Fırtına

2547 Kelimeler
“Ne düşünüyorsun?” diye sordu Güneş annesine, Uğur ve Güneşin çalışmalarını izliyorlardı. “Tanıdığımız Asya olmadığını,” dedi annesi dalgınca ve bu yeni Asya’nın içimizde nasıl bir yer tutacağını diye düşündü. Genç kız annesine bakınca annesi ona dönüp gülümsedi. “Anlat bakalım ay çiçeğim nasıl kaçtınız?” “Abim tam bir aksiyon adamı anne ama biraz babamın da parmağı yok değil hani,” annesi kaşını kaldırınca gülümsedi “herkes Asya’nın yanında senide arıyor anne,” annesinin akışlarına dayanamayıp kıkırdadı “çantamda yüklü bir miktar para buldum yola çıktıktan sonra, onu odamdan çıkarken görmesem kim olduğunu bilemezdim. Hoş Femi sayesinde oldukça yüklü bir miktar abimde vardı ama o işini hep garantiye alır bilirsin,” biliyordu elbette, başını sallayarak kızını dalgınca onayladı. “Birde bizim yola çıkmaya hazırlandığımız esnada babam eni ve abimi şehir dışında bir yere bakmaya gönderdi,” tekrar kıkırdadı “resmen evden postalandık.” “Öyleyse takip etmiş olmasın,” diye sordu endişeyle ama Güneş annesine gözlerin devirdi “Abim şehirden çıkmadan önce arabayı değiştirdi, üstümüzü bile değiştirdik hatta. Ben şehirden çıkana kadar arkada koltukların altında saklandım. Abim kontrol edilen tüm yolları biliyordu, riske atmadı yine de gelmeden başka bir şehre gidip ondan sonra buraya döndük ve geldiğimiz yollarda hep ilçe yoluydu anne.” Gül başını salladı, Halit gerçekten çocukları göndermiş olmalıydı. Üstelik oğlu diğer seçilmişlere haber uçurmuştu sadece onlar gelene kadar idare etseler yetecekti. Belki Asya’yı gözden çıkarabilirdi örgüttekiler ama diğerlerinden kopmayı göze alamazlardı. Her şeyden önce pek çok açıdan diğerlerine bağımlıydılar. İnsanlar büyü yapamaz doğal olarak kimsenin zihninden geçenleri bilemezlerdi. Işık üretemezlerdi… Seçilmişler geldiğinde hepsi geri adım atacaktı, mecburdular. Gözleri evin önünden koşarak geçen ikiliye kaydı, Uğur eğitici rolünü hemen üstlenmişti ve halinden gayet memnun görünüyordu, arada genç kızla dalga geçiyor onu yaşadığı şeylerden uzaklaştırıyordu. Gelmeden önce çocukları bolca alışveriş yapmışlardı, üstelik Uğur Asya’yı unutmamıştı ona da alış veriş yapmış kızın eksik olabilecek her şeyini düşünmüştü. Gelir gelmez nöbet işini de üstlenmek istemişti ama Gül yol yorgunu olduğunu söyleyerek onu reddetmişti. Güneş hemen ona ayrılan odaya gidip yatıp uyurken Uğur annesinin geçici yerini, salonu yani Asya’nın odasında uyumayı tercih etmişti. “Sence…” dedi ama sonra vazgeçti “öğle yemeğinde ne yiyelim ay çiçeğim?” “Köfte patates yiyelim anne,” diye neredeyse miyavladı Güneş. Gül ona gülüp dolaptan kıymayı çıkardı. “Salata sende ama küçük hanım,” söyledikleriyle Güneş’in yüzü düşünce güldü. Anne kız birlikte yemek yapmaya koyuldular, onların işi bittiği sırada evin giriş kapısı açıldı, merdivenden paldır küldür çıkan ayak seslerini duydular. “Yemek hazır çocuklar elinizi çabuk tutun,” diye seslendi Gül “sofrayı hazırlamaya başlıyoruz.” “Tamam anne, odandaki banyoyu kullanabiliyor miyim?” “Kullanabilirsin canım,” diye seslendi. On dakika sonra sofraya oturmuşlardı. Yorulmuş olacaklar ki ikisi de yemeklerini hızlı hızlı yiyorlardı. “Yavaş çocuğum, arkanızdan atlı kovalamıyor,” dedi. “Abim canımı çıkardı yenge,” dedi Asya elleri bile hızlı hareket ediyordu “yaşayabilmek için yiyorum.” “Konuşma, resmen un çuvalı gibi anne. Bu nasıl seçilmiş hayretler içinde kaldım,” dedi cık cıklayarak. Asya koluna vurunca gülüp saçını karıştırdı. Genç kız ona ters ters bakınca Gül araya girdi. “Yemeğinizi yiyin beni kızdırmayın,” dedi. Oğlu hemen ona gülümseyip yemeğine döndü Asya’da aynı hızda yemeye devam edince iç geçirdi. Sabahtan beri çalışıyorlardı. “Asya bu gün de meditasyon yapmanı istiyorum çok yemesen iyi olur,” dedi. Genç kız onu başıyla onayladı, gerçi tabağına pek bir şey almamıştı ama acıktığı ortadaydı. Bol bol salata yiyordu, başka bir zaman olsa onun bu dikkatine gülümserdi ama şimdi anlayışı için nedense minnettar hissediyordu. “Meditasyonu dışarıda yapabilir miyim?” diye sorunca onu başıyla onayladı. “Temiz hava odaklanmanı hızlandırabilir canım,” Asya gülümseyerek tekrar tabağına döndü. “Uğur, biz meditasyon yaparken siz evin etrafını kolaçan edin sizde Güneş’le.” “Olur, gerçi Güneş engebeli arazide yürüyebilir mi emin değilim ama neyse idare edeceğiz,” dedi. Şimdi de Güneş’le uğraşıyordu, onun bu keyifli hali Gül’ün içini çekmesine neden oldu. “Yok canım,” diye yükselen sesle Asya ve Uğur kıkırdadılar. Gül başlayan tartışmayı bu sefer bölmedi, böyle neşeli olmalarını tercih ederdi. Hem artık umutsuz da değildi. Seçilmişler bu işi çözerlerdi. Akşam Uğur olanı biteni Asya’ya da anlatmıştı, annesi sabahı beklemesini söylese de Uğur, onun seçilmiş olduğunu hatırlatıp bilmeye hakkı olduğunu söylemişti. Genç kızı olduğu makamda gören tek kişinin oğlu olduğunu düşünmüştü Gül. Oğlu haklıda çıkmıştı, Asya onu dikkatle dinlemişti. Gözleri tekrar iki kardeşin atışmasını keyifle izleyen Asya’ya odaklandı. Dünden beri daha neşeliydi ve daha yaşına uygun hareket ediyordu. Öğlen anlattıkları aklına gelince ürperdi Gül, her şeyi bildiğini, örgütteki kimsenin bilmediklerini bildiğini ima etmişti. Binlerce bin yıl diye düşündü, bu nasıl mümkün olabilir? Eline kapanan elle irkildi, elin sahibini görünce tüyleri diken diken oldu. Asya ona uzanmış soru dolu gözlerle bakıyordu. “İyiyim tatlım, dalmışım sadece endişelenme,” dedi. Genç kızın elini sıkıp bıraktı. Asya elini çekse de Güneş ve Uğur susmuşlar ona bakıyorlardı. “Dün anlattıklarınızı düşünüyordum dalmışım çocuklar, gerçekten iyiyim,” dedi. Sessiz geçen yemekten sonra Asya ve Güneş mutfakta kalırlarken Uğur Annesiyle salona geçmişlerdi. İki genç kızın tam vaktinde barışan yıldızlarına şükretti Gül, yoksa şuan ne yaşıyor olacaklarını düşünmek bile istemiyordu. Her zaman ailesine fazlasıyla düşkün olan kızına üzülse de bir gün onun da biraz daha anlayışlı olacağını biliyordu. Evde üstü kapalı yapılan kıyaslamanın elbette kendisi de farkındaydı. Güneş bunun altında çok uzun yıllar ezilmişti. Üstesinden gelmesi ise merhametiyle olmuştu, deli doluydu lafını esirgemezdi ama Asya’nın ona nasıl özendiğini ve onunla arkadaş olmaya çalıştığını görebilmişti. Büyüdükçe onun sadece babasız değil annesizde olduğunu fark etmişti. Bu yüzden belki de küçükken babasına düşkün olsa da Asya’nın annesini gördüğü yazları hep annesine daha bir yakın olmak istiyor, sık sık Gül’e sarılıyor onunla vakit geçirmek istiyordu. O zamanlar Asya’ya yumuşasa da konu ne zaman Asya’nın derslerinden açılsa Güneş köpürüyordu. Sertleşiyor onu yanında görmek bile delirmesine neden oluyordu. Acaba şimdi Güneş’e ne yaptıklarını fark edebilecekler mi? Düşüncesine göz devirmekle yetindi, keşke bunlar yaşanmasaydı da onlar ne yaptıklarını varsın fark etmeselerdi. Kalpteki sevginin yerini bir anda böylesi büyük bir nefretin alması Gül’ü korkutmuştu. “Endişe etme artık,” dedi oğlu, anlaşılan yine dalmıştı. “Öyle ani ve öyle sert bir değişim oldu ki hazmedemiyorum Uğur. Endişe ettiğimden değil, Seçilmişler öyle ya da böyle bu meseleyi çözeceklerdir,” dedi. Genç adam onu başıyla onaylayınca Gül ona dikkatle baktı. “Asya çok farklı değil mi? Seçildiği andan itibaren günden güne olgunlaşıyor sanki,” dedi. Uğur başını salladı. “Öncesinde olduğu kadar teselli istemiyor ya da geldiği gün ki kadar sevgiye muhtaç değil,” dedi. “Hep öyle olmamış mı zaten seçildikten sonra insanların içinden başka, daha olgun biri çıkmamış mı? Asya’da zamanla daha olgun birine dönüşecek,” dedi. Gül oğlunu şüphelendirmek istemiyordu, pencereden dışarıya baktı ve dalgınca mırıldandı. “Öyle güzel ki, seçilmeseydi daha mutlu olacağını düşünmeden edemiyorum. Kim bilir belki seneye kalbinde biri olurdu, sever sevilir daha mutlu olurdu,” dedi ve oğluna baktı. O da pencereden dışarıya bakıyordu. Yemi yutmuş muydu? Gül devam etti. “Mutlu bir hayat yerine böylesi bir sorumluluk taşıyacak olması beni üzüyor.” “Seçilmesi sevmesine ya da sevilmesine engel değil ki anne?” dedi genç adam, düşünceliydi. “Bu olay çıkmasaydı büyük aileler onu kendi ailelerinden biriyle evlendirmek isteyecekti Uğur. Amcandan sonra onun dışarıdan birini sevmesine izin vermezlerdi. Sen Johan’ın seçtiği korumaya hiç mi dikkatli bakmadın. Eminim o adam ailesi içinde ki en gözde bekârı seçip göndermiştir.” Uğur’un kaşları çatılmıştı. Annesine dönmüş onu dikkatle dinliyordu. Gül acele etmek istemiyordu ama kızlar her an ellerinde çaylarla odaya girebilirlerdi. “Seçilmişler bu sorunu çözünce kimse o adamın kanını ailesine karıştırmak istemeyecektir artık ama yine de Asya’nın kiminle evleneceğine onların karar vereceğine eminim,” deyip iç çekti. “Buna izin vermem anne,” diyen oğluna acı dolu bir bakış sundu. “Artık onun akrabası değiliz Uğur, babanın yeri bile sorgulanacak ve her küçük aile gibi diğerlerinin kararına uyması istenecek. Üstelik artık Asya hakkında söz sahibi de olamayacak. Gerçi bunu umursayacağını ile sanmıyorum ama o bile karışmak istese bunu yapamaz. Sen ben hiç yapamayız oğlum,” dedi. Uğur’un bakışları derinleşmiş kafası karışmış gibiydi. Söylemesi gereken tek şey abisi olduğuydu ama Uğur’un aklına bu geliyormuş gibi durmuyordu. “Yine de dinletmenin bir yolunu buluruz,” diyen oğluna başını sallamakla yetindi. Kurulda kendi aileleri gibi küçük ailelerin söz sahibi olmalarının iki yolu olduğunu elbette oğlu da biliyordu. Kan bağlarının olmadığı gün gibi aşikârdı artık. Diğer seçenek ise evlilik bağıydı… Açılan kapıyla ikisi de o yöne döndüler gelen çay ve keki görünce Gül gülümseyip kızının getirdiği çaya uzandı. Bu sırada Asya’da yanına kek tabağı koymuştu. Uğur’un genç kıza attığı kaçamak bakışlardan ne çıkarmalıydı? Çaylarını çerlerken de sessiz kaldı Uğur. Gül ona hiç dokunmadı, düşüncelerini bölmedi. Eğer bir şeyler varsa şimdi ortaya çıkması iyi olurdu. Sonra her şey için geç olabilirdi. Oğlunun pişman olmasındansa emin olmasını yeğlerdi sonuçta. Gül ve Asya evden çıkıp bahçede dün ki gibi yoga yaptılar önce, onlar meditasyon yapmaya hazırlanırlarken oğlu ve kızı evden çıkıp ormana girmişlerdi. Uğur’un kafası allak bullaktı, annesi Asya’nın ne kadar küçük olduğunu görmüyor muydu? Niye böyle bir konuyu kafasına takıyordu ki? Arkasında ona yetişmeye çalışan kardeşinin derin nefeslerini duyuyordu. Uğur yirmi dört yaşındaydı, daha kendisi bile ciddi bir ilişki düşünmüyordu oysa Asya çok küçüktü. Gerçi Asya ergenliğin en yoğun hissedildiği yaşlardaydı önüne çıkan birine aşık olabilir ve erken bir evlilik yapabilirdi. Hele şimdi böyle şiddetli bir reddedilişten sonra diye düşündü. Aklına Stewen ve onun cana yakın hareketleri gelince annesine hak vermeden edemedi, Johan genç kızı kendi ailesine katmaya çalışıyor olmalıydı. Sertçe nefes verirken olduğu yerde durdu, kafası çok doluydu. Annesi artık Asya’yı öz babasından dolayı istemeyeceklerini söylemişti ama kim bilir kurulda söz hakkı isteyen küçük bir aile bunu o kadar da umursamayabilirdi. Asya’nın onu sevmeyen biriyle evlendiğini düşündükçe öfkeleniyordu. Daha önümüzü bile göremiyoruz dert ettiğimiz şeye bak diye düşündü. Kardeşi nihayet ona yetişmiş ve kolundan tutunup ona yaslanmıştı. “Bana bu kadar yürüyeceğimizi söylememiştin?” diye sitem eden kardeşine baktı, öyle küçüktü ki… “Sevdiğin biri var mı Güneş?” diye sordu nedensizce. Genç kız kafasını kaldırıp ona baktı. “Hayırdır gidip dövecek misin?” genç adam şaşkınlıkla ona baktı. “Ne yani var mı?” dedi sesinin istediğinden biraz yüksek çıkmasına sinirlenerek daha dikkatli ir tonda devam etti “Yaşın daha ne kadar küçük farkında mısın?” genç kız önce ona göz devirdi ardından hülyalı bakışlarla onu cevapladı. “Ama abi Oğuz o kadar mükemmel ki, ona nasıl aşık olunmayacağını bu fani beynimin algılaması mümkün değil,” dediğinde Uğur iyice sinirlendi. “Kim bu Oğuz kendi sınıfında mı? Eve dönünce bana onun numarasını veriyorsun Güneş!” “Onun numarası sendede var abi,” deyip kıkırdadı “hatta bende numarasını senden aldım.” “Ne diyorsun sen Güneş? Ben nereden tanıyacağım senin sınıf arkadaşını?” güneş ellerine beline attı. “O benim sınıfımda değil ki, keşke olsaydı ama maalesef değil. En senin arkadaşın Oğuz’dan bahsediyorum,” bakışları yine hülyalı bir hal aldı öyle ki Uğur gözlerinde yıldızların yanıp söndüğünü gördü ama kendisinde gök taşı yağmuru başlamıştı. Oldukça sıcaktı! “Siz Oğuz’la, benim arkadaşım senin abin Oğuz’la sevgili misiniz?” öyle sakin sormuştu ki sesinden akan düşmanlığı ormandaki kurtlar kuşlar bile anlamış olmalıydı. “Şuan da değiliz ama gelecekte öyleyiz abiciğim,” dedi ve önden yürümek için adım attı. Uğur bir an ne düşüneceğini bilemedi. Aşık olmasını kesinlikle istemiyordu ama elin ne idüğü belirsiz ama kesinlikle zibidi olan oğlundansa Oğuz’a aşık olmasını yeğlerdi. “Oğuz’un bundan haberi var mı?” dedi neredeyse küçümseyerek. Genç kız sesindeki küçümsemeyi elbette hemen anlamıştı. “Birkaç kere evlenme teklif ettim ama henüz ciddiye aldığını sanmıyorum,” dedi sonra kendinden emin bir şekilde devam etti “Ama büyüyorum ve bir gün o da büyüdüğümü istemese bile fark edecek!” Evet, diye düşündü evimde burnumun dibinde bir fettan yetişiyor. İç çekip genç kızın arkasından yürürken sanki önemsiz bir şeymiş gibi sordu. “Asya’nın da böyle aşık olduğu biri var mı?” Güneş ona omzunun üstünden şöyle bir bakıp önüne döndü ama o bakışlarda yirmi şeytan pırıltısı gördüğüne yemin edebilirdi Uğur. “Barıştığımız gece biraz dertleştik,” dedi elini şöyle bir sallayarak sonra omuz silkince Uğur içinden sabır çekip e diye sordu? “Yani,” dedi Güneş biraz uzatarak sonra sanki çok önemsiyormuş gibi hızlıca konuştu “bu onun özeli abi, şimdi bana kırılır falan sen iyisi mi ona sor,” dedi. “Ne yani sevdiği biri mi var?” yeniden köpürüyordu. “Ben öyle bir şey demedim,” dedi Güneş umursar gibi durmuyordu. “Kim, İstanbul’da mı?” “Öyle bir şey de demedim,” dedi. Uğur ona gıcık olmaya başlamıştı. “Güneş sana soruyorum cevap ver! Sınıfında mı?” “Aslında abi,” deyip ona sır verir gibi sesini alçalttı ve arkasını dönüp ters ters yürümeye başladı. “Buradanmış yani buradan derken Kastamonu’danmış,” dedi ayağa takılıp düşecekken Uğur uzanıp onu tuttu. “Nasıl yani,” dedi “onu tanıyor muyuz?” “Vallahi orasını bende öyle anladım, özellikle bana asla söyleyemezmiş. Bir ara sana aşık zannettim, sonuçta abimsin falan ama hani benim kadar olmasa da bir karizman var yani,” dedi. Uğur bir an ne düşüneceğini bilemedi. Güneş ona dikkatle bakıyordu yüzünü sabit tutmaya çalıştı ama Asya gerçekten ona mı aşıktı şimdi? İyi de örgüt onları onaylar mıydı? “İnanmıyorum abi!” diyen Güneş’in gözleri hayretle açılmıştı. “Şu yüzünün aldığı hale bak, demek Asya sana aşık olsa bu kadar sevineceksin ha?” Uğur ikinci defa ne diyeceğini bilemedi oyuna mı gelmişti yani? “Saçmalama Güneş, adam gibi doğruyu söyle!” “Senin ona ilgin mi var bakıyım?” bir anda sorgulayandan sorgulanana nasıl dönmüştü? “Ne alakası var Güneş, daha çocuksunuz siz farkında mısın?” “Oğuz’da aynı şeyi söylüyor,” diyen kız kardeşine göz devirip yürümeye başladı. Kiminle uğraşıyordu? “Abi daha yeni barıştık, samimiyet merdiveninin basamaklarını daha o kadar tırmanmamıştık nereden bileyim ben? Ama var sende bir şeyler,” diyen kardeşini umursamamaya çalıştı. “Güneş kafanda yazıp bozuyorsun, benim kafamda öyle bir şeyler yok!” dedi sakin olmaya çalışarak. “Tabi şekerim, yalnız külahım o tarafta değil bu tarafa konuş lütfen.” “Hadi Güneş oyalama beni,” derken bu konuyu gerçekten kapatmak istiyordu. Bir yandan etrafı kolaçan etmek diğer taraftan sessizce Güneş’e laf yetiştirmeye çalışmak kolay değildi. “Küçük değil,” diyen kardeşinin sesi belki daha olgun çıktığından belki de sesindeki ciddiyetten durup ona döndü “yani sana göre diyorum abi otuzunda değilsin. Alt tarafı yirmi dört yaşındasın ve bu seni kocamış bir ihtiyar yapmıyor. Altı yedi yaşı çok da büyütme gözünde,” dedi sonra aceleyle kendini düzeltti “hani aklında yok tabi ki ama eğer kalbinde bir şeyler varsa onun için diyorum!” sonra iç çekti “Oğuz beni ne zaman fark edecek acaba? On yedi yaşımı beklemem gerekiyorsa bunu seve seve yaparım biliyor musun?” diyen kardeşine güldü. “Gel buraya seni küçük manyak,” deyip koltuğunun arasına aldı. Birlikte etrafı sessizce iyice tarayıp eve döndüklerinde ikiliyi derin bir meditasyonun ortasında buldular. Sessiz adımlarla onlardan uzak ir mesafeden eve doğru yürümeye başladıklarında bir şey oldu. Asya gözlerini açıp doğruca Uğur’un gözlerine baktı. Yüzüne yayılan gülümseme genç adamın yutkunmasına neden oldu. Sahi aklında olmayan kalbinde olabilir miydi? Başını sallayıp genç kıza gülümseyerek el salladı. Güneş’in kıkırdamasını umursamadan ona doğru yürümeye başladı. Asya’da ayağa kalkıp ona doğru yürümeye başladı. Yan yana geldiklerinde onun bir şey söylemesine izin vermeden kendisine çekip sarıldı. “Endişelenme, asayiş berkemal,” dedi. Aslında içinde korkunç bir fırtına kopmuştu az önce, göz gözü görmüyor, tüm yapılar parçalanıyor, her yer içine akan sıcak bir sıvıyla yıkanıyordu. Uğur yutkundu, fırtına dindikten sonra neler olacağından ölesiye korkuyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE