Kaçış

2307 Kelimeler
Waen onu sorgusuz sualsiz çöldeki kendi evine bırakmış ve iyice dinlenmesini söyleyip gitmişti. Annesinden hiç bu kadar nefret ettiğini hatırlamıyordu! Yüzünü görmek, adını anmak hatta hatıralarında azıcık ile yer almasını istemiyordu. Zihnini temizleyebilseydi ona dair her şeyi siler atardı. Bedenimi hissedemiyorum, diye düşündü öfkeyle, uyuşmuş gibiyim! Uyumak ve unutmak istiyordu ama gözlerini kapattığında zihnine annesinin ona sessiz el hareketleriyle anlattıkları geliyor onun tüm duygularını alt üst ediyordu. Nasıl söylerim şimdi onlara? Düşünce zihninde o kadar çok dönmüş öyle güçlenmişti ki sanki tek derdi buymuş gibi hissediyordu. Aslında altında yatan pek çok sebep vardı bu kadar çok korkmasının, fakat en belirgini elindeki tek ailesini de kaybetmek istememesiydi. Gıcırtılı kapı açılıp Waen belirdiğinde uzandığı sedirden doğruldu. “Gerçekten daha sağlam bir kapı neden seçmedin?” dedi nihayet aklındaki soruyu nihayet sorarak. Genç adam kirli sakallarını kaşırken gülümsedi. “Burası büyülü Asya, benden başka kimse iyi niyetliyken bile giremez. Kapıya ihtiyacım ile yok aslında ama mahremiyet istediğim için burada bir şeylerin olması gerekiyordu.” Dedi sonra elleriyle saçını taradı sıkıntılı görünüyordu “Kendini biraz topladıysan Gül Yengen ve Uğur Abin geldi, seninle konuşmak istiyorlar,” dedi. Asya’da yükselen korkunç düşünceleri fark edince elini ona durmasını ister gibi uzattı “Sakin ol Asya, onlara hiçbir şey anlatmak zorunda değilsin en azından hemen anlatmak zorunda değilsin. Önce kendi içinde ne yapacağına karar verebilir ve onları geçiştirebilirsin.” Asya onu başını sallayarak reddederken aklından geçenleri Waen’in duyduğunu biliyordu. Bu onların da meselesi, söylemek zorundayım! “Bak gerçek ortaya çıkarsa Halit’in örgütteki tüm söz hakkı biter ve bu ona vurulan ikinci bir darbe olur. Bunu açıklayacaksan bile sonucunu iyice düşünmek zorundasın! Bunu sana söylemem ne kadar doğru ama Gül en başından beri bundan şüpheleniyormuş Asya!” Asya ellerini ağzına kapatırken dev bir kıskaç tarafından sıkıştırıldığını hissediyordu. Kaçması mümkün değildi. Aklına Güneş’in söyledikleri geldi, Asya’ya asla sarılmamasından bahsetmemiş miydi? Gerçi her zaman anlayışlı ve kibardı ve asla ondan bir soğukluk hissetmemişti ama şimdi… ne yani ondan şüphe mi ediyordu? “Sakin ol,” dedi yine Waen ama Asya kendini sakinleştirmek için çok gergin, öfkeli ve suçlu hissediyordu. O ve annesi bu ailenin içine girip onların hayatlarını, hayallerini sömüren sülükler gibiydiler! “İstersen uyuduğunu söyleyip geri gönderebilirim Asya,” dediğinde bir an bunu değerlendirdi ama çabuk vazgeçti! Güçlü olmak zorundaydı! Yapmalı ve sonuçlarıyla şimdi karşılaşmalıydı. Waen onun düşündüklerini saygıyla karşılayıp onun için kapıyı açtı. Birlikte evden çıkarlarken Asya içinde bir dala tutunuyordu, bu güçlü olmasını söyleyen zayıf bir daldı ve mavi bir ışıktan oluşmuştu! Birlikte geçidin ulunduğu taş binaya gittiklerinde onları Damon ile sohbet ederlerken buldu, Uğur ona endişeyle bakarken hızlı adımlarla yanına gelip omuzlarından tuttu, yüzünü incelerken kaşları çatıldı. “İyi misin?” içten sorusu içinde, şimdilik görmek istemediği bir yer sızladı. Uğur’u başıyla onaylayıp Gül’ün yanına gitti. Kadının araştıran gözlerine dimdik baktı, buna yüzü olup olmadığını sorgulamadı ama annesinden bir kez daha nefret etti. “Şüphelerinde haklıydın,” dedi kadına. Uğur’un kaşları çatılırken Gül’ün gözleri anlık kavrayışla açıldı. “Ah Tanrım! Asya çok üzgünüm,” deyip Asya’yı hızla kolundan tuttu, çekip sıkıca sarıldı. “Bunun için kendini suçlayamazsın kızım.” Kendisine sıkıca sarılmış kolların şaşkınlığını üzerinden atınca o da sıkıca sarıldı. İkinci kez fark ediyordu ki Gül ona gerçekten neredeyse hiç gerçekten sarılmamıştı. Nihayet ayrıldıklarında Gül endişeyle sordu. “Şimdi ne yapacaksın?” “Amcama her şeyi anlatacağım ama babaanneme söyleyemem yenge,” dedi gözleri dolmaya başlamıştı ki derin bir nefes aldı. “Bunu ona nasıl söylerim, bir daha beni görmek ister mi? Ben bilmiyorum ama amcama her şey söyleyeceğim bilmeye hakları var!” Gül onu başıyla onaylarken takdir ettiğine dair küçük bir gülümseme dudaklarında belirdi. “Gerçekler insanın canını yalanlar kadar yakmazlar Asya, u bence doğru bir karar kızım,” dedi omzunu sıvazlarken ve tekrar onu kendine çekip sarıldı. “Hazır hissediyorsan evimize gidelim,” dedi. Asya onu başıyla onaylarken son kez destek almak için daha sıkı sarıldı. Kollarını gevşetip ayrıldığında arkasında, ondan belli bir miktar uzaklıkta bekleyen Waen yanına geldi. “Gitmekte kararlısın,” dediğinde Asya onu başıyla onayladı. Genç adam başını sallarken Damon araya girdi. “Burada her zaman yerin var Asya, istediğin an kaçabilirsin,” adamın sözleri Asya’nın çini ısıtsa da biraz sonra ortayı yakıp kavuracak olan gerçeklerin ağırlığı üzerindeydi. Ölesiye korkuyordu ama kaçamazdı, dünya da canavarlardan daha korkutucu ir şey varsa o da kaçınılmaz kayıplardı. Waen ve Daman’a minnetle teşekkür ederken izi kurumadan tekrar kendini babaannesinin bahçesinde buldu, kahretsin ki halaları da gelmişti ve hepsi endişeyle onu bekliyorlardı. Gül destek olmak ister gibi kolunu tutup sıktı. “Eğer hazır değilsen buna saygı duymak zorundalar,” dedi ama Asya yaşayacağı ne kadar olumsuzluk varsa onu bugün yaşamak ve ertesi güne hiçbir acıyı taşımak istemiyordu. Ona gülümserken kendisini bekleyen kalabalığa yürüdü. Babaannesine özlemle bakmaktan kendini alamadı ancak amcasına dönünce o kendisini anlamış ve Melike Hanımdan izin istemişti. Amcası ve halaları ile birlikte çalışma odasına giderlerken merdivenin basamakları Asya’nın çıkamayacağı kadar dik göründü genç kıza. Ancak nasıl olduğuna şaşırarak kolayca çıkıvermişti, kurbanlık koyunların kendi ecellerine yürümesi gibi yürüdü çalışma odasına. Kendini üçlü koltuğa otururken halaları tekli ikili koltuğa amcası ise aralarında sağlıklı ir engel bırakmak ister gibi masanın diğer tarafındaki koltuğa oturmuştu. “Annenle ne konuştunuz Asya?” diye sordu amcası Halit, beklemeye tahammülü yokmuş gibiydi ve Asya ilk defa bu evde Burak’ın değil de Burcu’nun kızı olduğunu fark etti. Yutkunurken ellerinin titremesini zorlukla bastırdı, hissettiği zangırtı ellerinde yoktu. “Anneme babamın o gece evi terk etmesinde bir suçu olup olmadığını sordum,” dedi en kolay kısımlardan başlayarak. “O ne dedi?” dedi amcası, sesi ilk defa sertti. “Başta kaza yapacağını nerden bilebileceğini söyledi durdu sonra ben o geceye dair bir detay hatırladığımı, bundan emin olduğumu ve ona bana ilk anlattığında inandığını söyledim,” dedi. “Sonra her şeyi anlattı.” Amcası ona öyle soğuk ir ifadeyle bakıyordu ki tüm savunması yavaşça çökmeye başlamıştı, tuttuğu dal zayıflıyordu sanki. Panik onu öyle sarıyordu ki vücudunda hissettiği titreme arttı. “Anlat Asya! Bunu bilmeye hakkım var sana ne dedi?” bağırmıyordu ama son kısımda sesi yükselmişti. “Ben…” dedi yutkunarak çenesi titriyordu “Ben babamın kızı değilmişim,” halalarının içlerine çektikleri nefeslerin seslerine rağmen amcasında tek kas oynamamıştı. Ama Asya onun kendini zor tuttuğunu tüm benliğinde hissediyordu. Anlatmaya devam etti “Babamla kavga ettikleri bir gece…” “Seni kimden peydahladığı umurumda değil!” diye nihayet kükrediğinde Asya yerinde sıçradı, halaları abi derken Halit onları sertçe susturdu. “Siz karışmayın! O gece anlat ne olmuş!?” “O adam anneme babamı evden göndermesini söylemiş onunla konuşmak istiyormuş. Babamı kendi annesinin evine göndermesini öylece yüz yüze daha detaylı konuşabileceklerini ve bu meseleyi halledeceğini, beni ve kendisini yanına alacağını söylemiş. Annem beni babamla göndermek istemiş çünkü adamla kendisi yüzleşmek istemiş,” dediğinde Halit elini kaldırıp onu susturdu daha fazla dinlemek istemiyor gibiydi. “O adam, gerçek baban?” deyip susunca Asya kendisine dönen gözlerdeki soruyu başıyla onayladı. “O gece oradaki adamdı, fotoğrafını sosyal medyadan gösterince tanıdım. Yıllarca bundan şüphe ettiğini…” “Onun neyden şüphe ettiğinden bana ne?” deyip derin bir nefes aldı. “Adam şu İtalyan mı?” diye sordu. Asya gördüğü adamı o zamanlar ona da anlatmıştı elbette ve tüm örgüt adamı biliyordu. Karanlık tarafın Dünyadaki başıydı. Asya onu yine başıyla onaylayınca amcası yerinden kalkıp keskin adımlarla masanın etrafından dolanıp üzerine yürüdü, halaları araya girmek isteyince onları karışmamalarını söyleyip susturdu. Genç kızın kolundan sertçe tuttuğunda Asya kolunun kopartacağını zannetti. Kızı yerinden kaldırıp neredeyse sürükleyerek odadan çıkardı. Asya’nın üzüntüsü gitmiş yerini kalbini deli gibi attıran bir korku almıştı. Merdivenlerden inerken ayağı tökezlemiş ama amcası bunu da umursamamıştı. Kapıya ulaştıklarında verandada oturmakta olan Melike Hanım ve çocuklar neler olduğunu sorup araya girmek istemişler ama Halit Asya’nın diğer kolundan tutup kendine çeken Uğur’a meyil vermeden bahçenin içine doğru kükremişti. “Veysel, Hasan!” ağaçların dallarından çıkan iki kişi bir anda verandanın merdivenlerinde belirdiler. Asya’yı onlara ittirmeye çalıştı ama Uğur babasına engel olup babasının elinin gevşemiş olmasını fırsat bilerek Asya’yı arkasına çekti. “Ne yaptığını sanıyorsun baba?” “Uğur karışma!” derken Asya Uğur’un arkasına saklanmaya hakkı olmadığını biliyor ama öyle korkuyordu ki saklanmamak elinde değildi. “Yıllarca kardeşimin emaneti bildim, korudum kolladım, onun için dünyayı karşıma almaya hazırdım!” dediğinde söyledikleri Uğur’dan çok Asya’yaydı “Ama o! Kardeşimin katilinin kızı!” “O seçilen kişi,” diye itiraz eden oğluna öyle öfkeli bakıyordu ki Asya yerine sindi. “Umurumda mı!? Veysel bu pisliği alın ormanda kurtların bol bulunduğu bir yere bırakın ve öldüğünden emin olun!” dediğinde Uğur karşı çıkacakken babaannesinin sesi duyuldu. “Bu doğru mu?” amcası evin giriş kapısında beliren annesine dönüp onu başıyla onayladı. Herkes Melike Hanımın ne tepki vereceğini düşünürken kadın sakin adımlarla geldi Asya’nın karşısına geçip suratına sert bir tokat attı. Genç kız ağzından kaçan hıçkırığa engel olamadı. Bu korktuğu şey değildi, bu kadarını beklemiyordu… “Neyi bekliyorsunuz?” diyen amcasıyla adamlar nihayet taraflarını seçmiş olacaklar ki Asya’ya doğru yürüdüler ama başka birinin sesi duyuldu. “Ben hallederim,” herkesin dikkati Gül’e kaydı. “Saçmalama Gül,” diyen eşini duymazdan gelip yürüyerek oğlunun karşısına geldi. “Benden kaçamayacak, ormanda öleceğinden emin olacağım Halit!” “Sen bu işe karışma,” dediğinde ise Gül ona döndü ve sadece dudaklarıyla konuştu. “Uğur seni affetmez Halit bırak ben alayım beni affedecektir. Bu kızın yüzünden oğlunla aran açılacak…” Halit bunu mantıklı bulmuş olmalı ki itiraz etmedi. Gül arkasını döndü ve oğlunun hala korumaya çalıştığı Asya’nın uzanıp kolundan tuttu. “Anne,” diyen oğluna buz gibi bir sesle konuştu. “Babası bir başkası olsaydı en fazla evden atılırdı Uğur ama babası… Buna izin verilemez!” dedi buz gibi bir nezaket vardı üzerinde. Oğlu bırakmayınca arkasındaki adamlara onu gösterdi! Adamlar Uğur’un iki kolundan tutmak istediklerinde bir boğuşma başladı. Uğur iyi eğitilmişti ve iki kişiye pabuç bırakacak değildi fakat adamlarda aynı eğitimden geçmişlerdi, belki Uğur kadar genç değillerdi ama işlerinin ehilleriydiler. Genç adam direnirken oluşan boşluktan faydalanan annesi Asya’nın kolundan tuttuğu gibi onu arabaya götürdü. Genç kızı arabaya bindirince hızla dolanıp şoför tarafına geçti. Araba çığlık atarak yerinden kalkarken Asya karşı koymayı düşünmedi bile, yengesi arabayı hızla evden uzaklaştırırken Asya’ya kaçamak bir bakış attı. “Torpidonun gözünde mendil var elini yüzünü kurula ve mümkünse ağlamayı kes Asya, seni ormana falan bırakmayacağım.” Genç kız irice açtığı gözleriyle yengesine bakareken genç kadın kendi kendine konuşur gibiydi. “Tanrım! Bu kadarını ben bile tahmin edemezdim,” dedi. Sonra genç kıza döndü “Aptallık ettim sana her şeyi Alard’da sormalı ve iyice öğrenmeliydim. Üzgünüm bilemezdim.” Tekrar yola döndüğünde Asya ne düşüneceğini bilemedi ama sonra Gül ona döndüğünde sordu. “Amcam ölmediğimi öğrenince sana çok kızacak,” dedi ama bu düşünce yüreğin sızlattı. “Tek kayıp verenler onlar değil Asya, benim ailem Asya’da faaldir ve inan bana pek çok üyemizi çok şiddetli çarpışmalarda kaybettik. Annemi, babamı ve son olarak kardeşimi… Seni öylece ormandaki kurtlara yem edemem, aşktan daha önemli şeyler var!” dedi. Son söylediği Asya’yı ayrıca üzmüştü şimdi amcasının yuvasını da parçalıyordu. Yengesinin omzuna dokunup onun kendisine bakmasını sağladı. “Beni şehre gelince bırak ve sen eve dön, ormana attığını söyle. Amcamı daha fazla üzemem yenge.” Dediğinde Gül ona anlayışla gülümsedi ve bu öneriyi başıyla reddetti. “Telefonumu alıp Uğur’a boş mesaj at, o anlar,” dedi arka cebindeki telefonu çıkarıp Asya’ya uzatırken. Genç kız tereddüt edince telefonu önünde salladı Gül, “Asya vaktimiz yok, bu bölgedeki tek geçit Melike Annenin arka bahçesindeki ve şehri bırak bölgeden çıkmamız gerekiyor. İnan toparlanmana hemen şimdi ihtiyacım var,” deyince Asya telefonu alıp Uğur’a boş mesaj attı. Sonrasında oturduğu koltukta dikleşirken en azından ayak bağı olmamayı umdu. “Şimdi mesajı sil, kendininkiyle birlikte benimkini camdan at,” genç kızın yine tereddüt ettiğini görünce açıkladı “izleyecekler Asya, izimizi kaybettirmemiz gerek.” “Bak,” dedi bir süre sessizliğin arkasından bir köy yoluna girmişti ve hala arabayı çok hızlı sürüyordu “bizi şehir dışında arayacaklar ama biz bir müddet burada saklanacağız, muhtemelen Halit seni en yakın geçide götüreceğimi düşünecektir tabi öncesinde şans eseri beni öldürdüğünü ve kaçtığına inanmayı yeğleyecektir.” Sesi kısılınca Asya onun içten içe savaş verdiğini düşündü, şuan evliliği bitiyordu ve kocasını çok sevdiğine Asya yemin edebilirdi. “Ama sonra durumu kabul ettiğinde öfkesi korkunç bir hal alacak Asya buraya yakın üç geçit kapısından biri Kilis’te diğeri Batum’da ve bir diğeri Selanik’te. Hepsinin çevresinde olacaktır. Yollarda tekin olmayacak, teknoloji seviyesini gördün kırsal dışında hiçbir yerde güvende olmamız mümkün değil,” deyip genç kıza güven vermek ister gibi gülümsedi “bizim hedefimiz ise en yakındakini kullanmak. Bizi burada aramayacak korkma.” Asya onu başıyla onaylamakla yetindi. Bir köyden diğerine giden toprak yolları tercih ediyordu Gül. Asya yanından akıp giden köy evlerine bakarken biraz olsun sakinleşmiş biraz daha düzgün düşünmeye başlamıştı, en azından öyle umuyordu. Nihayet arabaya benzin almaları gerekince Gül’ün parmakları direksiyonda ritim tuttu ardından bir karara varmış gibi Asya’ya baktı. “Asya, bu çevrede bir benzinlik var ama oraya ben gidemem sende gidemezsin mecbur oradaki birilerinden yardım isteyeceğiz. Olası bir durumda gücün yettiği kadar koş Asya, bir ses duyarsan ben miyim diye bakma tersi yöne koş, beni anlıyor musun?” dedi. Asya başını sallarken başka bir korku dalgası yüreğine dalgalar halinde yayılıyordu. Toprak yoldan daha düzgün bir yola çıkan Gül benzinlik görüş alanına girince arabayı durdurdu. “Dışarı çık Asya, arabanın içinde dışarıyı duyamazsın,” dedi. Arabadan inmeden önce tekrar dönüp Asya’ya baktı “Asya, bir şey olursa, alacağından değil seni her türlü korurum ama olursa içgüdülerine güven. Daha önce ilk seçilmişlerin kanını tanımayan biri hiç seçilmemişti ama sen karanlığa batmış bir babaya ve hiçbir şeyden haberi olmayan bir anneye sahip olmana rağmen seçildin. Bunun bir anlamı olmalı.” Arabadan inip koca bir bidonla en yakın eve doğru yürürken korkusuz görünüyordu oysa Asya onu hep narin bir kadın olarak görmüştü. Arabaya binmek ve karanlıkta ona her saldıracak düşmanlardan saklanmak istiyordu ama binmedi ve beklemeye başladı, böceklerin cırıltılarını, baykuşların çığlıklarını, çok da uzaktan olmayan köpeklerin havlamalarını… bir çıtırtı bekliyordu, evlerin arkasından çıkacak amcasını… Ondan kaçamayacağını fark etti, yengesi ne derse desin amcasından kaçamazdı, babası ölünce onu babası yerine koymuştu ondan nasıl kaçabilirdi ki? Karanlıkla savaşmaya hayır demezdi, ölmeye bile vardı ama amcasıyla düşman olamazdı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE