bc

Saksağanın Çığlığı

book_age16+
319
TAKİP ET
1.6K
OKU
possessive
sporty
genius
sword-and-sorcery
multiverse
supernature earth
first love
self discover
superpower
passionate
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Asırlardır süren bir mücadele, hiç bir zaman böyle dinamik bir yapıya sahip olmamıştı...

Aydınlık ve Karanlık...

Her iki tarafta büyük savaş için hazırlıklarını tamamlıyor.

Asya...

Bu iki tarafın ortasında zoraki bir seçim kapısını çaldığında kendisine sunulmayan tek seçenek normal bir hayat sürmekti.

Güçlenmeli ve hazır olmalısın Asya çünkü kimse merhametli olmayacak!

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Bölüm:1
“Acele et Asya, bir an evvel gidelim,” diye seslendi annesi. Asya valizini günler öncesinden hazırlamıştı aslında ama sırt çantasında götürmek istediği yanından ayırmadığı şeyler vardı. Babasının günlüğü, ona son doğum gününde hediye ettiği küçük mor boynuzlu atı gibi… Masasından almak istediği başka bir şey olup olmadığını son kez kontrol etti, yoktu, her şeyini almıştı. Üç aylık özgürlüğe beş saatlik yol kalmıştı. Annesinin sesini tekrar duydu. “Hadi ama Asya neyi bekliyorsun? İkimizde can attığını biliyoruz acele et biraz, ağaç oldum.” İç çekip çantasını omzuna attı, hızlı adımlarla kapıya ulaşmıştı ki elinde hissettiği boşlukla geri döndü, yatağının üzerindeki babaannesinin ona ördüğü hırkayı alıp koşarak geri çıktı. Mevsim yazdı, onu kullanmayacaktı ama geride bırakmak istemiyordu. Annesini kapıda buldu, telefonuna bakıyordu. Onu görünce nihayet diye söylenmiş ardından kapıyı kilitlemişti. Asya koşarak arabaya bindi, küçük kardeşi Enes onu görünce hemen yer açmıştı. Asya oturduğunda ise hemen dibine kadar sokulmuştu. Asya onu tek koluyla sararken dikiz aynasından onları gülümseyerek seyreden Enis’e döndü. “Kusura bakma Abi beklettim,” dedi elleriyle Enis ona dikiz aynasından ters ters baktı. “O nasıl söz kızım? Bizde yeni bindik zaten” arkasını dönüp oğlunun yanağından makas aldı “değil mi koç?” Enes babasını heyecanla onaylarken Asya gülümsemekle yetindi. Annesi Burcu kendini ön koltuğa attığında arkaya bakıp emniyet kemerlerini kontrol etti, bağlanmış olduklarını görünce kocasına döndü onun ki de bağlıydı. “Gidelim Enis öğlenin sıcağına kalmayalım,” dedi kendi kemerini bağlarken. Böylece yolculuk başlamıştı. Asya bayılırdı yolculuklarda yolu izlemeye, oysa babasını kaybettiği ilk zamanlar arabaya binmek bile istemiyordu ama annesiyle baş başa kalmıştı ve annesi olabilecek en zor kadındı. Artık onu sarıp sarmalayan, koruyup kollayan babası yoktu, peşini bırakmayan korkunç kabuslar vardı, gömüldüğü sessizlikte annesi tarafından sarılmıyordu. Annesi içinde çok zordu, eşiyle boşanma aşamasındalardı ama kocasının ölümü Burcu’yu derinden sarsmıştı. Kızının umduğu sıcak kucak olamamıştı. Babaannesine gittiği ilkyaz korkak, sinmiş bir Asya vardı, karanlıkta duramıyordu, tuvalete gittiğinde bile kapısını tam kapatamıyordu. Psikoloğu babasını kaybettiği geceden kalan bir sarsıntı olduğunu söylemişti. Bir çocuğun sahip olabileceği tüm negatifliğe sahipti, annesinin bacaklarına sarılmıştı gitmek istememişti ama Melike Hanım onu öyle bir sarıp sarmalamıştı ki Asya aylarca annesinin yanında bulamadığı şifayı babaannesi, amcası ve halalarının yanında üç ayda bulmuştu. Korkuları azalmıştı, kaybolmamıştı ama azalmıştı, yanlarında aylar sonra gerçekten mutlu olmuştu. Asya’nın gözleri annesine döndü, onunla asla yakalayamayacakları bir anlayış vardı babaannesi ile arasında. Annesi erkek çocuğun koruyucu olduğunu duyarak büyümüştü, kız çocuğunun yapması ve yapmaması gereken şeyler vardı. Kötü biri değildi elbette ama çok katı bir yapısı vardı, Asya’nın bir zamanlar sevgiye muhtaç bir çocuk olduğunu görememişti. Şimdi ise Asya büyümüştü ve annesine bir nevi ihtiyacı kalmamıştı, zoraki ev arkadaşıydılar ona göre sadece annesine sabrediyordu. Çoğunlukla zor oluyordu ancak patlama zamanları haricinde ortalık sakin olurdu. Kardeşi iyice ona yaslandığında artık uyumaya başlayacağını anladı, hemen ona iyice yanaşırken Enes için rahat bir yastık görevi görmeye çalışıyordu. Annesi altı yıl önce Enis Abi ile evlenmişti ve bir yıl sonra kardeşi dünyaya gelmişti. Asya ne kadar sessizse Enes o kadar ciyak ciyakdı buna rağmen büyüdükçe sessizleşmişti. Belki de Asya’nın sessizliğinden etkileniyordu zira yaşıtlarına göre daha az konuşuyor, bağırıyor çağırıyordu. Son zamanlarda annesi ile Asya tartışırken aralarına girmeye ve ablasını kendince korumaya da başlamıştı. Buna rağmen Asya onun yaşıtlarından daha sessiz olmasının kendisinden kaynaklandığını düşünüyordu. Asya daha bir sarıldı kardeşine, elinden bıraktığı telefonunu alıp kulaklığını taktı ve müzik listesinden bir şarkı seçti. Müzik kulağına dolarken derin bir iç çekti, kardeşinin üzerine hırkasını örtüp bakışlarını dışarıya çevirdi. Enis iyi biriydi, annesinden pek çok konuda daha anlayışlı olduğunu düşünüyordu Asya, araları da iyiydi. Pek çok konuda Asya’yı desteklerdi, mesela yan flüt öğrenmek istediğinde annesi ona kızmıştı fakat Enis bunu muhteşem bir istek olarak değerlendirip oğluna ablasını örnek göstermişti. Gerçi işaret dili bilen bir hoca bulmak onlar için zor olmuştu ama sonunda bu dili bilen bir hoca bulmuş ve çalışmalara başlamışlardı. Asya belki kendi sesiyle derdini anlatamıyordu ama artık işaret dilinden çok başka bir dil keşfetmişti. Üstelik sanatın öyle bir yapısı vardı ki bulaştığı ve ulaştığı her ruhun yaralarını sarıyordu. Asya bunu ancak yan flütte ilerlediğinde ve bir ezgiyi bir iki denemeden sonra çalmaya başladığında keşfetmişti Ne ara uyumuştu hatırlamıyordu, annesinin ve Enis’in fısıltıları her an daha net ve anlaşılır olmaya başlamıştı. “Gitmeden senden duymalı bence Burcu, babaannesi konuyu açarsa senin kendini anlatma fırsatın olmaz diye endişeleniyorum.” “O benim kızım Enis, ben gözümün önünden her ayrıldığında panik atak geçiriyorum. Melike anne beni u konuda çiğnemez, çiğneyemez. Öte yandan Asya ile yıldızlarımız barışmıyor bir türlü eğer bundan sonra sürekli Kastamonu’da babaannesiyle kalırsa birbirimizden iyice uzaklaşırız diye çok endişeliyim.” Enis iç çekti, Burcu aşık olduğu kadındı. Onu tanıdığı günden beri her gün biraz daha seviyordu ama biliyordu ki biricik karısı kızı konusunda çok hata yapıyordu. Bir kere sürekli eleştiriyordu, konuşmuyor diye kızıyordu, gezsin tozsun istiyordu ama kendi tanıdıklarının çocuklarıyla samimi olmasını istiyordu ve sürekli neyi nasıl yapması gerektiğini söyleyip duruyordu, Asya’ya fırsat tanımıyordu. Oysa Asya belki konuşamıyordu ama çok zekiydi, derslerinden sürekli en yüksek notları alırdı ve samimi olduğu bir iki arkadaşı dışında pek kimseyle haşır neşir olmak istemiyordu. Bunları Enis bile görüyordu fakat Burcu görmek istemediği her şeyi göz ardı etmek konusunda kararlıydı. “Bu temmuzda on yedi olacak seneye on sekiz, bazı kararları onun vermesine izin vermelisin Burcu yoksa aldığı ilk karar seni çok üzebilir.” Arkada kızının kapalı gözlerinin dolduğundan ve yutkunduğundan habersiz eşine sert çıktı Beyza sesinin yükselmemesine özen göstererek. “Asya için en iyisini istemek benim en doğal hakkım. Bugün beni anlamıyor olabilir ama ileride elbette anlayacak. Belki sarıp sarmalayan bir yapım yok, hatta kendimi biraz sert bir dille ifade ediyor da olabilirim ancak o benim kızım, kimse onu benden alamaz.” Enes kıpırdanınca ikisi de sustular, ablasının kolundan başını kaldırınca Asya’da ağrıyan kolunu çekmişti. Genç kız gözlerini açıp kardeşinin hırkasını düzelttikten sonra ovuşturuyor gibi yapıp gözlerini sildi. Annesi ona sormazdı, belki haklıydı bu konuda ama onun fikrini almaya yanaşmazdı normalde de. Eğer kalmasına karar verirse Asya babaannesiyle kalacak, eğer istemezse eylül sonunda kızını gelip alacaktı. “Uyandın mı kızım?” diyen annesi arkasına dönmüş ona bakıyordu, onu başıyla onayladı. “Sana kulaklıkla uyuma demiyor muyum ben, Allah korusun kulakların zarar görecek kızım.” Çenesi kasıldı ama gülümsemeyi başardı, elindeki kulaklıkları kucağına bırakıp aceleyle ellerini hareket ettirdi. “Sesi yüksek değildi anne, hem takıldığım bir ezgi var onu dinliyordum.” “Aman Asya, sanki konservatuara hazırlanıyorsun demeli kızım,” deyip önüne dönünce genç kızın elleri kucağında yumruk oldu. Ona cevap hakkı tanımıyordu böyle arkasını döndüğünde ama bunun bile farkında değildi annesi. Derin bir nefes alıp kulaklığını elinde toparlayıp cebine attı, yüzünü camdan dışarıya çevirirken öfkeliydi. Enis Abisinin iç çektiğini duydu. “Birazdan dinlenme tesisinde oluruz kızım, sen kardeşini uyandırır mısın?” Enis yine anne kızın arasına girmeden ortamı yumuşatmaya çalışıyordu. Asya ona dikiz aynasından bakıp göz kapaklarını kapatıp açtı. Kardeşinin başını okşayıp, kolunu yavaşça dürtmeye başladığında Enes gözlerini açtı. Asya ona kocaman gülümsediğinde kardeşi ona kollarını dolayıp sırnaştı. İkilinin kıkırtıları ile arabanın içi ısınmıştı nihayet. Enis derin bir nefes aldı, arkadakilerin keyfi yerindeydi, eşine dönüp baktığında Burcu’nun dışarıya kör bakışlar attığını gördü. Aklında neler döndüğünü az çok tahmin ediyordu, çatılı kaşlarına sımsıkı kapattığı dudaklarında dolaştı gözleri bunca yıl sonra bile hala ilk günkü kadar güzeldi. Fazla oyalanmadan önüne döndü. Burcu’nun kızıyla arasında esen bu soğuk rüzgar canını sıkıyordu fakat yapabileceği bir şey yoktu. Burcu ilk tanıdığı zamanlardaki kadar dik başlıydı ve bazı şeyleri yaşamadan anlayamayacaktı. “Biz annenizle siparişleri verirken siz de beraber hediye dükkânında gezersiniz ne dersiniz?” “Oley!” diye bağıran Enes’e Asya’da hevesle başını sallayarak eşlik edince Enis oğluna aynı onun gibi oley diye bağırarak eşlik etti, Burcu’nun yüzü yumuşamış onların bu hallerine kıkırdamıştı. İki kardeş dinlenme tesisine geldiklerinde annelerinin kredi kartını aldıkları gibi arabadan fırlayarak çıktılar. Onların bu halini gülümseyerek izlerken Enes kızının gitmesini istemediğini fark etti. Evet, belki kendi kızı değildi ama Asya onun da kızıydı. Asya ve Enes ilk iş olarak tuvalete gidip rahatlarlarken ardından hediyelik eşya dükkânında gezinmeye başladılar. Enes kendisi için evde benzerlerinden bir yığın oluşan tahta arabalardan alırken Asya babaannesi için buhurdanlık aldı. Amcası için fıstıklı lokumlardan ve halaları içinse bademli çikolatalardan aldı. Kuzenleriyle yemek için birkaç çeşit lokum ve çikolata daha aldığında işi bitmişti. Enes ablasıyla kasaya gelip elindekileri ablasının eşyalarının arasına bırakıp iletişim işini üstlendi. “Biz bunları alacaktık amca,” kasadaki adam fiyatını söylediğinde ise ücreti ödeme işini Asya halletmişti. Ellerindeki poşetlerle annelerinin oturduğu masaya kurulduklarında Enis poşetleri gösterip güldü. “Başkalarına da bir şeyler bıraktınız mı bari?” “Araba stoklarındakileri çıkarmak zorunda kalacaklar,” dedi Asya elleriyle, Enis kıkırdayınca oğlu Enes hemen atıldı. “Asıl ablamın aldıklarından sonra lokum koymak zorunda kalacaklar tezgahlarına,” dediğinde annesi gözlerini büyüterek kızına baktı. “Ala ala lokum mu aldın Asya? Güzel bir şeyler alsaydın ya.” Asya iç çekip demin ki neşesinden uzak açıklama yapmaya koyuldu. “Anne zaten hediye aldım valizimde var, hem amcamda halalarımda seviyor.” “Olur mu öyle şey?” diye homurdanan Burcu'nun Enis uzanıp elini tuttu ve uzatmasına engel oldu, Asya’ya dönüp gülümsedi. “Dönüşte bana alacağın hediye daha aşağı olursa külahları değişiriz Asya, bak şimdiden uyarıyorum,” Asya ona kocaman gülümsedi. “Senin için aklımda öyle güzel bir hediye var ki görünce şimdiye kadar aldığın tüm hediyelere burun kıvıracaksın Abi.” “Bak şimdi heyecanlandım, ufak bir ipucu ver bakıyım,” diyen Enis’in lafı gelen garsonla bölünmüştü. Çocuklarının ne isteyeceğini adı gibi bilen Enis, onlar için gelen hamburgere attıkları sevinç nidalarıyla eşine tek kaşını kaldırarak baktı. Burcu’nun ona başını sallayarak bakışına gülümsedi ardından önüne konan yemeğine döndü. Açlıkla bitirdikleri hamburgerlerden sonra annesi ve Enis lavaboya gitmişler onlara ise arabaya geçmelerini söylemişlerdi. Dışarı çıkar çıkmaz koşmaya başlayan Enes’in arkasından o da koşmaya başladı, elinde tuttuğu poşet nedeniyle düşebilirdi. Arabaya yaklaştığında kardeşinin sağ salim ulaştığını görünce içi rahatladı derin bir nefes alacaktı ki bir anda birisine çarpıp dengesini kaybetti. Yeri boylamadan önce beline dolanan güçlü bir kol onu tutup yukarı çekti. Nihayet doğrulduğunda daha önce görmediği bir yüzle burun buruna geldi Asya. Çocuğun gözleri yeşilin en güzel tonuna sahipti, hafifçe çenesini saran kirli sakalı ve kısa kesim saçları açık bir kahverengi tonundaydı. Burnuna dolan yoğun deniz kokusu boğuculuktan uzaktı ve daha çok ferahlatıcı bir etkiye sahipti. Çocuğun tek kaşı kalktığında kızararak bir adım geriye çıkıp etkisinden kurtuldu. “Böyle kalabalık yerlerde dikkatli olmalısın,” dediğinde onu başıyla onaylarken sesini değerlendiriyordu. Güzeldi, kalın değildi, ince değildi fakat etkileyici hoş bir tınısı ve duru bir telaffuzu vardı. “Önüne bakmak zor anladık da özür dikelmekte mi zor?” hemen arkasındaki çocuğun küçümseyen bakışlarıyla Asya elindeki poşetleri bileğine geçirip parmaklarını kullandı. “Özür dilerim, kusura bakmayın.” Diğeri göz devirip puflarken çarptığı çocuk gülümseyerek başını eğdi. “Önemli değil ama bundan sonra daha dikkatli ol.” Asya onu başıyla onaylayıp yanlarından ayrıldığında gümbürdeyerek atan kalbini sakinleştirmeye çalıştı. İkilinin biraz ilerideki siyah spor arabaya ilerlediğini gördü. Yeşil gözlü olan arkasını döndü, bir süre etrafta dolanan bakışları Asya’yı buldu, hedefini bulunca gözleri parlamıştı. Elini kaldırıp onu selamladıktan sonra şoför kapısını açıp kendini koltuğa attı. “Hadi abla,” diyen Enes’le yolcu kapısının önünde öylece dikilmekte olduğunu fark edip toparlandı. Biraz sonra gelen annesi ve Enis Abisiyle yolculuk kaldığı yerden devam ediyordu. Yolun kalan kısmında Asya kitap okurken Enes ablasının telefonundan oyun oynamış sonra ise Kastamonu’ya yaklaştıklarını fark edince ablasına pek çok istek sıralamaya başladı. “Melike babaanne bana da bir tane hırka örsün, hem de seninkinden daha büyük olsun,” Asya gülerek sordu. “Ama daha büyük olursa giyemezsin ki, neden daha büyük istiyorsun?” “Biz tatilden dönüp seni almaya gelene kadar senden daha uzun olmuş olurum abla. O yüzden daha uzun örsün tamam mı?” Enis’in kahkahası arabanın içinde gürledi, iki kardeş bu sefer onun gülüşüne güldüler. “Oğlum o kadar hızlı büyüyüp ne yapacaksın?” “Ablamın okuluna gideceğim baba,” onun cevabına Enis Abisi kıkırdarken annesi homurdandı. “Melike Babaanne senin öz babaannen değil oğlum, Ayşe babaannene söyleriz o örer merak etme.” “Burcu,” diyen Enis Abisine ne var der gibi baktı annesi kardeşi itiraz ediyor illa Melike Babaannesinden istiyordu. Asya yutkundu az kalmıştı, annesi ne derse desin, ne düşünürse düşünsün babaannesine gerekirse yalvaracak ama bundan sonra babaannesinde kalacaktı. Kardeşinin omzuna dokundu, Enes ona döndüğünde gözlerinde yaşlar parlıyordu, küçücük çocuk ne anlar öz olup olmamadan diye düşündü. “Sen merak etme, Melike Babaannen sana yazın sonuna kadar hazır eder hırkanı. Hem benimkinin aynısından örer istersen daha güzeli de olabilir,” Enes annesine kaçamak bir bakış atıp ellerini kullandı tıpkı ablası gibi. Son zamanlarda gizli gizli konuşmak zorunda kaldıklarında olduğu gibi… “Aynısından olsun ama içinde pembe ip olmasın,” deyip kıkırdadı. Sonrasında Enes başını yine ablasına dayayıp gözlerini kapattığında Asya’da kulaklığını takıp kitabına döndü. Annesini ne kadar az duyarsa o kadar iyi geliyordu, yazık ki onun bu halini Enis Abisi bile anlıyordu ama annesinin gördüğü yoktu. Kastamonu’nun il sınırından girince amcasına mesaj attı. -Amca biz geldik babaanneme haber verir misin yarım saate orada oluruz. Mantı yaptı mı? Cevap gecikmemişti. -Melike Sultan, Sultan sofrası kurdu, bir kuş sütü eksik. -Sayende midemiz bayram edecek Minik Cadım. Gelen cevap gönlünü ferahlatırken gözleri annesine kaydı, o her zaman Enes ne isterse onu yapardı. Asya’nın isteklerini ya yapmaz ya da çok sonra yapardı çünkü kız çocuğuydu Asya, öyle sürekli şımarıklık yapmamalıydı. Yutkunup önüne döndü, babası varken bu kadar değildi, babası annesi yapmasa bile dışarıdan söylerdi. Sen ye de gerekirse ben bile yaparım, demişti bir keresinde onun boynuna sevinçle sarıldığında. Babasının kokusu aniden burnuna dolunca tekrar yutkundu, o varken her şey güzeldi, hiç kimse üzemiyordu onu. Babaannesinin üç katlı evinin çatısını görünce sevinçle iç geçirdi, yüzüne yayılan gülümsemeyi dikiz aynasından ona bakmakta olan Enis Abisin gördüğünü fark edince hemen gözlerini kaçırdı. Kardeşinin omzunu hafifçe sarsarak onu uyandırmaya çalıştı, bu sefer yol yorgunluğundan olsa gerek öyle hemen uyanmamıştı. Annesi arkasına dönüp seslenmek zorunda kalmıştı, Enes’i uyandırdıktan sonra bakışları kızına kaydığında Asya gerginleşti. Geliyordu… yine söyleyecek bir şeyleri vardı. “Sakın iner inmez ağlamaya falan kalkma Asya, gören duyan seni dövdüğümüzü düşünür kızım.” Demin yüreğine dolan sevinç kursağına yapışırken yüzünü yarılayan gülümseme soldu. Annesi son gollerini atıyordu, onu başıyla onaylayıp yutkundu. Gülümsemeye çalıştı ama dudakları yukarı kıvrılmıyordu. “Vallahi Melike Anne bana sarılınca benim bile ağlayasım geliyor,” diyen Enis Abisine minnetle baktı, annesi ise göz devirerek önüne döndü. “Sende ağla hayatım tutma kendini, hatta bende ağlayım,” Enis kıkırdadı. “Sen bilirsin aşkım bence ağlamak istiyorsan sal gitsin, içinde kalmasın.” Enis’in kıkırtıları eşliğinde araba durduğunda Asya arabadan sakince inmeye çalıştı. Diğer kapıdan fırlayarak inen Enes doğruca koşup babaannesinin kollarına attı kendini. Asya usul adımlarla dolandı arabanın çevresinden kimseyle göz göze gelmemeye çalıştı. Yüzüne bir gülümseme kondurmaya çalıştı ama çenesi titreyince vazgeçip iyice sıktı dişlerini, yan tarafa baktığında annesinin onu takip ettiğini ve uyaran bakışlar attığını gördü. En sonunda bakışlarının odağına babaannesi girince çenesi tekrar titredi adımları hızlanırken nihayet koşmaya başladı. Babaannesi kucağındaki Enes’i amcasına verip kollarını açtı, annesinin kızacağına emindi ama firar eden öncü bir iki damlayı diğerleri büyük bir hızla takip etti. Kadına ulaştığında sıkıca boynuna atladı, nihayet limanına ulaşmış gemiler gibi… Artık omuzları sarsılıyordu, yaşlı kadının kemikli elleri saçını okşuyor onu sıkı sıkı sarıyordu. Bazen kelimelere gerek olmazdı hani bilirdiniz, sevildiğinizi, sahip çıkılacağınızı. Asya bildiği kollarda güvendeydi, yüreğini kanatan babaannesinin onu sevip kolluyor olması değildi. Onun, annesinden bulamadıklarını bu kollarda buluyor olması yaralıyordu. “Yavrum, kınalı kuzum,” kulağına fısıldanan sevgi sözcüklerini teselliler takip ediyordu “geçti canımın içi, geçti gitti yavrum.” Kararını vermişti ama artık kesinleşmişti, bu kollarda onu kimse koparamayacaktı. Annesiyle İstanbul’a dönmeyecekti! Sevilmediği istenmediği bir yuvanın yavrusu olmaya devam etmeyecekti.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Kan Kırmızı (Türkçe)

read
4.1K
bc

evli kadın evli adama aşık oldu

read
11.7K
bc

Ölüm Yıllıkları

read
1.2K
bc

Tutku'nun Esiri

read
27.6K
bc

ALFABETA (+18)

read
30.2K
bc

ÇAPKIN +18 (365 Gün Serisi)

read
25.7K
bc

SENİ HİSSEDİYORUM ( 2 )

read
8.0K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook