Gül’ün kaşları çatılınca Asya açıklamaya çalıştı.
“Sana bir soru soracağım yenge, o yazdığınız tarihte kaç eksik seçilmiş var biliyor musun?” Gül yutkundu, bu nasıl soruydu böyle.
“ Çok değildir,” dedi dudaklarını bükerek biraz düşündü “Seçilmişler kendileriyle birlikte yazıyı da getirmişlerdi.” Kendinden emindi ama Asya ona gülümseyince içine bir kurt düştü.
“Yenge binlerce bin yıl önce de vardık, tarihimizde çıkan savaşları bilseydin dudakların uçuklardı.”
“Binlerce bin yıl mı?” dedi şaşırarak “Sen bunu nereden bilebilirsin, daha yeni seçildin!”
“Kesinlikle ben bunları siz bana öğretmeden bilemem yenge, gerçi bu kadarını siz zaten bilmiyorsunuz ama.” dedi ve kadına bakmaya devam etti “ben siz öğretmeden yazılı ya da yazısız neler olduğunu bilemem. Bildiğiniz tarihte ki tufanı, ayaklanmayı… Hiçbirini bilmem mümkün değil.”
“Asya!” masadan kalkıp ondan biraz uzaklaşarak “Sen neler söylüyorsun?”
“Karanlık hazırlığını tamamladı. Babam… Son seçilmiş ve diğerleri, hatta bu yeni halimle ben bunu iliklerimde hissediyorum yenge. Hazır değilim, hazır değiliz ve şimdi bir de bu sürpriz çıktı karşıma. Hiçbir seçilmiş kendi hayatı için endişe etmemişti benimde ölmekle ilgili bir sorunum yok.” Dedi derin bir nefes ciğerlerinden boşalırken devam etti “Daha o gece kaderimi kabullendim, itiraz etmedim. Hala pişman değilim ama ailem… Tüm örgüt olmadan hayatta olmamın hiç bir anlamı yok, eğer beni kabullenemeyeceklerse bunu onlardan istemeyeceğim. Ben ölürsem belki benden daha iyisi gelir ve yok olmaktan kurtulursunuz.”
“Böyle konuşmamalısın!” dedi ne düşüneceğini bilemeyerek. Kafası durmuş gibiydi Gül’ün, bunları örgüte anlatması gerekiyordu ama onu gerçekten dinleyecek birilerinin olup olmadığını ile bilmiyordu.
“Yenge eğer uzarsa, örgüttekilerin hakkımda ne düşündüklerinin bir önemi kalmaz tek şansınız ben olurum. Belki de görebileceğiniz son seçilmiş! Çünkü önümüzdeki bir varlık yokluk savaşı. Her birinizin henüz söz hakkı varken seçim yapmaları gerekiyor, bunu ellerinden alamam. Çünkü arkamı kollamak istemiyorum!” yüreği titredi “Amcam, ikinci babam… Ben o olmadan, ailem olmadan yapabileceğimi...”
Gül uzanıp onu yerinden kaldırdı ve kendine çekti sıkıca sarılırken verebileceği tesellisinin olmaması canını sıktı. Melike Hanımın attığı tokadın acısı kendi canını bile yakmıştı.
“Böyle konuştuğunu görmeyeceğim küçük hanım, sana yasaklıyorum! Sakın Uğur ve Güneş gelince onların yanında da böyle saçmalıklar konuşma, bir yolunu bulacağız tamam mı? Yalnız değilsin sen!”
Asya’nın yüzü solgun olsa da gözlerindeki ciddiyet Gül’ü onu dinlemeye itiyordu. Acısından öyle konuştuğunu varsaymak istiyordu ama değildi.
“Önce deneyeceğiz!” dedi “Önce elimizden gelen her şeyi deneyeceğiz!” sonra Asya’nın omuzlarından tuttu “Belki eğitime ihtiyacın yok ama bedenin çok zayıf şimdi karnın doyduysa aşağı inip evin çevresinde bacakların yanana kadar koşacaksın ardından Femi’nin gösterdiği hareketleri tekrar edeceksin,” deyip eliyle onu kışkışladı. Asya tam kapıdan çıkacakken “Asya,” dedi genç kız ona dönünce “on turdan önce bacaklarında tek bir kas ile isyan etmese iyi olur,” dedi. Genç kız ona gülümseyip dışarı çıkınca tezgâha yaslandı.
Çeşmeden doldurduğu bir bardak soğuk suyu kafasına dikti, bunun üstesinden gelmenin bir yolunu bulacaktı. Çarçabuk topladığı masanın ardından bulaşıkları yıkadı. İşi bitince genç kızın yanına inip onun çalışmasını takip etti. Genç kızın sırtından ter boşalıncaya kadar çalıştırdı, daha fazlasının faydası olmayacağına karar verdiğinde onu duş alması için eve gönderdi. Banyonun ve Güneş için hazırlanmış odanın yerini tarif etti. Orada kendisine göre kıyafet bulabilirdi. Evin etrafını ne olur ne olmaz diyerek kolaçan etti. Hiçbir şey yoktu.
Öğle yemeğinden sonra ki ekmek vermemişti zira Asya’ya meditasyon yaptırmak istiyordu. Güçlerine ne kadar erken kavuşursa o kadar iyi olacağı için bunun öncesinde basit bir iki yoga hareketi yaptırmıştı. Aslında daha ilkinde başarılı olması fazla iyimser bir düşünceydi ama Gül yine de ummuştu. Akşama doğru birlikte konserve yiyeceklerden oluşan bir yemek hazırlayıp sofraya oturdular. Asya ona ailesini sordu ve Gül’de uzunca onlardan bahsetti. İkisi de hiçbir şey olmamış gibi yapıyorlardı. Yatmak için yine salonu seçmişlerdi zira ikisi de bir diğerini gözden kaybetmek istemiyordu.
Asya’nın nefesleri düzenli bir hal aldığında yerinden kalkıp dışarı çıktı evin etrafında sessizce geniş bir daire çizdi. Kimsenin olmadığından emin olunca tekrar eve geldi ama uykusu falan yoktu. Asya’nın sözleri zihninde dönüp duruyordu. Düşünceler onu boğacakken kulağına bir uğultu geldi. Ses uzaktan geliyordu, kolundaki saate baktı gece yarısını geçmişti. Yüreği gürültüyle çarpmaya başladı Asya’yı uyandıracak oldu ama vazgeçti. Hemen sedirin altına sakladığı silahı çekip çıkardı, camdan yolu izlerken örgütten biri olmasın diye dua ediyordu. Kendi ailesine silah çekemezdi ama araba çıkıp içindekileri görünce eli titreyerek indi hemen. Aşağı koştu, araba durup da içindeki ikil çıkana kadar evden çıkmıştı bile.
“Anne!” diye seslenen Güneş’e sarıldı önce sonra yanına gelen oğlunu da aldı kollarının arasına.
“Deli gibi merak ettim sizi!” gözleri doldu onları kendine biraz daha çekti kendine.
“Anne, mesaj gelene kadar onu öldüreceğini düşündüm,” diyen Uğur’a gülümseyip kafasına yumuşakça vurdu ama genç adam aldığı eğitimin hakkını vermek ister gibi tekrar konuştu “O iyi mi anne?” gözleri evin kapısına kaymıştı çoktan.
“Uğur,” dediğinde her şeyi ona anlatmak istedi, oğlu sesindeki gerilimi hissedip gözlerini annesine çevirince şimdi sırası olmadığını hissedip gülümsedi “O gayet iyi merak etme canım,” dedi sonra derin bir nefes aldı “Sizi böyle zor bir durumda bıraktığım için üzgünüm,” deyip bir miktar uzaklaştı. Çocuklarının yüzlerini tararken endişeyle sordu. “İyi misiniz?”
“İyiyiz anne, merak etme.” Dedi Güneş “Asıl sen iyi misin? Abim söyleyince Asya’yı kurtarmaya çalıştığını, deliye döndüm. Neden tek başına yaptın öyle bir şeyi?”
“ Ben o an yapmam gerekeni yaptım, kurtlara atmak nedir?” dedi bir anda sinirlerine hakim olamayarak! Verdiği tepkiyi fark edince durakladı, normal zamanlarda değildi ve o an itiraz bile edememişti. “Onu babanızın gazabından başka türlü kurtaramazdım,” deyip kollarından çekti “yorulmuşsunuzdur içeri geçelim orada konuşuruz.”
“Ben arabadakileri alıp geliyorum anne,” diyen oğlunu başıyla onayladı. Eve geçtiklerinde sessizce onları Asya’nın uyuduğu salondan uzaktaki kendi yatak odasına götürdü. Uğur getirdiği malzemeleri mutfağa bırakıp yanlarına geldi.
“Sizi takip eden oldu mu?” diye sordu oğluna.
“Endişelenme anne burayı kimse bilmiyor, herkes senin Gürcistan’a gittiğini düşünüyor,” dedi oğlu. Sonra doğrudan konuya girdi “Anne ortalık çok karışık örgüt ikiye bölündü resmen. Omar, babama çok sert karşı çıktı ama Johan ve Linda, Asya’daki Avusturalya’daki gruplar Asya’yı kesinlikle istemiyor. Gerçi gruplar kendi içlerinde bile bölündü, bu görülmemiş bir karmaşa, Linda bağımsızlığını ilan etmeye hazırlanıyor. Johan o kadar ileri gitmiş değil ama onu mutlaka büyük küçük pek çok grup takip edecektir. Daha gün doğmadan Asya’yı aramaya başlamışlardı bile, boyut kapılarına adam diktiler. Fakat Femi ile bir olup diğerlerine haber göndermeyi başardık, tek şansımız diğerlerinin gelmeleri.”
Gül başını salladı, bunu bekliyordu tabi bu kadar şiddetli olmamasını ummuştu ama yine de o anda umut etmek ona güç vermişti. Diliyle dudaklarını ıslattı, kuruyan sadece dudakları değildi elbette.
“Babanız bana kırılmıştır,” dedi. Çocukluklarının gözlerine bakamadı.
“Bende ona aynı soruyu sordum,” dedi Güneş sonra oturdukları yatakta uzanıp ellerini tuttu “Çok kızdın mı anneme, dedim. O kadar öfkeliydi ki bana kızar sandım. Ama o gülümsedi anne, benim elimden o kızı kurtarabilecek tek kişi oydu, dedi. Kızdım, öfkeden köpürdüm, yanımda olmasını beklerdim ama o annen işte kızım. Ben ona gönlümü verdiğimde de böyleydi dedi. Kırılmamış annem sana ya, üzülme ne olur. Anne babamı kendine nasıl bu kadar aşık ettin, adamın en deli anında elindekini çekip aldın o bunu bile sevdi. Anlat bana sırrını da bende gelecekteki kocamı kendime böyle aşık edeyim,” deyince Uğur oturduğu yerden kardeşine canını yakmayacak ama onu oturduğu yerden yere düşürecek şekilde tepince Güneş’in çığlığı yankılandı. Uğur ona şşt deyip annesine Asya’nın nerede uyuduğunu sordu. Annesi salonda uyuduğunu söyleyince sessiz adımlarla oraya gitti. Uyanmış olacağını düşünerek kapının arkasından seslendi önce sonra kapıyı açmak için kulpu tutmuştu ki kapı açıldı.
Asya bir anda boynuna sarıldığında o da sıkıca sarıldı. Genç kızın sarsılan omuzlarına rağmen Asya ondan uzaklaşıp hızla ellerini hareket ettirmeye başladığında ikisini de sıkıca tuttu.
“Sakin ol canım, sakin ol her şey yoluna girecek.” Genç kız tekrar ellerini hareket ettirmek isteyince ona izin verdi.
“Kazasız belasız geldin,” dediğinde Uğur’a kedi yavrusu gibi bakıyordu.
“Sen beni mi küçümsedin bakayım, tabi ki kazasız belasız geldim Asya.” Genç kız ona tekrar sıkıca sarılınca o da ona sarıldı. Koridorda onları izleyen gözlerden habersiz sarıldılar.