Dağ Evi

1489 Kelimeler
Gül’ün ona seslenmesiyle uyuduğu koltukta gerinerek gözlerini açtı. Her yeri tutulmuştu ama kendini daha iyi hissediyordu. Yana dönüp Gül’e bakınca genç kadının önünde durdukları evi işaret ettiğini gördü. “Bir süre saklanacağımız ev,” dedi derme çatma olduğunu düşündüğü ahşap binaya bakarak. Yosun tutmuş çatısı mı öyle düşünmesine neden olmuştu yoksa hemen dibindeki ağacın eve neredeyse yatması mı? Asya binayı incelerken Gül onun gözlerinde gördüğü şüpheye iç çekti. Dün gece tüm hayatı alt üst olmuştu… “Burayı, bu çevrede toplandıklarını düşündüğümüz bir gruba baskın yapmak için geldiğimizde bulmuştum. O esnada benim tek başıma taradığım bölgenin içindeydi, tedbir için içini kontrol ettiğimde boş ve göründüğünden daha sağlam olduğunu görünce epey etkilenmiştim. Çocuklarıma buradan bahsetmiştim ve olası bir durumda buraya gelmelerini istemiştim. Merak etme buradan sadece o ikisin haberi var ve Uğur o zamanlar buraya gizlice ara ara gelip evin tüm eksikleriyle ilgilenmişti,” dedi. Yorgun görüntüsü Asya’yı biraz daha suçlu hissettiriyordu. Omzuna dokunup kendisine bakmasını sağladı. “Amcamla konuşsak belki sakinleşmiştir ve…ve beni öldürmek değil de sadece kovmak ister,” dedi kendi cümlesi canını yaksa da yanında oturan kadının üzüntüsü içini daha çok kanatmaya başlamıştı. “Halit…” dedi ama cümlenin devamını getirmekte zorlanarak susup derin bir nefes aldı “Gün doğana kadar bekleyecektir,” dediğinde Asya heyecanla atıldı. “Öyleyse sen git ben idare ederim, burada. Sonra sen o sakinleşince gelirsin olmaz mı?” Gül bir an bu öneriyi değerlendirdi ancak sonra başını olumsuz anlamda salladı. “Ev evet güvenli ama peşinde seni bulup öldürmek isteyen daha kötü insanlar var Asya. Güvende olduğundan emin olmak zorundayım,” dedi yutkunarak ve arabadan indi. Asya’yı beklemeden eve acele adımlarla yürümeye başladı sanki beklese geri gidecek gibi. Telefonları atmamış olsalardı şimdi amcasını arardı ama artık unun için çok geçti. Arabadan inip iki katlı tahta eve yürürken gürüldeyen havayla ürktü, haziranın son haftası yağmur yağacak gibiydi. Yengesinin arkasından uyuşmuş bacaklarıyla dengesiz adımlarla ilerledi. Alacakları hiçbir şey yoktu ne meraklı bir heyecanın simgesi valiz ne de neşeli bir sohbetin döneceği yemekler için alışveriş poşeti. Ellerindeki boşlukta sallanan tek şey hayal kırıklıkları ve kaçmış olmanın verdiği güvensizlikti. Yengesi büyük oturma odasındaki sobayı yakmaya çalışıyordu. Asya’nın içeri girdiğin görünce yorgun bir gülümseme sundu. “Uğur kovayı bile hazır bırakmış şimdi tutuşur,” dedi sobanın demir kapağını kapatırken “aç mısın Asya?” diye sordu “mutfakta konserveler vardı hemen bir şeyler hazırlayabilirim.” Genç kız başını olumsuz anlamada sallamakla yetinirken kendini cam kenarındaki sedire bıraktı. Yağmur başlamış, karanlık geceyi iyice karanlığa boğmuştu. Yengesi içeriden getirdiği battaniye ve yastıklardan birini uzattı. “Bunları al soba şimdi odayı ısıtacaktır ama yine de üşütmeni istemeyiz,” dedi. Asya uzattığı battaniye ve yastığı alıp diğer tarafına koyunca Gül’de hemen karşısına ilişti. Birlikte bir süre gürleyerek yağan yağmuru izlediler, ikisinin de konuşacak ne hali ne isteği vardı. Dışarıdaki yağmurun sesine soba çıtırtılarla karşılık vermeye başlamıştı. Bir süre sonra Gül kapı eşiğine yakın bir noktaya yastığını bırakıp uzandı. “Bu gece bize kimse saldırmayacak Asya, güvenle uyuyabileceğimiz tek geceyi düşüncelerle ziyan etmeyelim,” dedi, sesi üzerine örttüğü battaniyenin altından boğuk geliyordu. Asya görmese de onu başıyla onaylayıp yastığını düzeltti battaniyeyi üzerine açıp uzandı. Tavandaki ateşin aydınlattığı alanı görmeyen gözlerle seyrederken uyuya kaldı. Gök sabaha kadar iki kaçağın üstünde gürledi, kimin olduğu belirsiz bir öfkeyi kusar gibiydi ancak sabah olup güneş doğduğunda yağmur durmuş geceyi karartan bulutlar dağılmıştı. Yeni güne uyanan ormanda bin bir çeşit kuş sesi ortalığı bayram yerine döndürmüştü. Soba sönmüş olsa da ev soğuk değildi, belki biraz serin ama kesinlikle soğuk değil. İlk uyanan Gül oldu saat kurmuş gibi gün ışırken uyanmış ve bir süre odanın tavanındaki işlemeleri seyretmişti. Ne yaptığını sorguladı, aşka bir yol olup olmadığını gözden geçirdi ama Asya yanlış adamın kızıydı. Nasıl seçilebilir? Bu düşünce öyle çok döndü ki zihninde bir ara kendisinden şüphe etti. Fakat hayır, genç kız annesinin söylediği kadarıyla onun kızıydı, örgüt bu duruma nasıl tepki verecekti? Belki Halit’e karşı gelebilirdi ama örgüte nasıl karşı gelebilirdi ki? Hemen hemen herkesin bir yakınının kanı o adamın ellerindeydi. Kendi anne babasını düşündü, nasıl öldüklerini… Şimdi sedirde onun kızı uyuyordu. Fakat o aynı zamanda seçilmişti de. Halit bu durumu bildirmek için daha fazla zaman kaybetmeyecekti ve kurul ilk defa bir seçilmişe karşı toplanacaktı. Yerinden nihayet kalkıp odadan çıktı, mutfağa girip ocağı yaktı ve çay koydu. Ekmek elbette yoktu ama oğlu mutlaka bunu da düşünmüş olmalıydı. Evin alt katındaki kilere gidip kapıyı açınca gülümsedi, karşısında onları altı ay idare edecek yiyecek vardı. Un çuvalını görünce ne yapması gerektiğini anladı buralarda ekmek makinesi de olmalıydı. Mutfakta yiyecek hazırlarken kafasında dönüp duran düşünceler bir nebze olsun kendi köşelerine çekildikleri sırada bahçeye bakan pencereden Asya’yı gördü. Evin etrafını saran yıkık dökük çitin üzerine tünemiş neren bulduysa kalınca bir hırkaya sarılmış öylece duruyordu. Kendi kızından sadece iki yaş büyüktü ama dün gece öldürülmek istenmişti. Babasının döktüğü kanı düşününce, tüm o yaşadıklarına rağmen şuan acıyamıyordu. Asya’nın seçileceğini düşündüğü tüm o yıllar boyunca o Güneş’ten şüphelenmişti. Bunu düşünmek için pek çok nedeni vardı üstelik. Güneş gözü karaydı, cesurdu ama akıllı da bir kızdı belki dersleri Asya kadar iyi değildi ama insan psikolojisini anlamaya yönelik doğuştan gelen bir yeteneği vardı. Asya geçitten bile geçemez diye düşünmüştü, kutsanmışlardan kimse seçilmiş olan Burak’a ihanet etmezdi ve kutsal kandan olmayan kimse geçitten geçemezdi. Asya geçitten geçtiğinde Gül örgütteki herkesin güvenirliğini sorgulamıştı. Kim ihanet etmiş olabilir diye çok kafa patlatmıştı fakat onca ihtimalin hepsinin boş olduğu ortaya çıkmıştı. “Asya kahvaltı hazır olmak üzere gel hadi, üşütme hava hala serin,” kendisine dönen kızın şiş gözleri iç çekmesine neden oldu. Kendimi kandırıyorum diye düşündü, hiçbir şeyden haberi olmayan bu çocuğu her türlü kaçırıp kurtarırdım. Göğsünde bir hafifleme hissetti, yanlış bir şey yapmıyordu. “Ben kalan son amazonum,” dedi kendi kendine mırıldanarak. Eve doğru ağır adımlarla gelen kıza tekrar bakıp içeri girdi. Küre Dağlarının temiz havası ikisine de iyi gelecekti. Saklanabildikleri müddetçe onlar için korku yoktu. Gerçi bir noktada sabit kalmak tehlikeliydi ama şuan hedefini şaşırmış kuşlar gibi yolculuk etmek daha tehlikeliydi. Açılıp kapanan kapının sesini duydu, sonra merdivenlerden çıkan adım seslerini dinledi. Bu kızın evden çıktığını ben nasıl fark edemedim diye hayıflandı, daha dikkatli olmalıydı. Mutfakta beliren Asya’ya baktı öyle suçlu duruyordu ki ona sarılmak istedi ancak bunun yerine elindeki tabakları uzattı. “Şunları masaya koyuver Asya, ekmeğe de bakıver pişmiş mi diye,” dedi mümkün olduğunca normal davranmaya çalışarak. Asya onun söylediklerini yaptıktan sonra çayları koyup yine ona uzattı kilerden getirdiği peynir ve zeytinleri de uzattıktan sonra sıcacık çıkan ekmeği dilimleyip masaya oturdu. Lokma seslerinin ritim tuttuğu sessizliği Gül bozdu. “Biraz daha iyi misin?” genç kız onu başıyla onayladı sonra daha açık konuşmak ister gibi çatalı bırakıp ellerini kullanmaya başladı. “Dün ki kadar korku hissetmiyorum ama evet görece daha iyiyim,” dedi. “Öyleyse ciddi konulardan konuşmanın vakti geldi sanırım,” dediğinde genç kız onu başıyla onayladığında açıklamaya başladı. “Asya, baban örgütteki kimsenin kabul edebileceği biri değil! Seçilmiş olman bunu göz ardı edecekleri anlamına gelmiyor. Akşam amcanı gördün, Halit… Seni öz çocuklarından daha çok sevip kollardı ama sadece içeride on dakika konuştunuz ve seni öldürmek istedi! Asya hayatın tehlikede olacak üstelik henüz güçlerine kavuşmuş değilsin. Pek çok eğitim verilmesi gerekiyordu ama yazık ki bu bundan sonra ne kadar mümkün olur emin değilim. Her zaman biraz eksik kalmandan korkuyorum.” Ona daha on yedisine basmamış birine durumun vahametini nasıl anlatabilirdi? Sustu, Asya öyle küçük göründü ki gözüne onu sonsuza kadar koruyamamaktan korktuğunu fark etti! Kendi kızı şimdi böyle saklanmak zorunda kalabilirdi. Gerçi yakında Güneş’te onlara katılacaktı. Düşünceleri dile geldikçe endişesi artmıştı. Asya karşısında dalgınca masaya bakıyordu, tanrım diye düşündü Gül, bu çocuk daha konuşamıyor bile… Asya’nın elleri hareket etmeye başlayınca elinde tutmakta olduğu çatalı sıkmaya başladığının farkında değildi. “Yenge öncelikle kahroluyorum, ışığın çime doldurduğu onca şeye rağmen bu durum beni tüketiyor… Sen böyle zor bir durumda bırakmış olmak, içimde oynaşan onca kıvılcıma rağmen sırf daha dilini çözemediğim için öyle aciz bir durumda kalmak,” dedi kadının gözlerinin içine bakarak ve devam etti “Öyle ağır geliyor ki! Annemin yaptığı hatayı ile anlayabiliyorum, benim başka bir adamın kızı olmamı ve o gece babamı ve beni o adamın isteğine uyarak evden göndermesin ile anlıyorum. İnan bana. Üstelik söylediğine göre beni babamın yanında göndermesinin tek sebebi ikimizin de zarar görmesini engellemek isteyişiymiş,” dedi ağzının kenarına yerleşen alaycı bir gülümsemeyle “Ama beni yıllarca bu sizin torununuz diyerek her yaz babaannemin evine göndermesini ne anlayabiliyorum ne de affedebiliyorum! Öte yandan tüm bu söylediğin şeyler içinde en az eğitimim için endişelenmelisin,” dedi. Sandalyede geriye doğru yaslanırken yutkundu, bir baba kaybetmişti ve şimdi tüm ailesini. Gözleri bir an ona odaklanmış kadında oyalandı, büyük bir kısmını diye düzeltti kendini. Uyuyana kadar ve uyandıktan sonra sürekli onu geri kabul etmeleri için bir yol düşündü ama yoktu. Yine de bencilceydi ama yanında olanlar vardı. “Daha önce hiçbir seçilmişin ağzından çıkmamış şeyle var yenge benimde ağzımdan çıkmayacaklar ama korkarım ilmen bir zorunluluk. Sözlerimi iyice anlamak zorundasın.” Gül’ün tüyleri diken diken olurken elindeki çatalı masaya bırakıp ellerini kucağına çekti. Asya’nın sesi çıkmıyordu ama her kelimeyi ruhuyla duymuş gibiydi. “Ben ilk seçilmiş değilim ama belki de son seçilen olabilirim.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE