Güneş

2355 Kelimeler
Asya’nın gitar eşliğinde yan flütüyle seslendirdiği ağıt bittiğinde ağır adımlarla hala duyduğu gitar sesinin kaynağını aramıştı. Güneş bu süre zarfında babaannesinin çalışma odasında usul bir ritimle onu beklemişti. Asya’yı çok uzun süredir sevmiyordu, ailenin gözünde Güneş’in asla sahip olamayacağı bir değeri vardı. Üstelik şimdi birde Dünyanın koruyucusu olduğu ortaya çıkmıştı. Derin bir nefes aldı, Asya ile aralarında iki yaş vardı. Amcası Burak’ı hayal meyal hatırlıyordu, onun tarafından şımartıldığına ve her istediğini gerçekleştirmeye çalıştığına dair hoş anıları vardı. Belki yaşasaydı Asya’da Güneş’i kıskanırdı kim bilir? Ama o gitmişti ve arkasında toparlanması uzun sürmüş bir aile bırakmıştı. Asya uzaktayken bunlara şahit olmamıştı fakat Güneş uzun süren bu matemin içinde çocukluğunun bir kısmını tüketmişti. Babaannesi kaç defa hastanelik olmuş, halalarını gizli gizli ağlarken bulmuştu. Hatta bir iki sefer babasını bile yakalamıştı Güneş. Onun canını bu daha çok yakmıştı, belki bencilceydi ama babasını öyle çaresiz görmek Burak Amcasının kaybından daha çok üzmüştü onu. Sonra her yaz Asya’lı tatiller başlamıştı. Ondan büyüktü ama yatağını ıslatıyor, karanlıktan korkuyor, ışıklar kapalıyken kesinlikle uyuyamıyordu. Eğer gece uyandığında odası karanlıksa çığlık atıyordu. Bunları anlayabilirdi Güneş, sonuçta babasını kaybetmişti ama yine böyle çığlıklar atarak uyandığı bir gece onu sadece babası sakinleştirebildiğinde ve Asya babasının kollarında uyuya kaldığında anlayışlı olmayı bıraktı. Şimdi bunun bir hata olduğunu itiraf etmek zor gelse de kabulleniyordu. Asya’dan iki yaş küçüktü, herkes Asya’nın seçileceğini konuşmaya başladıklarında Güneş onların yanılmış olduğunu umdu, kendisinin seçileceğini, seneye on altısına bastığında o geçitten geçecek ve seçilen kişi olacaktı ancak olmamıştı! Gitarın tellerine daha ağır bir ritimle vurmaya devam etti. Asya, Güneş’in yutmak zorunda olduğu pek çok şeyin vücut bulmuş hali gibiydi. Dersleri her zaman daha iyi olmuştu, ondan sonra lise sınavına girdiğinde sevgili Asya kadar yüksek bir puan alıp hakkıyla tıpkı Asya gibi fen lisesine gitmesini beklemişlerdi. Asla böyle bir şey söylenmemişti ama Güneş herkesin beklediğini biliyordu. Asya seçilmese bile örgütün içinde yükseleceğini biliyordu mesela ama o Güneş’in uğraşsa bile ulaşamayacağı bir konuma yükselmişti. Tanrı aşkına ben her şeyin içinde her şeyi bilerek büyüdüm ama o daha dün gece öğrendi! Düşüncesini uzaklaştırmaya çalışırken kapı nihayet açıldığında onun geldiğini biliyordu, kanadı kırık yaralı kuş diye düşündü. Herkes onu korumak kollamak istiyordu, hatta babasını ve annesini konuşurken duymuştu. Babası Asya’nın “ileride!” belki de Uğur’la evlenebileceğini söylemişti. Eğer annesi şiddetle karşı çıkmasa Güneş odaya bodoslama dalıp babasıyla ilk kavgasını edecekti. “Biliyor musun? Annem asla sana sarılmaz!” dedi karşısına çektiği sandalyeye oturan Asya’ya hitaben ancak yüzüne bakmamıştı. “Çünkü babamın sana her sarılışında benim kırıldığımı bilir. Bütün çocukluğumun seni kıskanarak geçtiğini biliyor musun?” nihayet gitarı hemen yanına bırakıp ona bakan Asya ile yüzleşti. Onu dikkatle dinliyordu, gözlerinde çözemediği pek çok ses varmış gibiydi. “Bende çok uzun süre seni kıskandım,” dediğinde ise Güneş burnundan nefes vererek güldü. “Evet, bunu geçen sene fark ettim,” dedi. Güneş için dönüm noktası o an olmuştu aslında. Henüz dokuzuncu sınıftaydı ve büyüdüğünü, artık küçük bir kız olmadığını düşünüyordu. Annesi ve babasının koluna girmiş arabaya yönelmişti arabaya binmek için kapıya uzandığında arkasına dönüp bakmıştı ve onu görmüştü. Gözlerinde öyle yoğun bir özlem vardı ki Güneş’in içi acımıştı. Ondan sonra Asya’yı ulu orta bozmayı bırakmış onun konuşamamasıyla ilgili kendince oldukça komik esprileri de o gece son bulmuştu. “Çok uzun süre senden nefret ettim ve bu nedenle bundan sonra iyi olabilir miyiz bilmiyorum Asya ama artık düşmanın değilim!” dedi. “Seni asla düşman olarak görmedim Güneş ama evet seni kuzenim olarak görmek de kolay olmadı benim için. Sahip olamayacağım her şeye sahiptin, asla ulaşamayacağım bir zirve gibiydin.” Güneş onun bu tabirine göz devirdi. Onun hakkında düşündüğü şeylerin bir benzerini o kendisi için düşünmüştü demek… Kesinlikle aynı kanı taşıyorlardı! Asya’nın annesinin böyle olmasına bir zamanlar sevindiğini hatırlayınca yanaklarını şişirip üfledi. “Eğer sen olmasaydın kendime iyi bir arkadaş edinmek için Yeşim’in büyümesini beklemek zorunda kalacaktım,” dedi Asya onun kendisiyle iletişim kurmaya çalıştığını fark edince önce şaşırmıştı, ilk andaki şaşkınlığı atınca da ona cesaret vermek istedi “gerçi nota defterimi araklayan bir arkadaş ister miyim emin değilim,” dedi gülümseyerek. Güneş buna kıkırdarken yanakları biraz kızardı. “İki yıldır ara ara bunu çaldığını duymuştum ve insanın içine işleyen bir yapısı vardı geçen sene abilerimle dışarı çıktığında fotokopisini çekmiştim,” dedi Güneş. “Gitar çalmayı geçen sene öğrenmeye başlamıştın,” Güneş, Asya’nın sessiz kelimelerini başını sallayarak onayladı. “Hayır, kıskandığım için değildi sadece bir gün canlı müziğe gitmiştik ve sahnede gitar çalan kızı kendime benzetmiştim. Sonra da ne bileyim öğrenmek istedim işte,” dedi omuz silkerek. “Çok iyi çalıyorsun.” Asya’yı başıyla onaylayıp elini uzattı, aslında konuşulacak çok şeyleri vardı ama acelesi yoktu artık. Asya seçilmişti ve annesi istemese bile o buraya aitti. “Dost muyuz?” diye sordu. Asya geniş bir gülümsemeyle elini tutunca ayağa kalkıp sarıldılar. Tuhaf bir sıcaklık tarafından sarıldığını hissetti. “Ben seçilirim diye ummuştum, böylece seni geçecek ve tüm ilgiyi üzerimde toplayacaktım.” Asya onun bu itirafına güldü, böyleydi Güneş. Asla içinde tutamayan bir patavatsız..! Bu canını çok uzun süre yakmıştı ama şimdi o kadar acıtmıyordu. Fakat Güneş’in içinde tuttukları bitmemişti anlaşılan devam etti. “Babam seni abimle evlendirmek istiyor,” genç kızın kendisini saran kolların bir anda ondan uzaklaştığını görünce sırıttı. Bu kuzenlik olayı çok da kötü durmamıştı gözüne, iyi dedikodu yapacaklardı. “Ne? Sen ciddi misin Güneş? Abimin haberi var mı? Aman Tanrım artık yüzüne bakamayacağım!” hızla hareket eden elleri, kocaman açılmış gözleri ile bir an yavru bir şempanzeye benzetti Asya’yı. “Hayır, haberi yok endişelenme. Abim seni benden ayırmaz,” sonra dudaklarını büktü “zaten geçen sene bir sevgilisi bile olmuştu. Kız çok güzeldi Asya, sana sosyal medya hesabımdan gösteririm. Umarım büyüyünce o kadar güzel olurum,” dedi iç çekerek. Kendisine bön bön bakan kuzeninin koluna girdi. Hadi ama! Asya’nın içini hemen neden hemen rahatlatmıştı ki bunun biraz tadını çıkarmaya karar verdi. “Aslında şimdi düşününce kız sana benziyordu Asya,” dedi koluna girip onu çalışma odasının kapısına doğru çekiştirirken, zevkten dört köşeydi. Bu barış olayını biraz bekletmediği için pişman oldu bir an, Asya’yla biraz daha uğraşabilirdi oysa… “Ama tabi ki abim sana kardeşi gözüyle bakıyor Asya endişelenme. Gerçi günümüzde kuzeniyle evli olan kişi sayısı hala azımsanamayacak kadar fazla ama bu sizin de evleneceğiniz anlamına gelmiyor tabi ki.” Yüzündeki kocaman gülümsemeyle kırmızıdan mora çalan Asya’ya baktı. “Hadi yengeciğim akşam yemeğini yiyelim, abim sensiz yemek yiyemez güçten düşer şimdi neme lazım.” Ardından kahkaha atınca Asya üzerine atlayacak gibi oldu. İki kız Güneş’in kahkahaları eşliğin de merdivenden paldır küldür indiklerinde evin salonundan fırlayan aile büyükleri gördükleri manzarayla şaşkına uğradılar. Mosmor bir Asya, onun önünde koşarak onlara gelen ve en önemlisi yüzü gülen bir Güneş… Güneş onlara ulaşıp babasının arkasına saklandığı sırada, kopan gürültüye mutfaktan dışarı çıkan Uğur’a toslayan Asya kime çarptığını görünce mümkünmüş gibi biraz daha kızararak bir adım geri çekilip hızlı el hareketleriyle özür diledi. Herkes neler döndüğünü merak ederken durumu yanlış değerlendiren Uğur, yine Asya’ya onu üzecek bir şeyler söylediğini düşünerek Güneş’e döndü. “Gene ne oluyor Güneş! Kaç defa Asya’yla uğraşma demedim mi ben sana?” Güneş abisinin kızmasına içerlemeden kıkırdamaya devam ederken Asya’ya oyunbaz gözlerle bakarak cevapladı onu. “Aman da aman nasılda korurmuş,” deyip güldüğünde Asya’nın gözleri kocaman açıldı, “kuzenini.” Diyerek hışımla abisine döndü. “Sen, Uğur olacak adam! Anlamadan dinlemeden biricik kardeşine, bana, Güneş Doğu’ya nasıl kızarsın?” abasının arkasından çıkarak sert adımlarla Asya’nın yanına gidip koluna girdi, bir an ona öldürecekmiş gibi bakan Asya yüzünden kıkırdadı ama abisine dönünce somurtup Asya’yı bahçeye doğru çekiştirdi. Arkalarında dehşete düşmüş bir aile bıraktığını umursamadı bile. Çardakta Asya’ya soramadıklarını sormaya başladı. Seçimin nasıl olduğundan, gittikleri boyutta neler gördüğüne kadar her şeyi sordu. Öncesinde Asya’yı abisi konusunda rahatlatmayı ihmal etmemişti tabi ki, gerçi bunu o kadarda istekli yapmamıştı ama sonuçta artık barış imzalanmıştı. Asya ona Alard’dan buraya nasıl geldiklerini anlatırken Murat yanlarına gelip Güneş’in yanına çöktü. “Yemek hazır ama muhabbetinizi bölmekten korktukları için, yemekleri soğumaya bıraktılar,” dedi gülümseyerek. “Beklediğimizden geç gelen bu,” diyerek parmağıyla ikisini işaret etti “samimiyetinizi ve derin sohbetinizi bölmek istemiyorum ama karnımızı doyurduktan sonra mı devam etseniz? Hani açız biz biliyor musunuz? Baya aç hem de!” dediğinde kızlar yerinden kalkıp ayaklandılar. Güneş onu neredeyse tepeleyerek geçip tekrar Asya’nın koluna girince genç adam gülümseyerek arkalarından yürüdü. Burcu’nun aramasından sonra gergin geçeceğini düşündükleri akşam yemeği gayet neşeli yenmişti. Akşam herkes evlerine göndermişler buna Aysel Halaları da dahildi, kalabalık ev halkı dağıldığında Güneş, Asya’nın yanında kalmış ve geceyi iki kuzen birlikte geçirmişlerdi. Hatta Asya soru çözerken Güneş’de ona eşlik etmiş ancak o kitap okumuştu. Saat on ikiyi vurduğunda babaannesi onları ayırmıştı. Güneş sabah uyandığında, Asya’nın odasına ışınlandı, onu soru çözerken bulunca da kaşlarını çattı. Asya onu görünce kocaman gülümseyerek içeri çağırdı. “Soruları erkenden çözüp anneme atarsam belki gün içinde beni rahat bırakır,” dedi üfleyerek. “Ne kadar kaldı?” diye sordu esneyerek, asla bu kadar erken kalkıp soru çözmeyecekti ve buna şükretti. “Bu testi çözeyim bitiyor,” dedi Asya. “Ben seni aşağıda bekliyorum, akşam halalarımı gönderdik babaannemin mutfakta olduğunu duydum. Gidip ona yardım edeyim ben,” diyerek oturduğu yataktan kalktı. Ancak Aysel Halası çoktan gelmişti, saati görünce iç çekti. Aysel Halasının eşi sabah erkenden kalkardı ve dokuz onlar için oldukça geç bir saatti. “Eniştem nerede?” diye sordu selam sabahı bir kenara bırakarak. Halası ona alışık olduğundan umursamadı. “Fabrikaya gitti kızım başka nereye gidecek,” sonra tezgâhta arkasını dönüp Güneş’e şöyle bir bakıp işine devam ederken akşamdan beri sormak istediği soruyu sordu “Akşam esen rüzgârın hikmeti ne?” “Nasıl okul birincisi olduğunu öğrenip eski halime döneceğim hala, endişelenme.” Dedi sandalyede geriye yaslanarak. “Güneş!” diyen babaannesiyle kıkırdadı. “Araştırıp durmayın bundan sonra iyi olacağız babaanne,” dedi eliyle abisi gibi koyu siyah olan saçlarını şöyle bir savurup. Ne var ki gözleri onun gibi mavi değildi, sıradan bir kahverengiydi. “O çok üzüldü…” diyen babaannesini sertçe susturdu. “Hepimiz çok üzüldük babaanne!” derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştı, acımasız olmak istemiyordu “Elbette o daha çok üzülmüştü ama artık büyüdü ve bende büyüdüm, bana ona iyi davranmam ya da eve gelen mazlum misafir çocuğuymuş gibi iyi davranmam gerektiğini söyleyip durmayın. Onun acınacak bir tarafı yok! O bu ailenin kızıysa acınacak bir şeyi yoktur. Hoş acınacak kadar zayıf olsaydı seçilmezdi ama neyse! O güçlü biri babaanne ve ona göre davranmazsanız hata etmiş olursunuz. Ona çok önceden kırılacak bir bebekmiş gibi davranmayı bıraksaydınız dün annesi ona öyle bağıramazdı. O kadın ezdi sizde onu sarıp sarmalayıp sanki hiç kabahati yokmuş, kendini savunamazmış gibi sustunuz. Her geldiğinde bu çocuk niye ağlıyor diye hesap sorsaydınız? Her gün gitmediğiniz yer yok ama şuradan beş saat uzaklıktaki yere gidip kontrol edemediniz! Yılda iki ay onu sardınız sarmaladınız kalan on ay burnundan gelmesine müsaade ederek iyilik yapmış olmadınız!” durup soluklandı ok yaydan çıkmıştı. “Keşke Asya uraya hiç gelmeseydi de kendi problemlerinden kaçmak yerine onların üstünden gelmenin bir yolunu bulsaydı! Hep birlikte onun elinden özgüvenini, özgürlüğü ve daha pek çok şeyi aldınız. Üstelik bir zavallıymış gibi davrandığınız o kız şimdi çok daha büyük sorunların üstünden yardımsız gelmek zorunda kalacak,”dedi eliyle Asya’nın sevdiği kıymalı börekleri yapmakta olan babaannesin önündeki tepsiyi göstererek “Şimdi ben peynirli, abim ve Murat Abim patatesli sever. Senin tek torunun Asya değil ve kahvaltıda diğerleri de olacak.” Derin bir oh çekip mutfaktan çıktı, şişmişti kaç yıldır bunları söyleyemediği için şimdi üzerinde bir hafiflik vardı. Söylediklerinin doğru olduğunu biliyordu ama yine de suçlulukla bakan halası ve babaannesini fark ettiğinde içindeki küçük bir yer sızladı. Merdivenden çıkacakken Asya’nın inmekte olduğunu görünce onu söylediklerini duyduğunu anladı. Bir an için yanlış anlayacağını düşünerek endişelendi ama sonra göz kırpıp işaret diliyle konuştu. “İçeridekiler ufak çaplı bir şok yaşadılar ama asayiş berkemal merak etme,” dedi. Asya ona inanılmazsın der gibi başını sallayıp gülümseyip kendi üzerini gösterdi. “Sende üzerini giyin hadi, baban mesaj attı sanırım ilk eğitmenim belli olmuş. Saat onda merkezdeki spor salonunda ne durumda olduğuma bakacakmış. Birlikte gidelim,” dedi. Güneş genişçe sırıttı. Tamam, şimdi tam vaktinde barıştığına hükmetmişti. Kız kıza gezmeleri için çok geçti belki ama yine de birlikte bir yerlere gidebilirlerdi. Koşarak merdivenlerden çıkarken Asya’yı inceledi boyu Murat kadar uzundu ama Uğur kadar değildi. Uzun kıvırcık siyah saçları her zaman biraz kısa görünürdü, buğday yanığı bir teni vardı ve her zaman ışıl ışıldı. Güneş iç geçirdi ikisi de kahverengi gözlülerdi ama gel gör ki bu Asya’ya farklı bir hava katarken kendisinde sıradan görünürdü. Yanından geçip odasına gittiğinde Asya yüzündeki maskeyi indirdi. Gülümsemesi hızla soldu, çenesi titreyince kendine kızdı yutkunup tavana baktı. Dolan gözlerinden tek damla düşerse kendine lanet okuyacaktı. Güneş haklıydı, elbette durum bu kadar acımasız değildi ama bir nokta da haklıydı. Buradaki herkes Asya’yı kırılmasından korktukları camdan bir bebek gibi sarıp sarmalıyor Asya’da on ay boyunca bunun hasretiyle yanıp tutuşuyordu. Şımartılmak isteyen, kendi içinde sürekli ağlayan tarafından ölesiye utandı. Annesinin karşısında bile kendini savunamıyordu şimdi omzuna yüklenen onca yükün altından nasıl kalkacaktı? Yüreğinde onu içten saran ışığın kıvrıldığını ve ona varlığını hissettirdiğini fark etti. Evet, geçitte kitabı ya da onun vasıtasıyla taşınan benlik sayesinde diğerleriyle nasıl konuşacağını bilmiş ve bunun üstesinden gelmişti. Hatta Alard’da düzgün bir fikir bile beyan etmişti ama aynı günün akşamında annesinin karşısında zırıl zırıl ağlamıştı. Olduğu basamağa çöküp kaldığında omzunda bir el hissetti. Dönüp bakınca Uğur’u gördü, anlaşılan halasını buraya o getirmişti. “Durumun o kadar da kötü sayılmaz,” dedi ardından yanına oturup onu kendine çekti ve başının omzuna düşmesini sağlarken ile Asya yine aciz göründüğünü düşünerek kendisinden bir kez daha nefret etti. “Şımartılmaya aç olman seni zayıf kılmaz ama evet bir konuda haklı kaçmak yerine savaşmalısın Asya, eminim amcan da öyle yapmanı tercih ederdi.” Asya onu başıyla onaylarken aşını kaldırıp Uğur’a baktı, genç adam onun bakışına gülümseyerek karşılık verdi. “İlk seneler sarıp sarmalanmaya, sevildiğini bilmeye ihtiyacın vardı Asya, aslında hep vardı. Bu nedenle kendini suçlama, bazı şeyler, sevgi gibi, bizim için ihtiyaçtır. Bu seni zavallı yapmaz ama evet Asya, annenle olan durumuna müdahale etmek zorundasın. Bizimkiler dahil olmadan, özellikle babamdan bahsediyorum, bu problemi çözmeni tavsiye ederim.” Genç kız başını sallayarak onun omzundan çekildi fakat bir an için omuzlarını düşürünce Uğur kıkırdayarak güldü. “Göründüğü kadar zor değil, içinde bir sss kadını olduğunu hayal et,” dedi ve göz kırptı. Asya gülümseyerek yüzüne boya sürermiş gibi yapınca ikisi de gülüştüler. Uğur oturduğu yerden kalkıp elini uzattı, Asya elini tutup kalkınca birlikte merdivenlerden inip mutfağa yürüdüler.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE