Geçmiş
Yazgı eve yerleştiğinde halası her dakika onu kontrol ediyordu. Nur zaten başından ayrılmıyor, halası her saniye yanına geliyor, Çınar sürekli telefondan ya arıyor ya mesaj atıyordu. Yazgı hiç kendisiyle baş başa kalamıyordu.
Tekrar kapı çaldığında Yazgı darlandı.
"Ay hala vallahi darlandım yeter gelme artık."
Halası elindeki tepsiye Yazgı'ya baktı.
"Ben sana yayla çorbası yapmıştım ama çıkarım kızım niye kızdın ki bu kadar?"
"Hala dur! Yayla çorbası mı? Hala valla artistlik yapayım dedim ne olur geri gel."
Füsun hanım Yazgı'ya güldü. Ne kadar ergen kız triplerine girmeye çalışırsa çalışsın konu yoğurt oldu mu asla istikrarlı duramıyordu. Yarın bir gün aldatılsa yoğurtla affedecek boyuta gelmekten korkuyordu artık. Kendisine alıkoyamıyordu.
" Deli kız seni."
Yazgı halasını dinlemeden üç tabak çorbasını içtikten sonra yerine uzandı. Şu yoğurt kimin icadıysa bulup elini kolunu öpmek gerekti.
Telefonu çalınca elini telefona atıp Çınar ismini görünce kafasını arkaya attı.
"Efendim Çınar boğacağım artık kendimi."
"Aramamı istemiyor musun?" dedi alınmış bir halde.
"Ya alınmanı istemiyorum ama artık doktor uyuyabilir dedi ve ben geldiğimden beri uyuyamadım. Çünkü ya halam geliyor ya sen arıyorsun. Deli gibi uykum var bir uyusam üç ay kalkamam. Uyumak istiyorum."
"Tamam."
Yazgı yaptığı uzun konuşmadan sonra telefon yüzüne kapanınca Çınar'ın alındığını anladı. İllaki gönlünü alırdı. Şimdi uyumak istiyordu .
Yazgı gözlerini açtığında havanın karanlık olduğunu gördü. Telefonu eline aldığında Çınar'ın hiç aramadığın gördü. Tek bir mesaj bile yoktu. Mesaj kutusuna girip mesaj attığında tek tik olduğunu gördü. Saat epey geç olmuştu muhtemelen uyumuştu.
Nasıl gönlünü alacağını düşünürken aklına gelen şeyle gülümsedi. Ayağa kalkıp ışığı açtıktan sonra kamerasını açıp gülümseyerek poz verdi. Resmi gönderdikten sonra parmaklarını klavyenin üzerinde gezdirdi.
"Günaydın sevgilim. *kalp emojisi*. Şimdi uyanıpta bu güzelliği karşında görünce biraz şok geçireceksin tabi ama ne yapalım Allah vergisi *göz kırpma emojisi*. Biliyorum dün kalbini kırdım biraz. Özür dilerim. Ama ne yapabilirim ki çok darlandım. Bir yandan halam, bir yandan Nur, bir yandan da sen çok üstüme geldiniz. Üstelik çok uykum vardı ama tam dalacağım arıyorsun tam uyuyacağım halam geliyor. Uykusuz ve açken ne kadar asabi olduğumu çok iyi biliyorsun. Seni kırmak hiç istemedim. Zaten seni çok özledim. Ne zamandır öpemiyorum da. Bugün bodruma çekip öpsen fena olmaz *öpücük emojisi*. Seni çok seviyorum sevgilim. *kalp emojisi *. Sen dayanamaz beni affedersin değil miiii *yavru köpek bakışlı emoji*. "
Yazgı mesajı gönderdikten sonra mutfakta çorba kalması umuduyla mutfağa indi. Camdan bakarken evi izleyen kapüşonlu çocukla kaşlarını çattı. Birisi durmuş evlerini izliyordu. Kalbi korkuyla atarken lambayı kapatıp camı açtı. Kaan olma ihtimali çok yüksekti. Kapüşonlu çocuk eve doğru biraz yaklaştı. Duyduğu sesle camın aşağısına baktı.
"Ya ne işin var burada? Ya babam görürse?"
"Kızım sana dedim ben. Seni bırakmam kim ne derse desin. Babanla da gelip konuşacağım niyetim ciddi diyorum."
İçi rahatlamış şekilde nefes verdi. Alt katında oturan Elif ablasının sevgilisiyfi. Elif ablasının ailesi biraz fazla katı olduğu için sevgilisi olma fikrine pek sıcak bakmamışlardı.
Yazgı pencereyi kapatıp içeri girdiğinde ocaktaki tencereye gülümsedi. Biraz katılaşmış olsa da çorba çok güzel şekilde duruyordu. Tüpü yakıp çorbayı ısıtmaya başladığında tadı şimdiden damağındaydı. İleride bir gün yoğurda, ayrana alerjisi çıksa hangi yollarla ayran içebileceğini düşünmeye başladı. Issız adaya düşerse nasıl yoğurt yapacağına kadar her şeyi düşünmüştü. Şimdiyse bu konuya açıklık getirmeliydi. Kırmızı çizgisi olduğu için her türlü konuya hakim olmalı doğaçlama yapmamalıydı.
Çorbayı içerken kaşığı alnına vurdu.
"Ben niye böyle salağım ya. Allahım neden benim için en önemli şey ailem halam Çınar falan değil de yoğurt?" diye sorguladı kendi kendisine. Çorbasını içip kendisiyle salak salak baş başa vakit geçirdikten sonra sabah olmaya başladığını fark etti. Okul için bu saatlerde uyanıyordu. Formasını giyip halası ve eniştesine kahvaltı hazırlıyordu.
"Yar yar edalı modalı yar yar." söylediği aşırı kaliteli parça eşliğinde hazırladığı kahvaltı ile herkesi uyandırdı.
"Günaydın." dedi neşeyle.
"Günaydın kız ne bu neşe?" dedi eniştesi gülerek.
"Kız hoplayıp zıplama bak bir şey olacak. Allahım sabır ver sanki salak gibi merdivenden yuvarlanan benim. Bak hiç dinliyor mu beni?" Yazgı hoplaya zıplaya odasına gidip telefonunu şarjdan çıkardığında gelen mesajı gördü. Çınar'ın attığı fotoğrafla ufak çaplı bir kalp krizi geçiriyordu. Bu çocuk neden üst giymiyordu?
"Günaydın güzelim. Sen iste yeter ki. 08.00da hazır ol sokağın başından alacağım seni."
Kalbi neşeyle atarken saatin 07.50 olduğunu görünce hemen saçlarını düzeltip hafif makyaj yaptı. Üzerine bir şey almayı bile hatırlamadan çantasını alıp sokağın başına uçtu.
Sokağın başına geldiğinde havanın ne kadar soğuk olduğunu fark etti.
" Uyy çok soğukmuş." dedi ellerini birbirine sürterek ısıtmaya çalışırken. Kısa sürede önünde duran arabayla içinden bir adet çatık kaşlı Çınar çıktı.
"Bu soğukta neden üzerinde hiçbir şey yok açıklamak için 3 saniyen var. 1 2 3 doldu."
Yazgı kıkırdayarak kollarını boynuna sardı.
"Seni göreceğim için çok heyecanlandım. Bir şey almayı unutmuşum."
Çınar hafif gülümsesede sinirinden ödün vermedi.
"Gerekirse beni unutacaksın. Yine de kendini unutmayacaksın. Çabuk üşüyorsun biliyorsun."
"Ben her şeyi unuturum yine de seni unutmam." dedi Yazgı kıkırdayarak. Çınar arabaya binmesine yardım ettikten sonra kendisi de binip arkadaki okul polarını Yazgı'ya giydirdi.
Yazgı gülerek yanağını öpmek için uzandı. Çınar kafasını hızla çevirip dudaklarını dudaklarına bastırdı.
" Hii. Çok uyanıksın." dedi Yazgı utanarak. Bir türlü aşamıyordu bu öpme işini. "
" Ne sandın? " dedi Çınar yanındaki cıvıl cıvıl dünya güzeli kıza.
Yazgı uzanıp radyoyu açtıktan sonra duyduğu şarkıyı hemen tanıdı.
" Yazgı sabah sabah ne bu enerji ya? " dedi gülerek yanında dans eden kıza. Yazgı duyduğu şarkıyla çoktan modunu yükseltmişti.
" Aşka yürek gerek anlasana her defa yanıyorum ama gitmeliyim. Yaranı sarıp acını dindiremem bak bana ben acının ta kendisiyim." Yazgı hoplaya zıplaya şarkı söylerken Çınar'ın keyfine diyecek yoktu. Şarkının sesini hafif kısıp Yazgı'ya döndü.
Yazgı bir şey diyeceğini anladı. Çınar yola dikkatle bakarken konuştu.
" Hani dedin ya ben her şeyi unuturum ama seni unutmam diye. "
Yazgı gülümseyerek kafasını salladı.
"Ya bir gün ikimizden birine bir şey olursa. Başkasına gitmez misin?"
"Ya ben hafızamı kaybetsem bile başkasını sevemem diyorum. Sen seni sevdiğim halde başkasına gidip gitmeyeceğimi soruyorsun. Tabi ki hayır." dedi kesin bir dille.
"Hadi be oradan. Hafızanı kaybetsen beni nasıl sevmeyi düşünüyorsun?"
"Ya hafızayı kalbim mi kaybediyor? Aklım kaybediyor. Kalbim seni hep tanır." dedikten sonra elini Çınar'ın elinin üzerine koydu.
"Ben hep seni severim. Adını unuturum belki ama aşkımızı unutmam yani."
Çınar aşkla yanındaki kıza baktı. Yazgı korkuyla çenesini tutup yola çevirdi.
"Ya salak derdin ne? Kaza yapalım da hafızasını kaybetsin bakayım doğru mu söylüyor diye test etme peşindeysen ben almayayım."
Çınar kahkaha attı.
"Hı bir bakayım dedim. Çok inandırıcı gelmedin sanki."
Yazgı güldü.
"Of Çınar ya. Sanki hafızamı kaybedeceğim."
"Kaybetsende ben seni kendime zorla aşık ederim güzelim korkma. Nasılsa yanından asla ayrılmam."
Yazgı çıkan şarkılara eşlik ederken Çınar gülümseyerek aşık olduğu sesi dinliyordu. Hafızasını kaybetme ihtimalini düşündü bir an gerçekten. Sonra hızla attı kötü düşünceleri. Öyle bir şey olamazdı.
---
Yazgı sırasında Nur'a hafıza kaybetme olayını gülerek anlatırken Nur sürekli yorum yapıyordu.
"Sende yalandan atıyorsun yok hafızamı kaybetsem kalbim tanır seni. Yalana bak. Öf hiç çekilmezsin de öyle olursa." dedi gülerek.
"Niye çekilmezmiş benim sevgilim?" diye sordu kaşları çatık Çınar.
"Çünkü bu, bu haliyle bize zor inanıyor. Bir de hiç tanımasa yüzümüze bakmaz. Bize de güvenmez."
"Ay kaybetsemde bir daha aynı hataya düşüp seninle tanışmasam." dedi Yazgı burnunu dikleştirerek. Nur sinirle çenesini tutup yanaklarını sıktı.
"Ben bu yanakları başka kıza sıktırır mıyım kızım? Senin en yakın arkadaşın benim ve hep ben kalacağım. Bunu unutma alo." dedi gülerek. Ufuk Nur'un ağzını büze büze konuşmasına güldü. Ördeğe benziyordu.
"Ufuk hayırdır kardeşim. Bir hayran hayran bakıyorsun sanki?" dedi Çınar yüksek sesle. Kızlar da o yöne bakınca Ufuk hızla toparlandı. Nur utanarak bakınca bunu kullanıp Çınar'a değil Nur'a bakarak Çınar'a cevap verdi.
"Yani şimdi kardeşim. Manzara güzel olunca bakmadan edemiyorsun anlıyor musun?" dedi. Nur kıpkırmızı olunca Yazgı en yakın arkadaşlık görevini yerine getirdi hızla.
"Ooo. Yeni bir aşk mı doğuyor. Nur hanım ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında?"
Elini yumruk yapıp mikrofon varmış gibi Nur'a uzatınca Nur kötü kötü baktı. Yazgı en yakın arkadaşlık kurallarını ezbere biliyordu.
Kural 22: En yakın arkadaşın utandıysa, onu rezil edip daha çok utandır.
Çınar kapıdan giren Kaan'ı görünce kolunu Yazgı'nın omzuna atıp onu kendisine çekti. Kaan bile isteye yaptığını görünce kaşlarını çattı. Yazgı Çınar'ın neden yaptığını anlamasa da boynuna sarılmış kola elini koyup muhabbete devam etmişti. Kafasını sıranın üzerinde olan Çınar'ın göğsüne de yaslayınca Kaan için görüntü yeterince azap verici olmuştu. Kafasını çevirip telefonuna bakmaya başlayınca Çınar keyifle gülümsedi. Anlaşılan Kaan boş hayallerinden vazgeçmişti. Yine de bir kanıt bulup Yazgı'yı iten kişinin Kaan ve Ceren olduğunu açığa çıkarmalıydı. Böylece ikisini de okuldan attırıp rahat bir nefes alabilirdi. Kaan' da potansiyel bir psikopat tipi vardı. Bir şekilde sürekli gözü onların üzerinde olmalıydı.
Yazgı hızla akıp giden derslerin arasında hep grubuyla takılmaktan mutluydu. Zil çaldığında heyecanla arkasını döndüğünde boşluğuna gelmiş, elindeki telefon elinden hızla fırlayıp yeri boylamıştı. Yazgı gözlerini kapatıp yere ters şekilde düşmüş telefona bakamazken, Çınar dudaklarını ısırdı.
"Lütfen yaşıyor deyin." dedi korkuyla. Yeni bir telefon almasına imkan yoktu.
Çınar uzanıp telefonu alırken Yazgı korkuyla araladı gözlerini. Çınar telefonun ön yüzünü herkese çevirince Yazgı dolu gözlerle ofladı.
"Of ne yapacağım ben ya. Kolum kopsaydı keşke." söylenerek baktı mürekkebi tüm yüzeye dağılmış kırık camlı telefona. Kullanılmasına imkan yoktu.
"Ya alt tarafı azıcık yere düştün. Ne diye triplere giriyorsun bi kırılmalar. Yok mürekkep dağıtmalar."
Herkes Yazgı'nın telefona saydırmasına güldü.
"Ya güzelim dert ettiğin telefon olsun. Alırım ben sana en güzelini."
"Saçmalama Çınar. Böyle bir şeyi kabul eder miyim?"
"Neden etmeyesin ?"
"Çünkü ben telefonu kırdım diye sana daha doğrusu babana neden yeni telefon aldırayım ?"
"Tek sıkıntı paranın bizim olmaması mı?"
"Evet. Emeğim olmayan şeyi kabul etmem."
"Anlaştık. Emeğin olacak. Ama kabul edeceksin."
"Nasıl yani?"
Ufuk, Nur ve Yazgı şaşkın şaşkın Çınar'a bakarken Çınar sırıttı. Aklında çok iyi bir fikir vardı.
Okul çıkışı üçünü de arabaya tabiri caizse teptikten sonra lüks bir kafenin önünde durdu.
"Niye geldik biz şimdi buraya?"
"Gelin benimle."
Herkes Çınar'ı takip ettiğinde Çınar mekan sahibinin yanına gitti.
"Hoşgeldiniz çocuklar. Bugün konuştuğum grup sizsiniz değil mi?"
"Grup mu?" dedi Nur şaşkınca.
Çınar gülümsedi.
"Evet abi. Böyle dört kişiyiz."
"Güzel. Emeğinizin karşılığını alacağınıza eminsiniz. 2 saat çalışacaksınız. Hepiniz enstrüman kullanabiliyor musunuz?"
"Evet." dedi Çınar. Herkes olayı anlayınca Yazgı şaşkınca baktı.
"Güzel. Bu gece kalabalık bir grup var. Hepsi genç. Eğlenmek istiyorlar. Saatine iki yüz elli TL alacaksınız. Problem var mı?"
"Var." dedi Yazgı fiyatı duyunca.
"Nedir?"
"Para kısmında şaka mı yaptınız?"
Adam gülerek baktı.
"Hayır."
"Hı."
Adam içeri gittiğinde herkes Çınar'a baktı.
"Ne bakıyorsunuz? Bir telefon alacağız alt tarafı. İki saat takılacağız. Hem eğleniriz fena mı?"
Yazgı kollarını Çınar'ın boynuna doladı.
"Ya yiyeceğim ağzını yüzünü."
Herkes sahneye çıktığında Nur mikrofon karşısında kemanı eline aldı. Çınar ve Ufuk gitarları aldığında kalabalık grup Yazgı'ya baktı. Herkes küçücük bedeniyle ne yapacağına bakarken Yazgı koca bateri setinin arkasına oturunca bazı çocuklar hayran hayran baktı. Yazgı bagetleri birbirine çarptıktan sonra Nur kemanı çalmaya başladı. Yazgı bateri ile eşlik ettikten sonra Nur kemanı indirip şarkıya girdi.
"İçimden bir masalın, külleri uçtu bu gece. Yorgun kırgın kahramanı gel gör ki yalnız tek hece."
Çınar gitarla yavaş yavaş parçaya girdiğinde Yazgı baterinin sesini arttırmaya başladı. Çınar koca davullar içinde ustaca dans eden kıza bakarken Ufuk bir sese tekrar tekrar aşık olmakla meşguldü.
" Yüzüm gözüm şişene kadar ağlamak istiyorum. İçip sabaha kadar bayılmak istiyorum. Caddelerde dolanıp bağırmak istiyorum. Müsadenle bu gece dağılmak istiyorum."
Nur tekrar kemanı eline aldığında herkes alkış tutmaya başlamıştı. Model misali profesyonel şekilde şarkılarını söylerken mekan şarkıyı duyan girdikçe dolmaya başlamıştı.
Yazgı dudağına yakın olan mikrofonla şarkıya eşlik ettiğinde Nur bir gülüş attı Yazgı'ya.
Mekanın dj'yi elinin altındaki düğmelerle oynadığında ortamda bambaşka bir hava çıkmıştı. Ozan Doğulu misali remixlemeye başlayınca herkesin eğlencesine eğlence katıldı. Beyler yine gitarları bırakıp ortamı keman ve bateriye bırakınca Nur ve Yazgı etrafı coşturmuştu. Nur kemanı bırakınca Yazgı'ya solo bateri performansı sunmak kalmıştı.
Saçları bir o yana bir bu yana savrulurken Çınar Yazgı'yı çekip öpmemek için zor duruyordu.
Mekanda bir gecede kaç kişi Yazgı'ya kaç kişi Nur'a aşık olmuştu sayılmayacak haldeydi. Kızlar gitar çalanlardan gözünü alamazken dördü de sadece kendilerine ve eğlencelerine odaklanmışlardı. Sahnede zıplayarak şarkı söylüyorlardı. Nur mikrofonla zıplayıp dönerek şarkı söylerken Yazgı bagetleri elinde çevirip zilleri zıplatıyor, davullar ağlatıyordu.
Mikrofonu eline alan Çınar ve Ufukla gitar Nur'a kalmıştı. Ufuk mikrofonu temelli eline almışken Çınar gitarı bırakmamıştı.
Yazgı yine ortalığı coşturuyordu.
Pinhani- Hele Bi Gel müziği çalınmaya başlayınca herkes bağırmış ve eşlik etmeye başlamıştı.
"İçinden geleni söyle. Kalırsa yazık olur. Hayata küsüverirsin hüzünler seni bulur."
Ufuk şarkıyı Nur'a bakarak söylerken Nur utanmıştı. Ufuk ellerini kaldırıp kafede ki herkese işaret verdiğinde herkes hep beraber söylemeye başlamıştı.
"Hele Bi gel! Uzaklar sana gelir sen hele Bi gel. Bütün dertler bitiverir. Hep seni bulur."
--
Gün bittiğinde kimse para alacaklarını hatırlamıyordu. Herkes o kadar eğlenmişti ki kafenin yarısından partide söyleme teklifi almışlardı.
Bu işi sadece bir kerelik eğlencesine yaptıklarını söylediklerinde herkesin yüzünde olumsuz bir ifade oluşmuştu.
Kafe sahibi gülerek geldi.
"Tebrik ederim çocuklar. Bugün kafe beklentisinden tam yedi kat daha fazla ciro yaptı. Hemde sizin sayenizde."
Çınar güldü.
"Ne diyebilirim ki yetenek doluyuz."
"Sürekli çalmayı düşünür müsünüz?"
"Maalesef. Biz sadece bir kerelik yapmıştık."
"Peki. Ama eğer düşünürseniz ilk sırada ben varım sakın unutmayın."
Herkes gülerek kafa sallayınca kafe sahibi elindeki zarfı uzattı.
Çınar zarfı açtığında şaşkınca baktı adama.
"Abi burada konuştuğumuzdan çok çok fazla var."
"E o konuştuğumuz bizim hesapladığımız ciroya göreydi. Şimdi sayenizde o yedi kat arttığına göre anlaştığımız para da yedi kat arttı."
"Ama bu çok fazla."
"Bizim için hiçbir şey."
Herkes şaşkınken kafeden çıktı. Yazgı bir anda yerinden zıpladı.
"Of çok eğlendim ya. Üstelik bir telefon parası yerine beş telefon parası falan çıkardık yuh." dedi heyecanla. Çınar parayı saydıktan sonra kahkaha attı.
"On dört bin var burada. Böyle her gece burada çalsak ben 2 ayda babamdan daha zengin olurum."
Herkes Çınar'a gülerken Yazgı tekrar zıpladı.
"Ne yapacağız bu kadar parayı?"
Ufuk güldü.
"Bizim paraya ihtiyacımız yok."
"Hayır saçmalama. Bunu hep beraber kazandık." dedi Nur ters ters.
"Beraber harcayacağız evet." dedi Yazgı arkadaşına katılarak.
"O zaman şöyle yapalım. Elimiz değmişken Nur'un telefonunu da yenileyelim. İkinizin telefon işini hallettikten sonra da gidip güzel bir yemek yiyelim. Nasıl fikir?" dedi Çınar arayı bularak.
Aradan kendi külüstür telefonunun da çıkacağını duyan Nur ve Yazgı kahkaha attı. Çınar ve Ufuk anlamayıp boş boş baktı.
" Hadi yiyorsa yeni telefonunu kafama fırlat. " dedi Yazgı gülerek.
" Bunu atmayacağım çöpe. Gerektiği zaman yine bunu atacağım."
İkisi de tekrar gülerken beylerin boş boş baktığını gördü.
Yazgı açıklama gereği duydu.
"Ya Nur telefon zaten külüstür diye ne zaman sinirlense, telefonu alnımın çatına fırlatıyor. Kafam göçtü bunun yüzünden."
Herkes kahkaha attığında Çınar Yazgı'nın saçlarını öptü.
"Demek bu yüzden benim sevgilimin kafası delik deşik."
"Hı evet. Telefonu üç kere aynı yere atınca beyni delindi. Ondan böyle salak oldu bu."
"Demek her şey senin yüzünden." dedi sahte bir kızgınlıkla Çınar.
Nur Çınar'a ısınmaya başladığını fark etti. Yazgı alındığını belli eder şekilde Çınar'ın kollarından çıkınca Çınar belinden yakalayıp boynunu öptü.
"Özür özür özür." dedi hızla. Yazgı huylanıp kaçarken Çınar peşinden koştu. Nur birbirlerine ne kadar aşık olduklarını izledi. Çocuk gibi eğleniyorlardı.
Ufuk hayran hayran izleyen kıza yaklaştı.
"Ne kadar güzel seviyorlar birbirlerini." dedi gülümseyerek.
"Evet. Çınar Yazgı'ya çok aşık." dedi o da gülümseyerek.
"Tıpkı benim sana olduğum gibi." dedi Ufuk onları izlemeye devam ederken. Yazgı arabanın etrafında koşarken Çınar onu yakalayıp gıdıklamaya başladı.
"Ne?" dedi Nur hızla ona doğru dönerken.
"Çok gürültülü müzik ortamı yüzünden kulakların tıkandı herhalde." dedi gülerek.
"Evet bence de tıkandı. Çok garip şeyler duyuyorum." dedi Nur duyduğu şeyleri yanlış yorumlayarak.
"Yok bence doğru duydun." dedi Ufuk elleri cebinde ona dönerek.
"Sen. Nasıl yani?"
Ufuk bir şey diyecekken Çınar kucağında Yazgı'yla geldi.
"Hadi gidip yemek yiyelim. Bizim tosun acıkmış."
Yazgı elinin tersiyle Çınar'ın ağzına vurdu.
"Anandır be tosun." dedi öfkeyle. Çınar gülerek bakınca sallayarak kucağında ki eliyle oynadı.
Nur duyduğu şeyi idrak etmeye çalışırken vakit kazanma şansını değerlendirdi hemen.
"Evet şu telefonları alıp yemek yiyelim."
"Önce yemek." diye çığırdı Yazgı.
"Bence artık öncelik kulak tedavimin." dedi Çınar yüzünü buruşturarak. Yazgı Çınar'ın omzuna vurdu.
"Ya sen çok uğraşıyorsun ama benimle."
"Ya ama sende çok tatlısın ne yapayım? Ayrıca sürekli şiddet görüyorum ben senden nedir bu be?"
Herkes kahkaha atarken yemek yemeye doğru ilerlediler.
--
"Of çok güzel ya." dedi Yazgı elindeki yeni telefonuna bakarak. Kendi milattan önce kalmış eski telefonundan hattını çıkarırken.
"Bunun içindekiler ne olacak?"
"Ver bana ben hallederim."
Yazgı eski telefonu Çınar'a verdi. Çınar sırıttı. İçindeki tüm fotoğrafları kendi bilgisayarına kopyalayacaktı.
Yazgı Çınar'ın pis gülüşüne baktı.
"İçindeki fotoğraflara bakacaksın değil mi?" dedi gülerek.
"Hepsini kopyalayacağım."
Yazgı korkuyla Nur'a baktı. İkisinin ergen ergen bir sürü fotoğrafı vardı. Aynı anda "Hayır." diye çığlık attılar. Ufuk Nur'un korkusunu görünce Çınar'ın omzuna kolunu attı.
"Kanka biz beraber bakalım şu fotoğraflara."
"Olur."
Nur kötü kötü baktı Ufuk'a.
"E o zaman yeni telefonunuzla ilk fotoğraf hepimizin olmasın mı?"
Yazgı kamerayı açıp yan tuttuktan sonra kadraja girmelerini söyledi.
Çınar kollarını Yazgı'nın beline dolayıp çenesini omzuna koydu. Bir kolunu da Nur'un omzuna yasladı.
Nur hafif öne doğru adımlayıp parmaklarını iki haline getirip sırıttı. Ufuk kolunu Nur'un omzuna doladıktan sonra o da gülümsedi. Yazgı yanağını Çınar'ın yanağına yaslayıp gülümsedi.
Bir de hafızasını kaybedeceğini söylüyorlardı.
Yazgı düşündüğü şeye gülüp deklanşöre bastı. Bu anı ölse bile unutmazdı.