren'i içeri soktuğunda Yazgı görünmeden fabrikanın büyük kapısına doğru gitti. Kenardan olup biteni izliyordu.
Kaan fabrikanın ortasına gelince Ceren'i en hızlı şekilde yere itti. Ceren omzunun üzerine düşünce çığlık attı. Omzu çıkmış olmalıydı. Yazgı bir şey yapması gerektiğinin farkındaydı.
"Sen kim oluyorsun lan? Kimsin Yazgı'yı benden ayırmaya kalkıyorsun? Neyine güvendin? Seni geberteceğimi bilmiyor muydun?"
Yazgı hızla kapının kenarına gidip telefonunu açtı. 155i tuşladı.
"155 polis imdat."
"Yardım edin eski bir fabrika önündeyim. Bir adam bir kadını çok fena dövüyor. Öldürmesinden korkuyorum."
"Sakin olun hanımefendi. Adınızı soyadınızı öğrenebilir miyim nerede olduğunuzla beraber."
"Yazgı Yılmazer ben. Nerede olduğumuzu bilmiyorum. İstanbul'un çıkışında eski bir fabrikanın önündeyim galiba. Bilmiyorum lütfen sesleri geliyor hala."
"Yamam Yazgı şimdi sakin ol. Telefonunun konumunu açar mısın yerini tespit etmem daha kolay olsun ekiplerimiz yola çıktı."
Yazgı hızla telefonu açıp konumu aktifleştirdi.
"Açtım. Lütfen hızlı olun."
"Tamam. Sen kendini güvende tut. Dikkat et. Ekiplerimiz yolda. En kısa sürede orada olacaklardır."
Yazgı onayladıktan sonra telefonu kapattı. Tekrar kapıya döndüğünde Ceren Kaan'ın ayaklarına sarılmış ağlıyordu. Yazgı Kaan'ın onu yakmaya çalışmasına rağmen şimdi dışarda olduğunu fark etti. Ya bugün bu işten de sıyrılırsa? Hızla telefonunu açıp kamerasını kayda aldı. Her şeyi videoya alırsa savcı yoluyla serbest kalsa bile bu işin peşinde koşabilirdi.
"Çok pişmanım. Her şeyi seni sevdiğim için yaptım. Ne olur affet Kaan. Tek suçum sana aşık olmaktı. Lütfen Kaan ne istersen yaparım asla sözünden çıkmam. Yine Yazgı'yla olmana yardım ederim. İstersen şehri terk ederim giderim buradan."
Kaan Ceren'e tekme atıp uzaklaştırdı kendisinden.
" Uzak dur benden. Sen Yazgı'yı merdivenlerden ittiğinde benim seni gebertmem gerekiyordu. Sen kaşındın. Yazgı benim her şeyim. Sen onu benden almaya kalktın. Seni yaşatır mıyım lan ben bu saatten sonra?"
Yazgı dinlediği şeyle şok geçirdi. Ceren onu merdivenden mi itmişti? Hiçbir şey hatırlamıyordu. Yoksa Ceren yüzünden mi hiçbir şey hatırlamıyordu? Ama hayır uçurumdan düşmüştü. Ceren ona bu kadar kötülük mü yapmıştı.
" Yaptım. Seni seviyorum. Sen nasıl Yazgı'yı kazanmak için defalarca kez Çınar'a iftira attıysan bunu da ben yaptım. Yazgı senin oyunun yüzünden bu halde değil mi zaten? Az kalsın onu öldüren sendin. Sen aşkından yapmadın mı? Bende aşkımdan yaptım. Sana olan aşkımdan yaptım her şeyi Kaan lütfen öldürme beni. "
Dizlerinin üzerine çökmüş ağlıyordu.
Yazgı aldığı kayıdın ileride işine yarayacağını biliyordu. Ceren'in söylediği her şey işine yarıyordu. Bunu Çınar'a gösterip her şeyi sorabilirdi.
Yazgı için bugün büyük bir travma günüydü.