Bölüm 1
Güne erken başlamak benim için bir alışkanlık haline yıllar önce gelmişti. Alarm bile kurmadan erkenden kalkıp hazırlanabiliyordum. Yine güne erken başlamıştım. Beklemediğim biçimde Ateş’ten dönüyoruz mesajı almıştım.
Gül yüzünden Ada’nın geçirdiği sinir krizinden sonra Ada uzaklaşmak istemiş, ama Ateş buna izin vermemişti. Ada’yı sakinleştirebilecek tek kişi o olduğu için buna izin versem de hiç içime sinmiyordu. Ada’nın Ateş’e aşık olduğunun cümle alem farkındaydı da bir Ateş görmüyordu. Elli kere ona Ada’nın kendisine aşık olduğunu anlatmaya çalışsam da yok öyle bir şey diye beni reddetmişti.
Düşüncelerimi köşeye atıp kalkıp bir duş aldıktan sonra hazırlanmaya karar verdim. Kendimi buz gibi soğuk suyun altına attım. Sıcak suyla duş almayı çocukluğumdan beridir sevmemiştim zaten. Hızlı bir duşun ardından, banyodan çıkıp üzerime bir şeyler geçirdim. Ada ve Ateş’in erken dönmesi beni geriyordu. Ada’yı kız kardeşim gibi severdim. 10 yıldır yanımızda, belki de bu hayatta sadık olabilecek tek kadın olarak bizimle bir yol yürüyordu. Korkusuz ve hırslı bir kadındı. Çok fazla arkadaş edinmez, insanlara, özellikle kadınlara kolay kolay güvenmezdi. Bazen o kadar bizden biri oluyordu ki onun genç bir kadın olduğunu unutuyor, Ateş’e nasıl aşık olduğuna şaşırıp kalıyorduk.
Merdivenleri hızla indiğimde kahvaltının çoktan hazır olduğunu gördüm. Barlas, yine her zamanki umursamazlığıyla koltuğun birine kendini atmış tembellik ediyordu. Barlas, evin şımarık çocuğu gibiydi. Flörtöz, başına sürekli belalar açan, densiz ve yersiz şakalar yapan bir tipti. Ben ona, hatta evdeki herkese kıyasla daha agresif bir karaktere sahip olduğum için Ada da, Ateş te ikimizin bir karışımı gibi daha makul yönlere yürümeye meyilli, daha mantıklı insanlardı. Tam da bu yüzden aslında, ikisinden biri kendini kaybettiği anda, diğeri mantığının sesi haline gelebiliyor, birbirlerini tamamlayabiliyorlardı. Bu yüzden mükemmel bir çift olacak olsalar da, Ateş’in son davarlıklarından sonra Ada’nın üzülme ihtimaline karşın bu ilişkiyi çok da onaylıyor sayılmazdım.
Eve geldiklerinde, korktuğum şeyin gerçekleştiğini anladım. Ateş, Ada’nın elini sıkı sıkı tutuyordu. Ne kadar sevinsem de, bu işi Ateş için bu kadar kolay kılmayı düşünmüyordum. Bir kaşımı kaldırarak gözlerimi ikisinin üzerine diktim.
“Bize söylemek istediğiniz bir şey var mı?” dedim. Ateş, Ada’yla kenetlenmiş ellerini havaya kaldırdı. Cesur ve kararlı görünüyordu. Bu kararlılığı iyi bir şeydi. En azından Ada’yı üzmeyeceğini gözlerinde görüyordum.
“Belki bana çok kızacaksınız, ya da yeni bir ilişkiden çıktın diyeceksiniz ama ben Ada’yı seviyorum.” dedi. Kendi kusurunu biliyor olması garip bir biçimde içimde bir öfke uyandırdı.
“Madem bu kadar seviyordun, ne diye bu kıza göz göre göre acı çektirdin lan!” diye çıkıştım. Barlas, korkudan aniden ayağa fırladı.
“Tekin, Ada’ya yılllardır abilik yapıyorsun kardeşim. Bak ben Ada’ya ilk gördüğüm günden beridir aşıktım. İnkar ettim , kaçtım. Ben inkar ettikçe sen Ada’yı korumaya odaklandın. Ada’nın bana aşık olduğunu bir gün bile anamı olsaydım onun güzel gözlerinden bir damla yaş akıtmazdım.” dedi. Başını öne eğdi. En azından suçunu biliyor diye düşündüm. Odanın içinde volta atmaya başladım. Çocukluğumuzdan beridir, Ateş’le hiç kavga etmemiştik. Şu anda da can dostuma, kardeşime daha fazla sert çıkmak istemiyordum. Yine de kendimi bir noktaya kadar tutabildim.
“Lan! Madem öyleydi niye inkar ettin göt!” diye çıkıştım. Ben çileden çıkmak üzereydim. Ateş’in de çileden çıkmasına çok az kalmıştı. Barlas, ani bir cesaret gösterisi yaparak aramıza girdi.
“Beyler sakin olalım mı biraz?” dedi. Ateş, Ada’nın elini bırakıp burnumun dibine kadar girdi. Birbirimizin beynini uçurmamıza çok az kalmıştı.
“Korktum Tekin anlıyor musun! Korktum lan! Zaafım olmasından, canını yakmaktan, benden kaçmasından korktum. Şirket günden güne büyüyordu. İşlerin arasında boğulup onu üzmekten korktum. Korktum çünkü yeraltı dünyasına girmek zorunda kalıyorduk. Ya daha biz yolun başındayken Ada’yla tehdit etselerdi oğlum bizi! Ya ona bir şey yapsalardı!” diye bağırdı. Nitekim kendince haklıydı. Söylediği her şey mantığa sığıyordu. Her an, başımıza her şey gelebilecek bir sürü dönemden geçmiştik. Ateş’e kızıyordum. Ama bir yandan da Ada’nın da az sevgilisi olmamıştı. Hatta neredeyse evleniyordu bile. Ateş’in Ada’nın ona aşık olduğuna inanmaması normaldi. Bir adım geri çekilerek sakinleşmeye çalıştım.
“Bana bak Ateş, bu kız, bırak son iki ayda çektiği acıyı çekmeyi, bunun yarısını çeksin, seni kendi ellerimle mezara gömerim.” dedim. Ada’nın yüzüne bakınca, gördüğüm üzüntü, daha fazla yüklenmemem gerektiği anlayıp çenemi tuttum. Ateş Barlas’a bakmaya başladı.
“Ada’nın yüzü güldüğü sürece sorun yok biliyorsun. Ama tadilat nedenini anlamadım.” dedi. İkisinin arasına fazla karışmak istemediği her halinden belliydi. Ateş cevap verdi.
“Ada o odaya girmek istemediğini söyleyince ben de komple odayı değiştirmeye karar verdim.” dedi. Ateş’i hiç bu kadar titiz ve sevgilisinin üstüne titrerken görmemiştim. Ada bu kadar gerilime dayanamamış olacak ki konuyu dağıtmaya çalıştı.
“Oğlum sonunda hayatımın aşkını tavladım lan. Kankanızı tebrik etmeyecek misiniz?” diye en şımarık ses tonuyla sordu. Bu ton ona garip biçimde yakışıyor, hepimizi yumuşatabiliyordu. Kalıp Ada’ya sıkı sıkı sarıldım.
“Oh be nihayet tam bir aile olduk. Sırada Barlas’ı evlendirmek var!” dedi.
“Ben evlenmem kardeşim, çok istiyorsan Tekin'i evlendirebilirsin. Tabii bu gergin koca ayıya hatun dayanır mı onu bilemem.” dedi Barlas.
“Hocam ben umutsuz vakayım.” diye cevap verdim. Barlas koltuğa kendini fırlattı. Ben de hemen yanına kendimi attım. Ateş’le Ada da karşımızdaki koltuğa oturdular. Ada, çok huzurlu görünüyordu.
“Eee bu hareketinizi akşam kulübe giderek kutluyor muyuz?” dedi Barlas. Her zamanki gibi zevzekliği üzerindeydi. Sanki beş dakika önce Ateş’le ben birbirimizi öldürme noktasına gelmemişiz gibi davranıyordu.
“Aslında bu akşam bir davet var, ona gitmeliyiz.” dedi Ateş.
“Umarım magazincilerin olduğu bir davet değildir.” dedi Ada. Eskiden beridir magazincileri sevmezdi.
“Yine bir şirket fuarı, magazinciler tabii ki var. Hem fena mı, artık yaptıkları haberler yalan haber değil.” dedi Ateş. Ada kıkırdadı. Yanımıza geldiği ilk günkü gibi huzurlu ve küçük bir kız çocuğu gibi görünüyordu. Ela gözleri ışıl ışıldı.
“Ya yürü git.” dedi. Utanmış görünüyordu.Bu hali beni gülümsetti.
“Başlıkları şimdiden tahmin edebiliyorum.” dedim.
“Oğlum siz toplu halde beni utandırmak istiyorsunuz herhalde. Ama konumuz bu değil. Kahve içmezsem ölermişim.” dedi gülerek.Kalkmaya çalıştı ama Ateş Adayı koltuğa geri çekti. Aniden geri çekince neredeyse üstüne düşüyordu.
“Sevgiline öpücük vermeden masaya gidemezmişsin.” dedi ve Ada’dan bir öpücük aldı. Barlas’la aynı anda “Iyyyyy” dedik.
“Sevgilisi olmayanlar kıskanıyor galiba.” dedi Ada gülerek.
“Biz Ateş’i hiç böyle görmemiştik. Sen bu ayıyı nasıl öpüyorsun ona şaşırdık.” dedim.
“Ben 10 senedir bu anı bekliyorum oğlum bi kere.” dedi. Sesi kuşlar gibi cıvıldıyordu. Hep birlikte mutfağa geçtik. Kahvelerimiz doldurulurken, Ateş, Ada’ya bir şeyler yedirmeye çabalıyordu. Barlas, ağzı açık ayran budalası gibi izliyordu. Tepki vermese şaşardım
“Ateş sen de ne kılıbık adamsın ya. Utanmasan ellerinle yedireceksin.” dedi.
“Yediririm oğlum ne var. Hanımım da hanımım.” dedi. Hepimiz kahkahalara boğulmuştuk. Neşeyle kahvelerimizi içiyorduk.
“Uzun zamandır böyle eğlenmiyorduk. Eski günlere döndük gibi ha?” dedi Barlas.
“Döndük kardeşim döndük. Ama çok daha büyük güzelliklerle.” dedi Ateş.
“Kardeşim biz o güzelliğin hep farkındaydık. Gözü kör olan sensen yapacak bir şey yok.” dedim gülerek. Şakayla karışık Ateş’e laf soktum. Ateş de bunun farkındaydı. Kahvesinden bir yudum daha alıp cevap verdi.
“Doğru söylüyorsun Tekin. Ada’ya her şeyi çok daha önce söylemeliydim.” dedi. Ateş’in kendisinin farkında olması, Ada’nın üzülmeyeceğine kanaat getirmeme yardımcı oluyor olsa da, bir süre daha gözümü Ada’nın üzerinde tutmaya kararlıydım.